cem, ben, emre üçümüz de aynı anda birbirimize bakıyorduk. o sırada zihnimde geçmiş canlandı...
~~
"abi! abimi bırakın..."
"karar verildi kız çocuğu babada erkek çocuğu annede kalacak. belirtilen günlerde, ziyaretler gerçekleşebilecek."
"hayır ben abimi istiyorum... bırakın beni abi!"
~~
gözlerim dolu bir şekilde biyolojik anneme bakmadan konuşmaya başladım.
"ben... ben sana güvenmiştim. yıllarca bana geri dönersin diye beklemiştim, beklemem bunlar içinmiydi? yıllarca aptalca bir şekilde çocuk gibi, seni kapının önünde bekledim ben! peki ya sen ne yaptın!? ben sana söyliyeyim, babamı öldürdün. sen... sen nasıl bir annesin? sen benim annem olamazsın."
gözlerimde ki yaşlara mani olamıyordum. yıllarca onu beklemiştim ama onun bu yaptığı sadece canımı yakmıştı.
"sen sadece o lanet adamın bir parçasısın! umurumda bile değildin Sanem! seni neden istemedim bilmek ister misin? çünkü senin baban tam bir yavşakdı. anladın mı? senden sonra değişir sanmıştım. ama hayır o daha fazla kendini çukura itti!"
cem gözlerime baktı, fısıldadı.
"yıllardır burnumun dibindeymişsin manolyam... yıllardır burnum dibindeymişsin."
cem küçükken hep bana manolya derdi. annemiz olacak o kadına döndü ve sinirle haykırmaya başladi.
"senin amacın neydi ha!? kendi doğurduklarına mı düşmanlık etmek! sanemin kanina uyuşturucu enjekte etmişsin. lan o senin kızındı, hadi ben bilmiyordum ama sen çok iyi biliyordun! kendi kızının hayatını maf ettin!"
"cem oğlum..."
"oğlum deme bana senden nefret ediyorum. sen ne sanemi nede beni bu dünyada ki hiç bir iyi şeyi hak etmiyorsun! anladın mı?"
cem her ne kadar bunları söylese de içinden bir şeylerin koptuğunu anlayabiliyordum.
"her şey düzelir diye beklemiştim, Allah belamı versin ki bir gün seni, babamı, kız kardeşimi..."
kız kardeş kelimesini kullanırken masum bir şekilde bana baktı.
"bulduğumda her şey düzelir sanmıştım, ama annem bir katil ve cani, babam ölü, kardeşimin hayatı ise rezil bir haldeydi. ben bunu mu hakettim? yıllardır beklemek bunu mu gerektiriyordu? hani hayat beklemeye de yaşamaya da değiyordu bu mu hayat?"
emre topallayarak ceme yaklaştı ve annem olacak o kadına döndü.
"Bir aileyi parçalamak neyi kazandırdı sana?"
kadın gülmeye başladı.
"bana teşekkür etmen gereken yerde bunları mı söylüyorsun? insan oğlu gerçekten garip."
"sana teşekkür mü? hahaha kafayı yemiş olmalısın?"
emre kadının gözlerine odaklanmıştı.
"sence senin aileni kim öldürdü?"
emre gözlerini büyütüp o kadına hücum edecekken. Emre'yi durduran o sözleri ağzından çıkardı.
"senin yıllarca 'baba' dediğin adam öldürdü. o gün tır şoförü senin yıllarca 'baba' dediğin adamdı. anladın mı? senin annene aşıktı, beni de senin annen için terk etti! ama sonra babanla annen evlenince, bu yavşakın aşkı yarım kaldı. haliyle ona sinir olup, tüm ailesini yok etmek istedi. başardida eğer o gün sende o arabada olsaydın seni de öldürecekti. delil yetersizliğinden, mahkeme sadece bir yıl onu içeriye aldı. sonra ise serbest kaldı ve seni sahiplendi. sana, ailenin kanı bulaşmış olan paralarını yedirdi. "
Emre'nin gözleri dolmuştu.
"yalan söylüyorsun! yalan... yalan... yalan... babam öyle bir şey yapmaz! kendini kurtarmak istiyorsun ondan dolayı yalan söylüyorsun."
kadın, kaset tarzında bir şey çıkardı, ve o dakika tüm herkes babamın sesine odaklandı.
"anlıyamıyorum... öldürdüm, hepsini, herkesi, küçük büyük demeden... ama nasıl olurda bir tane çocuğu hayatta kalabilir?"
"adı ne dedin?"
"emre... emremi?"
"Emre'yi bundan sonra ben yetiştireceğim."
"hic değilse bir katkımız olsun değil mi?"
o an dünya benim için bir kez daha durdu. kaseti Emre'nin önüne firlattı, ve yine kalbimi parçalayan o sözlerı sıraladı.
"senin ailenin katili olan bir adamın, meyvesine aşık oldun... kim bilir ailen ne kadar huzursuz olmuştur. hiç düşündün mü bunu?"
emre yere odaklanmıştı.
"aşık olduğun kıza bir bak, kız kardeşini hatırla, anneni, babanı... onlar ölmeseydi kim bilir ne kadar da mutlu bir hayatın olacaktı."
gözlerimde ki yaşı umursamadan bağırarak konuşmaya başladım.
"babam bunu yapmaz! hepsi senin kıskançlığının bir oyunu! anladın mı benim babam öyle biri değil!?"
kadın tüm gücüyle saçımı cekerek dengemi bozdu.
"yıllardır neyin kıskançlığı bu? söylesene Sanem kıskanmış olsaydım babanı öldürür müydüm?"
"saçmalıyorsun sadece saçmalıyorsun."
"umarım bir gün baban gibi bir adama aşık olursun. tek sadece bunu istiyorum öyle bir adama aşik ol ki benim çektiklerimi anla."
silahı bu sefer kendi başına çevirdi, bir ateş sesi duyduk. ama ne o ateşin ucunda ki mermi ne bana, ne ceme, nede Emre'ye değmemişti. başımı geriye çevirdiğimde yerde, alnından kanlar akan annemi gördüm. her ne kadar sevmiyor olsamda aramızda bir bağ vardı. olduğum yere ben de yığılmıştım. ne cem hareket ediyordu ne emre nede ben. gözlerimi usulca kapattım, kimseyi duymak görmek istemiyordum. çevremde polis siren seslerini duymaya başlamıştım. ama yine de gözlerimi zorlayıp açmadım.
***
karakoldan çıkalı yarım saat olmuştu. herkeste bir sessizlik vardı. emre sürekli boşlukta düşünürken, cem sürekli başı eğik bir şekilde saçlarını ovuyordu. sessizliği cem bozdu.
"evet belki Sanemle kardeş olabiliriz, ama babam asla katil olabilecek bir adam değil."
"bende öyle düşünüyorum, babam asla öyle bir insan değil." cemi destekleyen cümlelerimi kurarken, emre ayaklanip mutfağa geçti.
öyle bir haldeydik ki, cem mutlu olup yıllar sonra bulduğu kardeşine sevinemiyordu, emre suçsuz bulunup cezaevinden çıktığına sevinemiyordu, bende ceme ve Emre'ye kavuşmanın mutluluğunu yaşıyamıyordum. öyle bir haldeydik ki geçmiş üçümüzü de kırılmış ayna parçalarına çevirmişti. iyi değildik.
emre mutfağa geçince bende geçtim, tezgaha yaslanmış yine boşluğa bakıyordu. yanına gidip usulca sarıldım.
"özür dilerim, emre..."
"özür dileyince ailem geri gelecek mi?"
"bunları benim babam yapmiş olmaz, olamaz."
"ya yapmışsa? yıllarca babanın gözünün önünde acı çektim, ağladım, sızlandım, 'anne' diye ağlayıp durdum. neden Sanem neden biz?"
geri çekilip, dudaklarına ufak ufak öpücükler bıraktım. bir süre dudaklarını dudaklarımdan ayırmadım. daha sonra alnını alnıma yasladım.
"söz veriyorum her şey geçecek... bunları atlatacağız."
bu sözlere benim bile inancım kalmamıştı. ama bir şekilde Emre'yi de teselli etmeye çalışıyordum. emre ellerini belime sardı. ve dudaklarımdan uzunca bir soluk aldı. dudakları dudağımdan ayrıldığında gözlerime, odaklandı.
"ya gerçekten ailemin katili olan adamın, kızına aşık olduysam?"
bu söz tüm dengemi alt üst etmeye yetmişti. ya ben gerçekten sevdiğim adamın ailesini öldüren, adamın kızıysam?
"benden vazgeçecek misin?"
emre hiç bir şey demedi. bazen sessizlikte bir cevaptır. mutfaktan çıktık, emre tam odasına gitmek için merdivene yönelecekken cem Emre'ye durmasını söyledi.
"eğer böyle bir gerçek var ise unutma, bunların sorumlusu hiç bir şekilde Sanem değil. onların çocukları olmamız onlarla aramızda ki kan bağını gösterir başka hiç bir şeyi değil."
"sence ailenin katili olan bir adamın, kanını taşısam senin de zoruna gitmez mi?"
"bu gün hepimiz yıprandık. ben yıllar sonra, annemi gözümün önünde kaybettim. kız kardeşim yıllarca burnumun dibindeyken acısını yaşadım. Sanem, babasının bir katil olduğunu öğrendi annesinin onu zehirlendirdidiğini, nefret ettiğini öğrendi. sen ise yıllar sonra ailenin katilinin aslında yıllarca yanında durup sevdiğin bir adam olduğunu öğrendin. aslında şu an üçümüz de gerçeklikte boğuluyoruz."
emre sadece sözleri bitene kadar cemi dinledi, daha sonra yukarıya çıktı.
cemin yanına oturdum.
"ne yapacağız?"
"yapacağımız hiç bir şey yok, sadece oturup bazı şeylerin kendiliğinden olmasını bekleyeceğiz."
"tam olarak bu ne zamana kadar sürecek?"
"bilmiyorum güzelim, ama bizi çok zorlu bir süreç bekliyor. bunlar kolayca atlatabileceğimiz şeyler değil."
"küçükken de hep böyleydin, ağlamak isterdin ama erkek adam ağlamaz diye söylenip ağlamazdın."
"ağlamak keşke şu an bana bir cözüm getirseydi, inan erkek olduğumu bile düşünmez ağlardım."
cemde ayaklandı, "hadi artık sende odana çık, yorgun bir gün geçirdik. sabah oturur bunların hepsini konuşuruz."
odama çıktığım da bir haftadır yüzünü açmadığım telefonu açtım. sıladan yüzlerce cevapsız arama ve mesajlar vardı. ama hiç birine dönecek gücüm yoktu.
son dakika haberlerine girdim.
her yerde biz vardık, ve başlık ise 'yillar sonra kendine intikam için kıyan kadın' dı. Allah'ım bunu nasıl atlatacaktık?
gözlerimi usulca gecenin karanlığı ile birlikte kapadım.
***
sabah olmuştu, gün ışığı penceremden içeri sızarken içimde büyük bir huzursuzluk vardı. ayağa kalkıp elimi yüzümü yikadiktan sonra, aşağıya indim. cem elinde bir kâğıtla oturmuştu.
"ne o?"
"gelde oku."
okumaya başladım.
"bu gün bu evden gidiyorum çünkü, ailemin katili olan bir adamın evinde yeterince kaldım. daha fazlasına ihtiyacım yok. derdim intikamda değil zaten o öldü. hayat bir şekilde akmak zorunda, her ne kadar istemesemde buna mecburum. sadece bazı yalanlara inanmak iyi hissettirmişti... hayatım boyunca yalandan nefret etmiştim ama, ilk defa bir yalan bana bu kadar iyi gelmişti. yıllarca beni besleyen büyüten adamın 'katil' olduğunu öğrenmek canımı yakarken bir yandan da en yakınlarımın ailemin katili olduğunu bilmek canıma okuyor. bunu nasıl aşarım hiç bir fikrim yok. bazen bir insan varken yok olmayı diler ya o evredeyim bende, varım ama yok olmak istiyorum. yaşıyorum ama ölüm gelse de hayır diyemeyecek kıvamdayım. yıllarca canımın acıdığı yaralarımın dönmediği onca şeyi tek başına atlatırken şimdi bunu nasıl aşacağım diye düşündüğüm noktadayım. daha düne kadar alışmak istemediğim acısını kalbimde taze tuttuğum yaraları bu gün nasıl dindirebilirim diye düşünüyorum. bazen insanoğlu gerçekten garip olurmuş..."
gözlerim dolmuştu.
"ne yapacağız?"
bana karşılık olarak cem "bilmiyorum." diye cevapladı.
"kendine bir şey yapabilir!"
"farkındayım... polise mi gitsek?"
"gidelim canından şüphe duyuyoruz diyelim notu gösterelim. ama bir şeyler yapalım lütfen."
cem, ben hazırlanmak için hareket edecekken beni durdurdu.
"polise bunu gösterirsek umursamaz. sadece kafasını dinlemek için bizden uzaklaştığını söyleyip, bizi başlarından def ederler."
"hayır yapamazlar sonuçta biri kayıp."
"biri kayıp değil, biri kendi isteği ile kayıp."
"yine de gidelim belki bir şeyler yaparlar."
cem başını olumlu anlamda salladı, oda biliyordu ben gitmeyene kadar ikna olamazdım.
***
"ya nedemek bir sey yapamayız!? büyük bir travma atlatıyor diyoruz anlamıyor musunuz? kendine zarar verebilir!"
"tekrar ediyorum hanımefendi karokolda oldugunuzu unutmayın. kişi reşit aklı başında bir birey, kendine zarar vermez. ayrıca notta da belirttiği gibi. sadece dinlenme sürecinde."
"bok dinlenme sürecin de! yeter ya bir bok bildiğiniz yok."
cem kollarımdan tutup, beni karokoldan çıkardı.
"sadece yaptığımız tek iş zaman kaybı anladın mı Sanem demek istediğimi?"
"o zaman çözüm bul, yoksa birini daha kaybetmeye dayanamam heleki o kişi emre ise."
"nerede olabilir ki?"
"bilmiyorum aklıma hiç bir yer gelmiyor. sadece kendine zarar vermesinden korkuyorum."
"mezarlık..."
"ne?"
"ailesinin mezarlığı nerede?"
"**** mezarlığında neden?"
"böyle bir durumda gideceği ilk yer orası da ondan."
cem arabaya yerleşirken bende yanına oturdum. çabuk olması gerekiyordu. Emre'yi kaybedemezdim.
***
"yok burda da değil. görünmüyor, adam yeri yardı içine girdi sanki amına koyayım!"
"ağlamak istiyorum sadece ağlamak!"
"Sanem kendine gel!"
"farkında mısın bilmiyorum ama emreden kaç saattir haber yok, telefonu kapalı. cem emre bana zarar gelmesinden Korkmaz mıydı? korkardı... beni hep korurdu."
"şimdi bana güveniyor, senin yaninda olduğum için sana bir şey olmayacağından emin."
"ama ya olursa?"
"neden olsun? o kahpe geberdi, kurtulduk."
"anlamıyorum neden yapıyor bunu bana? EMRE!"
Artık seslenip Emre'yi bulabileceğimi sanacak kadar aptallaşmıştım.
"yalvarırım babam olacak o adamın yaptığı hatalar yüzünden beni cezalandırma!"
cem etrafa yeniden bakmaya çalışırken, ben yine bağırmaya devam ettim.
"EMRE! LÜTFEN ÇIK!"
gözlerim dolmuştu, dayanacak tek bir gücüm bile yoktu. onu kaybetme korkusu bile benim canımı acıtıyordu. onu kaybetmek son isteğim bile olamazdı.
"emre lütfen... beni bu kadar çaresi bırakma, yalvarırım cık artık..."
tek bir ses yoktu. ilk defa sessizlikten nefret ediyordum. ilk defa bu kadar zoruma gidiyordu bu sessizlik.
"canım yanıyor emre. hani her koşulda yanımda olurdun sen? bu mu senin olma şeklin?"
cem yanıma geldi.
"burada değil, gidelim."
"hayır hissediyorum buralarda bir yerde, biraz daha bakalım ne olur cem burada hissediyorum."
"değil Sanem, hadi yürü."
"yemin ederim hissediyorum cem, biliyorum buralarda bir yerde. ama ortaya çıkmak istemiyor. sadece bizden kaçıyor."
cem kolumdan cekiştirmeye başlayınca olabildiğince son gücümle seslendim Emre'ye
"beni sensiz bırakma, insanların yaptığı hatalar için beni cezalandırma, beni bu kocaman dünyda da tek bırakma. ben güveni de aşkı da seninle öğrendim."
Cem arabaya binip yandan baktı bana.
"onunla ilişkiniz vardı değil mi?"
boynumu büktüm. arabayı çalıştırmadı.
"yıllar boyunca hayatında hiç bir aninda yanında olamadım, hiç bir şekilde sana destek çıkamadım. abin olarak iyi günde de kötü günde de yanında bulunamadım. bu saaten sonra çıkıp da senin bu hayatta kurduğun düzeni bozamam. ama şunu bilki bir yerlerde seni izleyen ve çok seven bir abin var."
gözlerim usulca ceme kaydı.
"benim kaderim de bu varmış. seninle aramıza bir mesafe girmesi bir kader mis. yıllarca annemin acısını yaşadığım gibi senin acını da yaşadım ama gecmiş o kadar acı dolu ki, tüm hafızamı maf etti. sen bu günden sonra hayatımda daha büyük bir yere sahipsin. belki ağladigim da yanımda olamadın, mutlu olduğum da yanimda olamadın ama artık biliyorum ki benim abim her zaman yanımda."
cem hiç bir şey söylemedi bakışları zaten anlatıyordu her şeyi.
"sana söz veriyorum Emre'yi sağsalim bulacağız."
eve geldiğimizde kapının önünde iki polis aracı ve bir ambulans vardı. panikle olduğumuz yere mıhlanmıştık. evin kapısını çalıyorlardı. komiser de oradaydı, hem babamın cinayetinde ki komiser hemde Emre'yi gözaltına alan komiser vardı. ikiside yanımıza geldi en yaşlısı konuşmaya başladı.
"emre beyin telefonu kimliği bulundu."
mutlu olmuştum bu bir izdi.
"bunu söylemek çok zor ama bedeni sığındığı kulübede yanmış bir haldeydi. yangının sebebi muhtemelen kulübenin ahşap olması. otopside herhangi bir bulgu yok ama yine de cesedin üzerinde sizin bildiğiniz bir iz olabilir düşüncesi ile geldik. bizimle hastaneye kadar gelmelisiniz, cenaze kimlik tespiti icin."
hani bazen nefes almak bile acı verir ya insana ben şu an kendi nefesimde değil acı çekmek, boğuluyordum.