5. Bölüm; geçmişin acı izleri

2008 Words
Sanemin anlatimiyla Gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Başımda inanılmaz bir ağrı vardı sadece o kadar da değil, kulağım inanılmaz bir derecede çınlıyordu. Kollarımda serum takılmıştı. Başımda ki ağrı arttıkça, çığlık atmaya başladım. Gözlerim artık kör gibiydi. Odaya giren birileri oldu, ama tanıdığım tek ses cemin sesiydi. Oda beni yatıştırmaya çalışıyordu. "Sanem! Dur!" Bir şey mi yapıyordum? Ama neden hiç bir şey hissetmiyordum. Hayır ben kesinlikle bir şey yapmıyordum. Yoksa hissetmiş olurdum. "Sakinleştirici getirin hemen yoksa kendine zarar verecek!" Doktordu muhtemelen. ama ben çok sakindim, sadece bağırıyordum. Bağırmak bana nasıl zarar verebilir ki? Bir anda her şey gözümde netleşti cem doktoru geride tutarken bir ayağı geri de kalmış bir şekilde tedirgince yüzüme bakıyordu. Derin bir nefes aldım ve ceme baktım, emre yoktu. "Ben iyiyim... Emre nerede?" "O uzakta şu anda." "Ne?" Anlamaz gözlerle cemi izliyordum. "Ne demek uzakta? Bana yalan söyleme cem!" Cem hâlâ tedirginlikle doluydu ama ben iyiydim bunu kendim hissediyordum. Cem yanımda ki hasta yatağına otururken bende yanına oturdum. "Nerede emre?" "Bir kaç gün babanın işlerinden dolayı şehir dışında?" "Ya böyle bir durumda nasıl beni yanlız bırakabiliyor!? Dalga mı geciyorsun?" "Hayır Sanem baban ölmeden önce biliyorsun ki her şeyini Emre'ye bırakmış." "Mesele babamın bıraktığı işler değil mesele böyle bir olaydan sonra gözü kapalı beni terk etmesi!" "Seni terk etmedi, bana emanet etti." "Sadece emre ile konuşmak istiyorum." "İşleri var." Sinirle ceme bakıp ayaklandim. "Ben evime gidiyorum! Ne haliniz varsa görün" Tam dışarıya çıkarken iki polis kolumdan tuttu. "Ev hapsindesiniz hanımefendi." Gözlerim korku ile kollarımı tutan polislere döndü ne demek oluyordu bu? Yoksa emre bu yüzden mi şehir dışına çıktı? Sırf kendini kurtarmak için mi? Cem yanıma gelirken öfke ile polislere baktı. "Anladık bırakın kızın kolunu!" Polisin biri elektronik kelepçeyi ayak bileğime takarken diğeri ise ellerimi kelepçeliyordu. Ayak bileğime elektronik kelepçeyi takan polis konuşmaya başladı. "Bu elektronik kelepçeyi polislerin elinde ki alet olmadan cikaramazsiniz. Çıkarma girişiminde bulunursanız cihazda ki elektrik sizi çarpacaktır. Bu kelepçe sizin evde olup olmadığınızı bize bildiren bir GPS kelepçesidir. Olaki bu kelepçe den kurtulma durumunuzda cezaniz olacaktır." Ceme bakmıştım. Cem mahcup bir şekilde karsimdaydi. Polis devam etti. "Kişisel alışveriş ihtiyaçlarınız için görevli polislerden rica edebilirsiniz." "Bu ne kadar sürecek." "Bu yaşadığınız olay çözüm bulana kadar." İki polisin elinde bir çöp gibiydim. Yorgundum ve ayaklarım bedenimi taşımak istemiyordu. Sadece saatlerce hastanenin soğuk zeminin de ağlamak geliyordu içimden. Daha düne kadar babamla yaşadığım toz pembe hayat simsiyah olmuştu. Nasıl bir hayatın için de boşluğa sürükleniyordum bilmiyorum ama bu hayat böyle devam ederse tek yolumun ölüm olduğunu da biliyordum... Eve gelmiştik, emre karşıma oturdu. "İyi misin?" "Bir kaç saat önce büyük bir travma atlattım, yanımda olması gereken insan yanımda değil, ev hapsi yedim. Nasıl iyi olabilirim cem?" "Tahmin ediyorum ne kadar kötü bir halde olduğunu ama biraz daha sabırlı olman gerekir." "Sence sabır mı kaldı!? Saldırıya uğramadığımız gün yok! Salak takıntılı olan bir kadının elinde esir olduk! Ve sabır mı gerekiyor?" "Allah aşkına rahat dur Sanem! Tek sen mi bu boşlukta boğuluyorsun?" "Kes cem! Senin beni anlaman için bunları yaşaman gerek." "Yaşamadım mı sanıyorsun? Sen daha babanı kaybettin bu kadar yakınıyorsun, ya ben Sanem? Kardeşimi, annemi, babamı, hayatımı bir gece de kaybettim Sanem!" "Eee? Bu neyi değiştirir cem neyi?" "Bilmiyorum Sanem... Ama benim acılarımı da küçümseme." "Ne yapacağız?" "Nasıl ne yapacağız dizimizi kırıp oturacağız." Ceme tek kaşim havada olacak bir şekilde baktım. "Ciddi misin? Farkında mısın peşimizde sapık bir kadin var." "Farkındayım, ama polis de o kadının peşinde o yüzden bir hamle yapamaz." "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" "Az suçluların hayatında olmadım Sanem hanım." Cem bir süre sustu. "Uyumalısın, dinlen bende dinlenecegim." Cem yukarıda Emre'nin odasına girerken, bende kendi odama geçtim. Boş tavana bakıyordum. Sanki kanımda olmaması gereken bir şey vardı. Rahatsız ediyordu, ama ne olduğunu çözemiyordum. Sadece uyumak için gözlerimi kapattım. Bu huzurla uyuyuşum çok uzun sürmedi, kapıyı alacaklı gibi çalan biri vardı. Saate baktım daha gecenin ücüydü. Cem hemen odama geldi, ve bende ayaklandım. Aşağıya indiğimizde kapıyı açtığımız da, bir memur "emre cezaevinde saldırıya uğradı." Bunu demesi ile bir aydınlanma yaşadım. Tüm hayatım gözümün önünden geçti. Emre cezaevindeydi, kaçtığını düşünmüştüm. Daha da kötüsü saldırıya uğramiş da ne demekti? Gözlerim kararıyordu artık bilincimi yitirmeden önce duyduğum tek ses cemin 'sanem' diye bağırmasiydi. (Saatler sonra) ~yazar anlatımıyla ~ Sanem polislerin dedikleri üzerine, baygınlık geçirirken cem bu pis hayatın tüm pisliklerini omzunda taşımaya çalışıyordu. Sanem kollarına bayılmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Cem saneme yetiştiği kadar Emre'ye de yetişmeye çalışıyordu. Emre'nin durumu ağırdı. Şişle boşluğuna darbe almış ve hastaneye gelene kadar fazlası ile kan kaybetmişti. Cem yok olmayı diliyordu. Çünkü bir tarafta iki günde güvendiği kız hem hayatla mücadele ediyor, hemde uyuşturucuya karşı durmaya çalışıyordu. Bir diğer tarafta ise canını ortaya koyduğu iki günlük çocuk kendini nasıl feda ettiğini seyrediyordu. Hayatın tüm acımasızlığı ile baş etmek o kadar zor geliyordu ki... Cem komiserin karşısına çıktı. "Mutlumusunuz bir komiser olarak? Daha dün içeriye atmak için uğraştığınız adam bu gün içerde yaşamak için çabalıyor. O suçlu değildi. Onun için hayatında tek kalan kız icin cabaliyordu. Onun için günlerce işkenceye maruz kaldı ama ya siz? Siz ise onu suçlu bulup içeriye attınız." Komiser cemi baştan aşağı süzdü. "Tüm insanlar aptal ve siz akkilisiniz öyle mi? Emre beye bir fırsat verildi, üvey babasına yapılanların cinayet olduğu aşikârdı izin vermiş olsaydı..." Cem sözünü kesti. "Sizin o pislik kadını bulmanıza izin vermiş olsaydı, siz onu bulacağınız zamana kadar kendini ve sanemi muhafaza etmek zorunda kalacaktı. Size izin vermiş olsaydı, o kadın o suçlu daha fazla öfkelenip sizin görmediğiniz noktalarda onların işini bitirecekti. Sokakta adalet sizin sisteminize göre işlemiyor." "Biraz daha benimle bu üslupla konuşursan seni de içeriye alırım." "Suçsuz insanlara ceza vermek istiyorsanız durmayın yapın." Cem artık sınırının son damlasindaydı. Sanem ise yine uyumuştu. Emre ölüm kalım savaşi verirken cem ise sadece hastane kenarında ne yapacağını düşünüyordu. Ama şunu cem çok iyi biliyordu ki bu işin içinde de o kadın vardı. İnsanlar bazen bir bilinmezliğe sürüklenir ya, işte o bilinmezlik yorar insanı. Yok olup gitmek bile yetiyormuş gibi gelir insana ama aslında insanlar var olmaktan daha çok mutludurlar, sadece istediklerini yapamayınca yok olmak isterler. Öyle bir an gelir ki yok olmak bile zorlar insanı. İstersin yok olmayı, ama yok olmak seni istemez. Yok olmak bile seni kabullenemez... Emre'nin kritik hali devam ederken, cem hastane koridorunda koşuşturup duruyordu. ~sanemin anlatımıyla~ Gözlerimi araladım. Emre'nin yaralandığını söylemişlerdi. Tam kalkacakken, hemşire beni durdurmaya çalıştı. Ama durmadım, hayatımda benim için kendini hep feda eden adam için duramazdim. Ayaklandim, ve sadece ameliyathane kapısına doğru topallayarak yürümeye başladım. O sırada koluma cem girdi. "Ah be kızım az rahat dur yerinde..." "Emre iyi mi cem?" "Durumu kritik diyorlar, ama iyileşecek o güçlü biri." "Ya değilse..." "Ya değilse diye bir şey yok Sanem. Emre güçlü bir adam her zoruluğun ustesinden geldi ve gelecekte." Gozyaşlarimi tutamadım. "Her şey benim yüzümden değil mi? Her şey benim suçum! Hepsi benim yüzümden oldu... Lanet bir kızım!" İstemeyerek bağırmaya başladım. Saçlarımı cekiştiriyordum. Cem ellerimi tutmuş beni tutmaya çalışıyordu ama sanki ben duymuyor gibiydim. "Her şey benim suçum! Ben ölmeliyim!!" Kendime hakim olamıyordum. Sadece duyduğum bir cümle oldu 'uyuşturucunun etkisi bu sakinleştiriciyi getirin' Bu sözleri duymamla çığlıklar atmaya başladım. Kim bilir insanlar hakkımda ne düşünüyordu? Bu kız aklını mi yitirdi, yada neden bu kadar bağırıyor? İnsanların ne düşündüğü artık umurumda değildi. Uyuşturucu lafı bile delirmeme yeterli bir sebepti. Sakinleştiricinin damarimda aktığını hissetim. Gece kanımda hissettiğim uyuşturucu gibi hissetmiştim onuda. Gözlerimi usulca kapadım. Gözlerimi açtığımda, yanı başımda cem vardı. "Uyuşturucu mu verdiler bana?" Cem dolu gozleri ile bana baktı, "Maalesef Sanem..." Gözlerimi ayaklarımın ucuna diktim. "Neden özellikle ben?" "Anlamadım?" "Neden ben cem? Neden her şeyi benim yaşamam gerekiyor?" "çünkü biz sadece acı çekmek için varız Sanem." ceme oylece bakiverdim. hayatım nasıl olurda bu kadar berbat olabilir ki... (4 saat sonra) emre ameliyattan çıkmıştı. dikişleri vardı. ve canının çok yandığı belliydi. yanına gittim sadece bana bakıp gülümsedi. "dedim sana güçlü diye gördün mü?" cemin omzuna hafifçe vurup Emre'ye döndüm "iyi hissettiğine emin misin?" emre başını olumlu anlamda salladı. komiser odaya girip Emre'ye döndü. "bir kaç gün hastane de kalacaksin daha sonra seni daha güvenilir bir hücreye alacağız." hâlâ hücre diyor! "sen iyi misin!?" cem beni sakinleştirmek istedi ama sakinleşemedim. "emre ölümden döndü! bu onun suçlu olmadığının bir kanıtı! daha ne yapmalıyız? ne yaşamalıyız!?" "lütfen artık susun!" "sustukca tepemizd ciktiniz!" "kanun için burada seni tutuklamami istemiyorsan sus." cem beni kollarımdan tutup dinlenme odama doğru sürüklemeye başladı. bende sinirle ceme döndüm "sen ne yapıyorsun!? orada haksız yere birini suçluyorlarken biz ne işe yarıyoruz!" "eğer sessiz olmazsan her şey daha kötü olacak anladın mı?" "daha ne kadar kötü olabilir!? söylesene! kanımda uyuşturucu var! sevdiğim insanlarin hayatı tehlikede! daha her şey ne kadar kötü olabilir!?" "sakin ol ve odana geç lütfen Sanem..." dediğini yaptım, o geri Emre'nin yanına dönerken hastane koridorunda yavaş yavaş ilerledim. hayatım maf oluyordu ve ben o hayatın içinde sürüklenmekten yorulmuştum. Bir yanım vazgeçmek için çabalarken diğer yanım, çabalıyordu. ne yapacaktım ben? her şey nasıl normalleşecekti. gözlerimi usulca kapadım. hastanede sadece bağıran öksüren ve telefonla panikle konuşan insanları duyuyordum. bir morgun kapisinin önünde, bir anne bağırarak ağlıyordu. dediği tek şey 'kizim beni bırakma!' neden insanlarin anneleri bu kadar iyiyken benim annem hiç olmadı? neden... bu gün çok güzel bir hayatım olabilirdi, ama evren olmaması için çabaladı. sadece olmaması için. arkamda hissettiğim tanıdık sesle arkamı döndüm. arkamı dönmemle yüzüme sıkılan sprey ile yere yigilmam bir oldu. bilincim burnumda ki ağır koku ile birlikte yavaş yavaş kayboluyordu. gözlerimi açtığımda ellerim arkadan bağlı bir şekilde boş arazideydim. yanımda elinde silah olan bir kadın vardı. "bu gün her şey bitecek Sanem..." "sen kimsin?" diyebildim. çıkan yorgun sesimle. "ecelin Sanem... sadece ecelin." "cemi buraya çağırdım. aynı zaman da gecen günlerde öldürmeye çalıştığım Emre'yi de." "amacın ne?" "amacım hepinize acı çektirmek." "eline ne geçecek!?" "sahip olmadığım tüm mutluluk... sen ve Emre ve baban olacak o adi hayatımı maf etti..." bir araba bir anda önümüzde durdu. içinden emre ve Cem çıktı. emre koltuk altı değneklerle zor duruyordu ayakta. acı içinde ikiside bana baktı. cem bağırmaya başladı. "zayıf bir kızdan ne istiyorsun?" "oğlum..." emre, cem ve ben aynı anda birbirimize baktık. "cem... sen..." bu kadın ne saçmalıyordu yoksa yıllarca terk ettiği oğlu Cem miydi? "hiç değişmemişsin cem... neden anneni hiç aramadın hiç sormadın?" "sanane benim annemden!" cem hâlâ anlamıyordu. "senin annen benim cem. dokuz ay seni karnimda büyütüp, doğuran kadın benim. yıllarca senin hasretinle, bir yeleğe sarilip ağlayan bendim oğlum..." "yalan söylüyorsun! senin gibi bir cani benim annem falan olamaz!" "neden inanmıyorsun bana neden!? yıllarca acını çektim!" "hiç bir zaman aramadın beni sormadın bu mu acı çekmek? beni ve arkadaşlarımı bırak!" "ne seni nede arkadaşlarinin peşini hiç bir zaman bırakmam! sen hep oğlumdun ve öyle de kalacaksın." cem kendini Zor tutuyordu halinden belliydi. bir anda kendine gledi ve bağırmaya başladı. "ne istediniz ya benden!? daha çocukken beni yurda vermenizi gerektiren neydi!? hiç mi demediniz bu çocuk aile sevgisi olmadan nasıl yürür diye? ilk anne dediğim de yanımda degildin anne! İlk emeklediğimde yanımda değildin, ağlarken, koşarken, öfkeliyken,heyecanliyken yoktun! hiç bi anımda senden hiç bir şey görmedim! anne sevgisi görmedim? neden? bana bunları niçin yaşattın anne!?" gözlerim o kadar şeye şahit oluyordu ki... Bir yanımda elinde silah olan kadın, karşımda çaresizce çırpınan yaralı bir kuş, yine karşımda her şeyden yorulmuş olan Emre. neleri atlatmaya çalışıyorduk? yada bunları atlatabilecekmiyiz? "baban olacak o şerefsiz bana ihanet etmeseydi her şey daha..." cem sözünü kesti. "bir adam için, bir adam uğruna çocuğundan mı vazgeçtin? hiç mi düşünmedin ne halde olduğumu?" kadın sadece konuşuyordu mimik bile oynatmiyordu "sen benim her şeyimdin hayata tutunma sebebimdin... neler oldu annen nasil mecbur kaldı haberin bile yok." neler olduğunu anlayamıyorum. cem tekrar karşılık verdi. "ben yıllarca aile sevgisi görmeden büyüdüm. okulda yaramazlık yapamıyordum, sırf aileni çağırırız derler diye. o gerçekle bir daha bir başına kalırım diye, okulda hiç bir zaman çocuk gibi olamadım. hep en akkıllı olan bendim." "sana bunları yaşattığım için özür dilerim..." "özür dilemek mi? onca acım senin basit bir özrünle duzelebilir mi sanıyorsun" cemi anlamıştım, her ne kadar bağırıp çağırsada için de sevinç çığlıkları attığı kesindi. "şimdi kızı bırak. kızın bir suçu yok." "bu kızla ilgili bilmen gereken bir gerçek var biliyor musun?" bu sefer emre konuştu. "kızı bırak dedi!" emre de burnundan soluyordu. cem tekrardan "sanemi birak..." dedi. ama kadının umurunda bile değildi. "cem sen nasıl benim oğlumsan, Sanem de benim kızım. sanemle sen kardeşsin..." dünya benim için o an durdu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD