♥️🗝 Siyah inci gibi gözler

1476 Words
Hikayeyi lütfen kitaplığınıza ekleyin. Bol bol düşüncelerinizi paylaşın❤️💫 ~~~~~~ Halide buzdolabının kapağını açtığında sadece peynir ve yoğurt gördü. Yüzü birden asıldı. Eğer umduğu gibi dolabın içi dolu olsaydı, Ayperi bebekken ona yaptığı mama püresini bu küçük kıvırcık saçlı kıza da yapacaktı. Ne yazık ki, küçüğün yoğurt ve peynirle yetinmesi gerekiyordu. Malzemeleri tabağa koyup, "Şimdilik bununla besleyebilirsiniz bebeğinizi," dedi. "Ama bebekler sürekli bunlarla beslenemezler," diye ekledi. "Anladım. Peki, bebekler neyle beslenirler?" dedi Rıza, Berna'yı acemi bir şekilde pış pışlayarak. Halide dayanamayıp, "Etrafınızda bebekle ilgilenecek bir kadın yok mu?" dedi. "Yok," dedi Rıza düz bir sesle. "Anladım," diye mırıldandı Halide. Bebeği kendi elleriyle beslemeye karar verdi sonunda. Çünkü adamın bebeği acemi bir şekilde tuttuğunu görmüştü. "Verin bana," diyerek bebeği kucaklayıp, peynirden kopardığı küçük bir parçayı ağzına uzattı. Neşeli bir tavırla, "Ne tatlı bir çocuksun sen, maşallah sana," dedi. Birdenbire içi acıyla kabardı. Ayperi'nin bebekliği gözlerinin önünden geçti. O zaman her şey güzeldi. Neden böyle olmuştu? Kızı ona düşman kesilmişti birden. Ayperi'ye göre aralarında hiçbir bağ kalmamıştı. Son yaptığı hareket, yani babasının elini bıçaklaması, onları iki ayrı uçurumun ucuna getirmişti. İçinde bir şeyler hareket etti. Ağlamamak için dişlerini sıktı. Çenesi titredi, gırtlağı sıkıştı. Göğsü sessizce inip kalkıyordu. Beyninde huzursuz bir uğuldama başlamıştı. Rıza, genç kadının değişen yüz ifadesini görünce endişelendi. "İyi misiniz?" diye sordu, kadının kızıllaşan yüzüne odaklanarak. Halide birden sıçradı. Şaşkınca yabancı adama bakakaldı. Yüzü kırıştı. Yutkunamıyordu. Kaçar gibi evden çıktı. Adamın arkasından telaşlı sesiyle, "İyi misiniz, hanımefendi?" dediğini duydu. Cevap vermeden merdivenleri koşarak indi. Yanakları ıslaktı. Ağlıyordu. ~~~~~ Çalınan kapıyı açmak için ağır ağır kalktı Esma. Kapının kulpunu indirip açtı. Halide'yi perperişan bir halde görünce ağzını açtı; o anda Halide hıçkırarak boynuna atladı. Yüzünü kadının omzuna gömdü. Merhametle bir annenin evladına duyduğu sevgiyle şefkatle başını okşadı Esma. Bütün dünyası dağılmıştı. Ayperi rahmine düştüğünden beri onu sevmişti Halide. Zaten onun için Cemil'e katlanmıştı. Kendini zavallı, acınası hissetti. Kendi güçsüzlüğünden iğrendi. Birkaç saat sonra Esma zorla da olsa Halide'yi banyoya sokmayı başarabilmişti. Temiz kıyafetler ayarlamıştı ona. Kendi yaptığı soğuk şerbeti buzdolabından almış, salona yanına gitmişti. Halide sığınmak ister gibi ona sokulmuştu. Başını dizine indirmiş, yaşadıklarını anlatmıştı. "Boşanman senin için en hayırlısı olmuş kızım." "Ben boşandığım için değil, kızımdan ayrı düştüğüm için bu haldeyim teyze. Ayperi tamamen benden koptu," diye acıyla inledi Halide. "Ayperi hafta sonu sende kalacak ama. Bak görürsün, o zaman aranızı düzeltirsin." Umutla "İnşallah," diye mırıldandı Halide. Fakat Ayperi babasına tapıyordu. Balkona çıkıp biraz hava almak istemişti. Yine o adamı gördü. Kucağında bebekle salonun bir ucundan diğer ucuna yürüyordu. "Yatağını kurdum, hadi gel," diye seslendi Esma. "Kim o adam teyze?" Esma, Halide'nin işaret ettiği yere çevirdi gözlerini. "Ha o mu, Rıza komiser." "Polis mi?" "Evet, cinayet bürosunda başkomiser." "Buraya taşındığını bilmediğim için eski evine gittiğimde onu gördüm. Kucağında bebekle çaresizce etrafına bakınıyordu." "Birkaç ay önce kız kardeşi intihar etti. Bebek de onunmuş." "İntihar mı?" "Uyuşturucu krizine girmişler kocasıyla. Birlikte kayalıklardan atlamışlar. Adamın cesedi sağlammış ama kız parçalara ayrılmış. Cesedini yıkayamamışlar bile." Halide gerildi birden. Ağzında tuhaf bir tat belirdi. "Kocası alıştırmış. Pislik herif, git ne bok yersen ye, ne diye kızın kanına giriyorsun değil mi?" diye tiksintiyle konuştu Esma. Bir sonraki soruyu sormak için büyük çaba sarf etti Halide. "Abisi nasıl izin vermiş buna?" "Zavallı Rıza ne yapsın, bir türlü vazgeçirememiş kardeşini. Bakmış olmuyor, ikisini birden hastaneye yatırmış, tedavilerini başlatmış. Karı koca hastaneden kaçmışlar. Rıza onları bulup yeniden yatırmış hastaneye. Yine kaçmışlar. Döngü haline gelmiş bu. Sonunda ikisi de intihar etmişler. Halide diyecek hiçbir şey bulamadı. Zavallı bebeği düşündü. Hem yetim hem öksüz kalmıştı. Elinde olmadan ağladı. ~~~~~~~ Berna bebeği yetimhaneye vermek için yola çıkmıştı Rıza. Selma'yı koruyamamışken Berna'yı nasıl korurdu? Berna'nın zamanı geldiğinde "Annem babam nerede?" diye onu soru yağmuruna tutacağını biliyordu. Her defasında aynı yalanı yinelemek zorunda kalacaktı. Her defasında utanacaktı. Berna büyüdüğünde yetişkin bir kadın olduğunda dayısı tarafından kandırıldığını öğrenecekti. En iyisi onu tanımadan bırakmaktı. Yetimhanenin önüne geldiğinde yanında uyuyan kıza gözlerini çevirdi. Günün birinde çok güzel bir kadın olacağını biliyordu. Genlerini annesinden almıştı. Savunmasız taze bir zihinle hayata atılacaktı. Onu kullanmak isteyen erkekler olacaktı. Onu insan yerine değil, değersiz bir et parçası yerine koyacaklardı. Bedenine hükmetmek isteyeceklerdi. Balın etrafına üşüşen böcekler gibi çevresi erkekler tarafından sarılacaktı. Birinin onu koruması gerekecekti. Elleri direksiyonda kaldı bir süre. Öyle çok sıkmıştı ki eklem yerleri beyaz kesilmişti. Yüreği bu düşüncelerin ağırlığı altında ezildi. Terler boşandı yüzünde. Midesi kasıldı. Çevik bir hareketle kontağı çevirdi. Ömrünün sonuna kadar Berna'yı korumaktan vazgeçmeyecekti. ~~~~~~~ Kucağında yeğeniyle birlikte cinayet bürosuna gelen amirine baktı Kürşat. Dinlenmesi gerekmiyor muydu bu adamın? "Amirim," diye mırıldandı yanına heyecanla gidip. Çaycı Füruzan elindeki çay tepsisini masaya indirip dayısının kucağında hoplayıp duran kıza baktı. "Aman maşallah, ne tatlı şey bu," izin istemeden bebeği kucağına aldı. Sonra Rıza'ya döndü. Dudakları titredi. Taziyeden sonra evine uğramış, yaptığı sıcak yemekleri önüne koymuştu. Asayiş Şube Müdürü Ahmet, ciddi bir ses tonuyla "Odama gel," dedi Rıza'ya ve arkasını dönüp gitti. "Beni buradan siktir edip şimdi de ayağına mı çağırdın?" Ahmet Müdür sabırla göğsünü şişirdi. Dostuyla, arkadaşıyla karşı karşıya gelmişti. Birkaç ay öncesinde çocukları kaçırıp organlarını çalan çeteyi çökertmiş, çetenin reisinin polis arkadaşları tarafından sorguya götürüldüğünü görünce dayanamamış, başından vurmuştu Rıza. Otuz yedi yaşındaki adamı değiştirmenin imkânsız olduğunu biliyordu. "Biraz zaman geçsin diye yaptım. Herkesin gözü üstündeydi, eğer seni açığa almasaydım şu an başkomiser olarak karşımda oturamazdın." Dudakları ince bir alayla kıvrılırken, "Ne büyük bir lütuf," dedi. "Rıza!" "Buyrun Müdürüm?" "Haddini bil. Git işini yap, cinayetleri çöz." Silahı, rozeti, kimliği ve telsizi çekmeceden alıp masaya koydu. Rıza sessizce ayaklandı. Masadakileri aldı. "O nasıl bebek yani?" "Dünyadan habersiz. Tek derdi mama yemek. Şimdilik mutlu." "İlaç kullanıyor musun hâlâ?" "Onların bir boka yaradıkları yok." "Nasılsın?" Uyuşan dudaklarının arasından, "Babam bize ihanet etti. Annem babamı öldürdü. Sonra Selma kendini uçurumdan attı. Cesedi parçalara ayrıldı. Poşet poşet ayrılmış cesedini toprağa gömdüm," dedi Rıza soğukkanlılıkla. "İşte böyleyim." Ahmet Müdür bu adamın hâlâ delirmediğine şaşırdı. ~~~~~~ Sorgu odasındaydı şimdi. Kürşat anlatmıştı. Karşısındaki tir tir titreyen herife tiksintiyle baktı Rıza. Yüzünde kanlı sıyrıklar vardı. "Sen mi öldürdün lan kızını?" Adam titredi, "Tövbe komiserim. Kızım ranzasından düşüp başını çıplak zemine çarpıp öldü." Öldürülen kızın Adli Tıp Raporunu okumuştu Rıza. Kızın tırnağının altındaki DNA babasına aitti. Babasının tecavüz girişimine direnmiş, başına sert bir cisimle vurulmuştu. "Yüzünü de sen tırmaladın herhalde," diye gürledi. Ayağıyla adamın yüzüne tekme attı. Tekme adamı oturduğu sandalyeden koparıp yere devirdi. Bütün öfkesini kustu. "Ne istedin lan küçük kızdan?!" Küçük, savunmasız bir bedene şehvet besleyen bir babanın yaşamaya hakkı var mıydı? Kendi kızına şehvet duyan bir pisliğin yaşamaya hakkı var mıydı? Cinayeti işlediğini itiraf ettirene kadar dövmeye devam etti.Kurtulamayacağını anlayan adam her şeyi itiraf etti. Küçük kızın yaşadığı şeyleri düşündükçe öfkesinin şiddeti artıyordu Rıza'nın. Kim bilir nasıl korkmuştu. Babasının niyetini anladığında dehşete kapılmış küçük yüreği patlayacakmış gibi sıkışmıştı. Minik elleri babasının yüzüne gömülmüş tırnaklarını yüzüne batırıp çizmişti. Ve annesinin ona doğum gününde aldığı kar küresi başına vurulmuş oracıkta ölmüştü. ~~~~~~ Kürşat, öldürülen kızın annesini sorguya almıştı. Nasıl olmuştu, kocasının kızına beslediği duygulardan haberi var mıydı, göz mü yummuştu yoksa? Kadın, boğazındaki yumruyu zorda olsa yutup, "Ben istemeden evlendirildim kocamla. Evlenmek yerine evden kaçmayı denedim tabii. Nereye gidecektim? Karşılığı olmadan kimse bana barınacak bir yer vermezdi ki. Mecburen evlendim, o ilk gecede kendisini istemediğim için kocamdan dayak yedim, zorla ilişkiye girdi benimle. O işten eve her geldiğinde elim ayağım birbirine dolanırdı. Acaba bugün neyi bahane ederek dövecek diye beynimi kemirirdim. Yazın ortasında kışlık kıyafetler giyerdim, kemerin şiddetini azaltmak için. Babamın evine gittim. Kocandır, sever de döver de deyip gönderdiler beni. Katlanılmak zorunda bırakıldım." Kürşat donmuştu, titrek dudaklarının arasından "Peki, haberin var mıydı?" dedi. Kadın gözyaşlarını akıtıp, "Yoktu. Eğer niyetini bilseydim mani olurdum. Ben eve geldiğimde kızım ranzanın dibinde yüzükoyun yatıyordu. Zaten her şeye kızım için katlandım. Ama artık o da yok," dedi delirmiş gibi. ~~~~ Sorgu odasından taşan korkunç seslerle içeri daldı Murat. Rıza'yı cinnet geçirirmiş gibi görünce "Amirim!" diye bağırıp Rıza'yı üstüne oturduğu adamdan ayırmaya çalıştı. Gücü yetmemişti. Kenan'ın da odaya girdiğini görünce "Yardım et," dedi. "Bırak lan, bırak!" Saçları dağılmış, göğsü deli gibi atarken sorgu odasından çıktı Rıza. ~~~~~ Birkaç saat sonra... "Ben görevdeyken Berna'ya bakar mısın diye buraya geldim," dedi Rıza. "Bakarım, niye bakmayayım, hem evde yalnızlıktan ölüyorum." "Teşekkür ederim, Esma teyze."Dedi Rıza minnetle, "Aylığını istersen şimdi vereyim." Esma ağzını çık çıklayıp, "Benim aylığım bana yetiyor. Fazla parayı mezara mı götüreceğim? Hem istediğim için bakacağım Berna'ya," dedi. "Çok sağ ol teyze." Esma, Berna'yı kucaklayıp yanaklarına öpücükler kondurdu. "Hadi gidelim mutfağa, sana mama hazırlayayım," dedi ve Rıza'nın aldığı poşetleri alıp mutfağa gitti. İnce bir kadın kahkahasını duyunca kaşları çatıldı. Sesin geldiği yöne gitti. Balkona çıktı. Evine gelen kadındı bu. Dizlerinde bir kitap vardı. Gülüyordu. İki büklümdü. İnsana huzur veren bir gülüştü bu. Pür neşeyle doluydu. Ondan etkilenmemek imkansızdı. Bir ara başını kaldırdığında karşısında yine o adamı görünce gülmesine ara verdi Halide. Fakat dudakları kıvrılmıştı. Mahcup bir tavırla gözlerini kaçırdı. Bembeyazdı teni. Onlara tezatlık oluşturacak bir çift siyah inci gibi gözlere sahipti. Yuvarlak yüzünün her iki yanında onlara çok yakışan hafif bir pembelik vardı. Buğday saçları omuzlarından dökülüyordu. Rıza, bu olağanüstü kadının yine gülmesini yürekten istedi. Bölüm sonu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD