Gecenin teninde yavaşça sürünen bir rüzgar vardı. Liva, otelin geniş penceresinden İzmir’in ışıklarına baktı. Bugün içinde bir kıpırtı, tarif edemediği bir merak vardı. Telefonundaki bir mesaj, sıradan bir geceyi dönüştürmeye adaydı:
“Seçilmişlere özel bir davet. Yer gizli. Kıyafet zorunlu. Hazır mısın, L?”
Mesajın sonunda konum vardı. Adres, şehrin dışında, bir bağ eviydi. Liva gülümsedi. Gizemli davetleri, bilinmezliğin arkasındaki arzuları severdi. Üzerine dar, koyu kırmızı lateks bir elbise giydi. Ayakkabıları ince topuk, dudakları ise elbisesiyle aynı tonda koyu ve davetkârdı.
Gecenin içinden geçerek özel aracıyla adrese ulaştı. Bahçede birkaç lüks araba park halindeydi. İçeride loş ışıklar, duvarlara yansıyan kırmızı-mor tonlar... Müziğin ritmi düşük ama tenin altında sürünüyordu. Maske zorunluydu. Liva, gözlerini örten siyah dantelli maskeyi taktı. O andan sonra artık sadece bir “figür”dü. Gerçek kimliği kapının dışında kalmıştı.
İçeri girdiğinde farklı köşelerde farklı oyunlar dönüyordu. Bazıları sadece izliyor, bazıları sahnedeydi. Fantaziler burada gizli değildi; aksine serbest ve kontrolsüzdü. Herkesin arzusu saygı görüyor, hiçbir yargı olmuyordu. Liva kendini kasmadı, aksine içinde büyüyen o başka benliğe kapı araladı. İçkisini aldı, ortamı izlemeye başladı.
Bir süre sonra biri yanına yaklaştı. Maskeli bir adam, boylu poslu, siyah takım elbiseyle... Ama gözleri... Gözleri başka konuşuyordu.
“Adın ne?” diye sordu adam.
“Bu gece L…” dedi Liva.
“Ben de C…” dedi adam, sanki bilinçli bir şekilde eksik bırakmıştı adını.
Dans etmeye başladılar. Aralarında konuşma yoktu. Yalnızca ritim, gözler, dokunuşlar... C'nin eli Liva’nın belinde yavaşça gezindi. Bu dokunuş, önceki gecelerden farklıydı. Yumuşak değil; sahiplenici, hatta biraz buyurgandı. Liva, kendini bırakmakta hiç zorlanmadı.
Köşedeki kırmızı perdelerin arkasındaki özel odalardan birine yöneldiler. İçerisi koyu loşlukta, yumuşak şilteyle döşenmişti. C, Liva’yı yavaşça şiltenin üzerine yatırdı. Üzerindeki elbise, bir ıslaklık gibi vücudundan sıyrıldı. Liva gözlerini kapattı, ama kulakları adamın nefesini, teni onun sıcaklığını duymaya devam ediyordu.
Bu gece farklıydı. C’nin elleri sadece dokunmuyor, Liva’yı yeniden inşa ediyordu. Boynuna taktığı ipek bağla gözlerini örttü. Liva itiraz etmedi. Teslimiyetin getirdiği tat, başka hiçbir arzuyla kıyaslanamazdı. Bağlandığı an, Liva'nın içinde bir kıvılcım patladı. C, onu yavaşça keşfetti, dilini bedeninde gezdirdi, her kıvrımında iz bıraktı. Elleriyle yönetti, dudaklarıyla cezbetti. Liva, her temasla başka bir dünyaya taşınıyordu. Zevk, bedenini parçalara ayırıyor, sonra tekrar birleştiriyordu.
C'nin her seferinde daha derine inmesiyle, Liva tekrar tekrar zirveye ulaşırken, adeta kendini yeniden doğuruyordu. Adam boşaldığında, nefesleri birbirine karıştı. Gözleri bağlı hâlde Liva, ellerini adama uzattı. Ama adam sadece sessizce elini tuttu, sonra çözdü gözündeki bağı.
Ama işte o an...
C çıkarken gözlerini Liva’ya dikti. Liva da artık maskesini indirmişti. Bir saniyeliğine göz göze geldiler. Ve Liva'nın gözbebekleri genişledi.
O gözler...
Geçmişin en derin yerinde gördüğü, unutmaya çalıştığı ama unutamadığı o gözler...
Adam bir şey demedi. Sadece yürüyüp odadan çıktı.
Liva bir süre donakaldı. Kalbi çılgınca atarken, ayağa kalktı. Peşinden çıkmak istedi ama odadan çıktığında adam yoktu. Merdiven başındaki bir görevliye sordu, “Az önce çıkan adam? Siyah maskeli?”
Görevli başını iki yana salladı.
“Burada onlarca siyah maskeli var hanımefendi.”
Liva dudağını ısırarak geri döndü. İçinde yankılanan ses artık susmuyordu. Bu bir rastlantı olamazdı. O gözleri tanıyordu. Onun gözleriydi. Eski aşkının... Yıllar önce kalbini parçalayan adamın...
Ama şu anda yapabileceği bir şey yoktu. O geceye ait başka bir taraf daha vardı. Fantezinin zirvesi, arzunun serbestliği... Liva bunu yaşadı. Kabul etti. Ama içindeki fısıltı artık susturulamazdı.