artık hayat benim için bir çıkmazdı. hastane koridorunda doktoru bekliyorduk. emre duvara yaşlanmış ben ise sandalyede ne yapacağımı düşünür bir vaziyetteydim.
"yakınlığınız nedir?"
doktor sonunda yanımıza gelmişti.
"ben... ben kızıyım babama ne oldu?"
"babanızın beyin ölümüde normal organ ölümüde gerçekleşti. babanızın vücudunda bir çok darp izi mevcut. babanızın ölümü normal kader ölümü değildi. birileri özellikle Osman beyi öldürmek istemiş."
aniden ellerim titremeye başladı.
"benim tek varlığım babamdı! neden kimse onu kurtaramadı!? morg ne kadar soğuk haberiniz var mı? babam ölmedi! babam beni bırakmaz ben babamı istiyorum. benim her şeyim o! o olmasa ben olmam!"
Emre'ye koştum göğsünü yumrukluyordum
"babamı bana geri getir! yalvarırım emre onu kurtarabiliriz! başka hastaneye gidelim ama onu kurtaralım annem yok sadece babam var biliyorsun."
olduğum yerde yere yığılmıştım, her şeyim her kesimi bir anda kaybetmişim gibi hissediyordum. babam üşür toprak ona soğuk gelir. o bizi bırakmaz bırakamaz.
bilincimi artık kaybediyordum...
***
gözlerimi aralamış odada ki sesleri dinliyordum.
"yani Osman baba aslında evden ayrıldığı ilk gün kaçırılmış doğru mu anladım komiser?"
"evet emre evladım, şimdi saneme bunu nasıl anlatabiliriz bilmiyorum... çok üzgün çok masum, ama hayat sanemin bildiği kadar toz pembe değil. maalesef insanlar çıkarları için varlar."
"o kişiyi bulun ve ne yapıp edip cezasını kesin komiserim."
"bunu yapabilmem icin bana yardımınız gerekiyor. Osman Bey'in her hangi bir düşmanı var mıydı?"
"hayır, genelde kendi halinde takılan bir adamdı."
"son günlerde hareketlerinde sıradanlık var mıydı?"
"hayır aksine daha çok iyidi hastalığı bile yoktu."
"tartışma yaşadığı biri var mıydı?"
"hayır yoktu Kendi halinde bir insandı."
"çok garip, böyle bir adamı kim neden öldürmek ister ki?"
"sizden bir ricam olacak."
"tabi evlat?"
"bu davayı kapatırmısınız?"
ne saçmalıyor ya bu!? ne demek davayı kapatmak. babamı öldüren her kimse elini kolunu sallayarak mı gezecek.
"böyle bir şey mümkün değil."
"neden ailesinden bir üye olarak bu davayı kapatmanızı talep ediyorum. evet Osman baba öldü, ama onun arkasından bu şekilde devam edersek bizde her gün ölmüş oluruz."
"emin misin? bu davadan feragat mı etmek istiyorsun?"
"evet bu dava tamamen kapansın istiyorum."
"anladım üst makamlara bildireceğim."
bu mal mı!? benim yerime karar almakda nereden çıktı. o benim babamdı...
komiser odadan çıkarken emre alnına sertçe vurdu.
"affet beni Osman amca..."
ne diyordu ya bu? gözlerimi tamamı ile açıp elime takılan iğneleri hışımla çıkardım.
"sen kafayı mı yedin!?"
"Sanem uyu!"
"uyumuyorum! ya benim yerime babamla ilgili nasıl böyle saçma bir karar alabilirsin? sen mallıkta nirvana oldun artık."
"şşş sakin ol ve sadece uyu eve gidince konuşuruz."
anlayamıyorum artık Emre'yi benim babam gözümün önünde öldü ama hâlâ eve gitmekten bahsediyor.
"Babam öldü emre babam!"
"Lütfen Sanem..."
"Babamızı defnettik. şimdi seninle eve gitmemiz gerekiyor."
Dediğini dinlemek istemiyordum. İnat etmekte ısrarcı oldum.
"Sanem sana kalk diyorum! Bunu keyfimden dediğimi falan mı sanıyorsun!?"
"Babam öldü emre babam..."
***
Zorlada olsa dediğini yapmak zorunda kalmıştım. Yaklaşık iki saat inadımın sonunda ikna olmuştum. Eve girdiğimiz de emre sinirle duvara yumruk attı. Ne oluyor buna? Bir anda iyi rollere kesildi.
"Babamızı öldürdüler! Anasını sikeyim hiç bir bok yapamadım!"
"Evet hiç bir bok yapamadın! Üstelik polislerinde işini yapmasına engel oldun."
"Mecburdum amına koyim mecburiyet. Lan bende istiyordum! Bu sikik orospu çocukları senin üzerinden beni tehdit etmeseydi, sence onları bu kadar rahat bırakır mıydım!?"
"Ne?"
"Tehdit diyorum Sanem tehdit!"
"Kim nasıl?"
Eline cebinden büzüştürdüğü kağıt parçasını çıkardı.
"İyi dinle... 'muhtemelen bu kağıt elinize ulaşmışsa, babanız hakkın rahmetine kavuşmuştur. Emre sen bundan sonra babanın her şeyini sen alacaksın emre... Eğer bunun aksi bir şey yapıp polise gidersen ilk işim üvey kardeşini de gebertmek olur! Bence uyarılarımı dikkate al...' görüyor musun? Eğer polise bir zıkkım belli etseydim, seninde başına bir bela açılacaktı. Bu her kimse bunu ben bulacağım. Anladın mı Sanem?"
"Biz nasıl bir şeyin içindeyiz... Çok yoruldum emre babamın acısını bile yaşayamıyorum."
"Mesele o bile değil Sanem babamız bir cinayete kurban gitti."
"Eee ne yapacağız?"
"Elinden geldiğince normal davran, baban hiç ölmemiş gibi düşün. Hiç bir şeyi hiç kimseye çaktırma. Bende polisleri halledeceğim."
Ellerimle yüzümü kapattım neyin içinde sürükleniyordum ben... Babam bir cinayete kurban gitmişti, sırada ki hedef ben olabilirdim, Emre'nin başı ciddi bir beladaydı. Susmakla bağırmak arasında ki ince çizgide gidip geliyorum. Annem beni terk ettiği günden beri, tek sığındığım liman babamdı. Ama artık oda yok hayat bu kadar iğrenç olmak zorunda mıydı? Neden diğer insanlar gibi klişeleşmiş bir hayatım yok.
Emre yüzüme uzunca baktı.
"Sanem güven bana bu işi çözdükten sonra, o şerefsiz kimse bulup geberteceğim."
"Sahi bu öldürmek neden bu kadar basit emre? Herkes önüne geleni öldürebiliyorken, bizim yaşamamızın anlamı ne?"
Gözyaşlarım artık gözlerime ihanet etmeye başlamıştı. Her seyimi sadece bir gece de kaybetmiştim. Babamsız dünyam artık durmuştu. Emre omuzlarimdan beni sirkeledi.
"Kendine gel Sanem! Eğer bu gün acını içine gömmessen yarın ikimizde bunun bedelini en ağır bir şekilde öderiz!"
Gözlerimi Emre'nin gözlerine sabitledim. Bir anda sarıldı bana.
"Evindeyken dilediğin kadar ağla, benim yanımda istediğin kadar ağla. Ama insanların yanında bu hataya düşme."
Başımı omuzlarına koyup hıçkıra hıçkıra ağladım. Yorgundum hemde çok fazla acımı içime değilde, kalbime gömüyordum. İçimde korku ve nefret duyguları birbirine girmişti. Artık hiç bir şeyin iyi olacağına inancım yoktu.
tüm inancımı hastane koridorunda bırakmıştım.
emre benden ayrılıp gözlerini gözlerime sabitledi.
"güçlü olmak zorundayız anladın mı güzelim?"
başımı olumlu anlamda salladım.
peki ya ölüm yaşamaktan daha güzelse? sonsuza kadar büyük bir uykuda sadece tek başına kalmak...
emre ellerini başına götürüp düşünür gibi oldu.
"şimdilik sadece babamın şirket toplantılarına katılacağım. onun dışında hiç bir işe müdahil olmayacağım."
"peki bunu yapanı nasıl bulacağız?"
"o ayaklarımıza gelecek."
"ne nasıl?"
"nasıl olduğunu zamanla görürsün yavrum."
bir kaç dakika öylece konuştuk sonra yanından ayrılıp odama geçtim. ev o kadar yabancılaşmıştı ki bana, sanki hiç bir şey yok gibiydi. her şey bir hiçti, bir insan neden böyle hissederki? ölüm öyle bir şeymişki insanın gerçeklik algısını yerle bir ediyormuş. çok yorgundum ama şunu çok iyi biliyordum bu gecenin sabahı ve yarının sabahı asla bir olmayacaktı. buna adım kadar emindim.
***
alarmın çalması ile uykudan uyandım. dün gece nasıl uyuya kalmıştım hiç hir fikrim yok. tek hatırladığım şey yatağımda öylece ağladığımdı. üstümde ince bir battaniye vardı. banyoya geçip rutin işlerimi hallettim.
artık hazırdım açımı içime gömmem gerekiyordu ve ben buna hazırdım. ne olursa olsun başaracağım...
***
okula girişimizde herkes bize bakıyordu. anlaşılan okul çoktan babamın öldüğünü duymuştu. emre omzuma hafifce vurdu. Emre'nin vurması ile gülümseyerek okul merdivenini indim. ağlarsam her şey maf olur.
sıla koşarak yanıma geldi.
"Sanem! iyisin değil mi!? özür dilerim sözde bu gün gelecektim sana ama işlerim çıktı."
emre aniden herkesin içinde bağırmaya başladı.
"millet bizim bir babamız yoktu..."
ne diyordu bu? ne demek yoktu.
"ölüp gitmesi ne sanemin nede benim umrumda! o yüzden taziye yapmıyoruz çok dua okumak isteyen evinde oturup duasını okuyabilir!"
istifimi bozmadan sıla ile birlikte sınıfa doğru yürümeye başladık, sıla da şaşkındı ama susmayı tercih ediyordu.
sıraya yayılıp kuru tahtayı izlemeye başladım. sıla ise hâlâ bana odaklanıyordu. ne düşündüğünü az çok anlayabiliyordum, aklımı kaybettiğimi falan düşünüyordu...
***
"evet çocuklar, bir insanı anlamanın en etkili yolu sözel iletişimdir."
sınıfın kapısı aniden açılmıştı. karşımızda müdür ve onun yanında 1.85 boylarında kıvırcık saçlara sahip yapılı bir çocuk vardı. öğretmen çoktan oturmuştu.
müdür söze girdi;
"evet çocuklar, öncellikle bu cem sizin yeni sınıf arkadaşınız. arkadaşınıza iyi bakın gençler."
sınıf dalga geçerken çocukla, ben sadece gözlerine odaklandım. bu çocukta bir şeyler vardı,sessizdi ama vardı bir şeyi.
önümüzdeki sıra boştu mecburen önümüze oturdu. tenefus zili çalınca
sınıfın ukalası bulut, yerinden kipirdamayan cemin omzuna yumruk attı.
"kalk lan puşt!"
beni de sinir etmişti bulut.
"karşıma çocuğa..."
dedim sessizce.
bulut bana döndü.
"konuşma lan sen! küçük orospu. baban öldü ama hâlâ orospuluk peşindesin."
cem yüzünü buluta çevirdi. hiç bir şey söylemedi, sadece bir anda ayağa kalktı. buluttan bir kac cm uzundu.
"ne o dilini mi yuttun piç!"
cem aniden tek eliyle Bulut'un boğazini tuttu. sıktığını ellerinin kizarmasindan anlamıştım.
"bir daha orospu desene!"
cem ilk defa konuşmuştu. bulutun ayaklari iki santimetre de olsa yerden kesilmişti. tüm sınıf şoktaydık.
aniden sınıfa emre girdi ceme kafa attı. mal mı bu!
"lan başınıza bela almak istiyorsanız bu kadar cabalamayın! öğretmen birazdan sınıfa gelecek ve siz it gibi birbirinize girmişsiniz."
emre aslında ceme bulutu bıraksın diye kafa atmişti.
ama cem yangina körükle giderek "bu kıza orospu dedi." bunu söylemesi ile emre bana döndü. ve Bulut'u sıraya itti. üstüne çıkıp hayvan gibi yumruklamaya başladı.
"orospu evladı! sen kimsinde saneme kufur ediyorsun! senin amına koyarım."
cem burnunda ki kanı umursamadan sınıfın kapısını kapatmaya koştu. nöbetçi oğretmenler ayıkmasin diye bunu yaptığı kesindi.
ben ise ilk şoku atlatıp Emre'nin n kollarını tutmaya çalışıyordum.
"emre dur! ayırmama yardım etsenize aptallar!"
sınıfa da bağırdım ama sıla dışında kimse yanıma gelmedi. cem sırasına geri oturmuştu. sınıfın kapısınin açılması ile birlikte tüm sınıfça kapıya döndük.
öğretmenimiz, müdürümüz ve yanında tanımadığımız bir adam daha vardı.
"Sanem Çevik, emre çevik, cem Kara, bulut çalışkanoğlu dördünüz de odama.
emre sinirle Bulut'un üstünden kalktı. cem de küfür eder gibi ayaklandı haklıydı da daha okulun ilk günü böyle bir rezillik yaşadı. ben ve bulutta peşi sıra yürüdük.
ama en büyük rezilliği müdür odasında yaşadık. aslında o yabancı adam müfettişmiş.
"dördünüze de bir haftalik uzaklaştırma veriyorum. aklınız başına gelene kadar da okula gelmeyin! aptal herifler bizi resmen bir müfettişe rezil ettiniz! madem çocuk gibi hareketleriniz vardı neden okula geldiniz!?"
cem, emre, bulut dimdik dururken. ben boynumu bükmüştüm.
"defolun karşimdan!"
dördümüzde müdürün yanından ayrıldık. bulut Direkt dışarı çıkarken, ben, emre ve Cem cantalarimizi almak için yukarı çıktık. kerem kendi sınıfına giderken ben ve Cem aynı sınıfa yöneldik. soğuk bir çocuktu ama iyi birine benziyordu.
çantamı alıp aşağıya indiğimde, emre beni kendine çekip baştan aşağı süzdü.
"o pic kurusu sana başka bir şey demedi değil mi?"
"dese bile güçlü olmak zorundayım."
"benim yanımda güçlü olmak zorunda değilsin Sanem."
"boşver çokta önemli şeyler değil. artık eve gidelim lütfen."
başını olumlu anlamda salladı. bu ömür böyle geçer mi bilmiyorum ama benden geçtiği çok belli.
arabaya bindiğimiz de eme sorular sormaya başladı.
"cem kim?"
"tanımıyorum sınıfa bu gün yeni geldi."
"neden seni korumak istedi."
"bence çok normal sınıf ortasında bağırarak bana orospu dedi."
"peki ya neden bu okula gelmiş?"
"bilmiyorum..."
emrenin sorularını yanıtlarken. birde yaşadıklarımı düşünüyordum. babamla olan tüm anılarım tek tek aklımdan geçiyordu.
"Sanem bir şey sordum?"
"sadece uyumak istiyorum emre lütfen..."
dediklerini daha fazla dinlemedim. gözlerimi yavaşça kapadım. tek huzur bulabildiğim yer rüyalarımdı.
***
gözlerimi açtığımda odamda yatağımda uyuyordum. Emre beni getirmişti...
aşağıya indiğimde emre çok düşünceliydi, gözleri kızarmıştı. yanına oturdum.
"bu gün bana demiştin ya, benim yanımda güçlü olmak zorunda değilsin diye. aynı şey senin içinde geçerli emre. neyin var?"
ilk başta gözlerime bir kaç saniye baktı.
"kötüyüm, hemde çok kötü. Osman paşa belki öz babam değildi. ama onu çok seviyordum Sanem..."
gözlerinin en içine baktım.
"o gün ailemi trafik kazasında kaybettiğimde, bir daha hiç kimsenin beni sevemeyeceğini düşünmüştüm. ömrüm boyunca bir daha hiç kimsenin beni sevmeyeceğini saymayacağını düşünmüştüm. ama Osman paşa geldi, ve bana aslında sevilebilecek biri olduğumu kanıtladı."
"sakinleş..."
bir anda sarıldı bana.
"o orospu evlatları babamı öldürdü! üstüne şimdi seninle tehdit ediyorlar. ve benim elimden hiç bir şey gelmiyor Sanem hiç bir şey..."
ellerimle saçını okşamaya başladım.
"senin için yapabileceğim bir şey var mı?"
"sadece sarıl..."
dediğini yapıp sıkıca sarıldım.
bir süre sonra ikimizde koltukta uyuya kaldık.
***
"Sanem uyan yavrum, kahvaltı için dışarıya çıkacağız."
gözlerimi usulca açtım.
"halise teyze yok mu?"
"o işten ayrıldı."
ayaklanıp hazırlandım.
"yürüyerek gidelim mi? zaten en fazla yirmi dakikalık yol"
Emre'nin bu sözüne karşılık olumlu anlamda başımı salladım. oda hazırlandıktan sonra saat on buçuk gibi yola çıktık. yolda yavaş adımlarla ilerliyorduk. emre temkinli davranıyordu.
bir anda önümüze çıkan uç çocuk Emre'nin önünü kesti.
"bulut abinin selamı var."
"abinizin amına iyi koydumda ondan mı selam yolladı."
arkamızdan cemin sesi gelmesi ile emre ve ben arkamıza döndük.
"bana selamı yok mu bulut beyin? alındım şimdi..."
arkasında sopalarla, bizim yaşlarımızda çocuklar vardı. emre ani bir hareketle beni itip, bir çocuğun üstüne atladı. cemin arkasında ki çocuklar ise diğer çocukların üstüne atladı. kavga o kadar büyümüştü ki, başıma aldığım sopa ile olduğum yere düşmüştüm. ama çabuk toparlanmıştım. ortalık savaş alanı gibiydi. emre bana vuran adamın üstüne atlayıp onu doverken, arkadan biri Emre'ye vurmak için yeltendi ama onu cem durdurdu.
korkuyordum, iş çığrından çıkmıştı artık. ben sadece olanları izliyordum. ama bir anda Emre'nin yere yığılması ile yerden ayaklandım. tüm aldığım şoku emre kanlar içinde yere yığıldığinda üstümden attım.
"emre!"
hayır beni böyle bırakmaz o. adamlar uzaklaşmıştı. cem ise hemen ambulansı aradı.