4- Üç Yılın Hikayesi

911 Words
-Sakinleşmesi gerek. Bir süre daha çıkamasa daha iyi olacak. En azından bir gece daha. *********************************** Dolap kapağının açılırkenki kulak tırmalayıcı gıcırtısını duydum ve gözlerimi açtım. Artık başım ağrımıyordu. Bu gıcırtı sesi zaten tanıdık gelmişti. Bulunduğum odayı bir yerden gözüm ısırıyordu ama tam çıkaramamıştım. Gözlerimi açtığımı fark eden babam önce biraz kızmıştı anneme. - Ne vardı acele edilecek. Bak kızı uyandırdın. Sonra yerleştirirdin kıyafetlerini. - Azcık sus Emin ! Kız daha yeni uyanmış hemen kafasını şişiricen dimi. Hem nerden belli senin bağrışmalarına uyanmadığı? Onlar atışırken bende yatakta doğrulup onların bu tatlı tartışmalarını izliyordum. Annemin saçlarının biraz rengi açılmış sanki. Babamda sakal uzatmış. Ben neleri unutmuşum. Henüz hatırlayamadığım 3 senede hemen her şey az çok değişikliğe uğramıştı. Ve ben her şeyi bir an evvel geri kazanmak istiyordum. Babam yanıma ışınlanmıştı sanki ve yatmam konusunda ısrar ediyordu. -Hayır baba, yatmak istemiyorum. Ben unutmuş olduğumu öğrendiğim 3 yılımı hatırlamak istiyorum. İstanbul'da ne işimiz var, niye evimizde değiliz? Babamın suratının her zamanki kırmızımtırak ten renginden morumsu bir renge çalar gibi olmasından bunaldığını anlamıştım. -Tamam otur sen. Anlatıcam her şeyi. Kızım sen hastaneden, Leyla ablanların olayından sonrasını hatırlamıyorsun. Bak kızım Leyla ablan ve Erdem abin Hakk'ın rahmetine kavuştular. Katilleri olan alkollü de yaşı tutmadığından ıslah evine gönderilecekti ama rüşvetle kapattılar işi sonra da serbest bıraktılar. Ekrem'i de nüfusumuza aldık. Artık işler iyi gitmiyodu biz de bir iki sene önceydi herhalde. Heh öyle miydi hanım? - Evet Emin bir buçuk sene oldu işte mayısta 2 sene olucak. -Heh işte bir buçuk sene önce işlerimiz kötüye gittiğinden etrafa borçlanmaya başladık. Sonra ahbaplarımdan biri, Sa... -Bey isim verme. Dedikoduya girer. Bırak Allah'ından bulsun! -Haklısın Zeliha'm. Tamam sustum. İşte kısım ahbapların borçlarını ödedik Allah'a şükür. Babamı dinlerken bir yandan da etrafımda göz gezdirirken odanın ne kadar sevimli bir tarzı olduğu dikkatimi çekti. Tam benim tarzımdı. Masmavi duvarlar ve üstünde pembe sprey boyayla yazışmış duvar yazıları. Benim yazımdı bu. Çevremde duvar yazısı yazdığımı öğrenenler şaşırıp kınıyorlardı beni ama ben aldırış etmiyordum. Yok neymiş kapalı bir kız efendi efendi oturmalıymış ta duvar yazısı gibi serseri işleriyle ne işim olur muşta hepsi annemin suçuymuş beni çok serbest yetiştirmiş te falan filan Maya ve koca ayı figürlü sarılı nevresimi, yatağımın sol alt köşesine yakın gri renkki geniş bir gardrop ve yine sarı renkli abajurün altında bulunan gri, beyaz, sarı renkli, birinin kapağı kapalı 4 adet kitaplıklı modern bir çalışma masası. -Birine parayı hemen ödeyemeyeceğimi ama elimden geldiğince mühlet verdiği zamana kadar ödeyeceğimi söyleyince, baktı ki zor durumdayım ve parayı ödeyemiyorum. Bana senin böbreğin karşılığında tüm borçları silme teklifinde bulundu. Zor durumdayız ya kullanıcaklardı kendilerince. Biz de evi barkı satıp İstanbul'a geldik, yerleştik. Babamın"senin böbreğin" dediği anda bir anda tüm dikkatim dağılmıştı. Benim böbreğimi mi almak istiyorlardı? Daha fazla dayanamayıp başladım ağlamaya. Babam hiç paniğe vermeden masamın önündeki sarı renkli , boyunluklu döner sandalyeyi çekip omuz kısmını bana çevirip ters bir şekilde oturdu. Sadece beni izliyordu böyle tepki vereceğimi tahmin etmiş olmalıydı. Annemse yatağımın sağ başucundaki küçük , çekmeceli dolabımın üstündeki bardağa su dolduruyordu benim için. Babam; - Tehlikedesin Mehir'im. Benimkini isteseler bu kadar korkmam ama senin kan grubunu nereden olduysa öğrenmişler. A RH(-) zor bulunur biliyosun. Ve bu kan grubuna ait böbrek aramışlar ve seni bulmuşlar biriciğim. Bana son zamanlarda ahbap olması ve yüklü miktar borç vermesi bu yüzdenmiş canım evladım. Tehlikedesin. Bir süre sustu babam. Sonra annem konuşmaya başladı; - Mehir'im, iki senedir evden okula okuldan eve biz getiriyoruz ve bunun dışında tek başına çıkarmıyorduk seni. Arkadaşınla buluşurken bile Ekrem'in gözü sürekli üstündeydi. Babam tekrar başladı konuşmaya; - Evi satıp borçlarımı ödedim. (durumumuz iyiydi bizim. Evimizde saray gibi kocamandı. Çoğu zaman yanlız hissederdim kendimi koca evde, Ekrem bizim ailemizin bir parçası olana kadar. 8 odası vardı. En büyük oda Ekrem'inkiydi. Hemen yanındaki oda da benim odamdı ve evin ikinci büyük odasıydı, zaten oyuncaklarım odanın 1/4'ünü kaplıyodu. Oda takımı falan derken anca yetiyodu. Anlayacağınız zengindik. Babamın dokuma fabrikası vardı. Ve her şey iyiydi. Emin Abimin vefatından sonra işlerin tümü babama kalmış ve babam da yeni bir ortak bulmak zorunda kalmıştı. Yeni ortakla hiçbirimiz tanışmıyorduk ama ortaktı işte. Yurt dışına ithalatçı firmalarla toplantıya giden babamın yokluğunu fırsat bilip önce şirketi yerin dibine batıran sonra da babamı bir dünya borçla bi başına bırakıp kaçan bir ortak. Vel hasılı kelam iki senedir İstanbul'un nezih bir kentinde orta halli 3 oda bir salon apartman dairesinde huzurlu bir hayat sürüyormuşuz artık.) Bana iki sene içinde yaşadıklarımızı yavaş yavaş ve sırayla anlattılar. Annem hüzünlenince babam , babam yorulunca annem anlattı bana olan biteni. Ekrem'in geldiğini fark edişimle birlikte benim hastane işine gelmişti sıra. Soru işaretleri fışkırtan gözlerimi Ekrem'e doğru çevirirken babam yeni beyaz bir sayfa olarak açtığı yeni iş kariyerine devam etmesi gerektiğini ve akşam geç kalabileceğini söyleyip hepimiz ile görüştükten sonra dışarı çıktı. Annem de onu yolcu etmek için odadan çıktığında odada yalnızca ben ve Ekrem kalmıştık. Dayanamayıp; - Hastaneden yeni çıkmış birini bu kadar çatlatmak ne derece doğrudur efenim, dedim Hafifçe sırıtarak kapıya yaslandı ve kafasını yaslandığı duvara yasladı. Kapının girişinde duruyordu ve kapı benim yatağımın baş kısmının sağ çaprazında yani benim tersinde kalıyordu. Zorlandığımı anlayınca (iki saat sonra anladı Hödük Bey) babamın kalktığı sandalyeme geçti ve Allah'ıma şükür aralayabildiği dudaklarından pişmanlık ve acı dolu kısık bir sesle anlatmaya başladı olanı biteni. - O gün moralim bozuk diye beni güldürmek istemişsin güya ve ütüleme bahanesiyle aldığın beyaz gömleğe kaşıntı tozu yerine her zamanki şaşkınlığınla ısırgan otu sürmüşsün. Toplantı başlamadan her yerim yanmaya başladı. Sedat beni kolumdan tuttuğu gibi stüdyo dairesine götürdü ve üstümü başımı değiştim. Sonrasında toplantıyı erteleyerek sana hesap sormaya eve gelmiştim. Yutkundu. Yüzü kireç gibi bembeyaz kesilmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD