Görev Tanımı...

1696 Words
Eflin' den... Sabah kahvaltıdan sonra ısınma hareketlerini bitirip kum torbasıyla çalışıyordum. Yaklaşık bir saattir spor alanındaydım. Her yumrukta torba ileri geri savruluyor, zincirleri tavana vurdukça metal bir ses yankılanıyordu. Arkamdan bir ses geldi. “Kolunu sabit tutmazsan geri püskürtülürsün.” Yumruğumu yarıda kesip geriye döndüm. Karşımda Tuluyhan Komutan duruyordu. Kollarını göğsünde bağlamış, beni dikkatle izliyordu. “Komutanım…” dedim nefesimi toparlarken. “Elimde değil. Omzumdaki dikişlerden dolayı sabit tutamıyorum. Gerilince canımı yakıyor.” Tuluyhan’ın bakışları bir anda koluma kaydı. Tişörtün altından görünen bandajı fark etti. Birkaç adım yaklaştı. “Göster.” Tişörtün kolunu yukarı sıyırdığımda kolumu biraz kaldırdım. Dikişlerin olduğu yer gerilince yüzüm istemsizce buruştu. Tuluyhan kaşlarını hafifçe çattı. “Bu halde kum torbasına yükleniyorsun yani.” Bir şey demedim. Havluyla ensemi sildim. Bir şey daha söyleyecekti ki spor salonunun kapısı hızla açıldı. İçeri Arya girdi. “Komutanım,” dedi Tuluyhan’a bakarak. “Sencer komutan toplantı salonunda bizi bekliyor.” Tuluyhan’ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Az önceki rahat tavrının yerini ciddiyet aldı. Onlar toplantı odasına geçerken bende hemen spor salonundan ayrılıp soyunma odasına geçtim. Üzerimdeki terli kıyafetleri çıkardım. Kolumdaki bandajı biraz düzelttim; dikişler gerildiğinden hâlâ sızlıyordu ama artık alışmıştım. Temiz üniformamı giyip botlarımı bağladım.On beş dakikada toplantı salonundaydım. Bütün tim ve hatta diğer tim de gelmişti onlarda beş kişilik bir ekipti ve ikisini tanıyordum. Albay Sencer masanın başına geçti. Elindeki kumandayı alıp brifing ekranını açtı. Salonun ışıkları biraz kısıldı ve geçen gün gördüğümüz fotoğraflar birer birer ekranda belirmeye başladı. Her birinin yüzü, yanında dosya bilgileriyle birlikte ekrana yansıyordu. Görünürde yaptıkları işler, sahip oldukları şirketler, bağlantıları… ve perde arkasında yürüttükleri yasa dışı faaliyetler tek tek sıralanıyordu. Silah kaçakçılığı, insan ticareti, kara para aklama… Her şey belgeleri ve bağlantılarıyla önümüzde duruyordu. Albay Sencer ağır bir sesle konuşmaya başladı: “Gördüğünüz bu kişiler, yıllardır sınır hattında ve çevre ülkelerde kirli işlerin merkezinde olan yapıların başındaki isimler.” Salon tamamen sessizdi. Herkes gözünü ekrandan ayırmadan dinliyordu. “Resmî yollarla ulaşılması zor… korumaları güçlü… bağlantıları geniş.” "Sizce" dedi " bu tür yapıların en bilinen özelliği nedir?" diye sordu. Arya söz istedi; "Evet teğmen" Arya ayağa kalkıp esas duruşta; "Teğmen Arya Ateş Nevşehir, Komutanım" dedi "Masaya oturduklarında,hepsi birbirinin arkasını kollayan insanlar gibi görünür. “Dışarıdan bakıldığında ortak hareket eden, aynı hedef için çalışan bir yapı izlenimi verirler.” Sonra başını kaldırıp Albay Sencer’e baktı. “Ama gerçekte durum öyle değildir komutanım.” Odada yine kısa bir sessizlik oldu. “Zirvede tek kişi olmak adına… aslında herkes birbirinin açığını arar.” Albay; "Peki ortak paydaları nedir?" diye sordu. Arya ; “Bu tür yapılarda hepsinin tek ortak paydası vardır...” “Daha çok güç… daha çok söz… ve daha çok para.” "Tesbit güzel" dedi Albay ve sonra devam etti. “Peki sizce bu yapının içine nasıl girilir?” diye sordu. Ubeyde Binbaşı ekrana bakmayı sürdürürken söz istedi. "Binbaşı Ubeyde Hacıoğlu Ankara, Komutanım… böyle bir yapının içine girmek zaman alır. Önce güven kazanmak gerekir.” Salonda kısa bir sessizlik oldu. Albay Sencer cevap vermek üzereyken ben elimi kaldırdım “Komutanım.” Albay başıyla onay verdi. Gözümü ekrandaki bağlantı ağından ayırmadan konuştum: "Tabip Teğmen Eflin Bektaş, Ya da içerden yardım gerekir, komutanım.” Herkes bir an bana döndü. Albay Sencer kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Devam et, teğmen.” Sakin bir sesle sözlerimi sürdürdüm: “Bu kadar geniş çaplı ve bağlantıları güçlü bir yapı dışarıdan kolay kırılmaz, komutanım.Ubeyde komutanımın dediği gibi güven kazanmak gerekir ve zamana ihtiyaç vardır. Zamanın uzun sürmesi bizim için zaman kaybıdır. Yada içeride sözü geçen birinin kefilliği gerekir. İçerden biri kapıyı açarsa… bizim işimiz kolaylaşır.” dedim. Albay kısa bir an baktı. “Peki,” dedi. “İçerden birini kendi safımıza nasıl çekeriz?” Bu kez söze Mengühan komutan girdi. "Kıdemli Yüzbaşı Mengühan Öztürk Hatay, Her zincirin bir zayıf halkası vardır, komutanım.” dedi. Albay Sencer sandalyesine biraz yaslandı. Parmaklarını masanın üzerinde yavaşça birbirine vuruyordu. “Peki,” dedi sakin ama sorgulayan bir sesle. “O zayıf halkayı nasıl seçeceğiz?” O anda Tuluyhan Komutan söz istedi. “Kıdemli Yüzbaşı Tuluyhan Öztürk, Hatay.” Albay başıyla onay verdi. Tuluyhan dosyadaki fotoğraflara kısa bir bakış attıktan sonra konuştu. “Komutanım… Bu tür masa topluluklarında muhakkak iki tip insan olur.” Odadaki herkes dikkat kesilmişti. “Birincisi korktuğu için mecburen masaya oturanlar… İkincisi ise yaptığı işten pişmanlık duyanlar.” Albay gözlerini hafifçe kıstı. “Peki bizim işimize hangisi yarar, Yüzbaşı?” Tuluyhan hiç düşünmeden cevap verdi. “Pişman olan, komutanım.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra devam etti: “Çünkü korkan kişi hata yapar. Korku insanı panikletir, kontrolsüz hareket ettirir. Oda bizim işimize yaramaz." Albay Sencer kısa bir süre sessiz kaldı. Ardından kumandayı yeniden eline aldı. “Normal şartlarda yaklaşık on yıldır yürüttüğümüz bir operasyonumuz var.” Salondaki herkes dikkat kesilmişti. “Ve evet… Teğmen Eflin’in dediği gibi, içeriden yardım aldığımız biri var.” Kumandaya bastı. Ekranda yeni bir fotoğraf belirdi. Elli yaşlarının sonunda, sert bakışlı bir adamın yüzü salona yansıdı. Albay devam etti: “Cihan Karaca.” İsim salonda yankılanır gibi oldu. Ubeyde Binbaşı bir anda başını kaldırdı. “Tövbekâr Cihan…” dedi şaşkınlıkla. Salonda kısa bir sessizlik oluştu. Albay Sencer başını hafifçe salladı. “Evet, Binbaşı. Ta kendisi.” Ekrandaki fotoğrafa baktıktan sonra sözlerini sürdürdü: “Bir zamanlar bu yapının en önemli adamlarından biriydi. Şimdi ise… bizim içerideki gözümüz.” “Komutanım…” dedi Mengühan. Albay Sencer gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi: “Sor, Yüzbaşım.” Mengühan ekrandaki fotoğrafı işaret etti. “Neden tövbekâr?” diye sordu. “Sonuçta zirvedeki kişiymiş.” Salonda birkaç kişi başını kaldırdı. Soru, herkesin aklındaki merakı dile getirmişti. Albay Sencer kısa bir an sustu. Sonra kumandaya bastı. Ekranda Cihan’ın daha eski bir fotoğrafı belirdi; daha genç, daha sert bakışlı bir hali. “Cihan Karaca,” dedi Albay, “yıllarca bu yapının en güvenilir ve en tepedeki adamlarından biriydi.” Ekranda yeni görüntüler açıldı: bağlantılar, para akışları, operasyon dosyaları. “Kaçakçılık, silah ticareti, kara para… hepsinin içindeydi.” Bir an durdu. “Sonra bir gün gelip bütün suçunu itiraf etti.” Salondaki herkes dikkat kesilmişti. Albay devam etti. “O gün iki seçeneği vardı. Ya içeride çürümek… ya da dışarıda bizimle çalışmak.” Mesut Yarbay söze girdi. “Ve o ikinci yolu seçti.” Bu sefer ben söz istedim. “Peki,” dedim, “tövbe edip elini kolunu çektiyse… neden ve nasıl hâlâ yapının içinde?” Albay Sencer kısa bir süre düşündü. Ardından ağır bir sesle yanıtladı. “Çünkü bizim sayemizde görünmez ve bilinmez biri hâline geldi, Teğmen. İçeride… ama kimse onu fark etmiyor.” Tekrar söz istedim. “Komutanım,” dedim, “peki on yılda neden yapı çökertilemedi? Ve neden on yıl sonra bu yapı için ayrı bir tim kurma gereği duyuldu?” Herkes sessizce bana baktı. Albay Sencer gözlerini ekrandan ayırıp salonun sessizliğine baktı. Ardından ağır bir sesle konuştu. “Birincisi,” dedi, “ne kadar birilerinin işini bitirirsek bitirelim, muhakkak yerlerine yenileri gelecekti. Yeni bir yapı kurmalarını beklemek yerine mevcut yapıyı elimizde tutmak çok daha kolaydı.” Kısa bir duraksadı, sonra devam etti. “İkincisi… sürekli kayıplar verdikleri için kendi içlerinde yeni bir yapılanmaya gitme kararı aldılar. Yeni üyeler seçip işleri yönetecek yeni bir lider belirlediler. Ama biz dışarıdan birini lider olarak içeri sokmadık.” Albay hafifçe Cihan’ın fotoğrafına baktı, ardından ekrandaki bağlantı haritasını işaret etti. “Cihan Karaca’nın fikriyle… oğlu Aybars Karaca lider olarak içeri yerleştirildi. En yakın arkadaşının oğlu Ozan Kurt ise yardımcısı olarak yanında.” Ekranda onlarında resmi belirdi. Albay Sencer konuşmaya devam etti. “Dışarıdan bakıldığında biri hastane, diğeri otel işletiyor. Ama masadaki üyeler onları görmüyor ve kim olduklarını bilmiyor.” Teğmen Arya söz istedi. “Peki komutanım,” dedi, “onların sizden haberi var mı? Yoksa Cihan Karaca sadece kendisi mi bizimle iş birliği içinde?” Albay kısa bir süre düşündü. “Şu an için sadece Cihan Karaca bizimle iş birliği içinde, Teğmen. İçerideki diğer kişiler bizimle bağlantılarını bilmiyor. Bu, operasyonun güvenliği açısından kritik.” Sonra gözlerini Ubeyde’ye çevirdi. “Ubeyde… sende hafif bir mafya görünümü var.” Salonda hafif bir gülümseme oluştu. “Ufak bir imaj değişikliği ile masanın yeni üyesi olarak içeri gireceksin.Cihan Karaca'nın bu işlerin içindeyken işlettiği kara para aklayan nakliye şirketi senin üzerine geçirildi. Seni yönlendiren Cihan Karaca olacak. Konyaaltı’nda sana tahsis edilen villada kalacaksın.” Sonra Mengühan’a baktı. “Mengühan, sen de onun sağ kolu olarak yanında olacaksın.” Ardından Arya’ya döndü. “Arya… sen Ubeyde’nin yanından ayırmadığı şımarık kızı olacaksın. Girdiğin her ortamda duyduklarınla ve gördüklerinle teknik yeteneklerini kullanarak takibi sağlayacaksın. Ulaşabildiğimiz kadar derine ineceğiz.” Bir an durdu. Sonra gözlerini bana çevirdi. “Eflin… ilişki durumun ne?” Salondaki bütün bakışlar üzerime döndü. Karşımda oturan Deniz Üsteğmen kahkaha atarak gülmeye başlayınca Albay boğazını temizleyip ona sertçe baktı. Ben ise fısıldar gibi cevap verdim. “İlişmiyom kimseye komutanım.” Gülmemek için kendini zor tutanlar vardı. Hatta Albay’ın bile dudağı hafifçe kıvrıldı ama hemen toparladı. Sonra Tuluyhan’a döndü. “Senin durum ne Tuluyhan?” Tuluyhan hiç tereddüt etmeden cevap verdi. “Dulum komutanım.” Bu sefer salonda kahkaha koptu. Albay başını iki yana salladı. “Tuluyhan ve Eflin… gelen bilgiye göre siz de dışarıdaki koordinasyonu sağlayacaksınız. Sevkiyat, para akışı, bağlantılar… her şeyi öyle planlayacaksınız ki içeridekiler yakalanmalarını kendi aptallıkları yüzünden zannedecek.” Kısa bir an durdu. “Ubeydelerin hemen yanındaki villada kalacaksınız. Sizin kaldığınız villa üs olarak düzenlendi. Her türlü ekipman elinizin altında olacak.” Ekranda iki villa belirdi. “İki ev arasında gizli geçiş düzenlendi. Giriş çıkışınızda sorun olmayacak.” Sonra gözlerini ikimize çevirdi. “Dışarıdan sizi görenler… birbirine deli gibi âşık yeni evli bir çift zannedecek.” Tuluyhan’ın elini yumruk yaparak sıktığını fark ettim. Pek hoşlanmış gibi görünmüyordu. Albay kumandaya yeniden bastı. Ekranda yeni bir harita açıldı. Türkiye’nin yanında birkaç farklı ülke kırmızı noktalarla işaretlenmişti. “Bir konu daha var.” Salondaki herkes yeniden dikkat kesildi. “Bu yapı sadece burada faaliyet göstermiyor. Avrupa ve Orta Doğu’da da bağlantıları var.” Kırmızı noktalar tek tek parladı. “Diğer tim… yurt dışına çıkacak.” Mesut Yarbay başını hafifçe salladı. “İki koldan baskı…” Albay Sencer gözlerini timin üzerinde gezdirdi. “Aynen öyle.” Sesi bu kez daha sertti. “Biz içeride masayı çökertirken… onlar da dışarıdaki ayakları kesecek.” Ekranda yeniden Cihan Karaca’nın fotoğrafı belirdi. Albay derin bir nefes aldı. “Yeterince uzadı. Yarın akşam Antalya'ya gidiyorsunuz" dedi. Kumandayı masaya bıraktı. “Toplantı bitmiştir.” Salon yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD