Ta ki geçen hafta Onur’un evinde yaşananlara kadar.
Gözlerimi yumup hayal kırıklığının içime yayılmasına izin verirken zihnim o güne sürüklendi.
*
Elimden tutup beni küçük bir çocuğun neşesiyle dairesine sokan adamın peşinden içeriye girdim. Kalbim göğüs kafesimde haddinden hızlı atarken ağzımın içi kurudu. Gözlerimle ceketini çıkarıp askılığa asan Onur’dan başka her yere bakmaya başladım.
Onun yaşadığı evde olduğum düşüncesi avuçlarımın içini terletirken beceriksizce topuklu ayakkabılarımdan kurtulup yumuşak görünen krem rengi halıya adım attım. Ev sahibi olarak beni yönlendirip salona girmemi sağlayan Onur ‘’Sen otur ben hemen geliyorum.’’ deyip yatak odasının olduğunu düşündüğüm koridora ilerlerken bende etrafı inceledim.
Daire çok büyük değildi. Amerikan tarzı mutfak ile oturma alanı bir aradaydı. Kahverengi deri L koltuk ile televizyon ünitesi dışında duvara dayanmış beş katlı küçük bir kitaplık vardı. Bej rengi duvarlara yaprak desenli çıkartmalar yapıştırılmış, evin erkeksi görünen varlığına feminem bir hava katmıştı.
Tereddütlü adımlar ile kanepeye ilerleyip otururken önündeki alçak kahve sehpasına yerleştirilmiş dosyalara göz ucuyla baktım. Ofiste olduğu kadar evinde de çalışmaya devam eden sevgilimin dün geceyi bu belgeleri inceleyerek geçirdiğini biliyordum çünkü bahsi geçen iş yüzünden dün birbirimizi görememiştik.
Onur’da bunu telefi etmek için beni evine davet etmiş, ilişkimizin bebek adımları ile ilerleyen doğasında önemli bir yol almamızın zamanının geldiğini ima etmişti. Korkularımı geriye itip bana anlayışla yaklaşan, sevgisini esirgemeyen adamı reddetmek için sebebim yoktu. Yıllar sonra ilk defa birinin etrafıma ördüğüm duvarları yıkıp içeri girmesine izin vermiş, ölene kadar çorak kalacağına inandığım kalbimde aşkın filizlenmesine göz yummuştum.
Sağ elimi kaldırıp göğsümün üzerine koyup ‘’Sakin ol kalbim.’’ derken Onur’un ayak sesleri koridordan geldi. Başımı çevirince gördüklerim karşısında bir an gözlerimi kırpıştırdım. Onur’u ofiste sürekli giydiği kumaş pantolon ve gömleklerden başka bir giysiyle görmediğimden, bol bir eşofman ve tişört ile karşıma dikilince şaşırmıştım.
Ela gözleri neşeyle parlayıp bana göz kırptı. ‘’Hoşuna gitti mi sevgilim?’’
Sorusunu ciddiye alıp zihnimde irdeledim. Bana ev halini gösteren sevgilimin her zaman geriye yatırılmış sarı saçlarının dağınıklığına göz atıp duvara dayanıp incelemem için zaman veren bedenini süzdüm. Dudağımı ısırıp yanaklarım hafifçe kızarırken ‘’Evet.’’ dedim.
Gülümseyip gamzelerini saklandıkları yuvadan çıkarırken ‘’Evimde olman da benim çok hoşuma gidiyor.’’ dedi.
Onur ile onun evinde yalnız olduğum gerçeğinin farkındalığı bana çarpıp pek çok olasılığı zihnimde canlandırırken yüzüm alev aldı. Onur tepkimi görüp kahkaha attı. Tenimdeki kızıllığın yüzümden boynuma doğru indiğini hissederken, Onur yanıma gelip ayağa kalkmam için elini uzattı.
Parmaklarımı avucuna bırakıp beni ayağa kaldırmasına izin verirken ayağımda topuklular olmadığından aramızda oluşan boy farkı bir an için gerilmeme neden olsa da yutkunup bunu görmezden gelmeyi seçtim.
Servis tezgahının önündeki iki tabureden birine oturmama izin verip kendi de arkasına geçip ‘’Yemek yapan sevgilinin çekiciliğine kapılmak için tam orda otur ve beni izle.’’ derken askıdan aldığı önlüğü beline bağlayıp omzunun üzerine de küçük bir el havlusu attı.
Yerimde kımıldanıp ‘’Yardım etsem?’’ diye çekinerek sorsam da bana bakıp kaşlarını çattı.
‘’Asla olmaz. O zaman bana daha çok aşık olman için yaptığım plan yerle bir olurdu.’’ Sözleri ile ağzım açık kaldı. Onur’un benim aksime açık sözlü olan doğası her seferinde beni şaşırtıp donakalmama neden olurken aramızdaki tezgahın üzerine eğilip aralık dudaklarımın üzerine kısa ama içimi yakan bir öpücük kondurup geri çekildi.
Ocağa doğru geri geri ilerlerken bana kocaman gülümsemelerinden birini sundu. ‘’İşte tam istediğim manzara bu.’’
Ben değeri bilinmemiş, aldığı yaralar yüzünden boyası soyulmuş bir tabloymuşum, o da beni restore edip herkese ne kadar mükemmel olduğumu kanıtlamaya çalışan bir ressammış gibi bana bakarken karnımda kelebekler uçuştu.
Gözlerimi kaçırıp koyu renkli tezgahın üzerindeki desenlerde parmaklarımı dolaştırdım. Yeniden gözlerimi kaldırıp Onur’a baktığımda çoktan ocağın başında kestiği malzemeleri tavaya doldurmuş, usta şeflerin hareketleri ile beni doyurmak için yemeği pişiriyordu.
Ara ara tatmam için üflediği küçük parçaları bana yedirip sözleri ile gülümsememe neden olurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Servis tabaklarını alınan köri soslu tavuk, kremalı makarna ve Akdeniz salatasından oluşan yemeği birlikte sohbet ederek yedikten sonra Onur bulaşıkları yıkamak istediğinde öne atıldım.
‘’Sana yardım edeyim.’’
‘’Gerek yok Deniz, kanepede uzanıp dinlen ben hemen halledip geliyorum.’’
Taburemden atlayıp tezgahın diğer tarafındaki Onur’a katıldım. ‘’Yemeği zaten sen yaptın hiç değilse bulaşıklarda yardım etmeme izin ver.’’
İtiraz etmek üzere aralanan dudaklarını görünce hızla atılıp ‘’Birlikte zaman geçirmek, her şeyi seninle normal çiftler gibi paylaşmak istiyorum.’’ derken hafifçe yüzüm kızardı.
Doktorum Meral Hanım, Onur ile yapacağım basit aktivitelerin beni onun varlığına alıştırıp gerilmeden yakınlık sağlamam için elzem olduğunu belirtmişti. Sevdiğim adamla bu kadarını bile yapamazsam daha ilerisini nasıl yapacaktım?
Gelecek planlarımda yer alan çift kişilik yatak ve saten çarşafların üzerine dağıtılmış gül yaprakları bir an gözümde canlanıp hayalime Onur’un üstü çıplak bedeni eklenince öksürüp Onur cevap veremeden lavaboya ilerledim.
Kirli tabaklara dokunmak üzereydim ki Onur elimi yakaladı. Beni geri çekeceğini düşünüp kabul ettirene kadar onu ikna etmeye hazırlanmıştım ki eğilip elimin üzerine dudaklarını dokundurdu.
Ardından iki eliyle parmaklarımı sarmalayıp hafifçe sıktı. ‘’Her şeyi birlikte yapacağız sevgilim, biz zaten normal bir çiftiz.’’
Ona gülümsedim. İçimi dolduran ani özgüven ve inançla konuştum. ‘’Elbette öyleyiz.’’ Elimi ondan kurtarıp hafifçe sola doğru bedenini ittim. ‘’Şimdi yıkadıklarımı kurula bakalım.’’
Kıkırdayıp ‘’Emredersiniz hanımefendi.’’ dedi. Köpürttüğüm tabakları üst üste dizip bardakları elime aldığımda Onur’un telefonu çaldı.
‘’Hemen geliyorum.’’ deyip hızla mutfaktan çıkınca bende bulaşıkları durulamaya başladım. Onur’un toplantı ve sözleşme maddeleri hakkında konuştuğunu duyunca onun görevini de üstlenip tezgaha bıraktığı havlu ile tabakları kurulamaya başladım. Daha ilk tabağı bitirip ikincisini elime almıştım ki belime dolanan eller ile donakaldım.
Onur burnunu boynuma sürtüp ‘’Benim işimi mi çalmaya çalışıyorsun?’’ diye mırıldandı.
Geldiğini duymadığından korku ile atan kalbimi yatıştırıp minik bir nefes aldım. ‘’Kaytaran sendin.’’
Gülüp sırtım göğsüne yaslanana kadar yaklaşıp kollarını öne uzattı. Tezgaha dayanan karnım ile Onur’un bedeni arasında sıkışırken, göğüs kafesimi döven kalbim temposunu farklı sebeplerden hızlandırdı. Onur’un parmakları bileklerime sürtünüp tabağı tutan ellerimin üzerine kapanırken ‘’O zaman yardım etmeliyim.’’ dedi.
‘’Hımmm.’’
Parmakları tabağı ellerimden koparıp önümdeki tezgaha bırakmamı sağladıktan sonra avuç içlerimde daireler çizip bedenimin kıvranmasına sebep oldu. ‘’Gözlerini kapat.’’ diye kulağıma fısıldadı.
Sözünü dinlenip göz kapaklarımı indirdim. Boynumu hafifçe gıdıklayan nefesi ile ‘’Deniz.’’ derken sesi beni öpmeden önce alçalıp o düşük tonlu mırıltıya dönmüştü.
Beklenti ile dudaklarımı ısırırken ‘’Onur.’’ diyebildim.
Burnunu boynuma sürtüp kokumu içine çekerken ‘’Seni öpmem gerek. Evimde, mutfağımda, kollarımın arasındayken seni bırakmam imkansız.’’ dedi. Sağ eli yükselip çeneme sürtünürken benim onayımı istediğini bildiğimden avucumun içinde durmadan beni kışkırtan daireler çizen parmağını sıktım.
Çenemi kıstıran iki parmağı ile başımı geriye itti. Yüzümü ısıtan nefesini bir an hissettikten sonra dudakları ağzımın üzerine kapandı.
İçimde havai fişekler patlayıp her yanımın alev almasına sebep olurken titredim.
Yumuşak dokunuşlardan ibaret öpüşmemiz ben inleyince biraz daha sertleşti. Alt dudağımı esir alan dudakları ile bedenim her saniye daha çok ısınırken, avucuma hapsettiğim elini benden kurtarıp belimin oyuğuna yerleştirdi. Ağzımı daha çok açıp hevesle ona eşlik etmeye çalışınca geri çekilip inledi.
‘’Kahretsin.’’
Gözlerimi aralayıp ‘’Ne?’’ dediğimde beni hızla çevirip üzerime abandı. Bedenime yaslanan bedeni ile göğüslerim sert gövdesine dayanırken tek eli saçlarımın arasına girip topuzumu dağıttı. Parmakları kapanıp boynumu geriye eğmem için çekiştirirken nefesim sıkıştı.
Onur boğazıma minik iki öpücük kondurup yeniden dudaklarımı esir aldığında hareket edemiyor, ısrarla beni keşfetmek için dudak çizgimde dolaşan diliyle ne yapacağımı bilemiyordum.
Göz kapaklarım şehvetle ağırlaşıp kapanmak yerine sonuna kadar açılırken üzerimde yükselen bedenin varlığı ile damarlarımdaki kan buz kesti. Panik öyle hızlı beni ele geçirdi ki ellerimi pazılarına dolayıp ittim. Başımı çevirip öpüşünden kendimi kurtarırken boğazımdan yükselen panik firar etti. Çığlık attım.
Onur kafa karışıklığı ile gözlerini kırpıştırırken dehşete düşmüş ifademi görünce hızla geriledi. ‘’Bırak beni!’’ diye bağırıp kollarından sıyrıldım.
Ciğerlerime yeterince hava çekemiyormuşum gibi göğsümü avuçlayıp koltuğun yanında gördüğüm balkon kapısına koşarken Onur ‘’Deniz sorun ne?’’ diyerek peşimden geliyordu.
Kapı kolunu yakalayıp açtığım anı net hatırlamıyorum. Avuçlarımın arasındaki soğuk metal ile korkuluğa tutunup derin nefesler aldım. Görüşümde parlayan kızıl-siyah lekeler yok olup kulaklarımda yankılanan kalp atışlarım sakinleşene kadar hareket etmedim.
Bana yaklaşmak isteyen ama ürkeceğim düşüncesi ile balkona çıkmayan Onur’un endişeli bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum. Yanaklarımdan utanç gözyaşları dökülürken yanağımın içini sertçe ısırdım.
Acı beni gerçekliğe bağlarken kendi kendime ‘’Orada değilsin.’’ diye mırıldandım. İç sesimse farklı bir konuda isyan edip zihnimi ele geçirdi.
Her şeyi mahvettin!
Dakikalar sonra sakinleştiğimde Onur hala sessizce bekliyordu. Başımı çevirip ona göz ucuyla bakınca kanepeye oturup ela gözleriyle beni izlediğini gördüm.
Erkek arkadaşım beni öptüğü için sinir krizi geçirmiştim. Hangi adam böyle bir kadını hayatında isterdi ki?
Ben defoları yamalansa bile yeniden yırtılan, ipleri söküklerinden taşan işe yaramaz bir kumaş parçasıydım. Sevdiğim adam beni kollarının arasında tutuğu her seferinde parçalanacak mıydım?
Meral Hanım ile olan seanslar sayesinde ilerleme kaydettiğimize inanmış, Onur ile bir gelecek hayal etmiştim. Gerçekte ise üzerimde yükselen bedeninin varlığı ile delirip çığlık atmıştım.
Kan ve ölümü hatırlamadan bir gün sevdiğim kişiye sarılabilecek miydim?
‘’Ağlama Deniz.’’
Gözlerimi kırpıştırıp görüşümü dolduran yaşları yanaklarımdan aşağıya yuvarlarken ‘’Özür dilerim.’’ diye inledim.
Koltuktan kalkıp bana doğru bir adım atsa da gözlerimin büyüdüğünü görünce geriye oturdu. ‘’Sorun yok bebeğim.’’ Elini saçlarının arasından geçirip dağıtırken ‘’Acele ettim.’’ deyip sinirle güldükten sonra bana yarı utangaç bir bakış atıp ekledi. ‘’Kendimi kaybettim, daha kontrollü olmalıydım.’’
Tırnaklarım avuçlarımın içine gömülürken ‘’Sen hatalı değilsin. Sorun bende.’’ diye sinirle konuştum.
Onur bana yarı acı yarı kafa karışıklığı ile bakınca bakışlarımı yüzünden başka yöne çevirdim. ‘’Hayır.’’ diye itiraz etti. ‘’Bana bak Deniz.’’ Ben başımı çevirmeyince yumuşakça ekledi. ‘’Lütfen.’’
İstemesem de gözlerimi yeniden ela kürelere çevirdim. ‘’Yanındayım.’’ Dudaklarının kıyısını süsleyen endişe çizgilerine eşlik eden çatılmış kaşları ile tek elini havaya kaldırıp bana uzattı. ‘’Sen istediğin sürece hep yanında olacağım.’’
Aklımda dönüp duran, içime dert olan düşünceler birlik olup dudaklarımdan taştı. ‘’Neden benim gibi birini isteyesin ki?’’
Sözlerim ile korkup ellerimle ağzımın üzerini kapatırken Onur ben yeniden gözlerimi ondan kaçıramadan cevap verdi. ‘’Çünkü sen benim için mükemmelsin.’’ Gülmek ile hıçkırmak arasında bir ses çıkarırken Onur beni teselli etmek için gülümsedi. ‘’Ciddiyim bebeğim. Hadi bana gel.’’
Ona dokunursam içimi saran ateşe yeniden geçmişimin gölgesi vurup her şeyi mahvedeceğini bildiğimden, ileriye doğru bir adım atmak yerine ‘’Eve gitsem iyi olur.’’ dedim.
Onur bana uzattığı elini onu yaralamışım gibi yavaşça indirirken ‘’Sen nasıl istersen.’’ dedi.
Balkon parmaklıklarından kendimi koparıp içeri girmeye kendimi ikna ettiğimde, Onur yerinden bir santim kımıldamamıştı. Seri adımlar ile kapıya doğru ilerlerken, yemek yedikten sonra çıkardığım ceketimi koltuğun üzerine bıraktığımı hatırlayıp yön değiştirdim.
Kumaşa dokunmak üzere eğildiğimde Onur uzanıp bileğimi yakaladı. İlk tepkim kendimi geri çekmek olsa da Onur beni bırakmadı. ‘’Böyle gitmene izin veremem.’’
‘’Bırak.’’
Bana aldırmayıp konuşmaya devam etti. ‘’Yerimden kımıldamayacağım. Ayağa kalkmayacağım. Söz veriyorum istemediğin hiçbir şey yapmayacağım Deniz. Ama böyle gitme. Bana dokunmaktan korkarak, seni öpüp kokunda sarhoş olduğum için bana vicdan azabı yükleyerek gitme bebeğim.’’ Sözleri yutkunmama neden olurken bana sıcacık bir gülümseme sundu. Başparmağı nazikçe tenimi okşarken ela gözleri sevgiyle kısıldı. ‘’Seni seviyorum.’’
Gözlerim doldu. Dudağımı ısırıp yaşları geri yollamaya çalışırken gözlerimi yumdum. Onur beni hafifçe kendine doğru çekince direnmedim. Oturduğu için ancak göğsüme gelen başıyla bana aşağıdan bakarken, bedenimi panik ele geçirmeyince diğer elini yavaşça belime koyup beni bacaklarının arasında dikileceğim şekilde tuttu.
Ardından iki elimi bileklerimden tutup omuzlarına yerleştirdi. ‘’Sen ne istersen bebeğim.’’ Ona kararsızlıkla bakınca bana göz kırptı. ‘’Bir veda öpücüğüne hayır demem.’’ Ben bir şey diyemeden hafifçe başını çevirip yanağına iki parmağını hafifçe vurdu. ‘’Yanaktan.’’
İç geçirip omuzlarındaki parmaklarımı sıktım. Kendimi mi onu mu ikna ettiğimden emin olmadan mırıldandım. ‘’Sadece yanaktan bir öpücük.’’ Eğilip Onur’un karamel ve sigara karışımı kokusunu teninden soluyup dudaklarımı yanağına kısaca değdirip geri çekildim.
‘’Teşekkürler.’’ diyen Onur uzanıp arkasındaki ceketi aldı. Ardından almam için bana uzattı. ‘’Sözümü tutmam gerektiğinden seni kapıdan yolcu edemeyeceğim bebeğim ama yarın seni şirkette görmek için şimdiden sabırsızım.’’
Ceketimi avuçlayıp sıksam da dudaklarım kıvrıldı. ‘’Ben de.’’ Ceketimi giyip beni izleyen Onur’un bilincinde kapıya kadar ilerleyip başımı çevirdim. Kollarının üzerine dayadığı başıyla bana sevecenlikle bakan adamın yanına dönmem gerektiğini biliyordum. Ona sarılıp daha çok deneyeceğimi, beni kabul edip sabır gösterdiği için ne kadar şanslı olduğumu dile getirmem gerekirdi. Ama ayaklarıma bağlanmış beton bloklar gibi geçmişin ağırlığı beni yere sabitlerken geri adım atamadım.
Yine de dudaklarımı ısırıp tenim hafifçe kızarırken ‘’Ben de seni seviyorum.’’ diye fısıldadım. Onur’un gülümsemesi büyüyüp gamzeleri saklandıkları yuvadan çıkınca kalbim tekledi.
Bir an manzaradan büyülenip olduğum yerde dursam da kısa sürdü. Sözleriyle beni kalmaya ikna etmesinden korkan yanım beynime hükmedip beni Onur’un dairesinden dışarıya çıkarıp kapıyı arkamdan çekti.
*