bc

Asla Unutma

book_age18+
1
FOLLOW
1K
READ
revenge
dark
fated
badboy
drama
bxg
campus
city
small town
cruel
multiple personality
surrender
like
intro-logo
Blurb

Hafıza kaybı yaşayan Dilek, bir gün kendini artık hiç tanımadığı bir şehirde bulur. Sahip olduğu yegane varlığı basit bir çanta ve içindekilerdir. En güçlü silahı ise kimseye güvenmemek.

Dilek çantasındaki anahtarların açacağı kapıları bulma umuduyla, yeni bir hayat yolculuğuna çıkar.

Geçmişinde saklı olan ölümsüz aşk hikayesinin, gerçekten de ölümün ötesinde olduğunu şaşırarak fark edecektir.

chap-preview
Free preview
1. Bölüm: Bu Ses De Ne?
"Sevgili Dilek nasılsın? Şimdi iyi misin?" Dilek bir an duraksadı. Oysa ki, tam da kafasının içinde güzel bir şarkı dinliyordu. Çok şaşırdı. Bu yumuşak tonlu ses sanki tanıdık gibiydi, ama… Bir süre, duyduğu bu ses üzerinde düşündü. Sonra meraklandı ve çömelmiş olduğu yerden etrafına bakındı. Kimseyi göremeyince arkasına dönüp baktı. Evet orada birisi vardı ama, arkası dönüktü ve başka bir şeyle uğraşıyordu. Bir süre ona baktı. Ama o kişi çok ilgisiz görünüyordu. Hiç arkasına dönmedi. Konuşan oymuş gibi görünmüyordu. Dilek'in sesi merak edip bunun üzerine kafa yormasının, önemli bir başka sebebi de vardı tabii. Bir süredir kendi adının ne olduğunu hiç düşünmemişti. “Bir şeyi giderek az düşün, zamanla tamamen unutursun.” Yıllar önce büyük teyzesinin bunu söylemiş olduğu geldi aklına. Kibar yaşlı bir kadındı, bunu söylediği anı hatırlıyordu Dilek. Ama insanın kendi adını bilmesi için onu sık sık düşünmesi gerekmezdi ki. Hafıza sorunları yaşıyordu. Hem de aslına bakılırsa, ciddi hafıza sorunları. Bazı şeyler kafasında çok net ve canlıydı. Ama neyi hatırlayabileceği, … bu tamamen şansına kalmış gibiydi. İsmi gibi bazı en temel şeyler bir anda buhar olup kaybolabiliyor, bazı şeyler de bazen hafızasındaki eski yerine geri gelebiliyordu. Nadiren de olsa… Yo, çok nadir. Adı Dilek miydi? Dilek… Olabilir gibi. “Dilek… Evet…” Yine o tuhaf konuşma sesi!… Hiçbir şeyi hatırlayamaması ve üstüne bir de sesler mi duymaya başlamıştı? Kafasını mı kırmıştı acaba? “Kim o?” “Kimse var mı?” Dilek’in (ona Dilek diyelim) çömeldiği yerde kendi kendine soru soruyor gibi bir hali vardı. Çünkü etrafta heyecanla sesin kaynağını arayacak enerjisi yoktu. Birisi onunla konuşmak istemişse de, yine yapabilirdi. Çok gerekiyorsa. Bol yeşillikli bir parktaydı. Kendisine bir ağacın altında bir yer oluşturmuştu. Bir yer… Etraftaki insanlar onun yerini fark etmemişlerdi. Bu iyi bir şeydi. Çünkü öylesine, oradan gelip geçen birisi gibi görünmek istiyordu. Etrafına birkaç gün önce çantasında bulduğu birkaç eşyasını dizmişti. Onları inceliyordu. Bir şeyler… Ama maalesef bir kimlik yoktu. Bir şeyler… Sahip olduğu yegane şeyler. Islak mendil, birkaç anahtar, içinden birazı alınmış kraker paketi, biraz bozuk para, katlanmış ince ve kısa sayılabilecek bir mont. Fikir yürütmeye başladı. Hafızasını kaybetmeden önce bunları çantasına koyduysa, muhtemelen o zaman çok kısa bir dolaşmaya çıkmıştı… Belki biraz hava almaya… Belki bu parkta biraz oturup dönmek için?... Belki yakınındaki bir markete çabucak gidip gelmek için?... Eğer öyleyse, gördüğü kadarıyla o marketten sadece kraker almıştı. Şu anda bu eşyalarla ne yapabileceğini kestiremiyordu. Kendisi için gerçekten faydalı ne olabilirdi bunlarla? Dışarıda olmak, kulağına rahatlatıcı sesler getiriyordu. Koşmalar, yürüme sesleri, bazı çocuk sesleri, ağacın hışırtısı, ağzında yerde bulduğu bir şeyleri kıtırdatan köpeğin sesi… Bir an için problemlerini düşünmeyi bıraktı. Biraz uykulu gibi hissetti. Gözlerini kapattı. En çok dikkatini çeken eşyası olan, o parlak anahtarla ilgili bir şeyler gelip gidiyordu zihnine. Merak ediyordu. Bazı kapılar canlanıyordu. Ama kapılar sanki birbirine çok benziyordu. Bu onu biraz kaygılandırdı. İlgisini çeken o anahtara odaklanmıştı. O hangi kapının anahtarı olabilirdi? Kapı neredeydi? Bir ev miydi? Çantadakilerden bir tanesi kendi evinin kapısının anahtarı olmalıydı. Gözünün önüne gelen çok sayıda kapı, muhtemelen zihninin uydurmalarıydı. Hiçbiri tanıdık bir his uyandırmıyordu. Kapı işte… Herhangi bir kapı. Sonra birden bire, karanlık bir köşede duvara yaslanmış bir genç adam geldi gözlerinin önüne. Genç adam karalar bağlamıştı sanki. Büyük bir hüzün içindeydi. Dilek öyle hissetti. Hatta ağladığını farketti. “Beynim dramla dolu.” diye düşündü Dilek. Kendisi de biraz üzülmüştü. Anahtarı ile ilgili bir ipucu bulma ümidiyle, mutsuz adam görüntüsünü kovaladı. En azından, hayalindeki o kapılardan birinden geçebilmeyi isterdi. Hayal de olsa. Biraz aralayabilseydi… Aralayabilseydi ve oradaki bir şeyler veya birileri Dilek’e yardım etseydi... Yardıma ihtiyacı olduğunu biliyordu. Ama yardım istemeyecekti. Bu bilinmeyenlerle dolu dünyada zayıflıklarını göstermeyecek kadar gerçekçiydi. Hafıza kaybı, birçok insanın faydalanmak isteyeceği bir zayıflıktı. Kendisi ile ilgili düşünmek, veya hissetmek; kendine odaklanmak zordu. Çünkü kendisi nasıl bir şeydi? Bir insandı tabiki. Ama ilgili pek bir şey bilmiyordu. Bazen küçük bir şey, bir bilgi geliyordu ve çoğu zaman çabucak kayboluyordu. Neden burada olduğuna, ne yapabileceğine, veya ne yaparsa iyi olabileceğine dair düzgün bir cevap bulamamıştı. Birkaç saat geçti. Güneş uzaklaşıyordu ve serinlik artıyordu. Dilek çantasındaki montu alıp giydi. Bugün de bitiyordu ve hava karardıkça endişe hissi artacaktı. Çantasını toplayıp biraz etrafı incelemeye karar verdi. Çok yavaş yürüyordu, adımlarını küçük atıyordu. Çünkü hem sağını, hem de sol tarafını gözetiyordu. Etrafında aşağı yukarı aynı şeyler vardı. Parkta sanki her gün aynı geçiyordu. Evet her şey, her saat tamamen aynı şekildeydi. Sadece yerleri farklıydı. Sanki aynı köpekli kadın, işte yine oradaydı. Bugün köpeğiyle çimlerde değil, yolda konuşuyordu. “Miss, yine patini çamur yapmışsın. Nereden buldun ki çamuru? Yağmur kaç gündür yağmadı. Beni sinir etmeyi sevdiğin için mi? Eve varınca da doğru yatağıma atlayacaksın değil mi?” Kadın konuşuyordu, köpekse onun ağzına bakıyordu. Sözde dinliyordu. Dilek'in gördüğü kadarıyla, sahibinin ağzının içine, içerideki diline bakıyordu. Pür dikkat, onun dilinin sosis olduğunu hayal ediyordu. Kaybolup görünen sosis, bazen de hızla hareket ediyordu. Acıkmış köpek başka hiçbir şey düşünmüyordu. Dilek başını eğdi. Morali bozulmuştu. O da acıkmıştı. Aptal mutlu bir köpek kadar değer görmemesi üzüyordu. Rüzgar uzun kahverengi saçlarını arkaya savuruyordu. Başını eğmiş yerlerdeki küçük taşları tekmeliyordu. Birkaç saniye geçmişti ki, omzuna sertçe bir şey çarptı. Dilek neredeyse yere düşüyordu. Hemen kendini toparladı. Kimdi veya neydi bu? Arkasına dönüp baktı ki genç birisi koşuyordu. Ona çarpan karaltı buydu. Yalnız kötü olan şey, Dilek’e çarptığında çantasını da almış olmasıydı. Asla, asla… Dilek yegane varlığını ona asla kaptırmayacaktı. Yan tarafta o gence benzer bir tane daha vardı. Gülerek bağırıyordu. Saçma bir şeyler söylüyordu. Kiminle dalga geçtiği belli değildi. “ Dur! Dur dedim…” diye bağıran Dilek tüm gücüyle koşmaya başladı. “Gerizekalı!” Genç ise cevap vermiyordu. Pislik, çantada iyi bir şeyler olduğunu umuyordu. Çanta çok hafifti. Ama içinde bir şeyler de vardı. Muhtemelen paraydı o da. Yoksa bu lüzumsuz çanta niye var? Oysa ki içinde ıslak mendil olan bir çantanın varlığı, kızlar için yeterince önemlidir. O bile yeter. Dilek bir süre sonra, şaşılacak şekilde gence daha çok yaklaştığını fark etti. Bu da ona daha çok enerji verdi. Yetişecekti ona. Biraz daha… Dilek arkadan uzanarak gencin kapşonunu yakalayabildi. Tutup çekiştirdi. Genç, dengesinin bozulduğunu hissetti. İş ciddiye binmişti. Durumu ümitsizleşmişti. Dilek’e bir iki küfür savurdu ve çantasını yan tarafa atıp koşmaya devam etti. Dilek ise genci böyle bıktırdığına çok memnun olmuştu. Kendisinden çok daha iri olmasına rağmen, yenilgiyi kabul edip kaçmıştı. Öyle ki, Dilek yere düşen çantasını boş verip genci kovalamaya devam etti. “Ne? Manyak mısın sen?” genç, Dilek’in arkasından koşmaya devam ettiğini görünce şaşırdı ve sinirlendi. Dilek ise günlerdir kendi güvenliğini gözetmeye çalışmaktan, etraftaki ne yapacağı belli olmayan tiplerden saklanmaktan bıkmıştı. Kendini güçlü hissettiren bu kovalamacayı sevdiğini fark etti. “ Defol git evine arızalı kız!”

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
777.2K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
2.0M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
998.5K
bc

A Warrior's Second Chance

read
370.3K
bc

Not just, the Beta

read
354.8K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook