"Hayırdır kız, ne bu halin? Aşık mı oldun?"
O ağa bozuntusuna niye aşık olayım sulta-" O an dilimi ısırmamla bir oldu. Aklımdakiler nasıl da dilime gelmişti? Toparla bakalım şimdi, toparla ya bilirsen!Birde anlatıyorum gevşek gevşek.
Biraz yerimden doğrulup, az ciddi gibi görünsem iyi olur.
"Şey anneanne, yok ağa falan, öylesine ağzımdan kaçmış. Yeni bir kitap okumaya başladım da, orada bir kıza ağanın biri zorbalık yapıyordu. Aklım onda kalmış."
"Yaa öyle mi? Ben de merak ettim şimdi. Kitabı versene bir ara, ben de okuyayım."
"Olmaz sultanım, inanılmaz sinir bozucu bir kitap. Senin de moralin bozulmasın, okuyup da."
"Anlat bakalım, içeriği nasılmış? Merak ettirdin."
"Nasıl olsun anneanne? O kadar sinir bozucu ki, okuduklarım aklımdan çıkmış. Sinirden hiçbir şey hatırlamıyorum!"
"Hımm, ya kalbinden bu koru yakan kimse iyi yapmış. Bu sefer ilk kez aşık olmana veriyorum. Bir daha beni kandırmaya kalkarsan bacaklarını kırarım!"
"Anneanne..."
"Sus bakayım! Kalk, akşam yemeği yap."
Eyy gidi salak kafam! Sen kimsin ki yılların koca kurdunu kandırmaya çalışıyorsun? Bu da sana akıl parası olsun, ohh!
"Ayrı eve çıkacağım, bıktım artık! Yapmak istemiyorum sultanım, ne olur... Vallahi çok yorgunum. Sen de uğraşma, dışarıdan söyleyelim ne olur."
"Bir ayrı eve çıkmak istiyorsan, anca kocanın evine çıkarsın o kadar! Başka türlüsünü aklından bile geçirme."
Ne kocası abi ya? Ben daha kendi yemeğimi ateşe koymaktan acizim! Kocaymış, çocukmuş... Bana hiç uğramasın! Uğraşamam hiç kimseyle, ben tek tabanca yeter bana.
"Ben yemekleri çoktan hazırladım, ablan ile abinler gelir şimdi. Hadi sofrayı kur, dellendirme beni!"
"Aslansın Anneanneciğim, aslansın Sultanım! Kimin anneannesi be? Yine kıyamamış torununa!"
"Hadi bırak zevzekliği de sofrayı kur. Ben torunlarımı çok özledim."
"Anneanne, bir gün çok merak ediyorum, kendi torunlarını da bu kadar sevecek misin gerçekten?"
"Severim tabii ama nerede... Siz evleneceksiniz de, torun torba olacaksınız da... Ben artık öbür dünyada göreceğim! Kart atarım size."
"Allah korusun Anneanneciğim, o nasıl söz? Sen bizim başımızdan hiç eksik olma, ben dayanamam."
"Bu dünyaya çivi çakmadım ya kızım. Gün geldiğinde mecbur gideceğim. Öbür dünyada benim de bekleyen bir yarim var."
"Olsun!" deyip daha da çok sarıldım anneanneme. "Bizi bırakıp gitme" dedim.
Biraz daha muhabbet ettik, ablamla abim gelince sofraya oturduk.
O kadar çok yorulmuştum ki, akşam yemeğinden sonra direkt gidip yattım.
Yatağa yatınca, uyku hazretleri bir türlü gelme zahmetinde bulunmadı.
Film şeridi gibi, o günkü yaşadıklarımız sürekli gözlerimin önünden geçip durdu. "Bu ne böyle? Aşk böyle bir şeyse ben istemem!" Biraz daha dönüp durduktan sonra uyumuşum.
Adar
Gözlerimi açtığımda güneş daha yeni doğuyordu. Bu sabah diğerlerinden farklıydı. Adını bile bilmediğim kız aklıma gelince, garip bir gülümseme oluyordu yüzümde. Sonra Hazar'ın dedikleri aklıma gelince kalbime bıçak saplanıyordu. Demek ki... Bu böyle olmayacak! En iyisi unutmak, yoluma devam etmek.
Aradan iki hafta daha geçmişti. Aklımdan çıktı mı? Hayır. Her gün daha çok acıdı kalbim. İnsan niye bir kere gördüğü bir kıza aşık olur ki? Bu akılsız oldu işte! Aşk senin neyine? Ne güzel yaşayıp gidiyordun işte. Ama rahat battı değil mi?
Hatta belki yine karşılaşırız diye, onu gördüğüm o yola kaç kere gittim. "Sadece adını bilsem bile bulacağım onu!" Belki evli değildir, belki Hazar yanlış görmüştür...
Arabamla yine o yoldan geçerken, biraz ileride polis çevirmesi vardı. Sağa çekip bekledim.
"İyi günler, ehliyet ruhsat alalım."
"İyi günler memur bey, buyurun."
Adam, ehliyet ve ruhsatı eline aldı. Cihazda tarama yaparken yüzü değiştikçe değişti. Sonra arkada duran birini çağırdı.
"Amirim, bakar mısınız?"
"Bir sorun mu var memur bey?"
"Ehliyette ve ruhsattaki isim sahte, böyle biri yok diyor."
Duyduklarımla beynimden vurulmuşa döndüm. "Nasıl olur lan bu?"
"Beyefendi, arabadan iner misiniz?"
Hiçbir şey demeden indim arabadan. Cihan'ı arayıp durumu anlattım. "Emniyete gidiyorum, gel" dedim. Polis arabasına binip emniyete geldik. Direkt sorgu odasına aldılar.
İlk önce beni yalnız bıraktılar, sonra içeri iki polis girdi.
"Adın ne?"
"Adar Şahkara."
Polislerden biri alay eder gibi konuştu. "Sen koskoca Adar Şahkara'sın, Mardin'in ağası, öyle mi? Lan, sahte kimlikten buradasın! Kimi kandırıyorsun sen?" deyip eliyle sertçe masaya vurdu.
Hiç tepki vermedim bile. "İster inan, ister inanma. Sana kalmış bir şey."
"Dolandırıcımısın lan sen, hı? Ne ayaksın? Tipine bakan da adam sanır!"
"Valla memur bey, ister inanın ister inanmayın, kendimi ispatlayacak halim yok."
"Sen iki gün nezarette kal da aklın başına gelsin!"
"Memur bey, niye anlamıyorsunuz? Birazdan avukatım gelince anlarsınız kim olduğumu."
"Vayy, dolandırıcıların da mı avukatı oluyordu ya?"
"Memur bey, son kez uyarıyorum! Ben dolandırıcı falan değilim, bir sorun olmalı. Yoksa ben niye sahte kimlik kullanayım?"
"Valla beni ilgilendirmez! Benim işim suçluları bulup, cezasının verilmesinde yardımcı olmak, o kadar!"
Çok geçmeden Başkomiser de geldi. Allah'tan Başkomiser beni tanıyordu.
"Adar ağam, seni hangi rüzgar attı? Sorun nedir?" diye sordu.
Beni sorguya alan polis, daldan dala girdi. "Siz gerçekten Adar Şahkara mısınız?"
Sonunda tanıyan biri çıkmıştı!
Yanındaki adam, "Başkomiserim, kimlik bilgilerini kasten yanlış beyan ettiği ve sahte kimlik kullandığı şüphesiyle gözaltına alınmıştır."
Başkomiser bile şaşırdı. "Nasıl olur bu?"
"Valla ben de bilmiyorum Başkomiserim. Ben de sizin gibiyim. Ehliyet ve ruhsatı verdim, sonuç buradayım."
"Gel bakalım, siz oturun şöyle." deyip bilgi işlemden Ahmet'i odasına yolladı.
"Hemen Başkomiserim."
Sorgu odasından çıkıp Başkomiserin odasına girdik.
"Ne içersin Adar ağam?"
"Su alabilir miyim?"
"Tabii" deyip birini arayıp su istedi.
Çok geçmeden içeri biri daha girdi.
"Buyurun Başkomiserim, beni çağırmışsınız."
"Evet Ahmet. Adar ağanın kimlik bilgilerinde bir yanlış olmuş, bakar mısın?"
"Hemen Başkomiserim" deyip bilgisayarı açıp bir şeyler yazmaya başladı.
Aradan birkaç dakika geçtikten sonra, Cihan ve avukatım Asya gelmişti. Onlara da kısaca bilgi verdikten sonra, bilgisayar başındaki adam hayretle kafasını kaldırıp bize baktı.
Başkomiser, "Sorun nedir Ahmet?"
"Başkomiserim... Böyle birisi yok! Hatta hiç olmamış gibi."