-ŞURA EKİCİ
İsabetli bir atışın temel noktası doğru bir duruştur. Denge kemik kas yapısı ve sinirlerle sağlanır. Silah kaldırıldığında hedefin tam üzerinde durmalıdır ve ayaklar bir omuz boyu açılır. Silah aşağıda iken arpacık gez içerisine yerleştirilir. Bu yerleştirmeden sonra bilekler ve dirsekler tamamen kilitlenir. Sağ kol dirsekten sol kola göre da ha fazla kırık vaziyettedir. Kolları tamamen gergin tutmak yada çok fazla kırarak vücuda yaklaştırmak hakimiyetinizi azaltır. Arpacık izleme ve tetiğin düşürülmesi 7 sn ile 13 sn arasında gerçekleştirilmelidir.
Silahı tam hedefe odakladığımda ellerimin titrememesi için sakin kalmaya çalışıyordum. Bunun için hiçbir şey düşünmemem ve zihnimin boş olması gerekliydi. Fakat ne yazık ki bu mümkün değildi. Bana Kenan bey ile aramda geçen konuşmayı unutturacak hiçbir şey yoktu. O, Kıvanç beyi öldürmeyi mi planlıyordu? Yoksa onu kaçırıp işkence etmeyi mi... Ya da elinde avucunda her ne varsa alıp öylece ortada bırakmak gibi tahmin edilebilir planları mı vardı? Sandığımdan çok daha tehlikeli olduğunu anlamaya başlamıştım çünkü yüz ifadesi hep aynıydı. Mutlu, üzgün, öfkeli, stresli... İçinde ne taşıdığını ve ne yaşadığını tahmin etmek mümkün değildi. Böyle durumlarda karşındaki insanın yaşadığı acıyı ve buna bağlı olarak aynı oranda ortaya çıkan şiddeti bilmemek fazlasıyla tehlikeliydi. Bu yüzden başımıza neler gelebileceğini anlamak adeta bir bilmeceye dönüşmüştü. Hakkında çok bir şey bilmiyordum fakat duygularını kontrol edebilen bu derece zeki bir adamın karanlık ve korkunç bir tarafının varlığı inkar edilemez olurdu...
Ateş ettim. Gözlerimi daldığı yerden çektim ve silahı indirdim. Güçlükle nefes alıyordum. Başım hala dönüyordu ve Kıvanç beyin kulaklığımı indirmesi ile derin bir nefes aldım. Sanki üzerimden büyük bir yük kalkmıştı. Elimden silahı aldı ve görevliye verdi. Yüzümü ona döndüğümde ise elleri ile vurduğum hedefi gösteriyor ve bana bir şeyler anlatıyordu. Ben ise hiçbir şekilde onu duymuyordum. Sanki sağır olmuş gibiydim. Sadece yüzüne bakıyordum o kadar. Galiba tepki verme yeteneğimi kaybetmiştim. Bir anda çok fazla sıcak olduğumu hissettim, boğuluyor gibiydim ve terlemeye başladım.
Kıvanç bey, 1.80 boyunda, sarışın, ela gözlü ve hafif kirli sakallı 30 yaşında bir adamdı. Çalıştığım şirketin patronuydu. Hayır hayır... Bu benim dışarıya karşı söylediğim ezberlenmiş ufak bir betimlemeydi...
Yüzünü bana yaklaştırdı ve parmağını gözümün önüne getirerek şıklatmaya başladı. Sanki görüntüsü gittikçe bulanıklaşıyormuş gibiydi. Ya da bir tek bir çift olarak görünüyordu. Yaklaşık bir saattir buradaydık ve ayakta duracak halim kalmamıştı. Zaten acillik vaziyetteydim ve evden çıkmam büyük bir hataydı. Sendelemeye başladığımda koluma girdi ve el işareti yaptığı görevlinin getirdiği sandalyeye beni oturttu. Başımı dik tutmakta fazlasıyla güçlük çekiyordum. Sanki boynum bana ait değilmiş gibiydi. Ellerim titriyordu ve yanıyordu. Kıvanç bey ise konuşmaya devam ediyordu. Bir uğultu gibi... Sonra bir şişe su açıp verdi. Kitlenip kaldığım için onu duymadığımı fark etti ve eliyle içmem için işaret yaptı. Paniklemiş gibiydi. Ben ise suyu kaldırıp başımdan aşağı döktüm ve o an gözlerim iyice açıldı. Buz gibiydi... Saçlarımın arasından kayıp hızla yere damlamaya başladılar. Bu su bana dün gece boşalttıkları o bir sürahi soğuk suyu anımsatmıştı ve bunu kulaklarımda çınlamaya başlayan sesleri takip etti.
" Amma ağır uykun varmış. Sonunda uyandın! "
Nefes alışlarım hızlandı. Kalbim sanki yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu ve etraf tıpkı bozuk bir radyonun çıkardığı cızırtılarla dolmaya başlamıştı. Soğuk su ensemden içeri sızarken elimi boynuma doğru götürdüm ve sanki dejavu yaşıyormuş gibi parmaklarıma bakındım... Kan süzülüyormuş gibi gelmişti.
" Bana yardım etmeni istiyorum. Videoyu izledim ve ne halde olduğunu gördüm. Kim bilir ne zamandır sana zorbalık ediyor. Ayrıca belki de daha fazlası. Seni tehditte ediyor olabilir. Eğer bana yardım etmeyi kabul edersen, sana yardım ederim. Seni onun elinden kurtarır ve korurum."
Ellerimi başımın arasına aldım ve parmaklarımı saçlarıma geçirdim. Kıvanç bey ise kollarımı tutmuş beni hafifçe sallıyordu. Baygın gözlerimle dalgalı saçlarına odaklandım. Onun saçları gibi sabit durmuyordu. Çoktan iki teli önüne düşmüştü bile... Kolundaki saat, dün onun taktığı saatin bordo rengiydi. Parfümü ise daha ağırdı. O adamı tanımıyordum ama Kıvanç beyi tanıyordum. Hem de çok uzun zamandır...
Ellerimi saçlarımdan çektiğimde sanki bütün vücudum hissizleşmişti. Gözlerimi zorla açık tutuyordum. Bir fanusun içindeymişim gibiydi. Her şey bir buz kristaline dönüşüyordu. Görüntüler silikleşmeye başlamıştı. Bozuk bir televizyonun çizgileri gibi olmuştu bir anda her yer. Renkler ise güneşin batışı gibi kızıllığa doğru gidiyordu.
Kıvanç bey bir hışımla öne düşen saçlarını geriye doğru attıktan sonra durumumun kötüye gittiğini fark etti ve bir anda beni kucakladı. Konuşamıyordum, hiçbir yerimi oynatamıyordum. Galiba ölüyordum ya da çok ağır bir depresyonun içindeydim. Hızlı bir şekilde arabasına doğru koşmaya başladı. Ben ise başımı göğsüne yaslamış ve gözlerimi kapatmıştım. Soğuk soğuk terliyordum, midem bulanıyordu.
" Ağladıkça yaralarıma dokundum. Yaralarıma dokundukça videodaki sesler doldu kulaklarıma. Midem bulandı sonra ve öylece kusmaya başladım. O ise içler acısı bu halimi görünce hemen eğildi ve elleriyle saçlarımı topladı. "
Ben Şura... 18 yaşında küçük bir kızdım. Her şeyimi kaybedip sokağa düştüğümde ve intiharın eşiğindeyken bir yaş bile büyüyememiştim. Sonra tuvalet temizlikçisi olarak Kıvanç beyin şirketine girdiğimde 19 yaşındaydım. Asla kimse yüzüme bakmaz ve adımı bilmezken ben hala 19 yaşındaydım. Sonra bir gün iş arasında çizdiğim resimleri üniversiteye gönderdiğimde ve güzel sanatlar fakültesine kabul edildiğimde 20 yaşındaydım. Tesadüf eseri Kıvanç beyi bıçaklı adamlardan kurtardığımda 21 yaşındaydım. Artık adımı bilen birileri vardı. Cesurdum, kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Kıvanç bey benimle ilk kez iş dışında konuştuğunda 22 yaşındaydım. Güvenini kazanmak için verdiği tehlikeli işlere başladığımda ise 23 yaşındaydım. Bana güvenip eğitmeye başladığında 24 yaşındaydım ve beni karanlık işlerinde bir casus olarak kullanmaya başladığında 25 yaşındaydım. Üst düzey dövüş sanatı, silah ve bıçak kullanma gibi eğitimlerde tamamen profesyonelleştiğimde 26 yaşındaydım. Şimdi ise 27... Yani aslında birinin beni dövmesi başıma gelecek en son şeylerden birisiydi.
Her şey bir yanlış anlaşılmadan ibaretti. Aslında videoda gerçekten dayak yemiyordum. En azından bunu yapan kişi Kıvanç bey değildi. Tehlikeli birkaç adam tarafından köşeye sıkıştırılmıştım ve benimle baş edemeyince bayıltıp öyle dövmüşlerdi. Sonrada çöp konteynerlerine atmışlardı... Kıvanç bey de videoda bana hala güçlü olduğumu kanıtlamaya çalışıyordu, onlarla dalga geçerek söylediği şeyleri taklit ediyordu. Benimle ayık şekilde kavga edemedikleri için alay ediyordu. O bana hiç şiddet uygulamamıştı. Arada beni eğitmek için dövüşürdü fakat hiçbir zaman kasıtlı yaptığı bir şey olmamıştı. Beni çok güçlü yetiştirmişti ve yeni birine dönüştürmüştü o kadar. Sancılı ve zorlu bir süreçti. Beni seçmesinin sebebi de çok aşikardı. Kimsem yoktu, ölümden korkmuyordum. Zaten ölsem bile arkamdan kim ağlayabilirdi? Birkaç gün haber alamayınca kim merakla kapıma dayanırdı? Kaybedecek hiçbir şeyim yoktu... Cesur ve akıllıydım. Her şeyi hemen kavrayıp deneyebiliyordum. Korkusuzdum, acabalarım hiç yoktu. İyi spor yapardım. Hatta bazen yüzümde maske ile koruması olarak gezerdim. Onu benden iyi kimse koruyamazdı.
Şirkete onun istediği saatlerde girer, kıyafetlerimle kendimi daha tanınmaz hale getirir ve verdiği görevler için yola çıkardım. Şirket kayıtlarına göre bir kuryeydim. İnsanlara güzel sürprizler taşıyan bir kurye. Bu birilerinin hayatını tehlikeye atmak, işini elinden almak ve paralarına el koymak gibi gizli yapılması gereken şeylerdi ve daha niceleri... Hızlıydım, kolay kolay kimse yakalayamazdı. En önemlisi iyi saklanırdım ve kamufle olurdum. Maskemi çıkardığımda ise artık şüphelenilecek en son insan haline gelirdim. Şapkam olmadan günlük hayatta bile dışarıya çıktığım söylenemezdi ve siyah beni ben yapan önemli şeydi.
Aslında onun için hem çok önemli hem de çok önemsizdim. Eğer bu işleri yaparken ölürsem yeni birini en baştan eğitmek zor olurdu. Ölürsem dert edeceği tek şeyde buydu. Benim yok olmam değil... Dün geceye kadar hayatındaki her şeyi bildiğimi düşünüyordum. Buna da fazlasıyla inanmıştım. Bilmediğim tek bir şey yoktu. Her zaman bana bilmem gerekenin daha fazlasını bildiğimi söyler, bazen bir arkadaşı gibi sohbet ederdi. Dayak yediğimde beni ofise getirmiş, ayakta tutmaya çalışırken ise içtenlikle beni sevdiğini ve korktuğunu söylemişti. Bu o kadar iyi hissettirmişti ki. Gerçekten değerli olduğumu düşünmüştüm. Çünkü sinirlendiği zaman bana kesinlikle öfkesini belli eder, sözlerini esirgemezdi. Bazen ondan korkmamı istediğini bile söylerdi. İki hafta önce yemek yerken ise hayatında hiç kimsenin olmadığını dile getirmiş, yalnızlığı çok sevdiğinden bahsetmiş ve eğer biri olursa benim gibi olmasını istediğini söyleyip gülmüştü...
Hayatım tamamen ona endeksliydi, ondan başka hiç kimsem yoktu ve bu da her şeyi daha karmaşık bir hale getiriyordu. Yaptığım her şeyden her zaman haberi olurdu. Attığım adımdan, yaptığım aktivitelerden ve hatta yediğim yemeklerden bile. Ona mutlaka rapor verirdim çünkü böyle eğitilmiştim. Belki de yalnızlığımın ve kimsesizliğimin bir eseriydi bu...
Ben dün gece videoyu gördüğümde; bir önceki videodaki adam, benim videomdaki adamla aynı diye ağlamıştım, yani şiddet görüntülerim olduğu için değil... Çünkü ona aşık olduğumda da 23 yaşındaydım... Videodaki gömleği, beni kanlar içinde mafyadan aldığı gün giydiği ile aynıydı... Ben çöp konteynırlarına uzanıp beni alması için mesaj attığımda tam bir buçuk saat sonra dönmüştü. Çünkü videodaki o kadınla sevişmekle meşguldü. Duvardaki saati çok net hatırlıyordum... Ben belki de ölmek üzereydim, o kadar çok acı çekiyordum ki! Ve belki de hayatımda ilk kez ona fazlasıyla muhtaçtım. Ona sarılmak ve beni teselli etmesini daha çok istediğim başka bir an olmamıştı çünkü ağzımdan kanlar geliyordu ve gerçekten öleceğimi düşünmüştüm. O ise tam bir buçuk saat sonra geldi ve lanet bir trafik olduğunu söylemişti. Galiba yaralarım bu yüzden çok acımıştı. Hayatım boyunca ilk kez ne uğruna, ne için ölümle burun buruna gelip durduğumu sorgulamıştım dün gece. Hayatımın hiç değeri olmadığını düşünen bir adam için miydi bütün savaşım? Onu mutlu etmek, korumak ve gözüne girmek için miydi? Yoksa ona aşık olduğum için mi bütün bunlar gözüme gelmiyordu. Kendimi bile sevmezken onu sevmiştim. Bu yüzden bende canımı hiçbir zaman umursamadım... Çünkü hayatım batarken, beni kurtaran ve etrafımda olan tek kişi oydu. Ona aşık olmak ve bağlanmak adeta kaçınılmaz bir kumardı benim için.
Dün gece acı bir gerçekle yüzleşmiştim. Birilerini sevebilir, onları koruyabilir ve onlar için her şeyi yapabilirdi. Gözden de çıkarabilirdi. O kadın için beni çoktan gözden çıkarmıştı bile... Çünkü büyük aşkı için tehlikeye atlamasını istediği kişi bendim... Beni sevmesi için kendimi tehlikeye attığım her an için kafamın içinde şimşekler çakmaya başlamıştı...
-KENAN ATAHAN
Bilgisayarıma gelen görüntülere bakarken saat akşam 11'di. Hala şirketteydim. Hatta Cemre'de karşımdaki koltuğa oturmuş telefonu ile oynuyordu. Bilgisayarıma bilgileri gelen kişi Şura'ydı. Önce birkaç fotoğrafına göz gezdirdim. Adamlarımın çalıştığı şirketin etrafından aldıkları kamera görüntülerinden bazı kesitler vardı. Dikkatimi çeken şey hep siyah giymesi ve şapka takmasıydı. Birde şirketin ilerisinde bir kaldırım taşına çöküp ağladığı görüntüler vardı. Marketten aldığı hazır gıdaları yediği birkaç fotoğraf, kulaklığı ile yürüdüğü yollar... Pdf dosyasını açtım. Burada hakkında araştırma yapılan birkaç resmi bilgi vardı.
" Şura Ekici. 13.03.1996 İstanbul doğumlu. Babası 2014 yılında kalp krizi geçirerek vefat etmiş. Annesi 2015 yılında evlenerek yurtdışına yerleşmiş. Kardeşi yok. Babasının bankaya olan borçları nedeniyle bütün mal varlıkları ellerinden alınmış. Bir yıl kadın sığınma evlerinde kalmış. 2016 yılında Güzel Sanatlar Fakültesi resim bölümüne kaydını yaptırmış fakat 2018 yılında kaydını dondurmuş. 2015 yılından itibaren de yarı zamanlı işçi olarak La Repubblica şirketinde çalışıyor. Şirketteki bu dönem işi, kuryelik. Mevcut adresi aşağıdaki konumdaki gibidir. "
Bilgisayarımı kapattım ve sandalyemde arkama yaslanarak kravatımı genişlettim. Sonra da suyumdan birkaç yudum aldım ve bakışlarımı Cemre'ye sabitledim. Sağ elimle ise masada ritim tutuyordum. Sonra klimanın derecesini biraz düşürdüm ve kumandayı masaya koydum. Gözlerimi hala ondan almamıştım. Uzun ve dalgalı saçları, koyu yeşil mini takım elbisesi ve siyah rugan ayakkabıları ile oldukça parlak görünüyordu. Şekerli parfümü adeta bütün odayı sarmıştı. Ona odaklandığımı hissetti ve bana dönüp göz kırptı.
" Düğün için seçtiğim şekerlemelere bayılacaksın... " diye fısıldadı ve heyecanla ayaklarını yere vurdu. Ayağa kalktım ve camlara doğru yürüdüm. Ona arkam dönüktü ama gülümsedim. Seçtiklerini bana göstermek için yerinden kalkıp geldiğinde ise arkamdan sarıldı ve telefonu bana gösterdi. Dikkatimi ise şekerlemeler değil, arama kısmındaki yazı çekmişti. " Dünyanın en pahalı düğün şekerlemeleri " Kolları hala bütün bedenimi sararken zihnini okumayı o kadar çok istiyordum ki.
Kalbimi paramparça eden ihanetinin arkasında başka neler gizliydi? Düşünmeden edemiyordum. Telefonumun mesaj bildirimi çaldığında Cemre beni bıraktı ve boynumdan öperek geri çekildi. Cebimden telefonumu çıkarırken ona seslendim.
" Şoför arabayı hazırlasın, çıkalım. " dedim ve alışveriş paketlerini kucaklamak için lobiye doğru koştu. Ben de derin bir nefes aldım ve telefonu açtım. Kayıtlı olmayan bir numaradan gelen yeni bir mesaj.
" Kötü adamlara daha hızlı yumruk atmaya yetişebilmek için numaramı kaydedin.
-Şura Ekici "
-Bölüm Sonu-