Tuluyhan' dan...
Bugün üsse geleli ikinci günümüz. Saat 7:45, kahvaltı vakti. Bizimle birlikte üsse bağlı 12 kişi yemekhanede toplandık. Albay Sencer' in sadece sabah kahvaltılarında yüzünün güldüğünü görüyorduk diğer zamanlarda hep sert ve katı görünümlüydü. Şimdilik dördümüz oldukça kaynaşmış gibiyiz. Kahvaltı masasında, kim neleri yapıp neleri yapamadığını neleri sever neleri sevmez birbirimize anlatıyor, sınırlarımızı paylaşıyorduk.
Dışarıdan gelen helikopter sesiyle yemekhane bir anlığına sessizleşti. Albay Sencer, yanındaki askere sertçe, “Direkt yanıma getirin,” dedi. Asker, “Emredersiniz,” diyerek geri üç adım attı ve hızla dışarı çıktı. Kısa bir süre sonra kapı açıldı; elinde küçük bir çanta, saçları yine örgülü bir kadın girdi.Üzerinde ki yeni tip kamuflajın kolunda, Tabip sınıfının sembolü olan çift yılanlı Kadüse amblemi işlenmişti. Herkesin gözleri ona çevrildi.
Albay Sencer’in ve diğer komutanların yanına gelip esas duruşa geçti. Disiplinli ve dik bir şekilde tekmil verdi.
"Tabip Teğmen Eflin Bektaş Samsun emredin komutanım" dedi.
Albay Sencer kısa bir bakış attı ve hafifçe başını sallayarak, “Rahat,” dedi. Yanımızdaki boş sandalyeyi işaret etti. “Geç, kahvaltını yap.”
Eflin, dik duruşunu bozmayarak, “Emredersiniz, komutanım,” dedi ve yanımıza gelerek sandalyeye oturdu.
Hafif bir gülümsemeyle, “Afiyet olsun,” dedi; sesi sadece bizim duyabileceğimiz kadar yüksekti.
Ubeyde, başını hafifçe sallayarak karşılık verdi. Mengühan ve Ayra da aynı şekilde, nazikçe tepki gösterdi. Ben ise herhangi bir tepki vermedim; Eflin de umursamadan, rahat bir şekilde kahvaltısına başladı zaten.
Albay Sencer ani bir hareketle ayağa kalktı.
“Kahvaltıdan sonra toplantı salonunda toplanın,” dedi ve yemekhaneden çıktı.
Mesut Yarbay, Eflin’e göz ucuyla bakıp Albay Sencer’i işaret ederek, “Nasıl?” diye sordu.
Eflin hafif bir tebessümle karşılık verdi:
“Komutanım, söyleyeceğimi söylemezseniz cevap veririm,” dedi.
Mesut Yarbay gülümsedi, başını sallayarak, “Yok yok, söylemem,” dedi.
“Ben geldim, gidiyorum… yaşlandım. Adam hâlâ aynı… hiç mi değişmez, hiç mi yaşlanmaz?” dedi ve ekledi "ama hâlâ aynı huysuz"
Ubeyde binbaşı "teğmenim siz daha önce buraya gelmiş miydiniz?”
Eflin gözlerini Ubeyde komutana çevirdi ve sakin bir şekilde yanıt verdi:
“Yok, komutanım. Şırnak’ta, Mesut komutanım yaralandığında tedavi ve bakımı için gitmiştim.Sencer komutanı ve Mesut komutanı oradan tanıyorum.” dedi
Kahvaltıyı bitirip toplantı salonuna geçtik.
Eflin, içeriyi ilk defa gördüğü için etrafına bakındı. Dağın içine doğru oyulmuş geniş koridorları ve salonu görünce kendi kendine mırıldandı:
“Vayy anasını… adamlar dağı oymuşlar!”
Sözleri Albay Sencer’in kulağına gitmişti. Hafifçe başını kaldırıp konuştu:
“Dağları oymak Türk’ün özünde var, teğmen. Ergenekon Destanı… Oğuz Kağan Destanı bunları anlatır…” dedi.
Bir an durdu, sonra dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Bir de dağları delen Ferhat var… ama onun bizim konuyla pek alakası yok.”
Albay’ı ilk defa espri yaparken duyuyorduk.
Eflin dayanamadı:
“Komutanım, ona öyle demiyorlar ama neyse,” dedi.
Albay Sencer başını çevirip Eflin’e baktı:
“Ne diyorlar, Eflin?”
Eflin omuz silkti:
“Ferhat define arıyormuş; yakalanınca suçu Şirin’in üstüne atmış, diyorlar.”
Albay Sencer sert bir bakış attı:
“Kaçmış mı diyorsun yani?”
Eflin hafifçe gülümsedi:
“Komutanım, onda dokuzu ‘kaçmak’ lafı ordan gelmiyormuydu…”
Albay bir an sessiz kaldı, sonra ağır bir sesle sordu:
“Teğmen… senin disiplin suçların genelde neden veriliyor?”
Eflin hiç düşünmeden cevapladı:
“Çok konuşmaktan, komutanım. Ben en iyisi susayım.”
Bu sefer istemsizce bizim yüzümüzde bir gülümseme belirdi.
Albay Sencer derin bir nefes aldı ve salonu gözleriyle taradı:
“Timimiz tamamlandı. Birkaç gün boyunca, diğer timden haber gelene kadar, tanışıp kaynaşın. Sahaya çıktığınızda beş vücut, tek yürek olacaksınız.”
Ayağa kalktığında hepimiz hemen ayağa kalkıp hazırola geçtik. Albay odadan çıktıktan sonra, Yarbay Mesut yanımıza geldi. Hepimiz ayağa kalkacaktık ki hafifçe gülümseyerek:
“Oturun arkadaşlar, rutbede değiliz,” dedi.
“Birkaç gün buradayız. Benim yanımda rahat olabilirsiniz.”
Sonra kapının yanındaki askere seslendi:
“Oğlum, buraya çay getirin.”
Asker hızlıca “Emredersiniz, komutanım!” diyerek geri çekildi ve çayları getirmek üzere odadan çıktı.
Eflin’e döndü ve hafif bir gülümsemeyle:
“Eee, anlat bakalım… Sınır ötesinde durum ne?”
Eflin;
“Ne anlatayım komutanım… Bildiğinizin dışında farklı bir şey yok. Altı aydır sınır ötesindeydim.” dedi.
Eflin Ubeyde Komutan’a döndü ve hafifçe başını eğerek sordu:
“Komutanım… Beni hatırladınız mı?”
Ubeyde Komutan kısa bir an düşündü, ardından,
“Aslında hatırlar gibiyim… ama çıkaramadım, teğmenim,” dedi.
Eflin hafifçe gülümsedi:
“Geçen yıl Gabar Dağı’nda yürüttüğünüz operasyonda… destek ekipte gelmiştim ben.”
Ubeyde Komutan’ın gözleri bir an parlaklaştı, hafif bir tebessüm belirdi:
“Ah evet keskin nişancıydınız, teğmen hatırladım simdi.” dedi.
Benimle göz göze geldiğinde, bakışlarımı hemen çevirdim.
Mesut Komutan bize bakıyormuş.
“Tuluyhan, sen pek konuşmayı sevmiyorsun anlaşılan,” dedi.
Hafifçe başımı eğdim,“Ben genelde dinleme taraftarıyım.” komutanım dedim.
Bu sefer Arya merakla Eflin’e döndü.
“Eflin… yanlış anlamazsan bir şey sormak istiyorum,” dedi.
“Tabii ki sorabilirsin.”
Arya biraz çekinerek devam etti:
“Samsunluymuşsun ama… bir tık fazla esmersin. Melezlik falan var mı?”
Eflin bir an durdu, sonra gülmeye başladı.
“Melezlik Samsun la Trabzon karışımı var ama onun haricinde yok Arya,” dedi. “Solaryum.”
Hepimiz ona baktık.
“Bir operasyon için melez görünmem gerekiyordu. Ondan böyle.”
Konuşmayacaktım ama merak ettim.
“Ne tür operasyonlara katıldın, teğmenim?” diye sordum.
Eflin bana dönüp cevap verdi:
“Komutanım, iki yıldır aktif görevdeyim.”
Kısa bir duraksadı, sonra devam etti:
“İlk altı ay Mardin’de bir sınır karakolunda görev yaptım. Genelde karakol içindeydim İşte Mesut komutanım yaralandığı zaman bir aylığına Şırnağa gelmiştim.”
Ardından biraz daha ciddileşerek ekledi:
“Sonrasında yine bir sızma operasyonu için seçildim dağ kadrosunun içindeydim Lübnanlı doktor olarak içlerine sızdım onun içinde esmerleşmem gerekiyordu. Ama ne hikmetse geçmedi kaldı bende. Son altı aydırda sınır ötesindeydim.” dedi
Bir an sessizlik oldu. Söylediği şey, sıradan bir görev değildi.
Mesut Komutan ise Eflin’e dönüp merakla sordu:
“Eflin… bir ay nasıl dayandın Sencer Komutan’a?”
Eflin gülümsedi.
“Dayanamadım zaten komutanım,” dedi.
“Zaten susmasını becerebilen biri değilim. En sonunda patladım.”
Mengühan merakla sordu:
“Ne oldu sonra?”
Tam o anda arkamızdan tanıdık bir ses duyuldu.
“Ne olacak… yağmurda iki saat ayakta bekledi.”
Hepimiz aynı anda arkamıza döndük. Kapının yanında Albay Sencer duruyordu.
Hemen toparlanıp ayağa kalkmaya çalıştık ama eliyle işaret ederek:
“Oturun,” dedi.
Yeniden yerimize oturduk.
Mengühan yine merakını tutamadı:
“Ee… ıslanmak mı yani?”
Albay Sencer ciddi bir yüzle cevap verdi:
“Islanmayı sevmez. Baktınız ayarları bozuluyor, bir suya sokup çıkarın… fotmat atmış gibi olur.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra masada bastırılmaya çalışılan bir gülüş yayıldı.
Eflin hafifçe başını eğip gülümseyerek:
“Sağ olun komutanım,” dedi. “Sayenizde kendime damar yolu açmayı öğrendim.”
Albay Sencer kaşlarını hafifçe kaldırdı, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Ne güzel,” dedi sakin bir sesle.
“Demek ki her hâlinden ders almayı öğrenmişsin, teğmen.”
Masada yine hafif bir gülümseme dolaştı.
Albay Sencer başını hafifçe iki yana salladı.
“Ama işte… o kadar cezaya rağmen yine de susturamıyoruz seni, teğmen,” dedi.
Eflin hemen itiraz etti:
“Komutanım öğrendim ya… konuşmuyorum artık her yerde susuyorum.”
Albay kaşlarını kaldırdı, onu baştan aşağı süzdü.
“Hımm…” dedi.
“Dilin susuyor olabilir… ama yüzün dilinden beter konuşuyor.”
Eflin başını hafifçe yana eğdi.
“Çok acımasız davrandınız komutanım,” dedi. “Bir gün kafamdan aşağıya koca bir kova su döktürüp soğuk hava deposunda beklettiniz.”
Mesut Komutan bu sefer kendini tutamadı, kahkahayı bastı. Ama hemen ardından Albay Sencer’in bakışını fark edince hızla sustu. Belli ki konuyu biliyordu.
Albay ise hiç umursamadı. Sakin bir şekilde:
“Hak etmiştin, kızım,” dedi.
Sonra Mesut Komutan’a dönüp hafifçe söylendi:
“Sen niye kadına cevap veriyorsun? Ama yok… illa bir şey söyleyecek,” dedi.
Eflin hemen itiraz etti:
“Komutanım vallahi kötü bir niyetim yoktu.”
Herkes ona baktı.
“Kadın adını içecek kutularının üzerinde arıyordu,” dedi.
Albay kaşlarını kaldırdı.
“Eeee?”
Eflin omuz silkti.
“Ben de ‘Yanlış yerde arıyorsunuz,’ dedim. ‘Sizin adınız peynir paketlerinin üzerinde yazıyor.’”
Masada bir an sessizlik oldu.
Ubeyde Komutan merakla sordu:
“Kadının adı neydi ki?”
Albay Sencer hiç istifini bozmadan cevap verdi:
“İçim.”
Bir saniyelik duraksamanın ardından masada kahkahalar yayıldı.
Albay Sencer sakin bir sesle ekledi:
“Ve kadına yaptığın ikinci imaydı o.”
Eflin' cevap verdi.
“Orada bilerek demiştim komutanım… ama kadın fark etmedi sağ olsun.Mesut Komutan konuşamayım diye ağzımı kapatmıştı.”dedi
Mesut Komutan hafifçe gülümseyip;
“Başka çarem yoktu. Yoksa orada kriz çıkacaktı.”
Albay Sencer;
“Sanane kızım,” dedi. “Kadının kocası memnun. Hem onların kendi özelleri.”
Eflin bu sefer yerinde duramadı. Oturduğu yerden hızla ayağa kalktı.
“Yapmayın komutanım! Ne özeli…” dedi.
“Bütün karakolla—”
Tam o anda bize baktı. Sözünün nereye gittiğini fark edince bir anda sustu.
“...Neyse,” dedi derin bir nefes alarak. “Konuşmayacağım.”
Sonra tekrar yerine oturdu, kollarını göğsünde birleştirip arkasına yaslandı.
Albay Sencer gülümserken aynı zamanda ciddiyetini korumaya çalıştı.
“Eflinn…” dedi adını uzatarak.
“Geliyor bir kova su…”
Bir an durdu, sonra ekledi:
“Bu sefer soğuk havaya değil… dışarıdaki uçurumun kenarına bırakırım seni.”
Eflin hemen toparlandı.
“Vallahi sustum komutanım,” dedi.
Ben Eflin’e doğru biraz eğildim.
“Suyla ne alıp veremediğin var?” diye sordum.
“Islanmayı sevmiyorum, komutanım.” dedi
“Peki eğitimlerde nasıl yaptın?” diye sordum.
Eflin kısa bir an düşündü, sonra sakin bir şekilde cevap verdi:
“Mecbur kalınca mecbur yapıyorum komutanım… ama mecbur değilsem hiç yanaşmıyorum.” dedi.
Öğrendiğim iyi olmuştu. Alanında belli ki oldukça iyiydi. Ama yeri geldiğinde susturmak için elimde bir koz olması da fena değildi.
“Bu görev boyunca belli ki seninle uğraşacağız, Teğmen Eflin Bektaş,”