Sıradan Bir Gün
Eskişehir’in Odunpazarı ilçesinde eylül ayının ilk günleri yaşanıyordu. Yaz henüz tamamen çekilmemişti. Sabahları hafif bir serinlik hissedilse de öğleye doğru güneş sokakları yeniden ısıtıyordu.
Emre Yıldırım her zamanki gibi erkenden işe gelmişti.
Yirmi iki yaşındaydı. Yaklaşık iki yıldır Hakan Çelikbağ’ın oto yedek parça dükkânında çalışıyordu. İlk başladığı zamanlarda raflardaki parçaların adlarını bile birbirine karıştırırken artık hangi müşterinin ne istediğini birkaç kelimeden anlayabilecek kadar işi öğrenmişti.
Kepengi kaldırdı, içerideki ışıkları yaktı.
Dükkân büyük değildi. Duvar boyunca uzanan raflarda filtreler, kayışlar, fren balataları, bujiler ve farklı araçlara ait kutular sıralanmıştı. Tezgâhın arkasındaki küçük masa ise Hakan’a aitti.
Emre her sabah olduğu gibi dükkânın önünü süpürdü. Ardından önceki günden kalan siparişleri kontrol etti, tezgâhın üzerindeki birkaç kutuyu yerlerine kaldırdı.
O sabah da diğerlerinden farklı görünmüyordu.
En azından Emre öyle sanıyordu.
Hakan saat dokuzu biraz geçe dükkâna geldi. Kırk bir yaşındaki adam normalde içeri girerken selam verir, bazen Emre’ye yapacağı işleri söyler, ardından masasına geçerdi.
Bu kez yüzü asıktı.
Emre selam verdiğinde yalnızca başıyla karşılık verdi.
Elindeki çantayı masanın yanına bıraktı ve bilgisayarı açtı.
Emre onun keyifsiz olduğunu fark etmişti ama soru sormadı. İki yıldır yanında çalıştığı için Hakan’ın huylarını az çok öğrenmişti. İşlerin ters gittiği günlerde fazla konuşmaz, kendi hâline bırakılmak isterdi.
Öğlene doğru dükkân hareketlendi.
Emre bir yandan müşterilerle ilgileniyor, bir yandan depodan istenen parçaları getiriyordu. Telefon çaldığında cevaplıyor, gelen siparişleri not ediyor, raflarda eksilen ürünleri kontrol ediyordu.
Hakan ise o gün alışılmadık biçimde sürekli hesaplarla uğraşıyordu.
Bir ara telefonu çaldı.
Ekrana baktığı anda yüzünün değiştiğini Emre fark etti. Hakan telefonu alarak dükkânın arka tarafına geçti ve sesini alçalttı.
Emre konuşulanları duymadı.
Zaten dinlemeye de çalışmadı.
Fakat Hakan geri döndüğünde yüzündeki gerginlik daha belirgindi.
Öğleden sonra müşteri trafiği azaldığında Emre tezgâhın üzerinde duran faturaları ve yeni gelen parçaları düzenlemeye başladı. Kutulardan birini rafa kaldıracağı sırada üzerindeki ürün kodu dikkatini çekti.
Elindeki faturaya baktı.
Kodlar birbirini tutmuyordu.
Önce kendisinin yanlış baktığını düşündü. Kutuyu yeniden kontrol etti. Sonra faturadaki numarayı tekrar okudu.
Yine aynı sonuç.
“Hakan abi, bunda bir yanlışlık var galiba.”
Hakan başını kaldırdı.
Emre kutuyla faturayı gösterdi.
“Buradaki kodla faturadaki farklı.”
Hakan birkaç saniye ikisine de baktı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Faturayı Emre’nin elinden aldı.
“Sen işine bak.”
Emre şaşırdı.
Ortada kızılacak bir durum olduğunu düşünmüyordu. Bir hata varsa düzeltilmesi gerektiğini söylemişti yalnızca.
Üstelemedi.
Kutuyu yerine bırakarak işine döndü.
Fakat o andan sonra dükkândaki hava değişmiş gibiydi.
Hakan’ın telefonu birkaç kez daha çaldı. Aramalardan bazılarında dışarı çıkıp konuştu. Sonuncusunda ise dükkâna döndüğünde doğrudan masasının başına geçti.
Emre rafları düzenlerken istemeden ona baktı.
Hakan masanın üzerinde duran bazı evrakları hızla topladı. Kâğıtları çekmeceye koyduktan sonra çekmeceyi kilitledi.
Emre bakışlarını çevirdi.
Kendisini ilgilendirmeyen bir meseleye karışmak istemiyordu. İşini yapıyor, ay sonunda parasını alıyor ve ailesine katkıda bulunuyordu. Onun için önemli olan buydu.
Saat yediye yaklaşırken dükkânı toparladı.
Eşyalarını aldıktan sonra Hakan’a dönüp ertesi sabah görüşmek üzere olduğunu söyledi.
Hakan masasından başını kaldırmadan kısa bir karşılık verdi.
Emre dükkândan çıktı.
Akşam güneşi binaların arasından yavaş yavaş çekilmeye başlamıştı. Günün sıcaklığı azalmış, Odunpazarı’nın sokaklarında akşam hareketliliği başlamıştı.
Emre evine doğru yürüdü.
Aklında annesi Nermin’in hazırladığı akşam yemeği, Elif’in eve gelir gelmez anlatmaya başlayacağı şeyler ve babası Murat’ın her zamanki gibi televizyon karşısında oturacağı sıradan bir akşam vardı.
Emre’nin hayatı gösterişli değildi.
Ama kendisinindi.
Bir işi vardı.
Döneceği bir evi vardı.
Aynı sofraya oturduğu bir ailesi vardı.
O gece yatağına uzandığında dükkânda yaşananları kısa bir süre düşündü.
Hakan’ın huzursuzluğu...
Telefondaki konuşmalar...
Yanlış fatura...
Kilitlenen çekmece...
Sonra bunların kendisini ilgilendirmediğine karar verdi.
Telefonunu komodinin üzerine bıraktı ve ışığı kapattı.
Birkaç dakika sonra odası tamamen sessizleşti.
Emre henüz bilmiyordu.
Çok yakında, o sıradan hayatının tek bir gecede elinden alınacağını da bilmiyordu.
Ve günün birinde geriye dönüp baktığında, her şeyin başladığı anı hatırlayacaktı:
Hakan Çelikbağ’ın elinden aceleyle aldığı o faturayı.