birlikten güç doğar,

2362 Words
Yazarın anlatımı.... “Lan, siz ne beceriksiz adamlarsınız!” Asir'in öz amcası Eşref, Evin’i öldürmeleri için gönderdiği adamların işin sonucundan emin olmadıklarını duyunca küplere binmişti. Sinirinden odanın içinde sağa sola gidip geliyor, dişlerini sıkıyordu. “Asir öğrenirse bizim yaptığımızı… O zaman sizi yaşatmam!” diye haykırdı. Adamların başındaki kişi başını eğerek konuştu: “Ağam, bizim bir suçumuz yoktur. Ravend Ağa’nın oraya geleceğini nereden bilelim?” Eşref dişlerini gıcırdattı. “Şerefsiz herif nereden çıktı? Onu da halletseydiniz ya!” “Ağam, çarşının ortasındaydık…” Zaten Eşref Ağa da herkesin içinde öldürülmesini istemişti. Herkes görecek ama kim olduklarını kimse bilmeyecekti. Plan buydu. Asir'in de Evin'in peşinde olduklarını biliyordu; fakat Ravend’in o anda ortaya çıkması, Evin’in en büyük şansı olmuştu. “Yerini bulun. Eğer ölmediyse işini bitirin,” dedi sertçe. Adam başını salladı. “Ağam, Ravend Ağa’yı takip ediyorlar. Şu an hastanedeler. Yaşayıp yaşamadığını tam öğrenemedik. Çok büyük güvenlik önlemi almışlar.” “defolun lan! Bir işi de doğru dürüst halledin!” Sinirle telefonunu çıkarıp Asir’i aradı. Açmadı. Bu kez Yusuf’u aradı; o da cevap vermedi. Amacı nabız yoklamaktı anlayıp anlamadığını merak ediyordu.. Çünkü Asir gerçekten de emin olup onun yaptığını bilirse O zaman işler amcası için çok karışacaktı. Eşref Ağa, Asir'in Evin’e ne kadar düşkün olduğunu biliyordu. Zaten aşireti toplayıp ölüm hükmü çıkarılmasını istemişti. Onlara göre Evin, düğün günü sebepsiz yere kaçmış; Asir ve ailesini rezil etmişti. Başka biriyle kaçtı dedikodusunu da karısı yaymıştı. Ona göre ağalık onun hakkıydı ama aşiret ilk Asir'in babasının ağa olduğundan dolayı ona geçmesini uygun bulmuştu. Zaten onları kalkındırabilecek tek biri vardı o da Asir'di. Herkes bunun farkında olduğu için ağalık ona neredeyse zorla verilmişti. Daha dedesi sağken devretmişti. Eşref amca dururken yeğene mi düşermiş diye gizliden gizliye kin besleyip düşmanlık ediyordu. Asir'in kız kardeşi Helin, düğün günü Evin’le konuştuklarını amcasının kızı Bermal’e anlatmış, “Abime söyleyeyim mi, söylemeyeyim mi?” diye sormuştu. Abisinin gazabından korkuyordu. “Yok, sakın söyleme,” demişti Bermal. “Kabak senin başına patlar.” Helin, abisinin karısı olacak Evin’i pek sevmese de Asir için ses çıkarmıyordu. Aslında çoğuna göre Evin’in gitmesi bir bakıma iyi olmuştu. Çünkü Helin, o kızı abisine yakıştıramıyordu. Bu durumu annesine de açmış, annesi hemen susturmuştu: “Hiç ses etme. Abin duyarsa kıyameti koparır.” Yusuf, alınan güvenlik önlemlerini kontrol ettikten sonra Asir ve diğerlerinin yanına geldi. “Ağam,” dedi telaşla, “artık hastaneden çıkmak için geç kaldık. Gelmişler. Yengemi öldürmek için gelenleri adamlarımız fark etti.” Asir'in elleri iki yanında yumruk oldu. Öfkesine hâkim olamıyordu. “Bu nasıl bir cesaret? Ne demek buraya kadar gelmişler!” Hamdullah hemen araya girdi. “Sakin ol. Bir yolunu bulacağız.” Ravend ise Dilzar’dan duyduklarını hatırlıyordu. Asir'in amcası Eşref’in onu aşirette zayıf düşürmek için her yolu denediğini biliyordu. Aile işi güç savaşı olduğunu biliyordu ama Asir güç peşinde değildi. Eğer bu aşireti ve insanları amcasına emanet ederse asıl o zaman her şey kötüye giderdi. O yüzden o insanları kaderlerine terk etmek istemiyordu. Amcasının yaptığından emindi ama bir kanıtı yoktu. Evin’in peşindeki adamların da onun adamları olduğundan emindi. Boğazını temizledi. “Ne gerekiyorsa yaparız. Evin'e bir şey olmasına izin vermem.” Asir sertçe karşılık verdi: “Gerek yok. Ben kendi karımı korurum.” Ravend dişlerini sıktı, gözlerinin içine baktı. “O yüzden mi nikâh günü seni bırakıp gitti? Adam olsaydın, o kız seni o gün terk etmezdi.” Asir bir adım öne çıktı. “Benimle uğraşma. Olanlar karımla benim aramda. Seni alakadar eden bir durum yok.” Ortam bir anda gerildi. Ravend’in geri adım atacak biri olmadığını bilen Hamdullah ikisinin arasına girdi. “Allah peygamber aşkına yeter artık!” diye bağırdı. “İkinizi bir kafese koyacağım, dövüş horozu gibi salacağım birbirinize! Bıktım sizden!” Asir dişlerinin arasından konuştu: “Amcaoğluna söyle, üstüne vazife olmayan işlere karışmasın. Evin benim karım.” Agit ve Ayşe, Evin’in eski arkadaşlarıydı. Ayşe, hamileliğin verdiği hassasiyetle hıçkıra hıçkıra ağlarken Agit, bu üçlünün rahat durmayacağını biliyordu. Ama karısını o hâlde bırakıp da bir yere gidemiyordu. Fırtına büyüyordu. Ve herkes, yaklaşan hesaplaşmanın farkındaydı. “Yenge, siz Ayşe’ye baksanıza. Ben geliyorum şimdi.” Hızlı adımlarla Ravend, Hamdullah ve Asir'in yanına geldi. Nefes nefeseydi. “Abi, millet dışarıda kızı öldürmek için fırsat kolluyor. Siz burada birbirinize girmişsiniz. Düşmana gerek yok, zaten birbirimizi yiyoruz!” Ravend ses etmedi. Elini cebine koydu. Asir'le ettiği kavgadan en çok etkilenen kişiye baktı. Dilzar’ın gözleri doluydu. Kocasına değil, Asir’a bakıyordu. Çünkü Dilzar, Ravend Ağa ile evlenmeden önce evde onu koruyan tek kişinin Asir olduğunu unutmamıştı. Onun için Asir bir kuzenden öteydi; kardeş, abi gibiydi. “Her neyse,” dedi Hamdullah, gerilimi keserek. “Biz Evin’i buradan çıkarmanın bir yolunu bulalım.” Agit bir an düşündü. “Abi… Hastane kayıtlarında Evin’i ölü göstersek? Olmaz mı?” Bu fikir en çok Hamdullah’ın aklına yattı. “Evet, yapabiliriz. En azından güvenli bir yere götürene kadar.” Hastane sisteminde Evin, ölü olarak gösterilecekti. Evin’in doktoru tereddütle baktı. “Bunun suç olduğunu biliyorsunuz, değil mi?” “Biliyorum,” dedi Asir. “Bütün sorumluluğu ben alıyorum.” Evin'in Bulunduğu kata temizlik görevlileri bile alınmıyor, odaya sadece doktor giriyordu. O da yanına mutlaka birini alarak… Ravend, “Bizim Xursta’da bağ evimiz var. Evin’i oraya götürelim,” dedi. Asir hemen karşı çıktı. “Gerek yok.” Ama Hamdullah ve Agit, Evin gitmeden önce her şeyin hazırlanmasını çoktan istemişti. “Başlayacağım senin gururuna!” dedi Hamdullah sertçe. “İkiniz de canımı sıkmayın.” İkisi de Evin için susuyordu aslında. Gururlarını yutmuşlardı. “Tamam lan,” dedi Hamdullah alayla. “Yüz ifadeleriniz ağlıyor zaten. Bu iş bitsin. Sizi birbirinize bırakıp izleyeceğim.” “Boş konuşma Hamdo,” dedi Ravend. “Bu da gözüme gözükmesin.” Asir sert bir bakış attı. “Ravend, al karını, aileni git. Karımı da sizin bağ evine götürmüyorum.” Dönüp uzaklaştı. Hamdullah arkasından bağırdı: “Lan bak, gördün mü trip attı? Git gönlünü al!” Yusuf Asir' in söylediğiyle ile başını salladı. “Her şeyi ayarlıyorum. Dedi. Asir Şimdiye kadar bunlar mı vardı? Biz başımızın çaresine bakarız.” Dilzar, Ravend’in koluna dokundu. “Yapma… Görmüyor musun ne halde?” Ravend, Asir'in yoğun bakımdan çıktığında yaşadığı o yıkımı görmüştü. Ama gerçek değişmiyordu: Evin yaralı bir kuştu. Onu ilk yaralayan Asir’in kardeşiydi… Kanatlarını kıran da Asir’di. Ravend sakin bir sesle konuştu: “Asir, yapabilirsiniz. Ama çok kalabalıklar. İşinizi şansa bırakmayın. Bilseler biz de varız, size yaklaşamazlar.” Asir başını kaldırdı. “Olmaz. Sağ ol.” “Lan bak, canımı sıkma,” dedi Ravend. “Sanki senin için mi yapıyorum? Evin için yapıyorum.” Solin araya girdi. “Abi yeter artık. Sen de uzatma. Evin’in iyiliği için her şeyi yapmadın mı?” Asir bakışlarını yere indirdi. Sustu. Hamdullah Agit’e döndü. “Yusuf’la sessizce her şeyi halledin. 24 saat geçsin, hemen onu çağıralım.” “Tamam,” dediler. Asir bir saniye bile camın önünden ayrılmıyordu. Aylarca yüzünü görmediği kadını şimdi görüyordu… Ama yoğun bakımda. Evin’in bir zamanlar mutlulukla parlayan gözleri kapalıydı. Yaşadığı acılar o ışığı söndürmüştü. Sevdiği kadın ölümle burun burunaydı. Asir çaresizce bekliyordu. O anki korku ve çaresizlik onu öylesine güçsüz hissettiriyordu ki, canını ona verebilse bir saniye düşünmezdi. Tam o sırada içeriden gelen cihaz sesleri değişti. Asir bir şeylerin ters gittiğini anladı. Elini cama vurdu. “Doktor çağırın! Bir şey oldu!” Sözünü bitirmeden doktorlar ve hemşireler içeri koştu. Asir’in o an yaşadığı kaybetme korkusu iliklerine kadar işledi. Sanki Evin ellerinin arasından kayıp gidiyordu. İçeri girmek istedi. Hemşire önüne geçti. “Sizi oraya alamam, lütfen durun.” Asir dinlemedi. En yakınında Ravend vardı. önüne geçip sertçe, “Dur lan! Onunla mı uğraşsınlar, seninle mi?” dedi. “Çekil!” diye bağırdı Asir. “Karım içeride! Ona bir şey olursa—” Sesi titriyordu. Nefesi boğazında düğümlenmişti. Ravend gözleriyle gördüğü bu acıya inanmakta zorlandı. Asir’in aldığı her soluk kesik kesikti. “Dur,” dedi bir kez daha. Ama Asir elini kapıya vurdu. “Açın şu kapıyı! Niye lan? Benim kaderim mi bu? Biz acılarımızı bile farklı yerlerde mi yaşayacağız!” Hamdullah ve Ravend onu güçlükle tuttular. O sırada kapı açıldı. Evin’i dışarı çıkardılar. Asir’ın sesi titredi. “Ne oldu?” Onu tutan iki adam bile donup kalmıştı. Koridorda zaman bir anlığına durdu. “Beyin kanaması geçiriyor. Hemen ameliyata alacağız.” Doktorun bu sözleriyle Asir’in içinde kalan son güç de çöktü. Hızla Evin’in yanına koştu. Buz gibi, yaralı elini avuçlarının içine aldı. “Evim…” dedi sesi kırılarak. “Bir seni sevdim. Sen de beni bırakma…” Sesinde öyle bir acı vardı ki, orada bulunan herkesin tüyleri diken diken oldu. Solin ,Dilzar ve Ayşe birlikte ağladılar. Ameliyathane kapısı kapandığında Asir, payına düşen sabrı taşımakta zorlanıyordu. Zorlanmak da değildi bu… Sanki hiç yaşamıyordu. Zaman geçmeyecek, Evin o kapıdan sağ çıkmayacak, kendisi de bu acıyla can verecekmiş gibi hissediyordu. Hamdullah elini omzuna koydu. “Geçecek.” Asir başını kaldırdı. Ameliyathane kapısından bir an olsun ayrılmayan bakışlarını ona çevirdi. “Ya geçmezse?” “Geçecek kardeşim. Siz neler atlatmadınız ki? Sadece biraz sabır.” “Sabır…” diye mırıldandı Asir. Tek kelimeydi ama bir dünya ağırlığındaydı. O ağırlık, insanı en zayıf anında yakalayıp öldürmekten beter ederdi. Zaman havada asılı kalmış gibiydi, ağırdı. Geçmek nedir bilmiyordu. Asir’ın mutlu olsun diye her şeyi yaptığı kadın, şimdi ölüme herkesten daha yakındı. Solin elindeki suyu uzattı. Dilzar da yanında olmak istiyordu ama sorun çıkmasın diye köşede oturuyordu. Yanında Ravend ve saatlerdir sandalyede oturmaktan beli ağrıyan Ayşe vardı. Agit eşinin elini tuttu. “Hadi, kalk. Eve gidelim.” Ayşe kızarmış gözlerle başını iki yana salladı. “Olmaz. Evin daha ameliyathaneden bile çıkmadı.” “Güzelim,” dedi Agit yumuşak ama kararlı bir sesle. “O zaman söz dinleyeceksin. Bir odada dinleneceksin, çıkana kadar.” Dilzar da başıyla onaylayınca Ayşe mecburen ayağa kalktı. Şişen karnı taş gibi sertti ama bunu söylerse Agit kızardı diye sustu. Agit kolunu sırtına dolayarak onu bir odaya götürdü. Dilzar’ın bakışları Asir’i bulduğunda gözleri yeniden doldu. Onu ilk kez bu kadar yıkılmış görüyordu. Zor zamanlarında hep yanında olan kuzenine şimdi sadece uzaktan destek olabiliyordu. Ravend derin bir nefes verdi. “Gel,” dedi Dilzar’a. Herkes şaşkınlıkla baktı. Ravend, normalde kimsenin karısına on metre yaklaşmasına bile tahammül etmezdi. Dilzar gözyaşlarıyla Asir’in yanına yürüdü. Ravend’in bakışları yumuşadı; bir şey demesine gerek yoktu, onu anlamıştı. Dilzar, Asir’e sarıldı. İlk kez o, onu teselli ediyordu normalde tam tersi olurdu. Asir’in sesi titredi. “Dilzar… Geçecek mi?” Bu soruyu, her şeyi yaşamış birinden duymaya ihtiyacı vardı. “Geçecek,” dedi Dilzar. “Hepsi geçecek.” Bu sarılış, sadece bir kardeş sarılışıydı. Solin burun çekerek baktı. “Neyse,” dedi mırıldanarak. “Trip atarım sonra. Şimdi zamanı değil.” Herkes istemsizce hafifçe gülümsedi. “Kıskanç,” dedi Dilzar gözyaşları arasından. Hamdullah atıldı: “Gevre, ben seni severim. Bunları bırak, bana trip at yavrum.” Ravend karısına sarıldı. Saatler sonra ameliyathane kapısı açıldı. Rodi kalp cerrahıydı; beyin ameliyatına beyin cerrahı girmişti ama Rodi de içeriye girmişti. “Kalbi bir kere durdu,” dedi Rodi ciddi bir ifadeyle. “Ama şu an stabil. Beyindeki kanamayı durdurduk. Ameliyat iyi geçti. Beklemekten başka yapacak bir şey yok.” Asir başını salladı. İçinde fırtına koparken dışı, fırtınadan sonraki o ölüm sessizliğine benziyordu. “Gidin,” dedi bir süre sonra. “Boşuna beklemeyin. Bir şey olursa ararım.” Kimse gitmek istemedi. Agit, “Ravend, Ayşe’yi al. Solin ve Dilzar’la eve gidin. Yarın gelirsiniz,” dedi. Kızlar gitmek istemese de Hamdullah da söyleyince mecburen ayrıldılar. Öte yandan, Evin’in bulunduğu kata kimsenin alınmaması Eşref’i deliye çeviriyordu. Adamlarından biri yangın alarmına bastı. Bir anda ortalık karıştı. Bağırışlar, çağırışlar… Hastalar çıkarılıyor, hasta yakınları bırakmamak için direniyordu. Koca hastane altüst olmuştu. Güvenlik görevlileri koşarak geldiklerinde Hamdullah, Ravend ve Asir’in yerlerinden kıpırdamadan oturduğunu gördüler. “Yangın alarmını duymuyor musunuz? Hemen boşaltmamız lazım!” “İçeride hastamız var. Çıkamayız,” dediler. “Bu sizin isteğinize bağlı değil. Mecbur çıkacaksınız.” Ravend ayağa kalktı. “Çıkmıyoruz kardeşim. Önce yangın nerede, onu bulun. Diğer hastalara yardım edin.” Kıyamet kopsa Asir oradan ayrılmazdı. Hamdullah da sertleşti. “Belki biz yanacağız burada. Hayırdır, niye bağırıyorsunuz?” Telsizden bilgi geçildi. Ravend belindeki silahı çıkardı. “Merak etme, sana doğrultmayacağım. Önlem.” Görevli bir iki adım geri çekildi. “Git işine bak,” dedi Ravend. “Hayatında ilk defa silah görmüş gibi bakma.” Hamdullah fısıldadı: “Yangın yok. Bu bir oyun.” Bir anda silah sesi duyuldu. Hamdullah silahını çekip merdivenlere koştu. Kanlar içinde kalan üç kişiyi gördü. “Alın şu parazitleri. Depoya götürün. Kimse görmesin.” Polis ve asker silah sesine gelmişti. İtfaiye yangını arıyordu ama ne duman vardı ne alev. “Ne ucuz oyun,” dedi Hamdullah. “Öldürmeyin,” dedi Asir. Saatler sonra dudaklarından çıkan ilk kelime buydu. Kameralardan alarmı çalıştıran kişi yakalandı. Ravend dişlerini sıktı. “Senin bunlar bu kadar mı aptal?” Asir başını iki yana salladı. “Hayır. Hedef şaşırtıyor. Daha büyük bir şey yapacaklar.” “Evin’i buradan çıkarmamız lazım,” dedi. “Yoksa başkalarına da zarar verecek.” Plan devreye girdi. Rodi, “Ameliyattan ölü çıktı,” dedi yüksek sesle. Beyin cerrahı da sessizce başını salladı. Kayıtlara düştü: Evin Soran – Ex Bu bilgi birkaç dakika içinde Eşref’e ulaştı. Ama emin olmak istiyordu. Cenazeyi morga indirdiler. Ravend içeride bekliyordu. On dakika sonra kapı yavaşça açıldı. İçeri giren adam, cesedin gerçekten Evin olup olmadığını kontrol edecekti. Eğer değilse onun bulunduğu katı patlatacaklardı. Adam birkaç adım attı. “Hayırdır aslan parçası?” dedi Ravend, susturuculu silahını doğrultarak. “Ölmeye mi geldin?” Adamın elindeki silahı aldı. Hiç tereddüt etmeden kafasına sıktı. Cesedi boş bir dolaba yerleştirip çıktı. Telefonunu çıkarıp kısa konuştu: “Burası tamam. Helikopteri çağırın.” Aynı anda Hamdullah ve Asir, doktorlarla birlikte Evin’i kablolara bağlı hâlde hastanenin terasına çıkardı. Helikopter iniş yaparken Eşref terastan yükselen sesi duydu. “Allah kahretsin!” diye bağırdı. Adamını aradı. Telefonu Ravend açtı. “Adamın öldü. Ona ulaşmak için öbür dünyaya gitmen gerek. Ama merak etme… Sizi çok ayırmayacağız.” Telefon kapandı. Helikopter karanlığı yararak havalandı. Ve artık bu, sadece bir kaçış değil… Bir savaşın başlangıcıydı. Helikopterin pervaneleri geceyi döverken, Asir sadece cihazların ritmik bip sesine odaklanmıştı. Dışarıda amcasının hırsı, yanan sirenler ve dökülen kanlar vardı; ama onun dünyası şu an bir sedye ve birkaç kablodan ibaretti. Evin’in yüzü o kadar solgundu ki, sanki ruhu çoktan o bağ evine, huzura gitmişti de bedeni geride kalmıştı. Asir, onun buz gibi elini tekrar tuttu ve alnını elinin üzerine yasladı. "Ölü gösterdik seni herkese Evim..." diye fısıldadı motor gürültüsünün altında. "Ama sakın bu yalana inanıp beni gerçekten bırakma. Bu oyunun sonu gerçek bir yas olmasın."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD