Bölümü okurken çok sinirleneceksiniz biliyorum. Bir evlat bu kadar da ileriye gitmez diyeceksiniz kesin. Ama inanın maalesef çok daha kötüleri bile var.
~~~~~~~
İki Hafta Sonra
Halide, küçük ve bahçesi olan bir ev kiralamıştı. Bankadan kredi çekmiş, bit pazarından ev eşyaları almıştı. Güzelyalı Mahallesi’nin insanlarını sevmişti. Komşuları bile olmuştu. Çoğu zaman okuldan evine gittiğinde banyoya girer, duş alır, yaptığı kurabiyeleri tabaklara koyar, sokakta evlerinin önünde oturmuş çay içen komşularının yanına giderdi.
Çalan telefonu kaldırıp soğuk bir sesle "Alo?" dedi Halide.
"Ayperi'yi getirdim, kapıdayız."
Heyecanlı adımlarla gidip kapıyı açtı. Ayperi gönülsüzce avludan geçiyordu. Suratında usanç ve soğuk bir ifade vardı. Halide her şeye hazırlamıştı kendini. Ne yapıp edip kızını geri kazanacaktı. Uzun zaman olmuştu onu görmeyeli. Boğazı tıkandı birden. Kollarını uzatıp "Gel buraya," deyip kızını kendine çekti. Yüreği yüreğine değdi. Öpüp kokladı uzunca. Birlikte içeri geçtiler. Halide dayanamayıp bir kez daha sarıldı kızına.
Evin içini görünce Ayperi’nin ruhu daraldı. Usançla öfleyip geri çekildi. Tahammülü yoktu annesine.
"Kırk sekiz saatin hemen geçmesini istiyorum," diye tısladı.
Halide’nin dudakları aralandı.
"Sana ne yaptım da böyle benden nefret ediyorsun, Ayperi? Kötü bir anne mi oldum? Babana kötü, iffetsiz bir eş mi oldum? Sizi utandırdım mı hiçbir zaman?"
Ayperi gözlerini kaçırdı.
"Ama baban beni aldattı. Defalarca hem de. Nazan’ın babanın metresi olduğunu bile bile sevdin onu sen. Ama aynı şeyi ben yapsaydım, benim erkek arkadaşlarımı da sever miydin acaba? Ama ben yapamam, değil mi? Çünkü metres tutmak bir tek babanın hakkı, öyle mi?"
Vücudu gerilirken, "Saçmalama!" diye çıkıştı Ayperi.
Halide kızıp, "Doğru konuş benimle. Karşında çocuk yok, terbiyeni bil," dedi.
Ayperi hayretle annesine bakakaldı. Eskiden böyle konuşmasına kızmazdı. Sakince uyarısını yapardı sadece.
"Odam neresi? Uyumak istiyorum."
"Kahvaltı hazırladım, beraber yeriz. Sonra gezintiye çıkarız, istersen denize gideriz."
"Uyumak istiyorum dedim!"
Kızının öfkesine karşılık:
"Kahvaltı yapmadığını biliyorum. Ve uykun da yok."
" Ve ben de seni dinlemiyorum, deyip hışımla odalardan birine attı kendini Ayperi. Anahtarı üç kez döndürdü."
"Sakın beni rahatsız etmeye kalkma. Keyfimden değil, mecburiyetten geldim buraya", diye bağırdı.
Halide üstüne gitmeyi denedi ama bunun Ayperi’yi daha da öfkelendireceğini bildiği için sakince mutfağa girdi. Kahvaltılıklar dolaba kaldırıldı. Demlenmiş, içilmeyi bekleyen çay ocağın üstünde soğumaya bırakıldı. Ayperi seviyor diye abur cuburla doldurmuştu dolabı. Evden çıkarken bir kez daha Cemil’e lanet etti Halide.
"Kahve yapacağım, gel."
Halide, yan komşusuna döndü. Perihan, orta boylu, tatlı bir kadındı. İki çocuğu vardı; biri kız, diğeri erkek. Kızı mahallede terzi dükkanı işletiyordu. Oğlu polisti. Perihan da Halide gibi duldı.
Beraber avluda oturup kahvelerini yudumladılar. Sohbet sohbeti açmıştı.
"Gençsin, güzelsin. Evlenmene bak kızım," dedi Perihan.
Endişeyle dudaklarının içini ısırıp:
"Evlenmek gibi bir düşüncem yok, "diye açıkladı Halide. Evlilik düşüncesi onu bunaltıyordu.
"Neyse, ben daha fazla konuşmayayım. Kaderinde varsa zaten olur."
Kader
İyi de onun kaderi çoktan mezara girmişti bile. Mehmet öleli yıllar olmuştu. Onunla sadece bir kereye mahsus, masumca el ele tutuşmuş, birlikte kafeye gitmiş; Mehmet’in ona yazdığı şiiri kendi ağzından dinlemişti. Hepsi bu kadardı işte. Dudakları hiçbir zaman yanağına değmemişti. Halide, sevilmekten memnundu. Mehmet ona, ailesinin vermediği değeri veriyordu. Halide, her zaman Mehmet’in değerlisi olmuştu.
“Evlendiğimizde seni üniversiteye göndereceğim,” demişti bir keresinde.
İçi kıyıldı. Ne çok isterdi Mehmet’in yaşamasını. Ayperi’nin babasının o olması için canını bile verirdi.
"Merhaba."
Tanıdık sesi duyunca başını çevirdi. Yine o adamı gördü. Yutkundu.
"Gel gel oğlum, otur şuraya. Ben bizim uykucuyu kaldırayım, " dedi Perihan ayağa kalkıp eve gitmeye başladı. "Murat, kalk bak Rıza komiser geldi."
"Buraya mı taşındın?" diye sordu Rıza.
"Görev yaptığım okul bu mahallede," diye açıkladı Halide. Birden Berna bebek için aldığı hediyeler geldi aklına. Eğer Ayperi tartışıp kendini odaya kilitlemeseydi, bugün Esma Teyze’nin yanına onunla gidecekti. Hediyeleri de ona bırakacaktı.
" Berna için bir şeyler almıştım, bekleyin getiriyorum hemen, " deyip ayrıldı oradan. Kendi evine geçip küçük karton kutuyu kucağına aldı. Mama ve kıyafetler almıştı Berna’ya. Kapıya çıktığında Rıza’yı avlu kapısında durmuş, başka yöne bakarken gördü. Uzun boylu, sırım gibi bir vücuda sahipti. Buğday tenli, yüzü sivri ve köşeliydi. İçe çökük yanakları, dar bir alnı, kemikli çenesi vardı. Keskin yüz hatlarına sahipti. Siyah, fade kesimi saçları ona çok yakışıyordu.
" Getirdim."
Yüzü yüzüne dönünce, iri kahverengi gözlerle karşılaştı. Gür, kıvrık kirpikleri vardı. Halide, bu kirpikleri bir an kıskandı. Kendi kirpikleri düz ve kısaydı.
"Ne zahmet ettin."
"İçimden geldi, " diye mırıldandı Halide. "Bu arada başın sağ olsun."
"Sağ ol, " dedi Rıza, düz bir sesle. Kutuyu alıp arabasına binip gitti.
Halide arkasını döndüğünde kızını kapıda dikilmiş, kollarını göğsünde kavuşturmuş, hesap sorarcasına ona bakarken gördü. Bu bakışlar, ona kötü bir şey yapmış gibi hissettiriyordu. Sessizce eve geçti.
" Kimdi o?"
"Esma teyzenin komşusu."
"Burada ne işi var peki?"
Halide sabırla Rıza’nın kim olduğunu anlattı.
" Daha boşanalı çok olmadı. Ama maşallah, oynaş bulmuşsun kendine."
Halide sert bir tokat atmayı düşündü. Sonra vazgeçti.
"Orada dur bakalım küçük hanım. Bahsettiğin adam benim hiçbir şeyim. Ayrıca ben boşanmış bir kadınım. Bir erkekten hoşlanabilirim. Yeniden evlenebilirim. Aşık olabilirim. Boşanmış bir kadınsam bunların hepsini yapabilirim. Buna hiç kimse —sen de dahil— engel olamaz, tamam mı? Keşke bu ani çıkışlarını baban metres tutarken de gösterseydin. Ama yapmadın. Sen ve baban bir olup beni diri diri öldürdünüz. Ama artık ölmeye hiç niyetim yok, tamam mı!"
"Sürtük!"
Kapıda onları dinlemekte olan Suna içeri daldı. Halide’ye kalmadan bu küçük haini kollarından sarsmaya başladı.
"Lafını geri al hemen! Hangi hakla annene sürtük diyorsun? Kimsin kızım sen? Kendini ne sanıyorsun? Sen ablama dua et, yoksa şimdi ellerimi boğazına sarar, seni morartana kadar bırakmazdım!" diye haykırdı nefretle.
Halide araya girmeye çalıştı. Suna’nın gözü karalığını biliyordu.
"Sen o erkek orospusu olacak babana bak önce! Baban el âlemin karılarını sikecek, metreslerini eve getirecek; sen annene inat, sırf o üzülsün diye o metreslerin götüne sokulacaksın, öyle mi? Seni küçük hain yılan! O metreslerden birinin hamile kalmasını, senin babanın gözünden düşmeni sabırsızca bekliyorum!"
Ayperi ağladı.
"Babam öyle bir şey yapmaz. Ben onun ilk göz ağrısıyım. Bırak, çek ellerini üzerimden," dedi ve yalvaran bakışlarını annesine dikti. "Anne, yardım et," dedi korkudan titreyerek.
"Suna, Allah aşkına bırak!"
Suna, ablasına dönüp:
"Önce özür dileyecek senden. Sana hangi hakla “sürtük” diyebiliyor? Bu gücü nereden alıyor bu götü kalkık?"
Kurtulamayacağını anlayan Ayperi:
"Özür dilerim," dedi öfkeyle.
Yeğeninin yakasını çekiştirip:
" İnsan gibi özür dile! Öp annenin elini! Yoksa yemin ederim, tokat delisi yaparım seni kızım! Annen gibi yumuşak biri değilim ben," dedi. Son bir kez daha sarsıp bıraktı.
Annesinin karşısına geçip elini kavradı, başını eğip dudaklarını değdirip alnına koydu Ayperi.
"Özür dilerim," dedi, kendine duyduğu öfkeden ağlarken. Annesinin eli saçlarını okşamak için uzanınca hışımla koştu odasına.
Halide ne yapacağını bilmeden kös kös oturup kaldı koltukta.
"Ne yaptın Suna?" dedi sonunda.
Suna, ateş gibi parlayan gözlerini ablasına dikip:
"Yeter artık abla! Yetti artık, tamam mı? Baba kız bir olup senin içini kemirdiler. Sen de pısırık kaldın bu olanlar karşısında. Kızın iyi bir dayağı hak ediyor. Kendini ne sanıyor? Seninle böyle konuşmasına izin verme bir daha!"
Halide sinirden titreyip dururken:
"İzin vermeyecektim elbette. Ama sen birdenbire ortaya çıkıp aramıza girdin..."
"Senin akıl verme şeklini de biliyorum ben," diye çıkıştı Suna. "Senin yüreğin yumuşak. Sanıyorsun ki böyle kibar kibar uyarırsan, kızın yola gelir, pişman olur. Ama bilmediğin bir şey var: Her çocuk kolay değildir. Üzgünüm ama abla, senin kızın kötüye denk gelmeden senin kıymetini bilmeyecek. Ayperi çok şımarık, küstah. Her şey emrinde sanıyor. Ama ne malum yarın öbür gün itin birinin çıkıp aklını çelmeyeceği? İşte o zaman gerçek dünyayı tanıyacak. Ne parası ne de soyadı onu kurtaramayacak. Senin sınavın çok zor be abla"
Halide:
"Anne olunca anlarsın beni kardeşim," dedi üzgünce.
"Anneyim zaten," dedi Suna birdenbire. Ablasının çarpılmış gibi olan yüzüne bakıp:
"Hamileyim," diye ekledi.
Devam edecek.