haklıydı...
"şey emre yani sen... bornozla gelince gözüme battın."
"anladım da, filme odaklansan böyle olmayacak"
"yani yine suç bende mi?"
"evet küçük hanım."
beni sinir etmekten büyük zevk alıyor belli. ayaklanip odama gidecekken bir anda kolumdan tutup geri çekti. ama ikimizde bir şeyi hesaba katmamıştık, ayağım takılınca olduğum gibi Emre'nin üzerine yığılmıştım. Emre'nin tüm uzuvlarını hissediyordum. boxer giymemişti, kasıklarını bile hissediyordum. ama kendimi çabuk topladım, tam kalkacakken belimde ki elini sıkılaştırdı.
"kal böyle."
"olmaz kalkmam lazım..."
"neden?"
sesi boğuklaşmıştı, bu böyle devam ederse işin sonu kötü bitecekti.
"çünkü ocakta sonra yerim diye koyduğum makarnam var."
"off be kızım, tamam."
ellerini gevşetmişti, hemen kalkıp mutfağa geçtim.
makarna da koymamiştim. bir de salak gibi makarna ocakta dedim. bir anda mutfağa girse büyük rezil olurum. ve harika içeriye girdi.
"ocağa seni koyacağız galiba Sanem?"
"evet... yani yok ben canım makarna çektide sana ayıp olmasın diye şey yaptım... yani izin..."
"ya bir sus kızım be!"
"ne?"
"tamam makarna koyma ben uyurum muhtemelen."
"eee?"
"eessi koymana gerek yok."
"iyi de ben senin için koymuyorum ki?"
"la havle vela kuvvetel."
bir adım yaklaşti bana, bir adım daha. kalbim sanki dışarı çıkacaktı. aramızda ki son mesafeyi de kapadı, dudakları dudaklarıma degecekti neredeyse.
"uzaklaşır mısın?"
"neden?"
"lütfen..." dedim sakince.
uzaklaşmıştı, ama beni şok eden o sözleri söyledi.
"dün ben mastürbasyon yaparken beni mi gördün?"
yalan mı söylemeliyim yoksa gerçeği mi diye düşünürken tekrardan araya girdi.
"bak şimdi..." telefonunu çıkardı.
"sen dün tahrik mi oldun?"
karşısında bu şekilde durmak beni yorarken. onun karşımda bornozlu durması daha fazla yoruyordu.
"hayır olmadım."
"elin çok doğru bir yere giderken neden geri çekiyorsun?"
"senden tahrik falan olmuyorum!"
"o zaman neden izledin?"
"çünkü hayvan gibi hırlıyordun! başına bir şey geldi sandım"
"anladım."
kendini geriye çekmişti. kurtuldum diye sevinirken bu sefer tezgahla arasina sıkıştırdı.
"sen sıkıntılısın bırak beni!"
bornozundan dolayı tüm uvuzlarini kasıklarım da hissediyordum. çok büyüktü, içimden çekilmesi için dua ederken o söze girdi.
"vücudun çok sıcak."
"çekil!"
itmeye çalıştım ama çok zordu.
bir anda çekildi.
"uyumamiz gerekiyor."
hah şunu bir bileydin.
manyak adam ya
"tamam ben odama geçiyorum iyi geceler."
"makarna?"
"anlamadım?"
"makarna yemiyecek misin?"
"yok iştahım yok şu an."
onu dinlemeden yukarı odama çıktım. korku ile kapıyı kilitledim.
ne yaşamıştık biz az önce?
gözlerimi usulca kapadım.
"ya bu kız gerizekalı yemin ederim! Sanem!"
gözlerimi açtığımda karşımda emre vardı.
"ne oldu ya?"
"gerizekalı senin yüzünden kapıyı kırdım!"
"ne!?"
aniden ayağa fırlayıp odamın kapısına baktım. kırmıştı hayvan.
"ya sen vahşimisin?"
"mal mısın kızım odanın kapısını niye kilitliyorsun!?"
Ya bir de soruyor Allah'ım sen bana sabır ver.
"Neden kiltlemiyeyim? Hem kilitledim diye kapımı kırmak zorunda mısın!?"
Geri yatağıma oturup mızmızlanmaya başladım.
"Senin yüzünden kapısız kaldım mutlu musun?"
"Off Sanem mızmızlanma senin yüzünden bende okula geç kalacağım. Kalk da hazırlan!"
"Oha okul vardı değil mi?"
"Kaçıncı yıldasın Sanem ayaklansana!"
"Off tamam be çık odamdan kapımı da kapat... Off kapım yoktu değil mi?"
"Banyoda giyinebilirsin. Sanem seni yemem canavar değilim korkma."
"Doğru değilsin." O gün mastürbasyon yaparken tüm canavarlığını gördüm zaten.
Dediğini yapıp banyoda hazırlandım. Sonunda hazırdım, dışarıya çıktığımızda Nisan'da olmamıza rağmen, havanın çok estiğini fark ettim.
"Babam bu gün geliyor değil mi?" Babamı çok özlemiştim annemden sonra bana kalan tek değer oydu.
"Evet Sanem bin arabaya."
Gerizekalı bir de emir veriyor.
Dediğini yapıp arabaya bindim. Gözlerim emrenin saçlarını izliyordu. Saçları dağılmış, yüz hatları çok keskindi. Her kızın hayal edebileceği bir adamdı. Göz göze gelince gözlerimi kaçırdım.
"Beni gözetlediğini bu kadar belli etme."
Saate baktım, daha yeni sekiz olmuştu. Sekiz buçukta ders başlayacaktı, bir derste boştu. Kafa dinlemek ve dedikodu yapmak için tam bir fırsattı. Okula girdiğimiz de çantasını tek omzuna almış bulut bizi karşıladı. Emre ile onu baş başa bırakıp kantine geçtim. Buluttan nefret ediyordum, o benim ilk aşkımdı ama onun ilk aşkı ben değilmişim. Sadece yalanlarına alet olan bir piyonmuşum. Aptal Sanem, aptal Sanem.
Kantin sandalyesinin geri çekilmesini duyunca kafamı kaldırıp baktım, emreydi. "Ne zamandan beri kantinde dersi kaytarıyorsun küçük hanım?"
"Abilik yapmaya geldiysen kaybol."
"Off zamane gençleri, büyüklere saygı da kalmamış."
"Evet kaybolmadı... Ya sen kalk git yada ben gideyim."
Tam kalkacakken beni durduran o sözleri söyledi. "Hep o bulut piçi yüzünden böylesin değil mi?"
Geri sandalyeye mıhlanıp, ellerimle yüzümü kapattım. Derin bir nefes alıp Emre'nin yüzüne baktım. "Deli gibi aşık olduğum adamın niyeti, sadece benim saflığımdan faydalanıp beni kullanmakmıs. Senin gibi erkekler anlamaz halden, sen o boş kafanı bir de buna yorma."
"Bulut yoksa başkası olur, bir insana bu kadar fazla takılmana gerek yok."
"Anlamıyorsun beni o yüzden boşver gitsin."
"Neyi anlamıyorum Sanem!? Bir kadrolu piç için gününü rezil ettin. Keşke tek derdimiz aşk hayatımız olsa."
Tam söze girecekken en yakın arkadaşım sıla araya girdi.
"Selam çocuklar! Emre bize biraz müsaade eder misin kanka?"
"Tamamdır..." Diye söylenip yanımızdan uzaklaştı. Sıla da Emre'nin kalktığı sandalyeye yerleşti.
"Konuşmalarınıza şahit oldum. "
"Eee?"
"Eeesi abin haklı, bir gerizekalı için okul hayatını maf etme."
"Hayatımı maf etmiyorum. Bırakın bari depresyonumuda ben belirliyeyeyim."
Lafını dinlemeden ayaklanıp tek başına kalabileceğim yangın merdivenine yöneldim. Tabi sanemde nasıl bir kader varsa, hep bir bokluk olmak zorunda. Merdivenlerin en aşağısında bir kızla bulutu öpüşürken yakaladım. Kızın bana arkası dönüktü. Bulutun kucağına resmen kurulmuştu. Bulutun ise, yüzü bana dönüktü. Gözlerini kapatmış işine odaklanmıştı. Telefonumu çıkarıp hemen fotoğraflarını çektim. Sen bittin bulut telefonu geri çantama koydum. O anı daha fazla izlemek istemiyordum. Geri adım atacaktım ki, bulutla göz göze geldik. Bana baktı, uzun uzun ben ise donuk bir şekilde ona bakıyordum. Yeter bu kadar bakışma. Hemen oradan uzaklaştım. Tam o sırada emre ile çarpıştım. Gözlerim dolu dolu Emre'ye bakarken, o yüzüme bakıp beni mimikleri ile sorguluyordu. Bir anda Emre'ye sarılıp ağlamaya başladım.
"İyi misin ne oldu?"
"Yok bir şey. Çok açım canım çikolata çekiyor."
"Dışarı çık, bir bankta otur beni bekle."
Dediğini yapıp bir bankta oturdum. Bir kaç dakika sonra emre elinde beş çikolata ile geldi.
"Bir daha sakın okulda depresyona falan girme. Kantinde ki amca bana regl mısın dedi."
"Gerçekten mi?"
"Evet kızlar genelde regl oldukları dönemde bu kadar fazla çikolata alırmış."
"Hahaha üzgünüm."
"Senin sorunun değil üzgün olma. Kantinde ki amca da zaten bana takılıyordu. Oda biliyor sadece kızların regl olduğunu."
"Desene kantinde ki yeni maskot sensin."
"Boşver gırgırı şimdi, derse gitmemiz gerekiyor."
"Sey ben bu gün hiç bir derse girmek istemiyorum."
"O bulut piçi yüzünden mi?"
"Yok... Hayır sadece kendimi iyi hissetmiyorum."
"Hadi kızım ya."
"Off tamam..."
Gülümseyip ayağa kalktım. Beni nasıl da mutlu edebiliyor. Ama o mutluluğum yangın merdivenini görene kadardı.
Tam sınıfa girdiğim de bulutla karşılaştım.
"Eğer o kızların verdiği ilgiyi sen bana vermiş olsaydın o kızları tercih etmezdim."
Yüzsüz.
"Hiç bir kız da sende umurumda değilsin."
"Öyle mi dersin?"
"Emre'yi tutmasam şu ana kadar seni dümdüz etmişti."
"Doğruyu söyle, üvey abinle kaç gece oldun?"
Bulutu susturmak ve kıskandırmak için tam bir fırsattı.
"Bilmem saymadım?"
"Demek ki seni çok becermiş."
"Evet Emre'nin altında çok ağladım. Bittiyse çık!"
"Emrenin karşısında orospudan farkın yok. Kaç tane orospuyu sikti biliyor musun?"
"Orospular onun para veripte yaptığı seçimler ama ben her zaman her yerde onun aşkla sahip olduğu kızım."
"Kesin öyledir."
Duvara yaslanıp Bulut'un gözlerinin içine baktım.
"Benim odamda, mutfakta, salonda, kendi odasında, misafir odasında... Daha fazla saymamı ister misin?"
"Kes sesini sana inanmıyorum."
"Bir erkekte aradığım hatta sende arayıp da bulamadığım tüm özellikler emrede var."
"Senden nefret ediyorum"
Aramızdaki mesafeyi en aza indirip yüzüne cemkirircesine konuştum.
"Duygularımız karşılıklı."
Sırama geçip oturdum. O sırada Sılada yanıma gelip kitabını karıştırmaya başladı.
Bulut tahtaya geçip "hey gençler bakın bir buraya!" Diye bağırdı. Umarım tahmin ettiğim şeyi yapmaz.
"Sınıfımız da bir orospu var, üvey abisi ile birlikte her gece nasıl fantaziler yaşadığını anlattı. Bence sınıfça para toplayıp bu işin saatlik zevkini almalıyız."
Sıla buluta bakıp geri kitabına döndü
"Başladı yine gerizekalı..." Diye söylenmeyi de eksik etmedi.
"Değil mi Sanem?"
Tüm sınıf bir anda bana döndü. Sıla da bir anda bana baktı.
Sonra buluta döndü ve ortalığı karıştıran o lafları ortaya döktü.
"Burada en yakın arkadaşlarının sevgililerini ayartıp, becerdigin kişileri pardon orospulari anlatmak yerine insanların ozellerini mi kurcalıyorsun?"
Bu lafı sılanın ortaya atması ile bulutun tum arkadaşları ayaklandı. Sıla nerede nasil konuşacağını bilen bir kızdı. Onun sayesinde konu benden çıkmış buluta girmişti.
"Bak iyi izle şimdi nasıl birbirlerini yiyecekler."
Sıla'nın sözlerini bir kenara bıraktım. İçlerinden bir kaçı:
"Doğru mu lan bu?"
"Bulut sikerim seni eğer böyle bir şey varsa!"
Bunları konuştular. Daha sonra aralarından bir tanesi Bulut'un üstüne atlayıp yumruğu yüzüne geçirdi.
Sınıf bir anda karmakarışık olmuştu.
"Off bayılıyorum su kaosa."
Nasıl bir şeysin be sen sılam.
O esna da içeriye küfür ederek emre girdi.
"Ya sizin götünüzü sikeyim! Hepiniz disiplinlikmi olmak istiyorsunuz yarraklarım!"
Sıla gülüp omzuma vurdu
"Emrede var mıydı böyle bir hanzoluk?"
"Off sıla dur bi."
Ayaklanip emrenin yanına gittim bu sefer ben onu ayırmaya çalışıyordum. Tam o sırada bulut aralarından sıyrılıp Emre'nin karşısına dikildi.
"Orospu kardeşini savunmaya mi geldin?"
Ya aptal! Emre onu korumak için gelmişti, şimdi onu kim emreden koruyacak.
Sıraya uzandırıp ardı ardına yumruk atmaya başladı.
"Kardeşin bana tek tek seninle yaşadığı fantazileri anlattı."
Emre'nin yumruğu havada kalmıştı.
"Ne saçmalıyorsun lan sen!?"
"Tüm fantazilerini bana anlattı."
İşte şimdi gerçekten bitmiştim.
Emre anında bana döndü "çantanı al yürü!"
Masama koştum ve çantamı aldım. O sırada sıla bana sarıldı. Kulağıma fısıldadı;
"Ben okulda ki her şeyi hallederim sen kafana takma."
"Teşekkürler."
Çantamı alıp Emre'nin karşısına dikildim. Şimdi gerçekten bitmiştim.
bileğimden kavrayıp, bahçeye doğru sürükledi.
"aptal mısın sen Sanem!?"
"ne yapmışım?"
"yapmadığımız, yaşamadığımız bir şeyi neden sanki yaşamışız gibi insanlara anlatıyorsun?"
"sadece buluta anlattım..."
"tüm benimle olan fantazilerini oturup eski
sevgiline mi anlattın!?"
derin bir nefes alıp bıraktı.
"özür dilerim."
yeniden bileğimi tutup güvenlikçi amcayi umursamadan arabaya doğru beni sürükledi.
"bin arabaya!"
dediğini yapıp bindim. yol boyu çok suskunduk. bir anda durdu
"babam bu gece geç gelir muhtemelen... evde hizmetli de yok haliyle evde yemekte yok."
"Eee?"
"Eeesi dışarıda yemek zorundayız."
başımı olumlu anlamda salladım. her zamanki restorana gelmiştik.
bir masaya yerleştik. o siparişi verirken ben yiyeceğim azarı düşünüyordum.
"Eee ne anlattın buluta tam olarak?"
"ııı... şey.... söylemek zorunda mıyım?"
"evet!"
"altında ağladığımı, mutfakta, odamda, kendi odanda, salonda, misafir odasında beni şey yaptığını söyledim."
"sen resmen delirmişsin!"
"ne?"
"ya aptal hadi onu kudurtmak veya başından salmak için böyle bir plan yaptın, ulan bu eski sevgiliye anlatılacak şeyler mi?"
"üzgünüm..."
"olman gerekiyor zaten!"
"tamam eve gidelim artık."
"önce yemeğini ye sonra eve gideriz."
eminim şu an içinden ne kadar salak olduğumu söylüyordur.
"ben ne yapacağım seninle kızım?"
"yemek yememi söyledin laf değil."
yemeği sessizce yedikten sonra eve doğru yöneldik, eve geldiğimizde evde gerçekten kimse yoktu. iyi ki dışarıda yemek yemiştik.
"geç içeri kapını da yaptım ama bir daha kapını sakın kilitleme."
"teşekkür ederim."
bu lafımı söylememle kapıyı sertçe kapatıp duvarla arasına aldı beni. neye uğradığıma şaşırdım.
"madem benimle böyle hayallerin var neden bu kadar kaçıyorsun benden?"
"ne?"
"onca hayali boşuna mı kurdun?"
"onları o anlık söylemiştim."
"olabilir ama sonuçta söyledin."
"çok güzelsin..." bu lafı ile affalamıştım.
aramızda ki romantizmi kapının çalması bozdu. babam gelmişti muhtemelen.
"hay sikeyim ya..."
gülümsedim "tüh üzüldüm, şimdi bize..."
"muhtemelen baban geldi kapıyı sen aç."
güldüm ve omzuna hafif vurdum "tamam tamam..."
o yukarıya çıkarken ben kapıyı açtım. babam karşımdaydı, ama yüzü kan içindeydi bitkindi elinde iki tane kâğıt vardı.
"baba!?"
bir anda gözümün önünde yığılmıştı. "baba! baba ne oldu sana baba kalk lütfen!"
"kızım..."
gözü kapanmıştı, nefes almıyordu.
"emre!"
nefes almıyordu. babam babam nefes almıyordu.
"emre yardim et!"
emre telaşla merdivenden inip yanıma geldi. "ne oldu?"
"babam nefes almıyor! emre babam nefes almıyor!"
emre beni babamdan uzaklaştırıp, babama kalp mesajı yapmaya başladı. umutsuzca bana döndü.
"ambulansı ara..."
"öldü mü?"
"öldü Sanem! şimdi ambulansı ara!"
dediğini yaptım. babam yoktu. bittim...