Evin ' nin hayal kırıklığı

1609 Words
Evin'in anlatımı... Hayır… Hayır, Allah’ım, hayır. Onu görmemeliydim. Şimdi değil. Tam da şimdi değil. Ona karşı ördüğüm bütün duvarlar, göz göze geldiğimiz anda yerle bir oldu. Sanki yıllardır kendimi korumak için yükselttiğim her şey, tek bir bakışla yıkılmıştı. Savunmasız kaldım. Geriye yalnızca bir enkaz kaldı. Ve o enkazın içinde, nefes alamayan ben vardım. Kim demiş seven gitmez diye? Asıl seven gider. Âşık olan gider. Sevilmediği yerde kalamaz insan. Sevgisi kırılır. Hevesi paramparça olur. Kelimeler boğazına dizilir ama bir tanesini bile yutamaz. Gurur mu? Hayır… sakın gurur sanmayın. Ben, sevgime gösterilmeyen değeri; sessiz bir saygıyla alıp, başımı önüme eğerek gittim. Umutlarımı da aldım yanıma. Kırgınlıklarımı da… Gözyaşlarımı kimseye göstermeden topladım ve ardıma bakmadan çıktım o hayattan. O günden beri uyuyamıyorum. Yemek yiyemiyorum. Yaşayamıyorum. Nefes almak bile ağır geliyor artık. Sanki her soluk, göğsüme bırakılmış bir yük gibi. Ne yaparsam yapayım ne kadar umursamıyor gibi olsam da kalbimin orta yerinde cehennemden bir ateş parçası düşmüş gibi. Allah’ım… Nasıl olur da hâlâ bu kadar severim? Hani onunla göz göze geldiğimde başım dik olacaktı? Gönlümün boynu kırıldı. Asir, o kapının önünde dakikalara takılıp kalmış gibiydi. Zaman durmuştu. Birazdan gelecekti belki… Bilmiyorum. Ben çarşıdan koşarak dönerken Leyla düşmüştü. O an içimde, adını koyamadığım bir uğursuzluk vardı. Kapının arkasına oturmuştum. Dizlerim karnıma çekili, kalbim kulaklarımda atıyordu. Onun sesini duydum. Eskiden Bana defalarca “Seni seviyorum” diyen o ses… Ama bu… bu sanki o adamın sesi değildi. Öfkeliydi. Keskin ve sertti. — “Kızı yakaladın mı Yusuf!” İçim ürperdi. — “Tamam, geliyorum. Onu sakın bırakma.” Sesi uzaklaşırken yerimden kalktım. Başımı kapıdan uzattım. Gidişini izledim. Boylu poslu… Hâlâ o kadar yakışıklıydı ki. İnsan, sevdiği adamın yalancı tarafını bile inkâr etmek istiyor. Gözden kaybolana kadar baktım. “Bakma Evin,” dedim kendime. “Sevme.” Ama kalbim, ondan başkasını istemiyor . Hayatıma giren ilk ve tek erkekti. İlk sarıldığım… İlk sevdiğim… Yaralarımı, eliyle; isteyerek, severek sarmıştı. Ama o… o beni, bir gün önünde durduğum uçurumdan daha yüksek bir uçurumdan attı. Şeyh Halit gelmediği için Bizim nikâhımızı başka bir hoca kıymıştı. Nikâhtan sonra kocam olmuştu. Duvağın altında ağlamıştım. “Dualarım kabul oldu,” diye. Benim ne annem vardı ne babam bunu hayatın her yerinde hissettim. Ama onun yanında, ilk defa yetimliğimi hissetmedim. Bir ailem var sandım. Gerçek bir ailem….. Asir, düğün başlamadan nikâhımızı kıydırmıştı. “Elimden tutup,” “Helalimsin,” demişti. Alnımdan öperken heyecandan elim ayağım titremişti. Beni severken kalbim duracak sanmıştım. Ama bu peri masalının son bulacağını bilmiyordum. İlk başta inanmıyordum, kimse bu kadar iyi olamaz, Neden bana iyi davransın neden beni sevsin ki diyordum. Komodinin üzerinde ki kutuya bakıp düğüne gelmeyen Ravend abimin hediyesine bakıp ağladım. Hamdullah abim, Solin ve diğerleri gelmişti. Sadece Dilzar ve Ravend abim yoktu. İçimde açıklayamadığım bir boşluk vardı. Asir ne kadar üzüldüğümü görüp yüzümü ve ellerimi öpmüştü. “Ben senin yanındayım,” demişti. Yusuf kapıyı çalıp, “Abi, gelir misin?” dediğinde, başını sallayıp, “Tamam, geliyorum,” demişti. Saçlarım yüzüme düşmüştü. Düzeltip, gözlerimin içine bakarak “Güzel karım,” dedi. Hayatımda ilk defa mutluluktan ağladım. Ama o mutluluk… Bir kelebeğin ömrü kadar kısaydı. Bedeli de aylarca, günlerce; ölü gibi dolaştım. Asir odadan çıktığında, ben de baya bekledim. Telefonu ısrarla çalınca, onu bahane edip dışarı çıktım. “Asir nerede?” diye sordum bana yemeği getiren kadına. “Ağam salonda,” dedi. Gülümsedim. Gelinliğimin eteklerini tutarak yavaşça merdivenlerden indim. Asşr'in sesi yükseliyordu: Kızarak değil. "Evin duymasın." Diyordu. Kalbim sıkıştı. Kim bilir, evin duymasın dediği neydi? Tam ona doğru yürürken, annesinin sesi geldi: “Şeyh Halit neden nikâhınızı kıymadı, öğrenirse kötü olur.” " Tamam bende duymayacak o konu kapandı zaten bilmesine gerek yok. " dedi O an içimden bir şey koptu. Asir'in “Dini nikâhımızı Şeyh Halit kıyacak,” dediği gün geldi aklıma. “Acaba hastalandı mı?” diye düşünmüştüm. Annesi “seyh Halit dedi ki haklıyım Kara sevdaya tutulan birinin nikâhı kıyılmaz.” Elimdeki telefon titriyordu. Parmaklarım uyuşmuştu. Ve Asir'in sesi geldi. Soğuk. Mesafeliydi “Anne…" diye uyardı. Sonrada "Helin'e de söyle iyice tembihle Evin duymayacak.” O an anladım. Bu evde, duymaması gereken tek şey benim kalbimdi. Ne kara sevdası? Kimin sevdası? Bu soru içimde yankılanırken, istemsizce elim kalbimin üzerine gitti. Kalbim… Durmak üzereydi. Hayır. Hayır, hayır… Kara sevda Asir'in olamazdı. Ben… Ben evini seviyorum demişti. Annesinin sesi geldi sonra. Soğuk, bilen, tanıyan bir ses: “Seni iyi tanıyorum. Ona olan kara sevdan, evliyken bile bitmedi.” Nefesim kesildi. “Anne, yok öyle bir şey!” diye çıkıştı Asir. Sesindeki öfke, suçlulukla karışmıştı. “Tamam oğlum,” dedi annesi. “İnş Allah’ öyledir , Kendine de, o kıza da yazık etmiyorsundur umarım.” Elim bağrımdaydı. Odaya doğru yürürken dizlerim titriyordu. Kapıda Helin’le karşılaştım. Zoraki bir gülümseme kondurdum yüzüme. Odaya girdiğimde peşimden geldi. Kalbim hâlâ göğsümü parçalayacak gibiydi. “Helin,” dedim, “Şeyh Halit neden gelmedi?” Bir an durdu. Az önce aynanın karşısında saçlarını düzelten Asir'in kardeşi, bana döndü. “İşi varmış,” dedi. Başımı salladım. “Biliyorum,” dedim. “Asir'le konuştuk bu konuyu.” Gözlerinin içine baktım. —“Asir bana doğruyu söyledi" dedeğimde Şaşırdı. — “Ciddi misin? Kızmadın mı?” Başımı iki yana salladım. — “Yok… Niye kızayım ki? Geçmişte kaldı.” Saçlarını düzeltti. Sesini alçaltıp konuştu: “Abim seni seviyor.” “Biliyorum,” dedim. “O yüzden kara sevda falan… inanmadım dedim ne olursa olsun biz evlendik.” Bir an duraksadı. Sonra, sanki masum bir gerçeği anlatıyormuş gibi: “Biz ilk başta… sen Dilzar’a benziyorsun diye abim seninle evlenmek istiyor sandık. Ama seni seviyormuş.” Başımı salladım. “İnanıyorum,” dedim. Sesim sakindi. Ama içimde bir şey… paramparça oluyordu. “Hadi,” dedi “Sen yemeğini ye. Abim de gelir sonra bana kızar niye karım aç kalmış diye.” “Kapıya bir arkadaşım gelecek, onu karşılayacağım,” dedim. “Birileri onu karşılar” dedi. “Sen burada kal. Çok utangaçtır.” Odadan çıktığımda elim ayağım titriyordu. Biri bana bir şeyler söylüyordu. Ama ben sadece başımı sallayıp, “Evet… öyle,” diyordum. Kara sevdasına benzediğim için benimle evlenmişti. "Ben sana demedim "dedi aklım "seni neden sevsin " Teyzemin kızına kara sevdali olan kocam teyzemin kızı Dilzar'a benziyorum diye beni bu kadar sevmiş. İşte bu ağır gerçekle, dünyanın hiçbir yerine sığamadım. Sonra… O evden çıktım. Hem de kaçarak. O gün aklıma geldikçe, elim ayağım titrer. Şeytan diyor ki: “şimdi çık karşısına. Yüzüne vur bütün gerçekleri.” Ama yapamam. Ben onun karşısına çıkacak kadar omurgalı değilim. Dayanamam. Yenilirim. Yine yalanlarına inanırım. Sarılırım.diye Korkuyorum. Siyaha boyattığım Altın sarısı saçlarımı ensemde Topladım. Sırt çantamı aldım. Şapka başımda, gözlük gözümde sağa solu kolaçan ettikten sonra evden çıktım. Yine kaçıyordum. Yine bir şehir değiştirecektim. Yeni kimliğim ile değil eski kimliğimi cebimden çıkardım. İstanbul’a bir bilet aldım. Ama oradan ayrılırken bile, onu görmenin etkisi hâlâ üzerimdeydi. Ah Evin… Bu kadar mı omurgasızsın? Bu kadar mı onsuz kalamıyorsun? Onu istememek için kendimle savaşıyorum. Ama onsuz bu kadar nasıl yaşadım, bilmiyorum. “Bir kere görsem,” diyen kalbime kızarak motoruma bindim. Yola çıktım. İstenmeyen yerde duracağıma ölürüm daha iyi. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Ama yol… beni Mardin’e götürüyordu. Bir benzinlikte durduğumda, Mardin’e az kalmıştı. Telefonum sessizdeydi. Leyla defalarca aramıştı. Pes edip sustu. Benzinlikten aldığım suyu içerken, birinin beni takip ettiğini hissettim. Ama imkânsızdı o beni bulamazdı. Kaskımı bile kameranın olmadığı yerde çıkardım. Hat, motor, plaka ehliyet … Hepsi yeni kimliğim üzerindeydi. Eski Mardin çarşısına varmıştım ki telefonum çaldı. “Evin, neredesin ya!” diye bağırdı Leyla. Korkmuştu. “İyiyim,” dedim. Umursamaz görünmeye çalıştım. “Sus! Değilsin yalan atma belli… çok iyisin !” “Bir şey mi oldu? Gittiler mi?” “Gittiler.” Durdu. Sonra ekledi: “Sana da mesajı var. Dedi ki: ‘Karıma söyle, dünyanın öbür ucuna da gitse onu bulacağım.’” “Bok bulur,” dedim, “Karısıymış… Bak sen.” Derin bir nefes verip " başka bir şey dedi mi" dediğimde Leyla güldü. “Çok mu merak ettin?” “Leyla, beni deli etme. Zaten canım sıkkın.” “Tamam tamam… Seni aşiretten önce bulması gerektiğini söyledi. Yardım etmemi istedi.” “Sakın kabul ettim falan deme bak saçmalama,” dedim. Ama anlatmaya devam etti. “Yanındaki mendebur beni deli etti. Ağzının ortasına bir tane vurdum.” İçim daraldı. “Yusuf’tan bahsetmiyorsundur, inş Allah "dedim. “öküz oğlu öküz az kalsın bana vuracaktı.” “Leyla, onlarla iletişime girme bir daha.” “Tamam ama Asir soran çok üzgündü.” İçim sızladı. "vicdan azabındandır" — “O,” dedim. — “O'nun günahı.” Telefonu kapattım. Dalmış bekliyordum. O sırada bir çocuk bana çarpıp koşuyordu. Birilerinden kaçıyordu. Allah kahretsin cüzdanımı çalmış. “dur lan !” diye bağırıp. Koşarak peşinden gittim. Ama ana yolda… üzerime gelen aracı fark edemedim. Kaçamadım. Bedenimi metrelerce savuran çarpmanın ardından sert zemine düştüm. Hatırladığım son şey… Urfa çarşısında gördüğüm onun yüzüydü. Anlamıyorum. İnsan birini niye bu kadar sever ki? Bu yanlış. Çok yanlış. Kimse kimseyi, nefes alamayacak kadar sevmemeli. Gözlerimden yaşlar akarken, mutlu olduğumuz anlar bir film şeridi gibi geçti önümden. Ve ben… kendimi karanlığa teslim ettim.Karanlık üzerime bir yorgan gibi serilirken, zihnimin son ışıklarıyla o sahte cennete sığındım. Yanımdaydı. Elimi tutuyordu ama bu kez elleri sıcaktı, yalan kokmuyordu. 'Neden?' diye fısıldadım hayaline. 'Neden gerçek seni değil de, Dilzar’ın gölgesini sevdirdin bana?' Cevap vermedi. Sadece gülümsedi. O gülüş, beni uçurumdan iten elin ta kendisiydi. Şimdi o uçurumun dibindeydim. Üzerime toprak atılmasını beklerken, kalbim hala onun adıyla çarpıyordu. Ne acı... İnsan katiline aşık ölür müydü? Ben ölüyordum Bu hayatta, bir tek onu istedim. Bir tek onunla mutlu olmak istedim. Ama insan neyi çok isterse… işte o, onun imtihanı oluyor. Tek başımayım. Nereye düşeceğimi bilmiyorum artık. Herkes gitti, yollar sustu. Ama biliyorum… Toprak bile bir gün beni içine alacak.” Beni gerçek anlamda kabul edecek şey topraktı. son 🫢 arkadaşlar okuyan herkesten rica ediyorum lütfen kitabı kitaplığa ekleyin 🤍
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD