hastaneye geldiğimizde Emre'nin kafasında ki tüm kan elime bulaşmıştı. gözlerim etrafta dolanırken cem yanıma geldi.
"bu kadar duygusal olma."
"tek o vardı hayatımda hiç kimsem yoktu. onsuz ne yapacağım ben?"
"ölmeden öldürdün yani, tebrikler."
"o benim her şeyim, ben hiç kimseyken onunla her şey oldum."
"şanslısın."
"anlamadım?"
"senin çevrende bir insan var, ama benim çevremde sokaktan başka hiç bir şey yok."
"yanlız mısın?"
"küçükken ailem tarafından terk edilmişim, üstüne yetimhane bana gecen seneye kadar bakabildi. bu sene de buraya geldim, bu okula geldim."
"ailen seni neden terk etti?"
"bilmiyorum, ama hep düşündüm."
"aileni hatırlıyormusun?"
"yok onlara dair zihnimde hiç bir şey canlanmıyor ama merak da ediyorum, acaba nasıl insanlar?"
bir süre sustuk, sonra cem söze girdi.
"merak etme o iyi olur."
o sırada doktor yanımıza geldi.
"emre beyin durumu su anda gayet iyi. hatta görede bilirsiniz. ama, hastayı fazla yormayalım."
şükürler olsun diye söylenirken içeriye girdim. emre yatakta uzanmıştı. başında ise bir sargı bezi vardı.
"aptal! korkuttun bizi..."
"saçmalama Sanem altı üstü..."
cem araya girdi
"kafan kırıldı. öyle değil mi emre bey? Sanem iki saatir kendini dışarı da yiyip bitiriyor hiç mi bu kızı düşünmüyorsun?"
"aman be bunun için mi yanıma geldiniz."
emre ikimizi de sustururken cem bana çok tanıdık gelmeye başlamıştı. onu tanımadan içim ona ısınıyordu.
"ben gidiyorum eğer bir şeye ihtiyacıniz olursa..."
numara yazılı bir kartı, vitrine bıraktı.
"bana bu numaradan ulaşırsınız. unutmayın saatin kaç olduğu umurumda değil, benim için zaman kavramı yok. istediğiniz saatte, istediğiniz zamanda arayabilirsiniz."
emre bir süre ceme odaklandı sonra şaşıracağım cümleler ağzından çıktı.
"teşekkürler cem."
"rica ederim her zaman her yerde."
doktor cem çıkmadan içeri girdi ve konuşmaya başladı.
"çok şükür kafanıza aldığınız darbe sizi öldürmedi. yanlız yine de her ihtimale karşı sizi bir gece burada misafir etmek zorundayız."
emre istemeyerek de olsa kabul etmişti. kaç saat olmuştu hiç bir fikrim yok öylece Emre'ye odaklanmıştım. cem yanıma geldi.
"bence sen eve git ben kalırım Emre'nin yanında."
saat gecenin ikisi olmuştu. emre gözlerini açıp ceme baktı.
"bu saate tek başına eve gidemez."
cem anlamaz gözlerle ikimize de baktı. haberi yoktu ki bulutdan daha rezil insanlarla uğraştığımızdan.
"ben bırakır geri gelirim."
emre cemin gözlerine iyice baktı. sonra istemeyerek kabul etti. ben ilk başta ısrar etsemde gitmek zorunda kalmıştım.
yavaş adımlarla lambaların aydınlattığı, boş ve karanlık sokaktan yürüyorduk. cem gözlerime baktı ve bir anda durdu.
"çok tanıdık gibisin. istemeden de olsam sana karşı kanım ısınıyor."
garipti çünkü aynı şeyi bende yaşamıştım.
"belki sana çok saçma gelecek ama aynı şeyi bende yaşadim. yani isteyerek yada istemeyerek sana karşı kanım çok ısındı."
"bana da öyle geldi Sanem... sanki daha önce seninle karşılaşmış gibiyiz, yani belki de öyle hissediyorum."
"bende öyle cem bende."
yola devam ettik
"önce bir parka gidebilir miyiz?"
anlamaz gözlerle ceme baktım. ama kabul ettim.
parka gittiğimizde bir salıncağa oturdu. bende karşısında ki banka oturdum.
"hep burada oynuyordum. ailem beni terk ettikten sonra, hep burada oynuyordum."
içini sıkan bir şey vardı. halinden belliydi
"ailen neden seni terk etti?"
"o zaman çok küçüktüm hiç bir şey zihnimde net değil, açık konuşayım annemin yüzü dışında hiç bir şeyi tam hatırlamıyorum."
"peki aileni, babanı hiç bulmaya çalıştın mı?"
"denedim, çok çabaladım. ama ismini her şeyini değiştirmiş diye öğrendim."
"bu bilgiyi nereden aldın?"
"kaldığım yetimhaneden."
"senin için zor olmalı."
"hemde çok zor, düşünsene bir baban var ama babanın varlığını tek biliyorsun. kendisinden hiç haberin yok. bir annen var ama annenin varlığın dan başka hiç bir şey bilmiyorsun."
"evet düşününce gerçekten çok zor bir durum..."
"neyse ya boşver gitsin."
salıncaktan kalktı.
"neden bunları bana anlattın?"
hem yürüyor hemde konuşuyorduk.
"çok güvendim sana, garip ama gerçekten içim sana tüm hayat sırlarımı anlatacak kadar ısınmış."
tam söze girecekken, siyah bir araba önümüze kırdı. ellerim cemin koluna giderken arkamızda bir araba daha durdu. önümüzdeki arabadan beş maskeli adam inerken, arkada ki arabadan üç maskeli adam indi. cem beni yanına alıp "sakın yanımdan ayrılma."
diye fısıldadı.
"derdiniz ne!?"
"kızı bırak ve uzaklaş!"
net bir cevaptı.
"bunlar onlar... bunlar o adamlar cem!"
cem anlamaz gözlerle bana baktı. ama daha hamle yapamadan bir adam cemin üstüne atlamıştı. ellerimle o adamı iterken, iki adam kollarımdan tutup ağzımı kapatarak geriye çekti beni.
cem ayaklanıp adama tekme attı. adam bunla sendelerken üç adam bir anda cemin üstüne atlayıp art Arda yumruklar savurmaya başladı.
cem son gücüyle ayaklanıp beni o iki adamın elinden kurtardı.
"kaç onların derdi sensin kaç!"
dediğini yapıp arkama bakarak koşmaya başladım cemi bırakmışlardı. ama yüzü hep kan içindeydi yerde kıvranıyordu.
"özür dilerim cem özür dilerim..."
bir motorsiklet önümü kesince artık burdan çıkamayacağımı anlamıştım.
"bu kadar zorlaştırmana gerek yoktu."
kollarımdan tuttuğu gibi siyah arabaya doğru sürükledi. yerde yarı baygın yatan ceme yandan bakiş atıp zorla beni arabaya bindirdi. benim yüzümden herkesin hayatı maf oluyordu.
"ne istiyorsunuz bend-"
sözümün devamını getiremeden başıma aldığım sert darbe ile bilincimi yitirdim.
****
"sonunda açtı gözlerini."
bir kadın sesi vardı başucumda, ama tam çözemiyordum. gözlerim bulanık görüyordum etrafı. karnıma aldığım sert bir darbe ile acıdan inledim.
"seni gidi kaltak!"
gözlerimi iyice açtım. karşımda sarı saçlı ama maske bağlamış olan bir kadın vardı.
"sen kimsin?"
"ecelin Sanem ecelin..."
.
gözlerimi gözlerine odakladım, babamı öldüren kesin buydu.
"sen! sen mi babamı öldürdün!?"
"babanın canı cehenneme!"
"kes sesini!"
"Benim elimde esirken ne bu özgüven Sanem?"
"Neden böyle yapıyorsun?"
"Nedenini öğrendiğin zaman çoktan ölmüş olursun."
Gözlerim halsizdi, gözlerimin yanı sıra bende yorgundum. Kim bilir aklından neler geçiyordu bu pisliğin.
"Emre'ye çok mu değer veriyorsun?"
"Seni ilgilendirmez."
Gözlerimi kadına çevirdim. "İyice perti çıksın..."dedi. Ve kalbimi yerle bir eden son sözlerini söyledi.
"Aynı babasını dövdüğünüz gibi dövün."
Ellerinde ki sopalarla karın bölgeme bir çok darbe aldım. Artık yasamak için değil ölmek için dua ediyordum. Karnimda ki ağrı artık kesilmiyordu.
O kadın, depo gibi yeri terk ederken ben sadece gördüğüm işkenceyi hazmetmeye çalışıyordum. Yorgundum ve yorgunluğum bedenime ihanet edercesine direniyordu.
Üzerime buz gibi suyu attıklarında istemsizce irkilmiştim. Gözlerim usulca kapandı...
***
"Sanem! Bırakın lan sanemi!"
Bu Emre'nin sesiydi, gözlerimi araladım karşımda elleri yukarıya bağlanmış emre duruyordu.
"Emre..." Diyebildim.
"Korkma güzelim ben yanındayım."
Maskeli kadın yine gelmişti, bu sefer elinde ince bir çubuk vardı. Emre'nin yanına gitti ve bağırarak
"Sana peşime düşmemen gerektiğini söylemiştim! Öyle değil mi emre!?"
"Bana, eğer peşine düşmesem sanemi rahat bırakacağını da söylemiştin!"
"Hahaha sende buna inandın mı? Zavallı şey seni."
Maskeli kadın yanıma geldi çubuğu yanında ki diğer adama verirken yüzüme yaklaştı.
"Sana öyle şeyler yaşatacağım ki ömrün boyunca unutamayacaksın..."
Ses tonu beni korkutmuştu.
"İç çamaşırları kalana kadar soyun!"
Anlamaz gözlerle kadına baktım.
"Bunu yapma!"
Emre bağırırken bende bağırmaya başladım.
"Sende bir kadınsın bunu yapma..."
Diye sessizce söyledim.
"O yüzden iç çamaşırlarına dokunmuyorum."
Kafama aldığım darbe ile gözlerim kapandı.
Yazar anlatımıyla
Emre sadece sevdiği kızın nasıl işkenceye maruz kaldığını görüyordu. Elleri kolları bağlı halde sadece sanemini izliyordu. Sanem ise çığlık ve yardımdan başka hiç bir şey yapamıyordu. Emre artık dayanamadı ve "onu artık bırak!" Diyerek çıkıştı. O sırada sanemin bedenindeki morlukları umursamadan sanemi bırakıp Emre'ye döndü.
"Sen bana mı bağırdın?"
"Evet! Sana bağırdım artık o kızı bırak derdin neyse benimle çöz!"
"gerçekten ne kadar aptalsın emre!"
kadının gözlerinden adeta ateş çıkıyordu. Emre'nin artık buradan sağ çıkacaklarına umudu kalmamıştı. üvey babası gibi sonlarının geleceğini düşünüyordu. son bir çare gücü ile saneme seslendi
"Sanem seni seviyorum..."
kadın, Emre'nin gözlerine baktı. aşağılarcasına güldü.
"yazık desene iki aşığı engelliyoruz burada."
daha fazla konuşmalari devam etmedi. çünkü depoya benzeyen yerin kapısı, cemin tek bir hamlesi ile yerle bir olmuştu. cem hırsla Emre'nin önünde mi maskeli kadına baktı.
"sana buradan kacman için bir şans veriyorum."
emre anlamaz gözlerle ceme bakıyordu sinirle bağırmaya başladı.
"saneme yaptıklarına bak böylece buradan çekip gitmesine izin veremezsin!"
cem yanında ki adama döndü
"kızı indir, kıyafetlerini giydir."
o sırada ceme hamle yapmak isteyen bir adamı cem tek tekmesi ile yere serdi. asıl güç buydu. cem önüne geleni savururken kadin çoktan kaçmıştı.
emre sinirle kurtulurken ceme yumruk salladı.
"aptal! bizi kurtardın eyvallah ama bu kahpe peşimizde olduğu sürece bize rahat uyku yok anladın mı!?"
"onu bana bırak." dedi sakin bir ses tonu ile. cem, Emre'nin aksine daha sakindi.
emre ve Cem bunu düşünürken, sanemin kıyafetlerini giydiren çocuk telaşla ceme,
"abi kız uyanmıyor!" dedi.
cem panikle arkasını döndü, emre de ona eşlik etti. artık tüm odakları Sanem olmuştu.
emre sanemin önüne diz çöküp yanaklarına hafifce tokat atarken, cem sanemin nabzını kontrol ediyordu.
"hastaneye gitmemiz lazım."
emre ne olduğunu anlamamıştı ama, cem anlamıştı.
"oyalanmayın hadi!"
emre cemi durdurdu.
"sakın polisi karıştırma."
"bunu hastanede konuşuruz, zamanımız dar..."
Sanem acilen yoğun bakıma alınırken emre elleri basının arasında duvara yaslanmış çaresizce bekliyordu. cem sinirle Emre'nin yanına geldi.
"polise söyleme ne demek!?"
"söyleme dediysem söyleme!" diyerek karşılık verdi emre. ama cem susmadı devam etti.
"saçmalıyorsun o gerizekalı her kimse dışarıda elini kolunu sallayarak sizi tehdit etmeye devam edecek anladın mı!?"
"etsin en azından onu kendimiz bulup yok edebiliriz. ama eğer, polis girerse araya ondan sonsuza kadar kurtulamayız. onu öldürsek yenisi gelir başımıza anladın mı?"
"sanemi ne hale getirdiler farkındasın öyle değil mi?"
"sanane sanemden? sen kim oluyorsun da iki günde tanıdığın Sanem için bu kadar panik oluyorsun?"
emre aslında bunu derken ciddi değildi. çünkü oda cemin onun için yaptıklarının farkındaydı. ama onu bir şekilde bağımsız tutmak zorundaydı. cem de kendi içinde savaş vermeye başlamıştı. sahiden Sanem onun için neydi?
onlar düşüncelerle boğuşurken, selim komiser içeriye hişimla girdi.
"emre! bir önceki komiseri olayın dışında tutmuşsun!?"
"evet selim komiserim öyle gerekiyordu."
"öyle gerekiyordu diyorsun ama bir kaç gün sonra üvey babana olan saldırı yetmezmiş gibi, kız kardeşinde yaralanıyor?"
"komiserin bu tesadüfen oldu." diyerek cem araya girdi. emre şefkatle ona baktı. az önce tonla laf ettiği insan ona yardım etmeye çalışıyordu.
"ne tesadüfü ve sen kimsin?"
"ben cem, sanemin sınıf arkadaşıyım."
"Emre'yi korumaya çalıştığını biliyorum... ama yapma cem, Emre'nin suçlu olduğunu kanıtlarım."
"ne demek bu?"
diye söylendi emre.
"bu şu demek, su an kanunen sanemin yaşadıkları senin suçun."
"saçmalık!" emre sözüne devam edemeden, komiser yeniden araya girdi.
"kanıtlar alelelen ortada, üvey babanın kaza ile ölmediği ortadaydı kanıtlarıyla. sen olayı örtbas ettin polisi uzakta tutup, suçlulara yardım ettin."
"saçmalamayın artık!"
emre hâlâ olayı cevirebilecegini umut ederken cem şok içersinde sadece dinliyordu.
"saçmalamiyorum emre bey, tutuklusunuz. bu olay aydınlanana kadar Sanem hanım gözetim altında olacak siz ise gözaltında ceza evinde olacaksınız."
emre adete buz kesmişti.hapise girmekten korkmuyordu sanemi koruyamamaktan korkuyordu. cem ise ne yapacağını düşünüyordu.
"ben selim karasu, sizi adaletin ve devletin bana verdiği göreve dayanarak tutukluyorum. avukat tutma gibi bir şansınız mevcut."
cebinden çıkardığı kelepçeyi emre uzattı. emre uzunca kelepceye baktı. artık bir şeyleri kabullenmek zorundaydı.
ceme döndü, daha sonra komisere baktı.
"cemle son kez konuşabilir miyim?"
komiser başını olumlu anlamda sallayıp mesafesini açtı.
emre çaresizce ceme baktı.
"şu an güveneceğim tek kişi sensin. ne olursa olsun saneme iyi bak. beni sorarsa Osman babanin bazı işleri için yurt dışında olduğumu söyle. polis gözetiminde olmasını sorarsa, polislerin son olaydan dolayı tedbiren böyle karar aldıklarını söyle."
"neyin içerisindesiniz siz böyle?"
"bilmiyorum... onu çözmeye çalışıyordum bende, ama başaramadım. tek bir isteğim var oda sanemin mutlu olması."
"merak etme seni kurtaracam ama, bu bir kaç günümü alır."
"merak etmiyorum zaten tek isteğim sanemin mutlu olması."
polis Emre'nin yanına geldi "yeter bu kadar sohbet ellerini uzat. daha karakolda da ifadeni alacaklar. suçluyu koruma neymiş, o zaman verirsin hesabını."
polis Emre'yi götürürken cem telefonundan en yakın arkadaşı olan merti aradı.
"bana bir avukat gerekiyor."
"ne avukatı cem?"
"bir arkadaşım içeri girdi?"
"ne suçundan dolayı?"
"suçluyu kayırma, polisi yanıltmadan."
"tamam ben iki güne ayarlarım uygun bir avukat."
"adamsın."
"ne demek cem her zaman, sen içini ferah tut benim biraz işim var sonra..."
arkadan bir adam bağırıyordu. cem anlamıştı mert yine adam kaçırmış onu hallediyordu.
"tamamdır kardeşim ben seni meşgul etmiyeyim, en kısa zamanda buluşalım."
"tamamdır abi."
telefonu kapatmıştı.
doktor sinirle cemin yanına geldi.
"sen neyi oluyorsun?"
"abisi sayılırım neyi var?"
"kızın kanına yüksek tozda uyuşturucu enjekte etmişler, direkt kana karışmış."
"hayati tehlikesi var mı?"
"uyuşturucu başli başına bir tehlike zaten. ayrıca vücutta ağır travma izleri var, bu hasta iyi olmayacak."
"nasıl yani?"
"yani hasta için zorlu bir süreç olacak, yaşadığı olay gereği psikolojik olarak da tedavi olması gerekiyor."
"anlıyorum."
"anlıyor musunuz pek emin değilim... kızın durumu iyi değil uyuşturucuya her ne kadar müdahale etsekte yine de mutlaka uyuşturucunun onda bırakacağı ruhsal etkiler olacaktır. sağa sola saldırma, kendine zarar verme, çevreye zarar verme gibi eylemlerde bulunacaktır."
"ben gerekli parayı ödeyeceğim siz tedaviye başlayın."
emre için hayat durmuş, Sanem için hayat yok olmuştu. cem içinse hayat şimdi başlıyordu. tüm her şeyi kendisi halletmeye çalışacaktı.
sanemin çığlıkları hastaneyi bir anda inletmeye başlayınca, cem ve doktor aniden yoğun bakım odasına girdi. Sanem iyi değildi.