5.Bölüm

1860 Words
Vera Zack elinde ki buz torbasını bana doğru attı. Sadece buz torbası mı? “İçkim nerde, Zack?” “Ne içkisi? Sana ağrı vereceğim güzelim. İçki filan yok! Yat uyu! Gavril yakalanmadığını görünce çok sevinecek. Seni uyanık görüp sevgi gösterisine boğmasına izin veremem” Pff! Bazen abim hatta babam gibi davranıyordu ama benim baba şefkatine filan ihtiyacım yoktu. Ona ayağımın sakat olduğunu söyleyince bana yürümem için destek olmak yerine beni kucağına almış ve odama kadar taşımıştı. Yatağın üzerine bırakıp, ayağımın altına yastık koymuş ve sonra da aşağıya inmişti. Benim akciğerlerime sigarayla, karaciğerime ise bol bol alkolle işkence etmeye ihtiyacım vardı. Yavru köpek muamelesi görmeye değil! Yatağın ucuna oturup bileğime krem sürmeye başladığında sıkkın bir nefes aldım ve gözlerimi devirdim. “Ölmüyorum Zack! Alt tarafı bileğimi burktum” “Evet,” dedi Zack “Alt tarafı bileğini burkmuşsun ve o da sana şirinlik olsun diye mor renge bürünüp, daha da büyümüş. Sanırım birilerinin bileğine artık büyük ayakların moda olmadığını söylemesi gerekiyor çünkü bu şişle ayak numaranın 36’dan 45’e yükseldiğine eminim” Tekrar gözlerimi devirdim. Çok abartıyordu. Evet, bileğim deli gibi acıyordu ama abartılacak bir durum yoktu! “Ama sana iyi bir haberim var” dedi Zack ciddi bir ses tonuyla. İyi haber mi? Gavril sonunda ölmüş müydü? Hayır, bu iyi haber değil süper haber olurdu! Hatta hayatımın haberi! “Ne?” diye sordum sakin bir ses tonuyla. Zack’se suratına o nefret ettiğim sersem gülümsemesini yerleştirdi. “Mor seni açmış!” Aptal! Yanımda ki buz torbasını aldım ve tüm gücümle Zack’e fırlattım. Ben de iyi bir şey söyleyecek diye bekliyordum. Zack buz torbasını hava da yakaladı ve bana abartılı yüz ifadesinin ardından, onaylamayan bakışlar attı. “Dikkatli ol güzel hırsız,” Bir de beni tehdit mi ediyordu? “Bu ateşli oğlana buzla saldırmak pek de mantıklı bir fikir değil” Hala aptaldı ama onu yine de seviyordum. En azından bu hayatta beni önemseyen birileri olduğunu biliyordum ve Zack’e bunun için sonsuza dek minnettar kalacaktım. “Sağol Zack” dedim ve onu şaşırttım. Büyük ihtimalle ne için teşekkür ettiğimi anlamamıştı. “Ne için?” diye sordu “Yakışıklı yüzüm içinse o teşekkürü bana değil Tanrı’ya borçlusun” Öne doğru uzandım ve yüzümde sevimli bir gülümsemeyle omzunu hafifçe dürttüm. “Hayır,” dedim “Yanımda olduğun için. Aramızda geçen tüm o şeylere rağmen yine de arkadaşım oldun. Durumu asla ne dramatikleştirdin ne de tuhaflaştırdın. Sadece arkadaşımdın ve hayatımda en çok ihtiyacım olan şey iyi bir kalbin desteğiydi. Sen bunu bana verdin. İşte bu yüzden teşekkür ediyorum” Zack yüz ifademi uzun uzun inceledi. Ciddi bir surat ifadesiyle gözlerime bakmaya devam etti ve ben de onun gözlerine baktığımda derin düşüncelere daldığını anladım. Ne düşündüğünü bilmiyordum ama Zack’in aklından geçtiği için muhtemelen mantıklı şeyler değillerdi. Yavaşça elini kaldırdı ve onu yanağıma bastırdı. Başparmağıyla yumuşak dokuyu usulca okşadı ve bana içtenlikle, sıcacık gülümsedi. “Sakın bir daha bana bunun için teşekkür etme, Veronica” dedi önce. Vay canına! Bana Veronica dediğine göre gerçekten ciddiydi. “Ben ihtiyaç anında yanında olmayacaksam neden dostunum ki?” Doğru ya, eğer yanımda olmazsa ne işe yarardı ki? Zack’ti bu. İşe yaramazlıkta tekti! “Hem,” dedi ve elini yüzümden ayırıp geri çekti. Yüzüne tekrar aptal gülümsemesini yerleştirdi. “Benden başka kimse de seni çekmezdi zaten. Ben azizlerin, peygamberlerin sabrıyla kutsanmışım” “Ve karşılığında Tanrı düşünme yeteneğini geri almış!” “Ben yakışıklıyım. Başka yeteneğe ihtiyacım yok” Ve o andan sonra sadece uzanıp ona sarıldım ve uzun süre kollarının arasında kaldım. Güven doluydum. Huzur dolu. Ve dostumun hep yanımda olacağını bilerek güç alıyordum. Yine de… yine de burada olmak işkenceden farksızdı. Ben hayatımı istiyordum. Sahip olamayacağımı öğrenerek büyüdüğüm hayatımı. “Daha fazla katlanamıyorum, Zack” dedim gözümden bir damla yaş kayıp onun omzuna düştüğünde “Buradan gitmem gerek. Nefes alamıyordum. Buna devam edemem” Zack bir derin nefes aldı. Çekip gitmenin en zor yanı onu bir daha göremeyecek olduğum ihtimaliydi. Ancak ben kadere inanırdım ve kaderin ne olursa olsun bizi bir gün yeniden kavuşturacağını biliyordum. “O zaman git, güzel hırsız” dedi Zack “Çok uzaklara git. Seni özleyeceğim ama yine de git ve ne zaman ihtiyacın olsa yardımına koşacak bir dostun olduğunu sakın unutma” O bu yüzden dostumdu. Her zaman yanımda olacağı için. İşte hayatımın geri kalanında asla unutmayacağım tek şey buydu. - - - O gece hiç uyumadım. Uzun uzun düşündüm. Bu sefer, Gavril’in beni aşla yakalayamayacağı bir şekilde kaçacaktım. Öyle ki beni kendi elleriyle kaçışıma gönderdiği için daha çok kuduracaktı. Beter olsun, domuz! Sabaha kadar oturup kaçışımı planlamıştım. Saat 6.30’a gelirken uyuya kalmış ve 6.50’de Gavril tarafından uyandırılmıştım. Zaten bir gün de bana bir iyiliği dokunsa şaşardım. “Kalkma zamanı, küçük sürtük” diyerek bana seslendi Gavril, odama girer girmez. Uyandırma servisi olarak gayet iyi bir iş çıkarıyordu. İnsanın uykusunu kaçırmakta üstüne yoktu doğrusu. “Aradığın sürtüğe şu anda ulaşılamıyor ama eminim dün gece ki partinde birkaç tane bulmuşsundur. Kendi sürtüklerine git ve bu zavallı hırsızı rahat bırak!” “Ya kalk ya da sonuçlarına katlanırsın! Burada otel hizmeti vermiyoruz!” Sanki otel işletse çok farklı bir şey yapardı. O zaman da hırsız yerine kadın pazarlardı. Domuzluğunu mutlaka göstermesi gerekiyordu. Başımı söylenerek yastığımdan kaldırdım ve ışığa alışamayan, yorgun gözlerimi Gavril’in üzerine diktim. “Dünden sonra bana biraz olsun acısan ne olur? Senin yüzünden hem hapse giriyordum hem de bacağımdan oluyordum” Gavril’in yüzünden kibirli bir gülümseme belirdi. Zor durumda olmam hoşuna gidiyordu. Hasta ruhu bana eziyet ettiği her bir anın tadını çıkarıyor ve bunun annemin canını nasıl yakacağını düşünerek eğleniyordu. “Sakat atlar hakkında ne derler bilirsin, Veronica!” Harika! Bir de at olmuştum! “Ne istiyorsun Gavril? Sabah sabah güzle yüzüme hasretinden gelmedin herhalde” Anında ciddi bir yüz ifadesi takıldı. Sanki dünyanın en önemli işini verecekti bana. “Kalk çabuk. Bugün Simon’ın işlerine sen gideceksin. O benimle kralın teslimatını depoya teslim etmeye gelecek.” Bir süre yüzümü inceledi ve sonra konuşmaya devam etti. “Seni götürürdüm ama Brooklyn’de, şehre yakın bir balık çiftliğine senin gibi bir kaçağı götürmek pek işime gelmez açıkçası.” Onun işine beni götürmemek geliyordu. Benim işime koca çenelinin teki olması. O kraldan bahsetmeye başladığı anda aklıma dün gece tanıştığım kız gelmiş ve radarlarım açılmıştı. Bilgiyi bana kendi elleriyle vermişti. Ben de yeni dostuma verecektim. “Evet evet. Nasıl üzgünüm anlatamam. Lütfen Gavril, dünyanın en büyük iki pisliğiyle, dünyanın en rezalet işini yapmazsam ölebilirim. Çocuk kaçakçılığı! Bayılırım!” Gavril bu sözlerime yorum yapmadı. Yapsa da umurumda olmazdı. Kralda o da midemi bulandırıyordu. İkisi de küçük çocukların hayatlarını mahveden zavallılardı. En azından Gavril sokak çocuklarını avlıyordu. Kral bu işi resmen ticarete çevirmişti. Onun bir al seviyesini kadın tacirleri yapıyordu. Ülkem kadınları onlardan müthiş bir öfkeyle nefret ediyorlardı. “Hazırlan!” diyerek son kez emretti Gavril ve görüş alanımdan defolup gitti. Keşke hayatımdan da aynı şekilde defolup gidebilseydi! Neyse ki bugün her şey bitecekti. Yavaşça ayağa kalktım ve ayağıma çok yüklenmeden dolabıma doğru ilerledim. İşe giderken, malzemelerimi koymak için kullandığım bir çantam vardı. Oldukça genişti. İçine ihtiyacım olan birkaç parça eşyayı koyabilirdim. Pijamalarım, iç çamaşırlarım. Yedek kıyafetler. Hırka ve tabi ki gül kokusu… Bu nokta da bir açıklama borçluyum sanırım. Annemin en sevdiği çiçek güldü. Bu yüzden doğduğum da adımı Veronica Roza koymuş. Çocukluğumdan bana kalan en güzel anı ondan gelen yoğun gül kokusuydu ve ben annemin ölümünden beri bu anıyı hastalık derecesinde yaşatmaya çalışıyordum. Gül kokulu parfümler, kremler hatta makyaj malzemeleri… bu kokuyu buram buram hissettiğim her an annemi de yanımda hissediyordum ve bu takıntımdan vaz geçemiyordum. Kokuların anıları tetiklediğini okumuştum bir yerde. İşte bu da benim tetikleyicimdi. Annemden bana kalan tüm anıları tetikleyen tek şeydi. Gavril ise körükleyen yegane varlıktı! Gerekli tüm malzemeleri çantama attıktan sonra çantama birkaç yedek silah yerleştirdim. Zıpkın ve yedek cephanenin dışında hançerimi ve tabancamı da içine yerleştirdim. Şimdi sıra giyinmekteydi. Kalın, rahat ve kaçtığımı belli etmeyecek bir şeyler giymeliydim. Onlar işe gittiğimi sanacak ama ben yeni hayatıma doğru yol alacaktım. O salak beni kendi elleriyle özgürlüğüme gönderiyordu. Uzun çizmelerimi ayağıma geçirdikten sonra sağlam ayağımın içine bir hançer sakladım. Belime bir silah taktıktan sonra kemerime uzandım. Kemeri siyah trenç kotumun içine taktıktan sonra her zaman ki malzemelerimi içine yerleştirdim. Hazırdım! Gidiyordum. Kurtuluyordum. Canımı sıkan iki şey vardı. Birincisi Zack’den ayrılıyor olmaktı. İkincisi ise kaçmayı başardığımı öğrendiğinden Gavril’in alacağı yüz ifadesini göremeyecek olmaktı. Çantamın askısını boynumdan geçirdim aynada son bir kez kendime baktıktan sonra odamdan çıktım. Zack’in, ben merdivenlerden indiğimde, her zaman ki yerinde olduğunu gördüm. Kapının önünde Gavril’in koruması olmakla meşguldü. Emin adımlarla kapıya doğru ilerledim ve Zack’in yanına gelince durdum. “Beyaz atlı prensim beni arabamın yanına kadar taşıyabilir mi acaba?” Normalde ondan böyle şeyler istemezdim ama onunla yalnız kalmam ve ona veda etmem gerekiyordu. Bu yüzden gözlerimi gözlerine diktim ve itiraz etmemesi için, çünkü biliyorum ki edecekti, onu uyardım. Neyse ki Zack zeki bir adamdı. Sersem filandı ama kafası çalışıyordu. Zaten benimle arkadaş olması bile bir süper zeka belirtisiydi. Aptal Billy’le de arkadaş olabilirdi. Ama değildi. “Güzel hırsızım nasıl isterse!” dedi ve beni tek bir hareketle kucağına aldı. Arabama doğru ilerliyorduk. O önüne bakıyordu ben de etrafı kontrol ediyordum. “Benimle yalnız kalman için illa seni taşımam mı gerekiyordu?” Mızmızlığı şimdi mi tutmuştu? Bununla uğraşamazdım. Sadece dikkat dağıtmalı ve onunla konuşmalıydım. “Fena mı? Bir işe yaramış oldun işte!” diyerek onunla dalga geçtim. Ayrıca gerçekten de yürüyemiyordum. Attım her adımda sanki bacağıma bir bıçak saplanıyordu. Ciddiyim, o acının nasıl olduğunu biliyordum! Sonunda külüstür vosvosumun yanına gelmiştik. Zack beni yavaşça yere bıraktı. Ben de sağlam ayağım üzerine yüklenerek doğruldum ve anahtarlarımı çıkarıp arabanın kapısını açtım. “Dinle,” dedim Zack’e “Bu sefer gerçekten gidiyorum. Artık yapamam. Keşke benimle gelebilseydin ama senin başını da belaya sokamam. Bu işi yalnız yapmalıyım ama bana ihtiyacın olduğunda tek yapman gereken kendine bir mektup göndermek.” Zack’in gizli yazışmaları için postanede gizli bir posta kutusu vardı. Kaçmayı ilk düşündüğümde bana o posta kutusunun anahtarını vermişti. Bunu sadece o ve ben biliyorduk. “Üç ayda bir o kutuyu kontrol edeceğim. Sadece yaz Zack. Hemen gelirim. Yemin ederim” Göz bebekleri büyümüştü ve yüz hatları gerilmişti. Gideceğimi biliyordu ama bu kadar hızlı gideceğimi tahmin etmediğinden emindim. “Sadece dikkatli ol, Vera” dedi “Yine yakalanırsan bu işin sonu ölümün olur. Dikkatli ol ve ihtiyacın olduğunda aynı şekilde bana mektup yaz. Ben her ay kontrol edeceğim kutuyu. Keşke seninle gelebilseydim ama ikimiz de gidersek ben değil esas sen tehlikeye girersin. Bir gün seni bulacağım ve ikimizde Gavril’den uzaklaşmış olacağız. O zamana kadar güvenli bir yerde saklan ve beni unutma” Bir saniye dahi düşünmedim. Kollarımı sıkıca boynuna doladım. Onu unutmayacaktım. Kimse kahramanlarını unutmazdı. O gerçek anlamda hiç hayatımı kurtarmış olmasa da benim kahramanımdı. Benim için yazın ortasında kar yağdıran çocuktu o. Hayatımda her zaman önemli bir yeri olacaktı. Varlığımı önemseyen tek kişiydi. Unutulmaması gereken bir şey öğreniyordum bugün. Bir dostu kaybetmek eklemlerinizden birini kaybetmek gibiydi. Öyle hayatiydi. Attığım her adım onun sayesinde daha da kolay oluyordu. “Kendine iyi bak, güzel hırsız” “Sen de Zack. Sen de.” Ve sonra arabama bindim. Kirli camdan son kez can dostuma bir veda bakışı attım. Bu bir vedaydı ama bir ömür dolusu zamanım vardı. O ömür dolusu zamanın için de bir yerde tekrar onu görecektim. Zack arkasını dönüp gitti ve ara ara dönüp, omzunun üzerinden bana baktı. Ben de ona baktım…. Ve sonra özgürlüğüme doğru yola çıktım.    
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD