bc

KARŞIMAHALLE (Tamamlandı)

book_age12+
322
FOLLOW
2.1K
READ
love-triangle
HE
friends to lovers
sweet
city
small town
childhood crush
like
intro-logo
Blurb

"Hayat en güzel tesadüflerle başlar, en güzel komşuluklarla devam eder..."

İstanbul'un hayat koşturmacasında bir nefes, unutulmaya yüz tutmuş değerlerin son kalesi, mahalle kültürünün sıcaklığını hissettiren bir roman...

"Karşımahalle", modern İstanbul'un ortasında zamanın durduğu, komşuluk ilişkilerinin hâlâ yaşadığı, kahkahaların ve gözyaşlarının paylaşıldığı eşsiz bir mahallenin hikâyesini anlatıyor. Eczacı Zeynep'in düzenli hayatı, finans dünyasından kaçıp mahallede bir kafe-kitabevi açan Kerem'in gelişiyle altüst olurken, çocukluk aşkı Barış, dedikodu merkezi Şermin Teyze ve diğer renkli karakterlerin hayatları da birbirine karışıyor.

Roman, modernleşme adına kaybedilen değerleri sorgularken, umudun ve sevginin her şeye rağmen var olabileceğini gösteriyor. Her sayfasında İstanbul'un kendine has kokusunu ve mahalle kültürünün sıcaklığını hissedecek, karakterlerin sevinçlerine, dertlerine ortak olacaksınız.

"Karşımahalle", sadece bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda ailenin, dostluğun ve komşuluğun önemini hatırlatan, geçmişle gelecek arasında bir köprü kuran samimi bir anlatı.

"Bazen aradığınız aşk, çocukluğunuzdan beri tam karşınızdadır; görmek için sadece yeniden bakmak gerekir..."

"Hayatta en büyük şans, iyi bir mahalleye doğmaktır. Çünkü orada hiçbir şeyiniz olmasa bile, her şeyiniz vardır."

chap-preview
Free preview
Birinci Bölüm: "Yabancı"
Sabah güneşi, Karşımahalle'nin asırlık çınar ağacının geniş yapraklarından süzülürken, yaprakların arasından kırpık kırpık düşen ışık huzmeleri, taş kaldırımların üzerinde titreyen altın sarısı lekeler bırakıyordu. Tarihi çeşmenin suyu, taş kurnaya usul usul akıyor, sesi sabah sessizliğinin içinden incecik bir melodi gibi yükseliyordu. Mahallenin kedileri çoktan güne başlamıştı; biri çeşme başında patisini suya batırıp kendi yansımasını izliyor, diğeri ise simit kokusunun geldiği yöne doğru ağır ağır ilerliyordu. Ve her sabah olduğu gibi, Simitçi Hasan’ın tok sesi sokağı dolduruyordu: "Sıcak simit! Taze simit!" Köşedeki bakkaldan henüz kahvaltı hazırlığı için ekmek alanlar çıkıyor, çocuklar yarı uykulu adımlarla okula gidiyordu. Mahallenin gündelik ritmi, bu sesler ve kokularla her sabah yeniden başlıyordu. Necmi Amca, her zamanki gibi çınarın gölgesindeki eski bankına oturmuş, dizlerinin üzerine serdiği gazeteyi açmıştı. Yüzünde sabah serinliğine alışmış bir dinginlik vardı. Yetmiş yaşındaki bu emekli öğretmen, kemik çerçeveli gözlüklerinin üzerinden gazeteye bakarken, bir yandan da sokakta olan biteni gözlüyordu. Sokağın diğer ucunda, uzun zamandır boş duran konağın önünde bir kamyonet durmuştu. Uzun süredir terk edilmiş gibi duran bu taş yapı, nihayet yeni sahibine kavuşmuştu. Kamyonetin kasasından indirilen eşyalar dikkat çekiciydi: cilalı ceviz raflar, pirinç işlemeli bir masa, eski tip bir gramofon… Hepsi özenle paketlenmişti. Necmi Amca, gözlerini kısıp daha iyi görebilmek için hafifçe öne eğildi. "Hayırlısı bakalım," diye mırıldandı, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessümle. Zeynep Yılmaz, eczanesinin kepengini yavaşça kaldırırken, soğuk metalin gıcırtısı sabah sessizliğine karıştı. Üç nesildir ailesinin işlettiği bu eczane, mahallenin en eski kurumlarından biriydi. Babası vefat ettikten sonra, İstanbul’un en prestijli hastanelerinden birinde çalışması için yapılan teklifi geri çevirmiş, burada kalmayı tercih etmişti. Onun için bu karar, sadece bir iş seçimi değil; köklerine, komşularına ve çocukluğunun sokağına olan bağlılığının bir göstergesiydi. "Günaydın Zeynep kızım." diye seslendi Kapıcı Rıza, her zamanki gibi kaldırımı süpürürken. "Yeni komşumuzu gördünüz mü?" "Günaydın Rıza Amca." diye gülümsedi Zeynep. "Pek ilgilenemedim açıkçası. Hayırlısı olsun." "Kitapçı açacakmış diyorlar, hem de kafesi de olacakmış." dedi Rıza, süpürgesine yaslanarak. "Hanımın kuzeninin oğlunun arkadaşının tanıdığıymış galiba, zengin biriymiş." Zeynep hafifçe başını salladı. Mahallede haberin yayılma hızı her zaman ışık hızına yakın olurdu. İçten içe sevinmeliydi; uzun süredir boş duran konak değerlenecekti. Fakat yüreğinin bir köşesinde tedirginlik vardı. Buralar hızlı değişiyordu. Önce bir kitapçı, sonra belki şık bir restoran, ardından zincir mağazalar… Birkaç yıl sonra Karşımahalle tanınmaz hale gelebilirdi. Tıpkı şehrin diğer mahalleleri gibi. Düşüncelerinden sıyrıldı ve dükkana girdi. Daha yapacak çok işi vardı. Kerem Demir, taşınma işlemi devam ederken, binanın içinde dolaşıyordu. Otuz beş yaşındaki eski finans uzmanı, bu konağı ilk gördüğünde aşık olmuştu. Yüksek tavanlar, geniş pencereler, ahşap merdivenler... Hepsi onun hayalindeki kafe-kitabevi için mükemmeldi. "Sayfa Arası" adını vereceği bu mekân, onun için sadece bir iş değil, yeni bir başlangıçtı. "İçeri gelir misiniz?" diye seslendi mahalleden tuttuğu ustaya. "Rafları nereye yerleştireceğimizi konuşalım." On yıl boyunca finans sektöründe geceli gündüzlü çalışmış, iyi para kazanmıştı ama o hayat ona göre değildi. İstifa edip, çocukluğundan beri hayalini kurduğu kitapçıyı açma kararı aldığında, herkes delirdiğini düşünmüştü. Belki de öyleydi. Ama şimdi, bu eski konağın ahşap zemininde dururken, uzun zamandır ilk kez doğru bir karar verdiğini hissediyordu. Pencereden dışarı baktı. Karşıdaki eczaneye giren genç kadını fark etti. Galiba mahalle esnafıyla tanışma vakti gelmişti. "Ayol, şu yakışıklıya bir bak!" diye fısıldadı Şermin Teyze, pencereden dışarı bakarken. "Boy pos yerinde, yüz gözü düzgün, hem de zenginmiş!" "Anne, sanki evlenme programındasın," dedi kızı Vildan gülerek. "Adamcağızı daha tanımıyorsun bile." "Tanımaya ne gerek var kızım? Belli ki kibar biri. Hem buralı değil, Şişli taraflarından gelmiş diyorlar. Şu taşıdığı eşyalara bak, hepsi antika!" Şermin Teyze, altmış beş yaşındaydı, mahallede olmayan tek şey varsa o da onun haberi olmadığı bir dedikoduydu. Kendisi bunu "mahallenin nabzını tutmak" olarak tanımlasa da, herkes onun meraklı tabiatını bilirdi. Ama bu merak, kötücül değil, samimiydi. Şermin Teyze herkesi sever, herkesin derdiyle ilgilenirdi. "Zeynep'i evlendirme vakti geldi de geçiyor." diye devam etti. "Kaç yaşına geldi kız? Otuz iki mi? Bak şu delikanlıya, tam ona göre!" Vildan gözlerini devirdi. "Anne, bırak insanları rahat yaşasınlar. Hem belki adamın sevgilisi vardır." "Yok!" dedi Şermin Teyze kesin bir ifadeyle. "Benim gözlerim yanılmaz. O delikanlı bekar, hem de çok bekar!" Barış Özdemir, mahallenin tek kahvehanesinin önünde gitarını akort ediyordu. Kahveci Remzi Amca, onun burada çalmasına izin vermişti. Yirmi sekiz yaşındaki genç adam, yıllardır müzisyen olma hayali kuruyordu ama bir türlü büyük çıkışını yapamamıştı. Geçinmek için bir yandan annesinin muhtar ofisine yardım ediyor, bir yandan da küçük mekanlarda sahne alıyordu. "Barış, oğlum!" diye seslendi Nazlı Hanım, muhtar ofisinden çıkarken. "Yine mi gitar çalıyorsun? Sana atölyedeki mobilyaları tamir et demedim mi?" Barış derin bir nefes aldı. "Anne, birazdan geliyorum. Sadece yeni bir beste üzerinde çalışıyordum." "Beste, şarkı... Bunlarla karın doymuyor oğlum. Şu konağa taşınan adam var ya, git onunla tanış. Belki sana bir iş verir. Kitapları taşıtmak falan istiyordur." Barış annesine cevap vermek yerine gitarını çantasına koydu. Sokağın karşısındaki eczaneye baktı. Zeynep içeride, rafları düzenliyordu. Ona olan hislerini hâlâ söyleyememişti. Çocukluktan beri arkadaştılar, her şeyi paylaşırlardı ama Barış'ın kalbindekileri öğrenirse, bu arkadaşlığın bozulmasından korkuyordu. Cesaretini toplamak için doğru zamanı bekliyordu. O doğru zaman uzun süredir gelmemişti. "Barış!" diye tekrar seslendi annesi. "Geliyorum anne." dedi genç adam iç çekerek. Öğleden sonra, eczanenin kapısı hafifçe çaldıktan sonra, menteşelerinin gıcırtısıyla ağır ağır açıldı. İçeri giren adam, ilk adımını atarken sanki eski bir ahşap geminin güvertesine basar gibi etrafı dikkatle süzdü. Üzerindeki mavi gömlek, güneşin yakıcılığından hafifçe ısınmış, kol düğmeleri gevşekti. Koyu renk gözleri, raflara dizilmiş ilaç kutuları arasında dolaşırken, sanki buranın sadece bir eczane değil, uzun yılların tanıklığını yapmış bir mekan olduğunu fark etmiş gibiydi. Zeynep, elleri reçetelerin üzerinde çalışırken başını kaldırdı. İlk gördüğü şey, adamın gözlerindeki hafif parıltı oldu. O an, neden olduğunu anlamasa da, karşısındaki yabancı ona garip bir tanıdıklık hissi verdi. "Merhaba!" dedi adam, sesi hem tok hem de rahatlatıcıydı. "Ben Kerem Demir. Karşıdaki konağı kiraladım. 'Sayfa Arası' adında bir kafe-kitabevi açıyorum." Söylerken dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı, ama bu gülümseme kibirli değil, davetkar bir gülümsemeydi. Zeynep, birkaç saniyelik bir duraksamanın ardından karşılık verdi. "Merhaba. Ben de Zeynep Yılmaz. Eczanenin sahibi. Hoş geldiniz mahallemize." Kerem, eczanenin içini incelemeye devam etti. Rafların arasında, babasından kalma eski bir tahta masa gözüne ilişti. "Burası… güzel. Geleneksel bir havası var. Aile işi olmalı, değil mi?" "Evet," dedi Zeynep. "Dedemden babama, babamdan da bana geçti. Burada büyüdüm sayılır." Kerem başıyla onayladı. "Ne güzel. Ben de kitabevimi öyle tasarlamak istiyorum. Raflar ahşap, kahve kokusu her yere yayılmış… İnsanların kitap okurken kendini evinde hissettiği bir yer." Zeynep’in yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. Belki de mahalleyi değiştirecek biri değil, ona değer katacak biri olabilirdi. Tam o sırada kapı açıldı. İçeri giren Barış, gitar çantasını omzundan indirirken Kerem’i gördü. Adımlarını yavaşlattı, bakışları kısa bir an havada asılı kaldı. "Rahatsız etmiyorum ya?" dedi, sesinde belli belirsiz bir temkin ile. "Yok canım." dedi Zeynep, hafifçe gülümseyerek. "Kerem Bey, karşı konağa taşındı. Kafe-kitabevi açacakmış. Kerem Bey, bu da Barış. Çocukluk arkadaşım ve mahallemizin muhtarının oğlu." İki adam tokalaşırken, Kerem’in eli sıcaktı; Barış’ın bakışlarında ise tanımadığı bir rakip hissi vardı. "Mahalledeki en iyi fırını, marangozu, hatta tamirciyi bile söyleyebilirim." dedi Barış, gülümseme ile ciddiyet arasında gidip gelen bir ifadeyle. "İsterseniz şimdi gezip tanıştırabilirim." Kerem, bu daveti memnuniyetle kabul etti. Kapıdan çıkarken, Zeynep onların arkasından bakakaldı. İçinde, sanki farkında olmadan bir hikâyenin tam ortasına düşmüş gibi bir his vardı. Barış ve Kerem eczaneden çıkarken, Zeynep onların arkasından baktı. Mahalleye yeni taşınan bu yabancı, hayatlarını ne kadar değiştirecekti acaba? Akşamüstü, çınar ağacının altındaki banklarda, mahalleli toplanmaya başlamıştı. Günün sıcağı geçmiş, tatlı bir serinlik çökmüştü Karşımahalle'ye. Şermin Teyze, her zamanki yerini kapıp oturmuş, yeni komşu hakkındaki dedikodularını paylaşıyordu. "Vallahi de billahi de bekar." diyordu. "Hem de çok paralıymış. Finans sektöründeymiş eskiden. Her şeyi bırakıp buraya gelmiş. İnsanları sevmiyormuş ama kitapları çok seviyormuş." "Nereden biliyorsun bunları Şermin Abla?" diye sordu Kapıcı Rıza. "Ayol, Rıza, sen ne zaman benim bilgilerimden şüphe duydun? Bizim Vildan'ın kuzeninin kızı, onun eski şirketinde çaycıymış. Hepsini anlattı bana." Tam o sırada, Kerem ve Barış çınar ağacı meydanına girdiler. Şermin Teyze hemen ayağa kalktı. "Buyur, buyur çocuğum." dedi gülümseyerek. "Ben Şermin. Mahallenin en eskilerindenim. Seni aramızda görmek ne güzel." "Merhaba," dedi Kerem şaşkınlıkla. "Ben Kerem Demir." "Biliyoruz canım, biliyoruz. Hoş geldin. Otur da, çayımızı iç haydi." Barış, Kerem'in kulağına eğildi. "Şermin Teyze'den kaçamazsın. Direnmek boşuna." Kerem gülümsedi ve bankın ucuna ilişti. Çay dağıtılırken, komşularıyla sohbet etmeye başladı. Anlattıkça, mahalleli ona ısınmaya başladı. Barış bile başta hissettiği tedirginliği unutmuştu. Akşam karanlığı çökerken, Zeynep de meydana geldi. İşi bitmiş, eve dönüyordu. Kalabalığı görünce durup seyretti bir süre. Kerem'in anlattığı bir şeye herkes kahkahalarla gülüyordu. Barış bile. Hayatı boyunca yaşadığı bu mahallede, bir yabancı birkaç saatte herkesin kalbini kazanmıştı. Kerem, Zeynep'i fark etti ve el salladı. Zeynep da hafifçe el sallayıp yoluna devam etti. Eve dönerken aklında tek bir soru vardı: Bu yabancı hayatlarına nasıl etkileyecekti? İkizler Selim ve Selin, bakkallarını kapatırken sohbet ediyorlardı. "Adam çok havalı be." dedi Selim. "Ya sence gerçekten para kazanabilir mi burada bir kitapçıdan?" "Kafesi de olacakmış ama." dedi Selin. "Hem bizim mahalle değişiyor, görmüyor musun? Şu karşı sokağa taşınan genç çift hep bize organik süt soruyor. Eskiden millet markasına bile bakmazdı alır geçerdi ya!" "Bence iyi olacak." dedi Selim. "Hem belki sen de şu telefonundan kafanı kaldırırsın biraz da kitap okursun. Belki arada bana da yardımcı olman gerektiğini hatırlarsın." "Ya hadi oradan!" diye güldü Selin. "Zaten hep ben çalışıyorum. Sen hep maç izliyorsun!" Kardeşler gülerek ve didişerek bakkalı kapattılar. Sokak lambaları yanmaya başlamıştı. Karşımahalle'de yeni bir dönem başlıyordu ve hiç kimse bundan kaçamayacaktı. Zeynep, apartmanın dördüncü katındaki dairesine girerken telefonuna bir bildirim geldi. Barış'tandı: "Bu akşam Kerem'le güzel vakit geçirdik. İyi birine benziyor. Bir de yarın akşam bizim kahvede küçük bir konser vereceğim. Sen de gel, hem Kerem'e de söyledim, gelecek. Başta mahallemizi değiştirmeye geldiğini düşünmüştüm ama sanırım yanılıyorum." Zeynep mesajı okurken düşüncelere daldı. Belki de gerçekten yanılıyorlardı. Belki de Kerem Demir, mahallenin tam da ihtiyacı olan kişiydi. Ya da belki de tüm korktuklarını gerçekleştirecek kişi... Penceresinden dışarı baktı. Karşıdaki konakta ışıklar yanıyordu. Kerem orada, yeni hayatına başlamak için hazırlık yapıyordu. Zeynep'in içinden bir ses ona, bu adamın hayatını değiştireceğini söylüyordu. İyi mi kötü mü, henüz bilmiyordu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
95.7K
bc

AŞKLA BERDEL

read
95.2K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.6K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
573.9K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1.6K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
71.3K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
61.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook