Küller Arasında

503 Words
Yeni bir şehir, yeni sokaklar, tanımadığı tabelalar, bilmediği yüzler… Liva’nın hoşuna gidiyordu bu yabancılık hissi. Tanınmamak, geçmişin izlerini geride bırakmak ve her geceyi sıfırdan yaşamak… Bedenini de ruhunu da bu şekilde diri tutabiliyordu. Bu kez adresi İzmir'di. Deniz kokusu, sıcak akşam esintisi ve kıyıya vuran şehir ışıkları… Liva, şehrin ritmini adımlarına taşıdı. Konak’tan Alsancak’a doğru yürürken gözleri, karşı kaldırımdaki bir restoranın terasına takıldı. Cam önünde oturan bir adam dikkatini çekti. Sakin ve etkileyici bir duruşu vardı. Gözlüklerinin ardından kitap okuyordu. Etrafındaki kalabalığa rağmen kendi sessizliğinde kaybolmuş gibiydi. Liva gözlerini ondan alamadı. Birkaç saniye boyunca sadece izledi. Sonra bir anda içgüdülerine teslim olarak restorana girdi. Garsona sadece “Cam kenarı, lütfen,” dedi. Adam başını kaldırdığında, Liva’nın varlığını hemen fark etti. Göz göze geldiklerinde bir tanışmanın ilk kıvılcımı çakıldı. Erkek, nazikçe gülümsedi. Gözleriyle Liva’yı masasına davet etti. “Kerem,” dedi adam, sesi kadifemsi ve derindi. Liva bu kez adını fısıldadı, “Liva.” Sohbetleri sakin başladı. Şarap kadehleri birbirine değdi, cümleler gittikçe cesurlaştı. Kerem finans sektöründe çalışan zengin bir iş adamıydı. Dışarıdan bakıldığında her şeyi olan bir adam: para, güç, etki… Ama gözlerinde eksik bir şey vardı. Boşluk. Liva bunu tanıyordu. Çünkü o boşlukla yıllardır yaşıyordu. Gecenin sonunda, “Evde başka bir şişe var,” dedi Kerem. Liva tereddüt etmedi. İstediği tek şey; tutku, dokunuş ve o tanıdık unutuştu. Kerem’in evi şehrin yukarısında, denize bakan lüks bir rezidanstaydı. İçeri girdiklerinde, ışıklar loş, müzik hafifti. Kerem mutfağa giderken Liva camın önüne geçti. Şehir ayaklarının altındaydı. Gözleri kısılıp, uzaklara daldığında, aniden içinde bir ürperti hissetti. Tuhaf bir his… Sanki biri onu izliyordu. Ama arkasını döndüğünde sadece Kerem’in uzattığı kırmızı şarap dolu kadehi gördü. Kadehler yudumlandı, cümleler yerini bedenin konuşmasına bıraktı. Dudaklar buluştuğunda, Liva içinde bir kıvılcım hissetti. Kerem’in dokunuşları kontrollüydü. Önce nazik, sonra aç ve yıkıcı… Gömleği ilk o çözdü, Liva’nın elbisesi dizlerinin altına süzülürken, kalbi sanki ritmini unuttu. Yatak odasına girmeleriyle kıyafetlerin yok oluşu bir oldu. Bedenler, terle karışan arzunun altında birbirine sarıldı. Kerem’in her hamlesi ustacaydı. Sadece zevk için değil, Liva’yı çözmek, onu anlamak ister gibiydi. Defalarca boşaldı. Her seferinde Liva’nın teninde yeniden doğdu, yeniden kayboldu. Liva, gecenin içinde kendini kaybetti. Sabah, Liva önce Kerem’in uykuda bıraktığı yorgun bedenini izledi. Sonra sessizce kalktı, çıplak ayakla mutfağa geçti. Yumurtaları kırdı, çayı demledi, ekmeği kızarttı. Masayı zarifçe hazırladı. Kahvaltı kokuları evi sararken, Kerem uykulu gözlerle mutfağa geldi. “Sabah bu kadar güzel uyanacağımı bilsem…” diye mırıldandı. Liva gülümsedi ama içinde bir kıpırtı vardı. Aklında bir düşünce belirmişti. İçgüdüsü konuşuyordu: “Gitmelisin.” Kerem’e gülümsedi, onunla bir kez daha öpüştü. Son bir temas, son bir sıcaklık... Sonra ani bir bahaneyle evi terk etti. Bir daha aramamak üzere... Ama o sırada... Şehrin dışında bir otel odasında biri, bilgisayar ekranında güvenlik kamera kayıtlarını izliyordu. Liva’nın adım adım peşindeydi. Onun yerini öğrenmişti. Bir gün önce hangi restorana gittiğini, kiminle oturduğunu, gece nereye gittiğini biliyordu. “Liva… sonunda sana yaklaşabildim,” dedi kendi kendine. Elindeki eski bir fotoğrafa baktı. Gençlikleri vardı orada. Kahkahaları donmuş bir karedeydi. Adamın gözleri doldu ama dudaklarında sadece tek bir kelime: “Sıra bende.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD