4. BÖLÜM

2226 Words
  Sözlerimin ardından omuzlarımın üzerinden arkamı dönüp bakmaya yeltendim. Ama bu yanlış bir karardı. Ona ne bakmalıydım ne de fermuarımı kapatması için bir hamlede bulunmalıydım. Bu yanlıştı. Aramızdaki bu akıl almaz gerilim, bedenimdeki bıraktığı hissiyat ya da onun gözlerindeki gördüğüm o muhteşem sıcaklık... O an arkamı dönüp bundan vazgeçtiğimi ve kendim halledebileceğimi söylemek istedim ama tahmin ettiğimin aksine ikiletmedi. Büyük bir sessizlik dolandı ortalıkta. Akıl almaz, tatlı ve dehşet derecede mükemmel hissettiren bir sessizlik. Adımlarının sesini, İtalyan işlemeli parkelerde duyabiliyordum. Tatlı bir tokluk. Haz uyandıran bir ses. Yavaşça yakınlaştığını belirten o mayhoşluk... İşte, o an tam arkamda durdu. Bedenindeki sıcaklığı iki karış uzaktan hissedebiliyor olmam da neyin nesi? Bu normal olmalı. Normal olmalı zira yere düşüp bayılabilirim. "Söylesene..." dedim kurumuş dudaklarımı ıslatmadan hemen önce. Nefesim tekliyordu. Ama bu sessizliği bölmezsem ben boğulabilirdim. "Bizi böyle görseler, yanlış düşünürler mi?" Ve eli tenimin üzerinde yer ediniyor. Tıpkı o geceki gibi hissediyorum. Kıpır kıpırım. Tenim uyuşmuş, bedenim sıcaklıktan deliriyor. Ama sanki ben soğuğum o ise yanardağ. Lavını kusmak için benim küçük darbemi bekliyor... Bir adım daha yaklaşması üzerine nefesini işte o an ensemde hissedebiliyorum. "Kız kardeşimin kapatamadığı fermuarı kapatıyorum." diyor anlam veremediğim sıcak bir sesle. O geceye ait olan bir ses tonu değil bu. Normalde kullandığı bariton hava da değil. Arafta kalmış gibi. O an boğazıma dizilen ilmekleri bir hamlede yutuyorum ve elime bırakılmış fırsat adına başımı tekrar çevirip ona bakmaya yelteniyorum ve Allah kahretsin ki yine yanlış bir hamle. Tam da karşımda duruyor. Arkamda, çok yakın. Belki bir karış bile yok. "Kardeşler birbirlerine böyle yardım eder." diyorum başımı önüme çevirip sessizliğin getirdiği gerilimi yok etmek amaçlı. Eder mi gerçekten? Bu imkânsız. Kardeş bile değiliz ki. Üvey? Üvey kelimesinin anlamını bilmeyen insanlar için aramızda üvey kelimesini oluşturmak cabası olurdu ama halk dilinde üveydik ve bu kelimeyi bir araya getirince muazzam bir çekicilik ile örseleniyorum. Yavaşça fermuarı yukarı çektiğini hissedince tekleyen nefesimi tutup titrediğimi hissetmemesi için elimden geleni yapmaya meraklıyım. "Ne yapmaya çalışıyorsun Şilan?" Fermuarımı kapattı. Bunun üzerine arkamı dönüp ona bakmamda bir sakınca yok. Yüzüne bakabilmek için ise kafamı kaldırdığımda yine yanlış bir hareket gafletindeyim. Gözleri, o gözlerindeki hakimiyetin nam saldığı karanlık, beni benden alıyor. "Sadece, fermuarımı kapatman için yardım istedim." Toparla kendini kızım. Karşında duran normal bir erkek değil. Bu zaman kadar platonik yaşamış olabilirsin ama şimdi bu adamı bir gecede elde ettin. Gerisi zor olmasa gerek. "Sen her erkekten fermuarını kapatması için yardım ister misin?" "Neden olmasın?" diyorum acele ile. Kendisi ile ilkimi yaşadığım için ona bağlandığımı falan düşünmesini istemiyorum. Böyle erkekler eğlenceyi severler. Öyle saf safoz bir kız rolünü üstlenirsem ezmekte üzerlerine yoktur. Ama ben de onun kadar dişliysem, beni yenmek için her defasında bir hamle daha yapmak zorunda kalacak. Beni tamamlamak için uğraşacak ama eminim ki onu kaybetmemek adına hiçbir zaman yapbozu tamamen tamalamasına izin vermeyeceğim. Erkekler kolay varlıklardı. Hele ki ulaşılmaz sandıklarınız daha da kolay. Ne de olsa birçok kızla karşılaşmış, birlikte olmuşken keşfedemedikleri koy yok sanırlardı. Ama bulduklarında onun peşinde dolanır dururlardı. Beni keşfettiğini sanan bir adam olarak karşımda durabilirdi. Ama ikimiz de biliyorduk ki o gece aramızda olan soru işaretleri netleşmemişti. Adımı öğrenmiş olabilirdi ama bu daha gizemli bir hava yaratmıştı ki ikimiz biliyorduk. Beni istediği gözlerinden belli oluyor. Siniri, kini ya da her neyse. Umurumda değil. Nişanlısını benimle aldatması da. Önemli olan o kızı benim için bırakacak olması.. Hani o filmlerde gördüğünüz kötü kadınlar var ya. İşte, o ben oluyorum. İyi kızın ruh hâlinin her ayrıntısına kadar farkında olsanız dahi kötü kızı hep kötü olarak bilirsiniz. Peki, kötü kızlar ne yapar ve neden buna başvurur hiç sordunuz mu? Aslında fazla sormaya gerek yok. Ben bir kadınım ve bu benim doğamda var. Son sözlerim üzerine çatılmış kaşlarına karşılık iyi bir yere adım attığımın farkındayım. "Peki. Teşekkür ederim. Şimdi inelim mi artık. Bu elbise hiç rahat değil. Bir an önce bundan kurtulup rahatlamak istiyorum." diyorum gözlerinin içerisine bakarak. Evet, ikinci adım da buydu. Eğer bir adamı tahrik etmek, ya da aklını kendinizle yormak istiyorsanız bir cümle içerisinde subliminal mesaj vermeniz gerekiyordu. Onlar salaktı. Bu imanın ne demek olduğunu anlayamayacak kadar cümlenin içerisindeki tek kelimeye takılır ve onu, sizin üzerinizde düşünürlerdi. İstediğim de oldu. Gözleri yavaşça gerdanımda, oradan omuzlarımda ve bedenimde dolandı. Bir yutkunma bedenimi sarmaladı ama toparlanmam kısa sürdü. "E hadi." diyerek onun dikkatini yeniden kendime verdiğimde ise fark etti. Bedenimdeki gözlerinin farkında olduğumu fark etti. Bu güzel. Utanç duymalı. Telaşa ya da utanca girişmeli. Ama onu yapmıyor. İşte yanıldığım nokta. Yüzünde kibirli bir ifade yer aldı. Gariptir ki bu beni akıl almaz bir şekilde etkiliyor. Kibir, hiçbir insanın üzerinde bu denli muhteşem görünmemeli. Koluna girdiğimde benimdeki titreme, yanaklarımdaki kızarmanın yerini hissedebiliyorum. Ama sağ salim merdivenlerden indiğimizde aklımda, onunla ilgili olan düşünceleri kenara itekliyorum ve fotoğrafa odaklanmaya çalışıyorum. Bütün ülkenin benim kızarmış yanaklarımı konuşmasını istemeyiz öyle değil mi? -*- Ertesi gün yine normal başlamıştı. Nihat abi beni okula bırakmış ve derslerime girmiştim. Matematik hocam, bana özel ders verebileceği günlerin listesini vermişti ve ilk dersimiz bu akşamdı. Bu garipti çünkü daha öncesinde aldığım özel derslerde her defasında hocaların özel ofislerine gitmiştim. Her neyse, asıl konumuz bu değil. Burak denen çocuk beni gereğinden fazla rahatsız etmeye başlamıştı. Her defasında ise söylediği tek etken, o arkadaşları ile ilgisinin olmadığıydı. Tabi, bunları söylerken bana her teneffüs ayrı bir hediye getiriyordu. İlk teneffüste mesela, güzel bir broş getirmişti. Daha öncesinde hiç böyle şeyler kullanmadığım için bana tuhaf gelmişti ama zarif ve pahalı bir şeye benziyordu. Ona geri iade etmek için sıranın yanında beklettiğim vakit ise diğer teneffüste hediye olarak bir toka ile gelmişti. Tel toka tarzında işlemeli bir şeydi ama bunun da pahalı olduğu barizdi. Bunu neden yaptığına anlam veremesem de en sonunda bana hediye olarak getirdiği işlemeli kolye ile çıngarı çıkarmıştım. Şimdi ise karşımda saf saf bana bakıyordu. "Amacım seni sinirlendirmek değildi." "Hediyelerini istemiyorum." "Her kadın hediyeleri sever." dedi benim ona sert çıkışmama rağmen umursamayarak. Bu da neyin nesiydi? Arkadaşları şimdi de beni tavlaması için aralarında para toplayıp hediye mi yolluyorlardı. Bundan sonrasında ise dalga konusu olarak bunu mu konuşacaklardı? Ya da lakabım üzerine benim ancak bunlarla tavlanabileceğimi mi düşünmüştü? Ah! Bu daha da sinirlenmemden başka bir etken yaratmıyordu. "Ben, bu, hediyelerden, hoşlanmam." dedim artık tane tane konuşarak. Sınıfta kendi yerimde oturmuş çocuğa bakarken birkaç insanın dikkatini çoktan çekmiştik bile. "Özür dilerim. Ne istersen alabilirim." dedi öne doğru atılıp aldıkları şeyleri yok etmek için hamle yaparak. Ama ben onu elimi kaldırarak engelledim. "Sana defalarca söyledim. Arkadaşlarına söyle, ben bu oyunları yemem." "Ama onların bununla bir ilgisi yok." dedi öne doğru atılarak ama yine onu susturdum. Bu iş fazla uzamıştı ve benim sinirlerimi bozuyordu. "Ne dediğimi duydun. Şimdi, rica ediyorum bu hediyeleri isteyecek birisine götür ve beni rahat bırak." Konuşma böyle sonlanmıştı. Ama onun gidişinin ardından sınıfa giren Kuzah'ın ise sinirli bakışlarına maruz kalmıştım. Muhtemelen beni kandıramadığı için sinirlenmiş olmalıydı. Ya da başka bir şeye. Her şeyi kendime yoramazdım. Yine de mutluydum. Bugün, bana avcı diye bulaşanlara alıştığımı fark etmiştim. Ne kadar kötü bir tabir olsa dahi, hiçbirisi gerçekten bir insanın canını yakmanın ne demek olduğunu bilmiyorlardı. Ya da ben, onları, canımı yakacak kadar önemsemiyordum. Her şey, okul çıkışına kadar normaldi. Yine çantamı toplamış, okuldan çıkmıştım. Şoförümün olduğu arabaya doğru yönelecektim ama okulun girişinde bekleyen birisi herkesin dikkatini çekmişti. Özellikle de kızların. Soluk kıyafetlerinin aksine, oldukça dikkat çekici bir güzelliğe sahip olan Mustafa'dan başkası değildi bu. Ellerini soluk kotunun cebine sokmuştu. Duvara yaslanmış öylece etrafına bakınırken insanların dikkatini çektiğinin farkındaydı. Yine de gözleri birisini arar gibiydi. Sıkıntıyla nefesimi bırakırken acele ile oraya doğru ilerlemeye başladım. Beni görmesi uzun sürmemişti. Yerinde dikleşip güzel bir gülümseme yerine yerleştirdiğinde bir şeyi fark ettim. Önceden olsa bu hayallerimin doruk noktası olabilirdi ama şimdi eski bir hatıradan kalmış kesit gibi geliyordu. Belki de küçük bir fotoğraf parçası. Unutamayacağım kadar netleşmiş bir kareydi bu. "Ne işin var burada?" Şimdi ise görmek istemediğim bir ayrıntı gibiydi. "Sana da selam güzellik." dedi ve yanıma gelip uzandı ve benim şaşkınlığımdan yararlanarak kollarını etrafıma sardı. Geri çekildiğinde ise yüzünde tatlı bir gülümseme yer alıyordu. Bu tuhaftı. Çünkü onu daha öncesinde bana karşı böyle gülümserken görmemiştim. "Sevgilimi görmeye geldim." dedi ve sırıtmaya devam etti. Onun kim olduğunu bilmeseydim bu gülümsemesine kısa bir sürede tav olabilirdim. Üstelik, ne demişti o az önce? "En son Sinem burada okumuyordu?" "Seni aptal." dedi ve uzanıp saç tutamımı geriye iteklemek istedi ama bu sefer ona engel olabildim. "Ne diyorsun Mustafa?" "Diyorum ki seni görmeye geldim. Kızma hemen bu kadar. Takılıyorum sadece." demesi ile rahat bir nefes bırakmak istedim ama çok geçti. Beni görmeye neden gelmişti ki? "Neden?" Bu kadar da kabaydım ama hak ediyordu. Ne de olsa daha öncesinde yüzüme bakmayan birisiydi. "Büyüdün." "Yani?" dedim hâlâ anlamayarak. "Artık ilgimi çekiyorsun." Bunu söylemesi ile bir kahkaha bırakmak istedim ama karşımdaki insanın kim olduğunu hatırlayınca şaşkınlıktan başka bir şey yapamamıştım. "Yazık, sen de artık benim ilgimi çekmiyorsun." dedim ve yanından ilerlemek istedim ama kısa sürede beni kolumdan kavradı ve kendisine çevirdi. Ah! Bu süre zarfında fazla erkek kolumdan tutmaya mı başlamıştı bana mı öyle geliyordu. Kolumu tutan eline şöyle bir baktım. Ardından yüzüne baktığımda ise iddialı yeşil gözlerinin ışıltısını görebiliyordum. "Para seni değiştirdi mi Şilan?" "Bırak beni..." dedim ama benim sözlerimin üzerine çok başka bir etken üzerine eklenmişti. "Ne oluyor burada?" diyen Kuzah, hemen yanımızda duruyordu. Başımı çevirip ona baktığımda oldukça rahat tavrından ödün vermediğini gördüm. Elleri yine okul pantolonunun cebindeydi. Saçları dağınık ve özensizdi ama yine alnına oldukça uyumlu oturmuştu. Çekik gözleri kısılmış, adeta meydan okurcasına Mustafa'ya bakıyordu. O an anladım ki işler kızışacaktı. Bu iyi değildi. Mustafa'ya bulaşırsa işler büyürdü ve Mustafa'nın arkasındaki kara tiplerin bu okulun etrafını sarması da uzun sürmezdi. "Şey..." diyerek araya girmek istedim ama kolumu tutan elin gevşemesi ve beni kısa sürede bırakması sözlerimi yarıda kesmeme sebep oldu. "Bir şey olmuyor." dedi Mustafa bir adım geri çekilip gülümsemeye devam ederken. Bu hareketi beni şaşırtsa da o gülümsemenin ardında bir işin dolandığına yemin edebilirdim. "Güzel..." dedikten sonra bana dönen Kuzah üstten aşağı yavaşça beni süzdü ve memnun olmayan bir tavırla konuştu. "Benimle geliyorsun. Şoförün bugün gelemeyecekmiş." Bu da neyin nesiydi? Ah! Başına talih kuşu kondu kızım. Daha neyi soruşturuyorsun? İyi de Mustafa ne olacaktı? Önüme dönüp ona baktığımda bu durumdan rahatsız değilmiş gibi bana baktı ve kollarını açıp yine şaşkınlığımdan faydalanarak bana sarıldı. Ayrılırken ise tek kelimesi yine kafamı karıştırmıştı. "Görüşürüz." Neden benimle görüşmek için bu kadar diretme gereksinimi duymuştu anlamıyorum ama onun bulunduğu durumdan hayır gelmeyeceği bir gerçekti. Asıl konumuza dönersek, Kuzah hâlâ yanımda dikiliyordu ve bu durumdan pek memnun değilmiş gibiydi. "Aslında, beni bırakmana gerek yok." dedim kendime de şaşırırken. Bu da neyin nesiydi. Eve bırakması daha iyi bir ayrıntı değil miydi? "Ben taksiyle giderim." "Ben de onu düşündüm ama sonra babamın adamlarının senin taksiyle geldiğini uçuracağı gerçeği aklıma geldi ve bak, buradayım. Arabaya bin." Benden nefret edercesine konuşmasına devam etmişti ve bu hoşuma gitmiyordu. Ona ters çıkışmak ya da kötü bir şey söylemek istedim ama ne yeri ne de zamanıydı. Onu, daha istediğim şekilde kendime çekemiyordum da. "Araban nerede?" Etrafıma bakındım ve son model Jaguar'ını aradım. Bulmam uzun sürmedi. Karşı yolda park edilmiş adeta bebek gibi parlıyordu. "Hadi." demesi üzerine onun arkasından pıtı pıtı ilerledim. İlerlerken de dikkatim onun sırt kaslarında dolanıyordu. Geniş omuzlu erkeklere her zaman bayılmıştım ama bu kadar çekici olması ağzımı sulandırmıyor değildi. Yine de bu ayrıntıyı kenara süpürmeliydim çünkü arabanın yanında daha önce dikkat etmediğim bir ayrıntı gözüme çarptı. Serenay da bizimle geliyordu. "Bin." dedikten hemen sonra kendi yerine doğru ilerleyen Kuzah'a öylece baktım. Ne yani, benimle aldattığı nişanlısıyla aynı arabaya binmemize müsaade mi edecekti? Buna sinirlendim. Öyle çok sinirlendim ki arabaya bindiğimde İtalyan derisini parçalayabilirdim. Yine de sesimi çıkarmaksızın oturduğum yerde kendimi onların çocukları gibi hissettim. Zira, ikisi önde tatlı bir ilişki yaşıyorken ben arkada oturan çocuktan farksızdım. Oysaki ne planlarım vardı. Tabi, benim bu memnuniyetsiz düşüncelerim Serenay'ın bana soru sorması ile sona ermişti. "Daha öncesinde seninle tam olarak tanışamadık şekerim. Ben Serenay. Tabi, sen bunu biliyorsundur." diyerek kendini beğenmiş bir eda ile arkasını dönmesi ve elini uzatmasıyla öyle bir eline ve yüzüne baktım. Kumral saçları ve kahve gözleri klasik bir türk kızı rolünü üstlenmesine sebep olabilirdi ama bembeyaz teni ve uzun bacakları onu herkesten farklı kılmaya yetiyordu. "Sen de benim kim olduğumu biliyorsun zaten." dedim ve elini ucundan tutup sıktım. Kadınlar arasındaki temassız çekişmeyi her erkek anlayamazdı ama Kuzah, aramızdaki gerilimi anlamış olacak ki dikiz aynasından tuhaf bir şekilde bakıyordu. "Tabi. Ama adının Şilan mı Avcı mı olduğu konusunda sekteye düşüyorum." diye kendi çapında şaka yapmaya çalıştı. Geri zekâlı zengin kızlarından falan değildi. Beni sevmemişti. Sevgilisi ile aynı evde yaşamamdan memnun olmadığı bir gerçek. Beni kendisine rakip olarak görmüyor ama rakip olabilecek çok yakın bir etken olarak bellemiş bile. Çok yazık, oysaki rakipten de öte görmesi gerektiğini bilse hâlâ benimle böyle konuşur mu? "Kimlikte yazan adım Şilan. Bana sevgilinin koyduğu lakap ise Avcı. Garip değil mi? Oysaki üvey kardeşiz!" demem üzerine dikiz aynasından bana bakan simsiyah gözlerin alevini üzerimde hissedebiliyordum ama ona bakmadan önüme döndüm ve Serenay'a bakmaya devam ettim. Serenay ise sevgilisine yandan bir bakış attı ve tatlı bir şekilde sırıttı. Sevgilisinin beni böyle bir duruma düşürmesi, onun üzerimdeki ilgisinin azalabileceği konusunda bir öngörü olarak görüyor ama kadınlar da bazen salak olabilir öyle değil mi? Bunu onun zengin olmasına yoruyordum. "Ah! Bunu senin yaydığını bilmiyordum." diyerek bir yalan attı ama ben yer miyim? Hemen yeni bir teori atarak işe el attım. "Ah bir de neden öyle dediğinin sebebini öğrensen daha da şaşırırsın... Şekerim." dedim ve bu sefer dikiz aynasından Kuzah'a baktım. Buna yelteneceğimi düşünmüyormuş gibi şaşkın ve öfkeliydi. Ben mi? Bense yerimde keyifle arkama yaslanmış onun yapacağı açıklamayı merakla bekliyordum. Ah bebeğim, benden bahsediyoruz. Çıkarıma olmayan hiçbir şeye imza atmam. Bunu öğreneceksin.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD