1/Beklenmedik itiraf

4997 Words
Bir hafta sonra... Okuduğum kitabın üzerine bırakılan çikolata ile başımı kaldırıp ablama baktım. Yatağa oturup bacak bacak üstüne attı ve çantasını yatağın üzerine bıraktı. " Off, ne yorulmuşum be bugün..!" Karın üstü uzanmıştım. Doğrulup kucağıma yastığımı alarak çikolatayı paketinden sıyırdım. " Sana yemek hazırlamamı ister misin..?" Kendini yatağın üzerine bırakıp gözlerini kapattı. " Yedim ben..." Çikolatayı ısırıp yavaş yavaş çiğnrmeye başladığım sırada günlerdir sormak istediğim ama bir türlü soramadığım soru geldi dilimin ucuna. " Burcu..?" " Hm?" Oturuşumu düzeltip tüm dikkatimi ona verdim. " Danışmanlar toplantıya girer mi..?" Hızla gözlerini açıp bana kaşlarını çatarak baktı. " Ne demek istiyorsun..?" Dudaklarımı yalayıp çikolata paketini elimde buruşturdum. " Sen orda danışmanlık yapmıyorsun değil mi..?" Hızla ayağa kalkıp ağzımı sıkıca kapattı. Başını çevirip odanın kapısını kontrol edip tekrar bana döndü. Ben ona şaşkınlıkla bakarken bana öfkeyle bakıp " Kes sesini gerizekalı..! Duyacaklar..." Usulca başımı sallayınca başımı iterek elini çekti. Derince yutkunup ona endişeyle baktım. " Ne yani... Doğru mu bu.!?" Bana tek kaşını kaldırarak bakıp bacak bacak üstüne attı. " Evet..." Heyecanla ona doğru iyice yaklaştım. " Abla nasıl oldu bu..? Hem annemler biliyor mu..?" Başını hızla iki yana salladı ve işaret parmağını bana doğru salladı. " Hayır... Sakın birine söyleyeyim deme..." " Nasıl yani söylemeyecek misin..?" Dudaklarını birbirine bastırıp usulca başını salladı. " Sana bahs etmiştim ya Rüya Hanım... Holdingin hatrı sayılır ortağı... Onun asistanlığını yapıyorum artık..." Heyecanla kocaman gülümsedim. " Abla bu harika bir haber..! Nasıl oldu peki..?" Hafifçe gülüp " Doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişinin gözüne girdim diyelim..." Anlayarak başımı salladım. " Senin adına çok sevindim... Anneme söyleyecek misin..?" Kaşlarını çatıp öfkeyle " Asla..!" dedi. Derince yutkunup " ama sevinirdi..." diyince öfkeyle dişlerini gıcırdatarak " Sence o umrumda mı.!? Bundan sonra benim bir ailem yok... Ki zaten hiç yoktu... Şimdi elimde onlardan kurtulacak güç var... Bunu değerlendireceğim... Eski maaşımın üç katını alıyorum... Geleceğim parlak... Onlar beni enayi sanıp tüm paramı aldıklarını sanarken ben onlara verdiğim sadaka sayesinde paramın diğer kısmını biriktirip gideceğim bu cehennemden..." Ne diyeceğimi bilemiyordum. Bana dönüp kararlı bir şekilde " Anası, danası umrumda değil... Onlar beni nasıl harcıyor acımadan... Vakti geldiğinde bende onları harcayacağım... Ve kendime söz verdim... Gitmeden o damızlık ineği bir temiz döveceğim..." dedi. Ona hayretle bakıp " Yok artık abla... Saçmalama..." " Yok yok... O pis fitne fesat karı cezasını çekecek... Bana yaptıklarını bir bir burnundan getireceğim... Bana bak..!" Başımı çevirip gözlerine bakarak başımı salladım. " Ne oldu..?" " Seni bunların arasında bırakacağım sanma..." diyip hafifçe omzuma vurdu. Heyecanla atıldım. " Gerçekten mi.!?" Usulca başını salladı. " Tabi kızım..! Bakma arada kızsamda seviyorum seni... Seni de alacağım yanıma... Ama bu süreçte bana yardım etmen lazım..." " Ne istersen..!" " Öncelikle çeneni kapalı tutacaksın..." hızlı bir şekilde başımı sallayınca gülümsedi. " Kitaplarını sakladığın yerden çıkarıp ders çalışmaya başla... Buradan kurtulunca seni üniversiteye göndereceğim..." Heyecanla irileşen gözlerimle fısıldadım. " Abla gerçekten mi.!?" Hızlıca başını sallayınca atılıp ona sımsıkı sarıldım. Göz yaşlarım yanaklarımı bu defa mutluluktan ıslatıyordu... Kalbim bu defa korkudan değil... İçimden taşan umuttan gümbürdüyordu... Artık bir umudum vardı... * Ömer KARAHAN... Sol göğsümün üzerine iliştirilmiş resmi hızla yere attım. Ayakkabımın ucuyla resmi ezip ceketimi düzelterek yürümeye başladım. Arkamdan gelen gülme sesiyle kaşlarımı çatıp sert bir şekilde " Kes şunu..!" dedim. Hala gülmeye devam ederken gözlerini dağılan kalabalıkta gezdirip ona tuhaf tuhaf bakan kadına " Sinirim bozuldu... Merhum Fırat Bey çok yakınım olurdu...Başımız sağolsun..." diyip dudaklarını birbirine bastırdı. Gözlerimi devirip yürümeye devam ettim. " Ulan Ömer ne adamsın..! Canını aldığın adamın cenazesine gelmek ancak senin yapabileceğin bir şeydi... Ulan bir de toprak attın herifin ahpabı gibi..." Hafifçe üst dudağımı kıvırıp " Mezarında rahat etmemesi için temenniye geldim... Eh yeraltına ibret olması da işime geldi..." Gülerek omzuma yumruk attı. " Nam-ı değer ZEHİR farkındalığı diyorsun yani..." Tek kaşımı kaldırıp ona bir bakış attım. " Yan tarafı boş diyorum..." Yapay bir korkuyla ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı. " Aman diyim... Daha kadınlara doyamadım..." " Serseri herif..." Arabanın anahtarını çıkarıp arabaya bindiğim sırada yan tarafıma oturup alaylı bir şekilde " Hah, sanki sen bakirsin..! Ulan ben en azından kadınlara ikinci randevu şansı veriyorum... Sen uğruna intihar edenlere çelenk gönderiyorsun oğlum... Merhametsiz..!" diyip cebinden telefonunu çıkardı. Onu umursamayıp arabayı çalıştırdım. " Dağıtmaya gidelim mi..? Güzel hatunlar takılıyor benim mekanda... Stres atarız..." Gözlerimi dikiz aynasına çevirip arkayı kontrol ettim. Anında kaşlarım çatılmıştı. Gaza basarken ciddi bir ifadeyle " Sağ kalırsan gidersin kardeşim..!" diyip belimden silahımı çıkardım. Hızla belinden silahını çıkarıp camını indirmeye başladı. Öfkeyle burnundan soluyarak acımasızca arkaya doğru kurşun yağdırırken bir yandan da söyleniyordu. " Ulan p*çler..! Eğlenmeye gideceğimi duydunuz değil mi.!? Ulan Melda bana beddua mı ettin.!?" Kaşlarımı çatıp arabayı dikkatli ama hızlı bir şekilde kullanırken " Melda kim lan.!?" diye sordum. Kurşun sıkmaya ara verip alt dudağını yaladı. P*ç gibi sırıtırken bana göz kırptı " Aşığım... Ayrılırken 'inşallah bir daha hiçbir kadına dokunamazsın' dediydi de... " Bu haline hafifçe dudağımı kıvırıp gözüme kestirdiğim boş araziye kırdım direksiyonu. Bedenini camdan içeri sokan Emre bana kaşlarını çatarak bakıp " oğlum ne yapıyorsun.!? Öldürtecek misin bizi.!?" diye sordu. Arabayı birdenbire durdurup hızla arabadan indim. Durmadan bize doğru kurşun sıkan itlere doğru öfkeyle yürümeye başladım. Araçlarının benzin deposunu hedef alıp ateş ettim. Büyük bir gürültüyle havaya uçan araba artık içindekiler için cehennemdi. Nefes nefese silahımı indirdiğim sırada arkamdan bir alkış sesi geldi. " Ve ZEHİR'e bulaşanlar son dualarını bile edemeden dünya üzerinden silinir..." Kaşlarım çatık bir şekilde ona dönüp bir şey demeden arabaya yöneldim. O da yanımda yerini alınca silahımı belime yerleştirip arabayı şirkete sürdüm. " Hey, eğlenmeyi hak ettim... Gece kulübüne sür..." Onu umursamayıp gaza bastım. " Bütün gün tembellik ettin... Biraz çalış dingil..." * Dudaklarımın arasındaki sigarayı baş ve işaret parmaklarımla kavrayıp pencere pervazına bastırdım. Kısık gözlerle gökyüzünü izlediğim sırada yatağın üzerine attığım telefonum çalmaya başladı. Onu umursamayıp üzerindeki siyah gömleğin düğmelerini açarak banyoya yöneldim. Gece boyunca uyumadığım için berbat bir haldeydim. Banyoya girip üzerimden sıyırdığım gömleği kirli sepetine attım. Çıplak ayaklarımla duşakabine yaklaştığım sırada gözlerim kararmaya başladı. Olduğum yerde durup gözlerimi sımsıkı yumarak geçmesini bekledim ancak geçmek yerine şiddetli bir baş ağrısı ile an be an daha berbat bir hal aldı. Bu şekilde yıkanamayacağımı anlayınca banyodan çıkıp bedenimi siyah çarşafların serili olduğu yatağa yüz üstü bıraktım. Ne ara uykuya dalmıştım bilmiyorum telefonun rahatsız edici sesiyle kendime geldim. Boğazım ağrıyor üzerine bir de ağzımda kekeremsi bir tat vardı. Yüzümü buruşturup komodinin üzerindeki telefona uzandım. Kimin aradığına bakmadan açıp öfkeyle konuştum. " Ne var.!?" Kısa bir sessizliğin ardından ürkek bir ses konuştu " Ömer Bey toplantı başlamak üzere onu haber vermek için sizi rahatsız ettim... Kusura bakmayın lütfen..." Yüzümü buruşturup elimle başımı ovaladım. " Bana ağrı kesici getir..." " Peki efendim-" Telefonu kulağımdan çekip yatağın üzerine fırlattım. Hastalıktan nefret ediyordum bu sebeple bugün normalde olduğundan daha fazla öfkeliydim. Günlerdir doğru düzgün uyuyamamak beni halden düşürmüştü. Üzerimdeki kırgınlık hastalanacağımın habercisiydi. Derince yutkunup yataktan zorlukla kalktım. Gözlerim yine kararıyordu ancak bu defa umursamadım. Banyoya girip soğuk suyla kısa bir duş aldım. Altıma siyah kumaş pantolon giyip odaya girdiğimde asistanım elinde ilaç kutusuyla bekliyordu. Küçük bir havluyla saçlarımı kurularken çıplak ayaklarımla boydan boya cam olan duvara doğru yürüdüm. " Oraya bırak... Sert bir kahve yap ve toplantıyı ben gelinceye kadar idare etmesi için Emre'ye haber ver..." " Peki efendim..." Elimdeki havluyu yatağın üzerine atıp masada duran ilaç kutusunu aldım. Kendime biraz su doldurup ilacı içtiğim sırada elinde kahveyle asistanım geldi. " Kahveniz efendim..." " Oraya bırak..." " Ömer Bey, Emre Bey'e haber verdim... Kendisi şirket dışındaymış ancak on dakikaya kadar burada olacağını söyledi..." Kaşlarımı çatıp usulca başımı salladım. " Başka bir isteğiniz yoksa-" " Çık..." Dünya üzerinde milyonlarca canlıyı taşıyacak kadar büyüktü ancak benim için küçücük bir hücreden farksızdı. Yer altı dünyası dediğimiz karanlık dünyanın başı ve iş dünyasının isim yapmış önde gelen iş adamlarından biriydim. Sayısız mülküm ve hesabını bilmediğim kadar çok param vardı. Ama hayatımda eksik olan ve hiçbir servetin satıl alamayacağı çok şey vardı. Belki de bir robot gibi yaşamamın sebebi buydu. Bir ailem yoktu... Hiçbir zaman olmamıştı. Yetimhane ve sokaklarda geçmişti çocukluğum ve gençliğim. Buraya çok can yakarak gelmiştim. Dışardan bakıldığında zenginlik, güç ve ihtişamın vücut bulmuş haliydim ancak bunun için ruhumu ve kalbimi feda ettiğimi kimse bilmiyordu. Duygular vardı. Ancak insanı zayıflatan ve sonunda diz çöktüren birer safsataydı gözümde. Bu yüzden kendime yasaklamıştım hepsini... Hoş mühürlenmiş bir kalbe hiçbiri uğramazdı... Kimsesizlik insandan çok şeyi alıyordu ancak verdikleriyle yetinmeyi de öğretiyordu. Bir zamanlar bir hiçken şimdi zalimlerin boyun büktüğü biriydim. Bu güç ve servet benim kimsesizliğimin kefaretiydi... İçime derin bir nefes çekip gözlerimi yumduğum sırada asansörün kapılarının açıldığını işittim. Kaşlarım çatılmıştı. Ben çağırmadan buraya gelmelerinden hoşlanmıyordum. Kendimi sakin olmaya zorladım. Gelen asistan olmalıydı. Gözlerimi açmadan sert bir ses tonuyla konuştum. " Kahvemi uzat..!" Arkamı dönmeden elimi arkaya doğru uzattım. Uyuşacak kadar uzun bir süre havada asılı kalmıştı elim. Öfkeyle tam arkamı dönmüştüm ki elim bir şeye çarptı. Bacaklarımda hissettiğim sızıyla dişlerimi birbirine bastırıp kollarım havadayken öfkeyle bağırdım. " Bu ne.!? Kahretsin..! Sen ne yapıyorsun.!?" "Ben...Ben çok özür dilerim..!" Duyduğum farklı ses tonuyla gözlerimi ıslak bedenimden çekip karşımdakine diktim. Korku ve telaşın işlendiği gözler ve titreyen bedeniyle hızla yere eğilen kız aniden tekrar ayağa kalkıp elini bana doğru uzattı. Refleksle elini bileğinden tutunca dolu dolu gözleri gözlerime çarptı ve o an olan oldu... Bu nasıl gözdü böyle..? Sanki cennete açılıyordu... Kocaman yemyeşil gözlerinden akmaya başlayan yaşlarına takıldı gözlerim... Varlığını bile unuttuğum sol yanım kulağımı sağır edecek kadar hızlı atıyordu... Bu hiç hoşuma gitmemişti... Titreyen dudaklarıyla derince yutkunup "Ben... B-ben... Özür... Çok özür dilerim... İstemeden oldu...' Bir şeyler söylüyordu ağlayarak bense hiç huyum olmamasına rağmen onu dinlemiyor göğsümü döven kalbimle onu izliyordum. Bayıldım mı..? Ya da ölmüş olabilir miyim..? Ölüm meleği bana bu kadar güzel görünecek miydi..? Buna hiç ihtimal vermemiştim... Ölüm bu kadar güzelse neden her gün, her saat, her saniye ölmüyordum ben..? Ona nasıl bakıyordum bilmiyorum ancak gözlerime baktıkça daha çok ağlıyordu. Gözlerim omzunun üzerinden arkasına takıldı. Kaşlarım çatıktı. Bazen erkekleri bile ürkütürdü bakışlarım... Ya da biz ona her zaman diyelim...Bakışlarımdan dolayı korktuğunu anlayınca yine hiç huyum olmayan bir şey yapıp yüz ifademi olabildiğince yumuşattım. Alt dudağını ısırıp ağlayarak " Ben... Ben... Bilerek yapmadım... Yemin ederim... Siz kahve isteyince ... Özür... Özür dilerim..." Durmadan ağlayıp özür dileyişi gözlerimin önüne birini getirmişti. Bir zamanlar gerçekten duyguları olan bir çocuğu... Her dövülüşünde, her hor görülüşünde acınası bir şekilde ağlayıp özür dileyen çocuk gözlerimin önündeki kızın gözlerinin içinde kaybolup gittiğinde zorlukla kendime gelip dişlerimi sıktım öfkeyle. İç çekip ağlayışı ruhumu dağlamıştı. Daha fazla dayanamayıp yumruk haline getirdiğim elimi açıp gözlerine doğru uzattım. Ancak tahminlerimi malesef doğrulayan bir harekette bulununca elim yumruk haline gelip sertçe bacağıma çarptı. Ona vuracağımı sanmıştı... İçim yüreğimi çatlatacak kadar öfkeyle doldu... Ona zarar veren birileri vardı... Aklım 'bundan sana ne..?' derken kalbim sanki göğsümden çıkmış ayaklanmış arkamdan beni ona itiyordu... Bir an sonra yüzüne siper ettiği kolunu usulca indirdi. Elim havada öylece kalakalmıştım. Islak gür kirpiklerinin süslediği yeşillerini usulca gözlerime çevirdi. Bakışlarını kaldıramıyordum. Derince yutkunup sakin kalmaya çalıştım. Ben yetişkin ve kendini duygulardan izole etmiş bir adamım. Bir an önce yeni yetmeler gibi davranmayı bırakmalıyım... Yanakları mı kızarmıştı onun..? Öyle öküz tren misali bakarsan tabi utanır kız... "Sen... Kimsin..?" Kendimi o kadar zor tutuyordum ki... Kim olduğunu öğrenmek istiyordum sanki hayat memat meselesiymiş gibi... Bu beni daha çok öfkelendiriyordu. Kontrolümü yitirmek bana göre bir şey değildi. Sorduğum soru üzerine başını yerden kaldırmadan " Ben... Buraya yanlışlıkla geldim... Ablamı arıyorum... Kusura bakmayın..." diyip ne olduğunu anlayamadan hala elimde duran bileğini çekip arkasını dönerek koşmaya başladı. Arkasından öylece bakakalmıştım. Kaç kere üst üste yutkundum bilmiyorum... Kaşlarım çatık bir şekilde yaptıklarımı sorguluyordum... Kızın bana özel bu kata nasıl geldiğini sormam gerekirken durmuş aptalca bir hayranlıkla onu izlemiştim. Gözlerim yerdeki kırık fincanda ve ıslak pantolonumda gezindi. Hiç benlik değildi... Ayaklarım benden bağımsız bir şekilde asansörlere yöneldi. Buradaki evim direkt asansörlere açılıyordu. Bu kata benden ve bazen asistanımdan başkasının çıkması yasak hatta imkansızdı. Şifre vardı asansörde bu kata çıkılabilmesi için... Bu kız buraya nasıl gelebilmişti..? Hala buradaydı. Kaşlarım çatık bir şekilde ona bakarak tam arkasında durdum. Asansör çağırma düğmesini linç ediyordu. O kadar çok mu korkmuştu benden..? Asansör gelmedikçe daha çok basıyordu. Gözleri asansörün hangi katta olduğunu gösteren ekrana kaydı ardındansa etrafa baktı telaşla. Allah aşkına insan yemiyorum..! Yani... Bazen..(!) Derin bir nefes alıp daha fazla dayanamayarak kolumu omzunun üzerinden düğmeye uzatıp hala ısrarla düğmeye eziyet eden elini çekip düğmeye bastım. Korkuyla arkasını dönüp sırtını duvara yapıştırdı. Bu kız neden bu kadar küçük..? Ona bakayım derken boynum felç geçirmişti. Gözlerini irice açmış arada derince yutkunarak bana adeta 'beni yeme..!' der gibi bakıyordu. Gülmek için titreşen dudağımı ısırıp ciddi ifademi korudum. Şu an bir kedi yavrusundan farkı yoktu. " O kadar çok basarsan bana masraf çıkartırsın..." diyince başını önüne eğip özür diledi tekrar. Bu kadar çok özür dilemesi artık sinirlerime dokunmuştu. İçime sesli bir soluk çekip " Bu kadar ürkek olma... Korkuyorsan bile belli etme... Yoksa daha çok üzerine gelirler..." dedim. Asansör gelmişti. Ancak o farkında değildi. Öylece şaşkın bir şekilde gözlerime bakıyordu. Gözlerine biraz daha bakarsam kaybolacağımı hissediyordum. Bu yüzden ellerim iki yanımda yumruk olurken başımla arkasını işaret ettim. " Git hadi..." Hafifçe başını çevirip baktı. Kapılar açılınca arkasını dönüp asansöre girdi. Ellerim cebimde gidişini izlediğim sırada omzunun üzerinden bana doğru baktı. Gözleri ıslak pantolonumda ve kahvenin değdiği ve hafifçe kızaran tenimde gezindi. Gözlerindeki üzgün ifadeyi seçebiliyordum. Gözleri gözlerime değdiğinde asansör kapıları kapanmadan önce " Özür dilerim..." diye fısıldadı... Asansör kapıları çoktan kapanmıştı ama ben hala durmuş orayı izliyordum. Ne olmuştu bana böyle..? Ona acıdığım için mi bu hale gelmiştim. Hızla başımı iki yana sallayıp şakaklarımı ovaladım. Kendine gel oğlum... * " Bro iddia zamanı..!" Üst dudağımı kıvırıp elimdeki kadehi dudaklarıma yasladım. " Hiç öyle bakma bu defa çok iddialıyım... Şu kızı görüyor musun..? " Başımı hafifçe çevirip kıza bir iki saniye baktım. İdare ederdi... " İdare eder..." Bana ona hakaret etmişim gibi dehşetle bakıyordu. " Oğlum yaşlılıktan gözlerin bozulmaya başladı herhalde... Kız ateş ediyor resmen lan..!" Elimdeki kadehten bir yudum alıp suskunluğumu koruyunca. Oturduğu koltuğun en ucuna gelip kaşlarını kaldırarak merakla sordu Emre. " Neyini beğenmedin... Sende var bir şeyler... Eskiden olsa benden önce fark ederdin kızı... Hayırdır..? Bir şey varsa bilelim yani..." Donuk bakışlarımı kıza çevirdim. Evet... Kız güzeldi. " Gözleri... Gözleri yeşil değil... Saçları fazla siyah ve kısa... Boyu çok uzun... Yüzü... Yüzü masum değil..." kendime geldiğimde şaşkınlıkla kalakaldım... Neler söylüyordum ben..? Gözlerim Emre'ye kaydı. Ağzı bu defa gerçekten baya bir açıktı. Kaşlarımı çatıp ona ters ters baktım. " Ne var lan.!? Dön önüne..!" Birdenbire kahkahalarla gülmeye başladı. Gözlerinden yaşlar gelirken işaret parmağı ile beni gösterip " Ah sen..! Sen aşık olmuşsun..! " Ayağa kalkıp etrafına bakarak " Lan bu aşık olmuş..!" diye bağırınca elimdeki bardağı ona fırlattım. Hızlı bir refleksle bardaktan kaçabilmişti ancak ben izin verdiğim için. Kahkaha atarak tekrar yerine oturunca ona doğru parmağımı tehditkar bir şekilde salladım. " İbnelik yapma... Aşk filan yok..." " Hı hı aynen..! Zaten az önce kaktüs tarif ettin..." Heyecanlı bir şekilde gülümseyip " Söyle lan kim bu şansız kız... Gidip de senin için almayan direk olsun..." Tek kaşımı kaldırıp ona tehditkar bir bakış atınca burun kıvırıp " Aman be..! Anlatmazsan anlatma... Çok da şeyimdeydi..." diyip arkasına yaslandı. Nihayet sustu demiştim ki kaşları çatık bir şekilde gözleri uzaklarda sesli bir şekilde düşünmeye başladı. " Yeşil gözlü..? Yeşil gözlü..?" Birdenbire heyecanla bana bakıp " Lan Pınar mı yoksa.!?" diye sordu. Hemen ardından kendi kendine " Yok ya o olamaz... Ćok uzun o..." dedi. Çenesini sıvazlayıp düşünmeye devam etti. " Yeşil gözler... Kısa boy... Saçlar...Saćları hangi renk..?" Bıkkın bir şekilde oflayıp oturduğum yerden kalktım. " Ömer..! Ağabey bir ip ucu ver be.!! Vicdansız çok fazla tanıdığım kız var nasıl bulacağım müstakbel yengemi.!?" Onu umursamayıp barın çıkışına doğru yürümeye başladım. Birdenbire birinin koluma dolanmasıyla kaşlarım çatık önce kolumdaki ele sonrada kolun sahibine baktım. Az önceki kız yüzünde parlak bir gülümseme ile alt dudağını ısırarak gözlerime davetkar bir şekilde bakıyordu. " Bu gece sana eşlik etmemi ister misin..?" Hafifçe üst dudağımı kıvırıp Emre'ye baktım. Bana ters ters bakıyordu. " Yengemi bulursam yediğin haltları bir bir anlatacağım..!" Onu umursamayıp kızın elini kolumdan çektim. " Arkadaki ibne benden daha iyidir... Şansını ondan yana kullanmanı öneririm..." Hayal kırıklığı ile dudak büküp " Ama..." demişti ki onu umursamayıp yoluma devam ettim. Kendime gelmem lazım... Bu ben değilim... Sıradan bir kız aklımı bu kadar meşgul etmemeli... Ben Zehir'im... Zehrimi akıttığım dünyayı terk ediyor... Kimse beni zehirleyemez... Bunları içimden geçirirken bile gözlerimin önünde o yeşil gözlerin olması beni iyice öfkelendirmişti. En nefret ettiğim şey kontrolümü yitirmekti... Kaşlarımı çatıp yanımdan geçen kızı yüzüne bile bakmadan kolundan tutup duvara yasladım. Dudaklarım dudaklarına değdiği an kollarını boynuma dolayıp karşılık verdi. Onu hunharca tüketip boynuna yönelmiştim ki parfümünün kokusu burnuma doldu. Çiçeksi değil oldukça erotik bir kokuya sahipti. Kokusunu soluduğum an durdum. Kapalı gözlerim usulca aralandı. Geri çekilince kısık gözleriyle gözlerime baktı kadın. " Neden durdun..?" Gözleri maviydi... Gözlerimin önünde beliren yeşillerle öfkeyle burnumdan soluyup yumruk haline gelen elimi kızın yanıbaşındaki duvara sertçe vurdum. Kadın korkuyla çığlık atıp yere bırakınca kendini onu umursamayıp yeri döven adımlarla orayı terk ettim. Yazgı... " Allah'ım...Sana layık bir şekilde nasıl dua edilir bilmiyorum...Haddim olmayarak affını istiyorum... Lütfen beni, sevdiklerimi ve müslüman kardeşlerimi affet... Şu an kendini bilmez zalimlerin elinde zulüm gören Filistinli kardeşlerimize yardım et... Allah'ım Kudüs'ü kurtar ve koru... Şüphesiz Sen her şeye kadirsin... Rabbim zafer her daim müslümanların mağlubiyetse her daim zalimlerin olsun... Amin..." Seccademi katlayıp namaz kıyafetlerimi çıkardığım sırada odanın kapısı sertçe açıldı. Ablam öfkeli bir şekilde odaya girip kapıyı sertçe çarparak kapattı. " Pislikler hepinizden nefret ediyorum... Keşke hepiniz ölseniz..!" Öfkeyle yatağın üzerindeki kıyafetleri yere atıp yatağa oturdu. " Abla aman yani Burcu... Ne oldu..? Neden öfkelisin..?" diye sorup yanına oturdum. Öfkeyle dolan gözlerini gözlerime dikip titreyen ellerini başının iki yanına koydu. " Nefret ediyorum bu evden ailem olacak bu insanlardan..! Domuz gibi evdeki her şeyi yemişler... Açlıktan ölüyorum ama evde yiyecek bir şey yok..." Elimi koluna koydum. Bende çok açtım. Yarım saat önce gidip mutfağa bakmıştım ama hiçbir şey bulamamıştım. " Tamam abla sen merak etme ben şimdi gidip sana bir şeyler hazırlayacağım..." diyip ayağa kalktım. Ancak beni kolumdan tutup durdurdu. Gözlerindeki yaşları silip " Boşver... Ben her yere baktım yok yiyecek bir şey... Sen... Sen üzerine bir şeyler giyin dışarı çıkıcaz..." diyip ayağa kalktı. Hayretle ona baktım " Ama Burcu ağabeyim izin vermez ki..!" öfkeyle elini savurup " Şu ite ağabey diyip durma sinirlerimi zıplatıyorsun..! Sana ne diyorsam onu yap..! O it aldı o dana gibi karısını defolup gitti... Madem o cehennem olup gidebiliyor biz de gideceğiz... Gidip gezip tozup, dışarda yemek yiyeceğiz... Hadi..!" diyip odadan çıktı. Derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Yine evdeki klasik kaos günlerinden biriydi işte... * " Annemi nasıl ikna ettin... Normalde hemen ağabeyimi arardı... Ama bir şey demediği gibi bir de ağabeyim sorarsa bizi idare edeceğini söyledi..." Hafifçe üst dudağını kıvırıp " Verdim eline 500 lira mum oldu mum...Bir görsen 'gidin kızım... Gidin gidin... Siz gençsiniz... Gidin gezin...' dedi... Ah para nelere kadirsin... Bugün şöyle çok güzel vakit geçirelim... Ev iş ev iş sıkıldım ya..." dedi. Bu haline gülümseyip yürümeye devam ettim. " E, ne yiyelim..? Ne istiyor canın..?" Alt dudağımı iştahla ısırıp ellerimi çenemin altında birleştirdim. Gözlerimi kırpıştırarak " Abla ay aman yani Burcuuu..! Ben pizza yemek istiyorum... Lütfen pizza yiyelim..." dedim. " Tamam lan tamam ağlama... Yiyelim bakalım pizza... Ama ben çok sıkıldım ondan... Şirkette hep yiyoruz biz..." Dudak büküp " Ama ben hiç yemedim... Tadını çok merak ediyorum..." dedim. Elini omzuma dolayıp hafifçe tebessüm etti. " Tamam hadi yiyelim..." diyip beni kocaman alışveriş merkezine soktu. Bu buraya ikinci gelişimdi. Etrafa hayranlıkla baktığım sırada yürüyen merdivenlerin oraya geldik. Gözlerim korkuyla büyüdü. Ablamın koluna girip derince yutkundum. " Abla b-biz... Yukarı mı çıkıcaz.!?" Usulca başını sallayıp hafifçe gülümseyerek " Şu surat ifadeni düzeltir misin insanlar bakıyor...Alt tarafı yürüyen merdiven...Seni tutuyorum merak etme..." dedi. Şu an merdivenler gözlerime o kadar korkutucu geliyordu ki... Ablamın resmen koluna yapışmıştım. Merdivenlere ilk adımımızı zorlukla atıp dengede durabildik şükürler olsun. Ama ben gözlerimi daha fazla açık tutamadım. Ablama tutunup gözlerimi kapattım. " Açabilirsin artık gözlerini Yazgı..." Gözlerimi usulca açtım. " Hadi... Benimle beraber atla..." Ablamın beni çekmesiyle sonunda yürüyen merdiven illetinden kurtulup durağan zemine ayak bastık şükürler olsun... " Şimdiden alışman lazım bunlara Yazgı... Yoksa hayat senin için çok zor olur..." Başımı sallayıp bir şey demedim. Hala kendime gelebilmiş değildim açıkçası... * Elimle şişkin karnımı ovalayıp yüzümü buruşturarak ablama baktım. " Abla...Karnım çok ağrıyor..." Gözlerini devirip " Hepsini bitirmek zorunda değildin... O kadar çok yersen olucağı budur... Hadi çabuk yürü biraz... Ne olur ne olmaz çabuk gidelim eve..." Elimle karnımı ovalayarak yürümeye devam ettim. " Ama abla israf olurdu... Kim bilir bir daha ne zaman yiyebileceğim..." Dilimi alt dudağımda gezdirip kocaman gülümsedim. " Ama çook güzeldi..." Hafifçe gülüp koluma vurdu. " Merak etme bir zaman gelecek istediğin kadar yiyebileceksin... Hem sadece bu da değil daha neler neler..." Heyecanla gülümseyip yürümeye devam ettik. O günlerin bir an önce gelmesini o kadar çok istiyordum ki..! " Hiğ..!" Korkuyla irkilip ablama baktım. " Ne oldu.!?" Eliyle anlına vurup kolumu tuttu ve beni ardından yürütmeye başladı. " Yazgı koş..! Ben yarın patrona sunacağım dosyayı şirkette unuttum... Yarın gider gitmez odasına gitmem lazım... Onu ordan almamız lazım... Koş...Koş..!" Bize kornalar çalan arabaların arasından sıyrılıp otobüs durağına doğru koştuk. Nefes nefese gelen otobüse binip kalabalığın arasında zor da olsa duracak bir yer bulduk. Hava kararmak üzereydi. Ağabeyim ve yengem çoktan eve gitmiş olmalıydı. Bu bizim eve gidince hoş vakitler geçirmeyeceğimiz anlamına geliyordu. Yorgunluktan bitap bir şekilde nihayet birkaç durak sonra kendimizi otobüsten zor bela atabildik. Koşar adımlarla yolun karşısına geçip şirketin önüne vardık. Kapıdaki güvenlik bizi görünce şaşkınlıkla bize bakıp " Hayırdır Burcu Hanım...Bir problem yok ya..?" diye sordu. Ablam nefes nefese " Yok Tarık Bey... Bir dosya unutmuşum onu almam gerek..." diyip beni kolumdan tutup arkasından çekiştirdi. Turnikelerden geçip koşar adımlarla asansörlere yöneldik. O kadar çok koşmuştuk ki yediğim yemeklerin hepsi erimişti. Asansöre binip kapıların ardımızdan kapanmasıyla ablam 21. kata bastı. Ona şaşkınlıkla bakıp " Abla sen 21. katta mı çalışıyorsun..?" diye sordum. Usulca başını sallayıp " Hıhı...Ne oldu ki..?" dedi. Alt dudağımı ısırıp omuz silktim. " Hiiiç..." O gün bana 22. kat dediğine emindim ancak şimdi bunu ona söylersem ve o gün olanları öğrenirse etlerimi lime lime ederdi. En iyisi daha az dayak için daha az konuşmaktı. O gün ki adam kimdi bilmiyorum ama o günden beridir ödüm patlıyordu beni ablama şikayet edecek diye... Umarım unutmuştur o gün ki rezilliğimi yoksa ablam duyarsa bana çok kızardı. Temennilerle kendi kendimi teselli ettiğim sırada asansör durdu ve kapılar iki yana doğru açıldı. Dışarı çıkınca ablam bana dönüp " Sen burada bekle... Sakın bir yere ayrılma... Ben hemen dosyayı alıp geliyorum..." diyip koşar adımlarla uzaklaştı. " Abla ben bir..." diye arkasından seslenmiştim ancak o çoktan gözden kaybolmuştu bile. Derince oflayıp elimi karnıma koydum. Tuvalete gitmem gerekiyordu. Alt dudağımı ısırıp etrafıma bakındım. Kimsecikler yoktu. Tuvaletler nerede acaba..? Daha fazla dayanamayacaktım. " Hızlı bir şekilde gider gelirim... Çok uzun sürmez..." Koşar adımlarla etrafıma bakınarak ilerlemeye başladım. Şirketin dışı gibi içi de çok güzel ve ihtişamlıydı. Dekorasyona uygun bitkiler ambiyansa mükemmelki katmıştı. Yerler siyah mermerdi. Ancak o kadar çok silinmişti ki resmen aynadan kendime bakıyor gibiydim. Koridorun sonuna geldiğimde sonunda tuvaletleri bulabilmiştim. Kadınlara ait olana girip hızlıca işimi hallettim. Ellerimi güzelce yıkayıp kurulayarak dışarı çıktım. Yine koşar adımlarla ilerlemeye başlamıştım ki koridoru dönmemle birine çarpıp sertçe geriye doğru düştüm. Kalçam yerle buluştuğunda acıyla inleyip yüzümü buruşturdum. " Hey..! Sen de kimsin.!? Bu saatte burada ne işin var ufaklık..?" Ufaklık mı.!? Gözlerimi açıp öfkeyle çarptığım kişiye bakmıştım ki arkasını dönüp birine seslendi. " Dostum burada bir misafirimiz var..." Ellerimi yere yaslayıp zorlukla ayağa kalktım. İşte şimdi bitmiştim ben. Ellerimi birbirine sürtüp başımı eğdim. " Kusura bakmayın... Sizi görmedim..." " Nasıl görebilirdin ki..! Çok hızlı koşuyordun... Her neyse... Burada ne işin var..? Tekrar arkasını dönüp " Şu güvenlik görevlilerine iyi bir ayar çekmek lazım... Geçen gün ofisime yavru bir köpek girmişti... Bugün de yavru bir kedi girmiş..." " Ne saçmalıyorsun Emre yine.!?" Duyduğum sesle kalbim teklemeye başladı. Hayır..! Hayır..! Önümdeki alaycı adam önümden çekilip eliyle beni göstererek " İşte bundan bahs ediyorum Ömer..." Gözlerimi korka korka gözlerine çevirdim. Kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu ki beni tanımış olacak yüz ifadesi, vücudunun duruşu hepsi değişti. Allah'ım..! Bana çok kızacak..! Geçen gün üzerine kahve döktüm bugün de beni bu şekilde gördü... Bittim ben... Beni kesin ablama şikayet edecek... Gözlerim usulca dolarken alt dudağımı ısırıp başımı önüme eğdim. Zeminde yankılanan tok adım sesleri kulağıma işkence ederken kalbim durmanın eşiğinde gümbürdüyordu. Korkudan titremeye başlamıştım. " Ben bilgisayarı alıp geliyorum... Sen de bu minik kedicikle ilgilen..." diyen adam arkama doğru yürüyüp gidince korkuyla derince yutkunup gözlerimi kaldırıp gözlerine baktım. Ancak bakmamla tekrar yere indirmem bir olmuştu. Öyle öfkeli bakıyordu ki korkudan ağlamak üzereydim. Önce bu adam, sonra ablam sonra da evdekiler mahvedecekti beni. " Adın ne senin..?" korkudan titremeye başladığım sırada görüntüsünün aksine sakin bir şekilde sormuştu bunu. "Y-Yazgı..." bana doğru birkaç adım daha atınca derince yutkunup başımı kaldırarak gözlerine baktım. Gözlerimin içine o kadar derin bakıyordu ki ona bakmasam bile hissedebiliyordum ateş kadar yakıcı bakışlarını. Soluk alışverişleri çalınıyordu kulağıma. Korkuyordum... Elini uzattı ancak çeneme değmeden geriye doğru kaçtım. Sığındığım kösede ona korkuyla bakıyordum. Havada kalan eli yumruk haline geldi ve usulca indirdi. Gözlerindeki karanlık ifade yavaş yavaş yumuşarken derince yutkundu. " Korkma... Korkma benden... Sana zarar vermem..." Dudaklarından dökülenler gözlerindeki ifadeyle birleşince masumluğunu yitiriyordu. Öyle bir bakıyordu ki, kimsenin gözlerine bakamayan Yazgı kız korkarak da olsa uzun uzun bakmak istiyordu o siyah harelere... İnsan birinden hem çok korkup hem de merak edebilir miydi..? Bu nasıl bir çelişkiydi..? Gözleri gözlerimde bana doğru bir adım atmıştı ki korkuyla gümbür gümbür atan kalbim durmanın eşiğinde onunla duvar arasından sıyrılıp koşmaya başladım. Ancak çok fazla uzaklaşamadan bileğimden tuttu. Korkuyla çığlık atıp elimi kurtarmaya çalıştım nafile bir çabayla. Sırtımı duvara yaslayıp elleriyle yüzümü kavradı. Korkum o kadar şiddetliydi ki artık ağlamaya başlamıştım. Baş parmaklarıyla göz yaşlarımı silip ne yapacağını bilemez bir şekilde gözlerime endişeyle baktı. " Ağlama... Ağlama... Sakin ol... Sana zarar vermeyeceğim...Ulan..!" Ellerini hızla üzerimden çekip ellerini simsiyah saçlarından geçirdi. Öfkeyle duvara tekme attığında çığlık atıp geriye doğru kaçtım. Gözlerini sımsıkı yumup kendini kontrol altına almaya çalışır gibi derin derin nefesler aldı. Bir an sonra sakinleşmiş olacak usulca gözlerini aralayıp direkt gözlerime baktı. " Sana zarar vermek gibi bir amacım yok... Yazgı... Ben... Sadece... Off... Pembe diziye döndü bu iş anasını sat-" Ona tuhaf tuhaf baktığımı fark edince sözlerini tamamlamayıp eliyle anlını ovaladı. Kollarımı bedenime dolamış hala ıslak olan yanaklarımla ona korku ve merakla bakıyordum. Ne istiyordu bu adam benden..? Takıntılı mıydı..? Üzerine kahve döktüğüm için beni öldürmek mi istiyordu..? Korkuyla derince yutkunduğum sırada bana doğru birkaç adım attı. Her hareketini gözlerimi kırpmadan izliyordum. Eğer korkudan bayılmamayı başarırsam bir şekilde elinden kurtulup arkama bile bakmadan kaçacaktım. Duvara adeta yapışmış, zangır zangır titreyen bedenimin önünde durup bir kolunu duvara yasladı. Bütün bunlar olurken kara gözleri bir an olsun yeşillerimden ayrılmamıştı. Boyu benden bir hayli uzundu. Üzerime doğru eğilip gözlerime daha yakından baktı. Büyülenmiş gibi kara gözlerinden alamıyordum gözlerimi. Bir an sonra üst dudağı hafifçe kıvrıldı. İşaret parmağı ile hafifçe burnuma dokunup eğlenen bir ses tonuyla " yağmurda ıslanan minik bir kedi yavrusu gibi görünüyorsun... Çok...Tatlısın..." dedi. Şaşkınlıkla ona bakıyordum. 'Tatlısın' mı demişti o.!? Tatlı kelimesi sert hatlı dudaklarında komik durmuştu. Mafya tipli bir adamdan bu kelimeleri duymak komik gelse de tuhaf bir heyecan ve utançla kuşanmaktan alamamıştım kendimi. Yanaklarımın kızardığından emin gözlerimi ayaklarıma çevirdim. Ve bir şaşkınlık da o anda yaşadım. Ayaklarım onun koca ayakları yanında kedi patisi gibi gözüküyordu... Komikti... Korkum an be an azalırken elini yanağıma koyup başımı kaldırdı. Gözlerine baktığımda dudaklarıma bakarak derince yutkunduğunu gördüm. Utanç her yanımı kaplarken derince yutkunup gözlerimi yanağına indirdim. Gözleri yüzümü turlarken soluğunu hafifçe bıraktı. " Ne oldu... Nasıl oldu bilmiyorum küçük... Tek bildiğim seni ilk gördüğümden beri aklımdan hiç çıkmadığın..." Şaşkınlıkla aralanan dudaklarım ve gözlerimle gözlerine baktım. Kaşları çatık bir şekilde derin derin gözlerimin içine bakıyordu. Ben... Yanlış mı duymuştum..? Öylece ona baktığım sırada yüzüme değen saçlarımı parmaklarıyla okşayıp kulaklarımın arkasına taktı. Kalbim... Sanırım artık sesi dışardan duyuluyordu... Hatta tişörtümün inip kalktığını gözlerimle görebiliyordum. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilemez bir şekilde alt dudağımı ısırıp öylece gözlerine bakmaya devam ettim. Kızaran yanaklarıma hafifçe dokunup üst dudağını kıvırdı " kızardın..." yanaklarım git gide domatese dönerken hafifçe boynumu kaşıyıp şaşkın şaşkın " Sen... Aşık mı oldun şimdi bana..?" diye soruverdim. Bir yandan da gözlerine merakla bakıyordum. Bir an öylece gözlerime bakıp sonrasında kahkaha atarak gülmeye başladı. Gözlerimi irice açıp bu korkunç adamın gülüşünün güzelliğinde kayboldum. Niye gülmüştü ki şimdi..? Gülüşü an be an durulurken parlak siyah gözleri yeşillerimde hafifçe yanağımı sıktı. " Peki... Adı 'Aşk' olsun... Ama bence bu bir çeşit 'ZEHİR...' Daha seni ilk gördüğüm anda kanıma karışmanın başka bir açıklaması olamaz... Zehirledin sen beni..." irice açtığım gözlerimle hızla başımı iki yana salladım. " Ha-hayır... Zehirlemedim ben seni... Niye böyle bir şey yapayım ki... Yazık sana..." Bu defa bembeyaz inci dizisi gibi görünen dişleriyle kocaman gülümsedi. " Evet... Yazık bana... Alemleri karşısında tir tir titreten Ömer'i karşında tir tir titrettin..." Bayılmıştım ben herhalde... Bu adam, Ömer...Bey..! Hayalet filan olabilir miydi..? Bir yandan sık sık yutkunarak gözlerine bakıyor bir yandan da bacağımı çimdikleyip duruyordum. Uyan..! Uyan..! Bir terslik olduğunu anlayıp hafifçe kaşlarını çattı. Benimle dalga geçiyor olabilir mi..? Eli hafifçe havalandı ve yanağıma dokundu. " Sen iyi misin..? Hastamısın yoksa..?" Hasta..? Neden bu kadar güzel soruyor ki..? Gözlerim dolunca hafifçe alt dudağımı ısırdım. Benimle dalga geçiyor değil mi..? Kim sever ki beni...Benim gibi birini.!? Baksana ona... Çok güzel... Bir de bana bak... Ezik, zavallı, paspalın tekiyim... " Yazgı.!?" Hızla başımı çevirip telaşla bana doğru gelen ablama baktım. O an gözlerimden yaşlar süzüldü. Ablama doğru bir adım atmıştım ki beni kolumdan tuttu. Sıkmıyor canımı yakmıyordu ama onun bana böyle davranması daha zavallı hissettiriyordu beni. Başımı çevirip gözlerine baktım. Lütfen... Lütfen benimle oynama güzel gözlü adam... Ben yara bere içinde bir zavallıyım zaten... Gerći oynanmaya bile değer değilim ya... Ablam yanımıza gelip nefes nefese " Ömer Bey..? Kardeşim... Kardeşim size bir saygısızlık mı yaptı..? Lütfen onun kusuruna bakmayın...Ben-" " Hayır..! " Gözlerini yaşlı gözlerime çevirip derince yutkundu. " Bir sorun yok..." Daha fazla gözlerine bakamadım...Utandım... Ablamın arkasına geçip beni görmesini engellemeye çalıştım zavallıca. Hala gözlerini üzerimde hissedebiliyordum... Ablam bu yaptığıma şaşırıp ona döndü. Mahçup bir ses tonuyla " Ömer Bey ben yarın ki toplantı ile alakalı bir dosyayı yanıma almayı unutmuşum da onun için geldim... Kusura bakmayın lütfen... Sizi rahatsız ettik... Biz de şimdi gidiyoruz zaten... İyi akşamlar..." diyip beni kolumdan tutarak arkasını dönüp yürümeye başladı. İçimden bir ses dön arkanı bak diyordu... Daha baskın bir sessse Dön önüne ezik... O adam ancak seninle dalga geçer...diyordu. Kalbim...Kanma...Kanama...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD