Gözlerimi açtığımda, odanın camlarından sızan gri sabah ışığı, yabancı bir tavanı aydınlatıyordu. Beynim odayı, ardından dün geceyi ve Aras’ı işlerken, vücudumdaki her kas ve sinir teli sızlıyordu. Özellikle bacaklarımın arası... Ağrı vardı, evet, ama garip bir şekilde, bu ağrı gurur kırıcı değildi. Aksine, bir savaştan çıkmış olmanın, ona ait olmuş olmanın izlerini taşıyordu.
Yanımda, mermer heykeli andıran o çıplak vücut yatıyordu. Aras. Sakin, derin bir nefes alıp veriyordu. Uyurken bile yüzündeki keskin hatlar, dudaklarının kenarındaki o mağrur ifade kaybolmamıştı. Ona baktığımda, dün geceki teslimiyetimin ağırlığı göğsüme oturdu. O, sadece bedenime değil, yıllardır kilitli tuttuğum irademe de sahip olmuştu.
Elimi yavaşça, titreyerek göğsümün üzerine koydum. O anda aklıma Eray geldi. Eray’ın güvenli, sıcak ve masum dünyası. Onun bana olan inancı, sevgisi… Ona ihanet etmiştim. Üstelik bu ihanet, sadece fiziksel bir eylem değildi; ruhumun, en karanlık arzusunun peşinden gitmesiydi. Bir anlık pişmanlık, soğuk bir dalga gibi içimi kapladı. Ona ne söyleyecektim? Aras’ın gölgesi üzerimdeyken, Eray’ın kollarına nasıl dönecektim?
Kıpırdandım. Ağrı, beni yerimde tutmaya çalışırken, Aras’ın kolu aniden belime dolandı.
“Kaçmaya çalışma,” diye mırıldandı, sesi uykudan boğuktu ama tehditkârdı.
Gözleri hâlâ kapalıydı ama eli beni kendine doğru çekmeye başlamıştı. Ağrıya rağmen, tenimin onun dokunuşuna verdiği anlık tepki beni dehşete düşürdü. Gözlerim istemsizce kapandı, yatağın çarşaflarına tutundum.
“Ağrın var,” dedi, dudaklarını boynuma gömerek. O an, sahiplenmenin sıcaklığını hissettim. Bu, nazik bir dokunuş değildi; “Artık benimsin” diyen bir mühürdü.
Gözlerimi açtım. “Sana söz vermiştim. Şimdi… lütfen, Eray’ın işinden ve benim hayatımdan uzak dur.”
Aras hafifçe güldü. Gözlerini açtı. Okyanus kadar karanlık gözleri, pişmanlığıma inat, zafer ve arzu taşıyordu.
“Söz mü?” diye fısıldadı. Elini çeneme yaklaştırdı. “Ben senin odaya girdiğinde teklifini reddettiğimi söylemiştim, Yasmin. Ben, yarım iş bırakmam. Bu gece, sadece başlangıçtı.”
Bu cümleyle, tüm umutlarım paramparça oldu. Bırakmayacaktı. Hiçbir zaman.
Aras beni yavaşça altına çekti. Ağrı bir an için yeniden yükseldi, ama o, acıyı bastıracak kadar yoğun bir arzuyla dudaklarıma yapıştı. Bu öpücük, dünden daha farklıydı. Daha deneyimli, daha aç ve sadece beni hedefleyen bir yoğunluktaydı. Parmakları, vücudumda gezindi; dün gece utançla kapattığım her noktaya dokundu, her birini ezberledi.
“Bana bak,” dedi. “Eray’ı düşünme. Sadece benim sesimi duy, sadece benim dokunuşumu hisset.”
Elleri kalçalarımın altından beni havaya kaldırdı. Sızlayan noktamıza, yavaşça yeniden girmeye başladı. Bu kez acı değil, saf bir zevk dalgası tüm vücudumu ele geçirdi. İçimden bir inleme kaçtı.
“Evet, Yasmin. Adımı söyle.”
Dudakları boynuma, köprücük kemiğime indi. Vücudumun ona verdiği tepki, mantığımı tamamen susturdu. Dün gece korktuğum şey, şimdi istediğim tek şeydi. Aras'ın kontrolü, beni utanç ve pişmanlıktan uzaklaştırıp, yalnızca hissetmeye zorluyordu.
Hızlandı. Gözlerim kapandı. Karanlık ve zevk arasında sıkışıp kalmıştım. Aras’ın kalçamı tutuşu, beni zevkin doruklarına çıkartan her hareketi, "sen benimsin" diye haykırıyordu.
Art arda gelen orgazm dalgaları, bilincimi yitirmeme neden oldu. Boğazım yırtılırcasına onun adını haykırdım. O an, Aras'ın istediği her şeyi vermiştim: Bedenimi, sesimi ve adımı.
Nefes nefese kaldığımızda, Aras başını boynuma yasladı. Vücudunun ağırlığı, kalbimin çarpıntısıyla birleşti.
“Gördün mü?” diye fısıldadı. “Eray’ın yanında böyle hissetmeyeceksin, Yasmin. Sadece benimle gerçek olabilirsin.”
Kendimi ondan ayırmaya çalıştım. Ama kolları bir mengene gibi beni tutuyordu.
“Beni bırakmayacaksın, değil mi?” dedim, sesim yorgunluk ve hayal kırıklığıyla doluydu.
Aras, saçlarıma bir öpücük kondurdu.
“Hayır, Yasmin. Asla. Sen benimsin. Ve ben, ait olduğum şeyi asla kaybetmem.”
Artık labirentin merkezindeydim. Ve Aras’ın kollarında, bu labirentten çıkmak için savaşmak yerine, içinde kaybolmayı seçtiğimi acı bir şekilde fark ettim.
Uyanışım, bir kâbusun sonundan farksızdı. Vücudumun her santimi, dünkü yoğun teslimiyetin kanıtını taşıyordu; yorgunluk ve tatlı bir ağrı. Gözlerimi açtığımda, yanımda uyuyan Aras’ın varlığı hem huzur verici hem de korkutucuydu. Dün gece olanlar… ne bir rüya ne de bir kaçıştı. Gerçekti. Ve şimdi, o gerçeğin izlerini silmem gerekiyordu.
Sırtımı yavaşça Aras’ın vücudundan ayırdım. Çarşafların üzerindeki o koyu lekeyi görmemek için dua ettim, ama tabii ki oradaydı. İlk teslimiyetimin sessiz kanıtı. O leke, benim Eray’a olan bağlılığıma, masumiyetime ve en önemlisi, Aras’a direncime dair son kalıntıydı. Bunu kimse görmemeliydi.
Titreyen ellerimle yataktan kalktım. İlk adımım sendeler gibi oldu. Ağrı dayanılmaz değildi, ama yeniydi. Gözlerimi kanıtın üzerinden ayırmadan yavaşça lekeye doğru eğildim. Onu hemen yok etmeliydim. Çarşafı yatağın altındaki zemine hızla çekmeye çalıştım.
Tam o sırada, Aras’ın sesi odayı bir fısıltı gibi ama demirden bir halka gibi sardı:
“Dokunma.”
Gözlerim irkildi, nefesim boğazıma takıldı. Dönmeden bile, gözlerinin kapalı olmadığını biliyordum.
“Bırak beni,” diye tısladım. “Bunu kimse görmemeli.”
Aras, tek bir hareketle yatakta doğruldu. Çıplak, güçlü vücudu sabahın alacakaranlığında bir gölge gibiydi. Keskin bakışları önce benim üzerimde, sonra o lekenin üzerinde gezindi. Yüzünde ne şefkat ne de pişmanlık vardı. Yalnızca sahiplenmenin doymuşluğu… ve yeniden uyanan arzu.
“Ne var bunda utanılacak?” dedi alayla. “Bu, benim eserim. Senin bana ait olduğunun en güzel kanıtı. Onu yok etmeyeceksin, Yasmin.”
O an bir güç gösterisi yapmak istedim, ona karşı koymak… ama vücudumun titremesini durduramıyordum.
Aras, yavaşça yataktan indi. Adımları bana doğru yaklaştığında, vücudumdaki her sinir teli gerildi. Durdu. Aramızdaki mesafe bir soluk kadardı.
“Git,” dedim fısıltıyla. “Banyo yapmam gerek.”
Aras gülümsedi. Alaycı değil, daha çok karanlık bir şefkatle gülümsedi.
“Gideceğimizi kim söyledi?”
Kolumdan tuttu. Bu kez nazikti, ama kaçış olmadığını biliyordum. Beni yavaşça, neredeyse taşıyarak banyoya yönlendirdi. Banyosu, evin kendisi gibiydi; siyah mermer, cam ve soğuk bir lüks. Büyük, derin küvet buğulanmaya başlamıştı bile.
Beni aynanın karşısına bıraktı. Gözleri, aynadaki yansımamızı inceledi. Çıplaktık. Benim utançtan kızarmış, yorgun vücudum ile onun pürüzsüz, bronz teni yan yanaydı.
“Bana bak,” dedi aynadaki yansımama. “Sana dokunan, sana sahip olan adamı gör. Ve utanma. Asla.”
Aras, küvete yaklaştı ve suyun sıcaklığını kontrol etti. Sonra bana döndü. Bakışları, bacağımın içindeki o narin bölgeye odaklandı. Gözlerini kaçırmadı, sanki en mahrem yerimi ezberlemek ister gibiydi.
“Senin ağrını, benim temizlemem gerek,” diye fısıldadı.
Kıyafetlerimizden kurtulmakta zorlanırken, o şimdi vücudumu yeniden keşfediyordu.
Ellerini belime doladı, beni küvete doğru yönlendirdi. Küvetin içine ilk adımımı attığımda sıcak su, sızlayan bölgelerimi rahatlattı. Geriye yaslandım, gözlerimi kapattım.
Aras, arkamdan küvete girdi. Sırtım onun göğsüne yaslandığında, teninin sıcaklığını ve sertliğini hissettim. Elleri, banyodan aldığı yoğun kokulu sabunu aldı. Önce saçlarımı yıkamaya başladı. Parmakları saç diplerimde dolaşırken, gözlerimi kapattım. Bu, beklenmedik bir hizmetti.
“Eray’ın sana hiç böyle dokunmadığını biliyorum,” dedi, sesi kulağımın dibindeydi. Sözleri, sabun köpükleri gibi zihnimi kaplıyordu. “O, seni kırmaktan korkardı. Ama ben… senin sınırlarını yıktım. Ve sen, bundan zevk aldın, değil mi, Yasmin?”
Cevap veremedim. Cevabım, dudaklarımın arasından çıkacak bir inleme olurdu.
Aras, saçlarımla işi bittiğinde başımı geriye yasladı. Elleri, sabunla kaplı vücudumda yavaşça aşağı inmeye başladı. Omzumdan, kolumdan… ve sonunda göğüslerime ulaştı.
Başparmağı, hassas uçlarımı nazikçe okşadığında, içimde yeni bir arzu dalgası yükseldi.
“İçindeki her şeyi temizlemeliyim,” diye mırıldandı. “Eray’ın gölgesini, korkunu, pişmanlığını…”
Elleri, karnımdan aşağı, ağrının ve zevkin buluştuğu yere ulaştı. Oraya dokunduğunda istemsizce bacaklarımı kapattım.
“Hayır,” dedi, sesi emir doluydu. “Benden bir şey saklama. Bana her şeyi göster.”
Bacaklarımı ayırdı. Parmakları, en mahrem noktamdaki hassas teni okşarken, içimdeki sızı yavaşça yoğun bir zevk hissine dönüştü. Küvetin içindeki su ısınıyor muydu, yoksa bu benim vücut sıcaklığım mıydı, bilmiyordum. Ama o anda, Aras’ın vücudunda bir gerilme hissettim.
Arkasında, sırtıma dayalı çıplak teninde bir sertleşme hissediyordum. Boynuma eğildi.
Nefesi hızlı ve sıcaktı.
“Seni temizlerken bile, sana yeniden sahip olmak istiyorum, Yasmin,” diye hırıltı çıkardı. “Bu, beni delirtiyor. Bir kadının masumiyetini benden aldığını biliyorum… ama şimdi seni bu suyun içinde istiyorum. Hemen şimdi.”
Sesi, küvetin duvarlarında yankılandı. Vücudu, beni sımsıkı sardı.
“Benimle ne yapıyorsun?” diye fısıldadım, kendi sesimi zor duyarak.
“Sana sahip oluyorum,” dedi. “Her an, her saniye. Bedenin, zihnin… her şeyin bana ait olana kadar.”
Eli, beni tahrik etmeye devam ederken, o, kendini daha fazla kontrol edemedi. Hızla küvetten çıktı. Su damlaları siyah mermerin üzerinde kayarken, o anda ne kadar vahşi ve kontrol edilemez olduğunu bir kez daha gördüm.
Banyodan bir havlu alıp bana uzattı.
“Çık,” dedi, sesi yorgun ama arzudan titriyordu. “Yoksa bu banyoda, kirli bir zevke daha teslim olacağız.”
Küvetten çıktım. Havluyu vücuduma sardım. Utanç ve yeni keşfedilen zevkin karışımıyla doluydu içim.
Aras, bana bir an bile bakışlarını ayırmadan, banyonun kapısını gösterdi.
“Şimdi giyin. Seni evine bırakacağım.”
“Gitmem gerekiyor,” dedim, sanki bu kelimelerle Eray’ın dünyasına geri dönebilecekmişim gibi.
Aras gülümsedi. Omuz silkti.
“Git, Yasmin. Ama şunu bil: Sen artık benim izimi taşıyorsun. Ve ben, geri gelmeden durmayacağım.”
O gün, o evden ayrıldım. Ama ruhum, Aras’ın kanıtını silmeye çalıştığım o banyoda, onun sertleşmiş vücudunun sıcaklığı ve yoğun arzusu arasında kalmıştı. Ve biliyordum ki, bu temizlik, sadece tenimeydi. İçimdeki kirli zevk, artık Aras’a aitti.
🌫️
Aras’ın kalesinden ayrılırken, üzerimde sadece eski kot pantolonum ve salaş hırkam vardı; ama ruhum çıplaktı. Geceden kalan titreme ve kasıklarımda zonklayan tatlı ağrı, dün gece yaşananların tek fiziksel kanıtıydı. Aras’ın beni bırakmayacağını biliyordum.
Sözleri, bir lanet gibi zihnime kazınmıştı: “Sen artık benim izimi taşıyorsun.”
Şimdi, Eray’ın kapısının önündeki bu sıradan, huzurlu dünya, bana sahte ve boğucu geliyordu. Anneme, bir arkadaşımda kaldığımı söylemiştim. Eray’a ise… ona hiçbir şey söyleyemezdim. Yalanlarımın ağırlığı midemi buruyordu.
Ertesi sabah ofise gittiğimde, her zamanki gibi erkenciydim. Aras’ı görmeden, o karanlık enerjinin beni sarmalamasına izin vermeden bir gün geçirmeyi umuyordum. Ama elbette bu, naif bir hayaldi.
Masama oturduğumda, bilgisayarımın yanında katlanmış bir zarf buldum. Zarfın üzerinde el yazısıyla sadece adım yazıyordu: Yasmin. Yutkundum. Bu onun imzasıydı.
Zarfı açtım. İçinde, yüksek çözünürlüklü, siyah beyaz bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta ben vardım. Geceliklerle, uyurken… Eray’ın ailesinin evindeki yatak odamda. Fotoğrafın kenarına, Aras’ın tanıdık, keskin el yazısıyla bir not iliştirilmişti:
“Sana sadece ait olduğunu hatırlatmak istedim. Ve unutma: Uyurken bile, seni izliyorum. – Aras”
Soğuk bir ürperti tüm vücudumu sardı. Bu bir tehdit değildi; bu, bir sahiplenme manifestosuydu. Aras, sadece ofiste değil, hayatımın her anında benimleydi. Onun gözetimi altındaydım.
O an, Eray ofise girdi. Parlak, neşeli bir gülümsemeyle masama yaklaştı.
“Yasmin! Seni sabahtan beri arıyorum. Telefonun kapalıydı.”
Hızla fotoğrafı ve zarfı, bir dosyanın altına sakladım. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
“Şarjım bitmişti,” dedim zoraki bir gülümsemeyle. “Önemli bir şey mi vardı?”
“Hayır, sadece seni özledim,” dedi. Eğildi ve yanağıma sıcak bir öpücük kondurdu. Eray’ın bu masum, sevgi dolu dokunuşu, Aras’ın yoğun, yakıcı öpücüğünden sonra bana sahte hissettirdi. Vicdanım, omzumda ağır bir yük gibi duruyordu.
“Bu akşam annemler tekrar çağırdı,” diye devam etti Eray. “Babamın işindeki o kriz biraz çözülmüş. Annem bu sefer sadece dondurma ve film gecesi yapmak istiyor. Gelir misin?”
Aras’ın Eray’ın işlerine müdahale ettiğini bilmek, bu daveti daha da tiksindirici kılıyordu. Aras, bir yandan benimle yatarken, bir yandan Eray’ın ailesinin işlerini baltalıyordu. Ben ise, bu yıkımın ortasında oturan bir casustum.
“Gelirim, Eray,” dedim, sesi kendimden nefret eden bir tınıyla.
Öğle molasında, panikle çatı katına çıktım. Kimsenin beni görmediğinden emin olmak istiyordum. Beklediğim gibi, Aras oradaydı. Terasın kenarında, şehrin manzarasına sırtını dönmüş, beni bekliyordu.
Elindeki fotoğrafı göstererek yanına yürüdüm. Öfkeden titriyordum.
“Bunu nasıl yaptın? Evim, özel alanım. Sen bir sapıksın!”
Aras gülümsedi. O acımasız, kendine güvenli gülümseme.
“Sakin ol, Yasmin. O fotoğrafı bir arkadaşım çekti. Zaten seni izlediğimi biliyorsun. O evin anahtarı da bende olmalıydı, unutmuşum.”
“Anahtar mı?” dedim, şokla. “Ne demek anahtar?”
“Çok fazla soru sorma,” dedi. “Sadece, seni özlediğimi bil. Dün gece... yeterli değildi. Artık o tadı aldım. Senin o masumiyetinin, altımda eriyişinin tadını. Ve sana doymayacağım.”
Bana doğru bir adım attı. Geri çekilmedim. Geri çekilmek anlamsızdı.
“Eray’ın ailesiyle bu akşam tekrar buluşuyorum,” dedim, bilerek onu kışkırtmak için. “Onun dünyasında olacağım. Senin aksine, ben seçimimi yaptım.”
Aras’ın gözleri anlık bir öfkeyle parladı. Ama hemen ardından o kontrol geri geldi.
“Seçim mi?” dedi, alayla. “Senin seçimin benim yatağımdaydı. Bu akşam Eray’la geçireceğin her saniye, benim sana dokunduğum anları hayal edeceksin. Dürüst ol, Yasmin. Eray sana dokunmaya çalıştığında, benim sertliğimi, benim kontrolümü aramayacak mısın?”
Sözleri bir zehir gibiydi. Ne kadar inkâr etsem de haklı olduğunu biliyordum.
“O, benim sevgilim,” diye fısıldadım. “Ona ihanet ettim. Ama bu, bitecek.”
Aras, kolumu tuttu ve beni kendine çekti. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, nefesi tenime değdi.
“İhanet mi? Sen ona ait değildin ki ihanet etmiş olasın. Sen her zaman benimdin. Ve sana sadece şunu söyleyeyim: Eray’ın ailesinin işleri, yakında büyük bir sarsıntı yaşayacak. Belki o zaman, onun dünyasının ne kadar zayıf olduğunu anlarsın. Benim dünyamda ise, sadece güç ve zevk var.”
Sözleri, dün geceki öpücüğünden daha yakıcıydı. Aras, sadece beni değil, Eray’ın her şeyini yok etmek istiyordu.
“Neden yapıyorsun bunu?”
“Çünkü ben, istediğim her şeye sahip olurum,” dedi. “Ve sen, benim en değerli parçamsın. Seni, o zayıf dünyadan çekip çıkaracağım.”
Akşam Eray’ın evinde, yumuşak bir kanepede oturmuş, annesiyle film izliyordum. Her şey o kadar normaldi ki, midem bulanıyordu. Eray, elinde dondurma kâsesiyle yanıma oturdu.
Kolunu omzuma attı.
“İyi misin, hayatım?” diye sordu. “Son birkaç gündür biraz dalgınsın.”
Gülümsedim. Bu, hayatımın en büyük yalanıydı.
“Sadece işler yoğun,” dedim.
Eray’ın kolu, yavaşça omzumdan aşağı kaydı. Eli, belime ulaştı. Orada durdu. Bu, masum bir sevgi gösterisiydi. Ama ben, Aras’ın o sert, sahiplenici ellerinin belimi nasıl sıktığını, kalçamı nasıl kendine çektiğini hayal ettim. Vücudumun istemsizce gerildiğini hissettim.
Eray, bu gerilimi fark etti. Elini geri çekti.
Gözleri şaşkındı.
“Bir sorun mu var?”
O an, tüm pişmanlığım ve utancım, öfkeye dönüştü. Aras, beni mahvetmişti. Eray’ın bile bana dokunmasını engellemişti.
Hızla ayağa kalktım. “Ben… benim gitmem gerekiyor, Eray. Çok yoruldum.”
Eray’ın annesi endişeyle bize baktı. Eray da hemen ayağa kalktı.
“Seni bırakayım.”
Arabadayken sessizdik. Evime yaklaştığımızda, Eray arabayı kenara çekti.
Bana döndü. Yüzünde hayal kırıklığı ve endişe vardı.
“Bana bir şeyler anlatmalısın, Yasmin. Benden uzaklaşıyorsun. Aramızda bir sorun mu var?”
Ona bakamadım. Gözlerimi kaçırdım. Aras’ın fotoğrafı ve o not, zihnimin önündeydi.
“Hayır, Eray,” dedim, fısıltıyla. “Sadece… çok yorgunum. Bana biraz zaman ver.”
Eray, kolumu tuttu. Nazikçe kendine çekti. Aras’ın sertliğinden sonra Eray’ın bu nahifliği, içimi daha çok yaktı.
“Seni seviyorum, Yasmin. Ne olursa olsun, ben buradayım.”
Dudakları, benimkileri buldu. Bu öpücük, sevgi doluydu. Güvenliydi. Ama Aras’ın kontrolcü, aç öpücüğünün yanında, sönük kaldı. Ben de, ona sarılarak, kendimi bu sahte güvenliğe ikna etmeye çalıştım. Ama nafile.
Kapımın önüne geldiğimde, ona veda ettim. Arabası uzaklaşırken, kendimi suçlu ve kirli hissediyordum.
Kapıyı açtım. İçerisi karanlıktı. Elimi elektrik düğmesine attım. Tam ışığı yakacakken, arkamdan bir gölge fısıldadı.
“Eray sana dokundu mu?”
Nefesim kesildi. Donakaldım. Aras. Yine.
Işığı yaktım. Aras, kapının hemen arkasında duruyordu. Gözleri, karanlık ve öfkeyle doluydu. Ceketi kırışıktı, kravatı gevşekti; belli ki uzun zamandır beni bekliyordu.
“Ne yapıyorsun burada?” dedim, korkuyla.
“Soruma cevap ver,” diye hırıltı çıkardı.
Gözleri, dudaklarıma kilitlenmişti.
“Sana hesap vermek zorunda değilim!”
Aras bir anda yaklaştı. Kolumu tuttu. Bu kez nazik değildi; ceza kesiyordu.
“O dudaklara Eray’ın dokunmasına izin verdin, değil mi? Benim dudaklarıma ait olan o dudaklara!”
Beni kendine çekti ve dudaklarıma sert, öfkeli bir öpücük kondurdu. Bu öpücük, benim dudaklarımdaki Eray’ın izlerini silmeye çalışıyordu sanki. Çekildi.
“Unutma, Yasmin. Sen benimsin. O eve gittiğinde bile, zihnin ve bedenin bana ait.”
Yüzüme son bir bakış attı. Sonra kapıdan çıktı ve beni, karanlıkta, Aras’ın izleriyle baş başa bıraktı. Eray’ın dünyası kapımın dışındaydı, ama Aras’ın labirenti, artık evin içindeydi.