Arkasından baka kaldım öylece.
O neydi öyle… Sanki kalbimi de söküp aldı, boş kalan yerini ise tarifsiz bir sızıyla doldurdu. O benden uzaklaştıkça duyduğum acı neden bu kadar gerçekti? Az önce onu gördüğümde dinen baş ağrım, yani migrenim bile, o gider gitmez geri gelip yerine yerleşmişti. Bedenim bile isyan ediyordu sanki. Bu neydi böyle, bir büyü müydü?
Onu alıp bir odaya mı kapatsam, sadece benim yanımda kalsa?
Özellikle de o kıvırcık saçlarının rüzgarda savrulması… Saçlarından burnuma dolan o eşsiz kokusu... O kokuyu sanki bin yıldır tanıyormuşum gibi, hafızamın en derin köşelerinden bir hatıra fısıldıyordu. Saçma! Tamamen saçma! Ne zamandan beri bir kadın kokusu beni bu kadar etkiliyordu ki?
Allah'ım, sen nasip etmeyeceğin şeyin hayalini bile kurdurmazmışsın derler. Ama bu kalbimin böyle atması, böyle acıması normal değil. En iyisi bir doktora gitmek. Son zamanlarda yaşadıklarım hiç kolay değildi.
Yıllardır yanımızda çalışan, sesini bile duymadığımız adam kardeşim dediğim adamın abisi çıkıyor. Annemin canını emanet ettiğim insanlar canını almaya uğraşıyorlarmış. Ama ilk önce konağı kan emicilerden temizlemem gerek. Sonra seni bulacağım, benim kıvırcık saçlı, zeytin gözlü, ahu güzeli. Sahiden, adı neydi ki?
“Ağam, ağam, iyi misin?”
“İyiyim. Hayırdır, ne oldu? Niye dürtüyorsun?”
“Ağam, kızın arkasından baka kaldınız.”
“Dalmışım öyle, önemli bir şey yok.”
“Ben de bir an aşık oldunuz sandım ağam, o nasıl bakıştı öyle… Hele o kızın yaptığı o hareket... Benim gibi kalbi taş diyen adamın bile kalbini tereyağı gibi eritir.”
“Kimmiş o erkekler? Hepsini... ümüğünü sıkarım valla!” deyip Hazar'ın boynuna ellerimle parmaklarımı doladım.
“Ağam, ağam, sakin olun! Beni öldüreceksiniz. Sadece benzetme yapmıştım!”
Bir an kendime gelip “Ne yapıyorum ben?” dedim ve hızla elimi çektim Hazar'ın boynundan. Hızlı hızlı öksürmeye başladı.
“İyi misin Hazar? Kendimi kaybettim bir an.”
“Ağam, siz aşık falan olmayın! Şu anki haliniz buysa, aşık olunca öldük biz kesin.”
“Sus lan sus, bin hadi arabaya.”
Hazar yine bir şey diyecekti ama sonra korkup vazgeçti. Sonra yine dayanamadı, ağzından çıkardı o sözü: “Ağam, aşık olacaksanız da o kıza aşık olmayın.”
“O niye lan?”
“Parmağında yüzük vardı.”
“Ama... ama...” Sözcükler boğazıma düğümlenmişti.
“Boşuna üzülmeyin diye söylüyorum ağam.”
Nasıl olur lan bu? Az önce ‘karım yaparım’ deyince, hiç ‘evliyim’ ya da ‘nişanlıyım’ demedi. Sanki biliyormuş gibi… bilerek yaptı sanki... beni denedi…
Of Allah’ım, neden karşıma çıktı ya o zaman? Neden? Ben kendi halinde yaşayan biriyim. Yıllarca o kadar baskıya rağmen kimseyi istemedim hayatımda. Allah’ım, düşüncesi bile berbat! Evli bir kadına aşık olmak… Bu en çok kaçındığım, kendimi her zaman uzak tuttuğum bir şeydi. Kirli bir düşünceydi bu. Ben böyle bir adam değildim. Ben evli birini sevmek istemiyorum, hele aşık olmak hiç istemiyorum. Bu nasıl bir lanet? Benim cevap vermediğimi gören Hazar arabayı çalıştırıp yola devam etti.
Konağa vardığımda, ilk annemin odasına girdim. Artık koltuk değnekleriyle yavaş yavaş adım atabiliyordu. Bunu sadece babam ve benim dışımda kimse bilmiyordu. Onlar annemin durumunun daha kötüye gittiğini düşünüyorlardı. Hatta doktor Kumru’nun bile onu iyi edemediğini alaylı bir şekilde dile getiriyorlardı.
Annem yatağında yatıyordu, bayağı da sıkılmıştı.
“Annem?”
“Yavrum, geldin mi? Nasıldı düğün?”
“Çok güzeldi anneciğim. Kumru seni sorup durdu, ‘keşke o da gelseydi’ dedi.”
“Ben de çok isterdim ama nasipte yokmuş be oğlum.”
“Kumrular balayına gittiler. Dönüşte ailecek geleceklerine söz verdiler. Bu işleri bir yoluna koyalım, tüm Mardin'i gezdireceğim sana.”
“Sen niye bu kadar üzgünsün oğlum? Bir sorun mu var?”
“Yok anneciğim, ne sorun olsun ki? Sadece çok yoruldum. Bir de biliyorsun, Şehmus Ağa’nın yeğeninin ölümüyle uğraştım. Mezarı taşımaya karar vermişlerdi en son ama Şehmus Ağa, ‘Yattığı yerde huzurlu uyusun, dokunmayın mezarına, sadece isimleri düzeltin o kadar’ dedi.” Derin bir nefes alıp, “Adam resmen yıkıldı anne. Allah kimsenin başına getirmesin böyle bir olayı.”
“Doğru söylersin oğlum. Gözümün nuru, git de yat. Çok yorgun gözüküyorsun.”
“Tamam anneciğim, gidiyorum. Yanına uğrarım olur mu?”
“Olur canım oğlum, olur.”
Tamam deyip alnından öpüp çıktım odadan.
Odaya girip üzerimi değiştirdim ve direkt duşa girdim. Buz gibi suyun altına girdim. İlk başta biraz irkilsem de yavaş yavaş alıştım suya. Bugün yaşadıklarım, o karmaşa, o imkansızlık… Hepsi akmaya başladı aklımdan. O gözleri, sözleri, sinirlenince ne kadar tatlı olduğunda… Yüzündeki her bir ifade, içimde bir yerlere dokunuyordu. Bu hissin beni bu kadar ele geçirmesi… Korkutucuydu. Mantığım "dur" diye bağırırken, kalbim "daha fazlasını iste" diye fısıldıyordu.
Allah’ım, aşksa bu, ne olur kalbime ekme aşk tohumlarını. Nasıl bir şeyse, şimdiden yeşermeye başladı içimde. Yapma Adar, yapma oğlum. Yüzük varmış işte parmağında. O senin hayalin değil, başkasının gerçeği… Her kendime bunu söylediğimde kalbim daha çok sıkışıyordu. Sanki biri boğazımı sıkıyor, nefes alamıyordum.
Ne kadar duşta kaldım bilmiyorum ama sadece bir baksır giydim, yorganın altına girip kafama kadar çektim. Ben niye bu kadar etkilendim ki? Bir hayaletin peşine takılmış gibiydim. Biliyorum, mantıklı değilim. Biliyorum, bu yanlış. Ama… duramıyorum.
Sağa döndüm uyku gelmedi, sola döndüm uyku gelmedi. Bir kıvırcık saça bu kadar tutulmam normal değil, değil mi? İlk görüşte aşk yoktur, değil mi? İçimdeki ses "vardır" diye haykırıyordu. Ve ben o sese karşı koyamıyordum.
Derya
Arabaya binip gittikten sonra, toprak yola girip öylece bekledim . Sanki o an, içinde bulunduğum bütün gerçeklik paramparça olmuş, dağılmıştı. Ben ne yaşadım ki az önce? Bu karmaşanın ortasında, nefes almak bile zordu.
Kendimi ne zaman kötü hissetsem annemin yüzüğünü takardım parmağıma. O minik, gümüş halka, sanki annemin parmağımı nazikçe tutuşu gibiydi. "Yanındayım kızım" der gibi, fısıldar gibi hissettirirdi bana. Bugün, ruhum bu kadar yorgunken o yüzüğü takmak, içime tarifsiz bir huzur serpti. Sadece rahat ve huzurlu değil, annemin tam yanı başımda olduğunu hissediyordum.
Gözlerimden süzülen bir damlayı saklar gibi, parmağımdaki yüzüğü öptüm ve hıçkırıklarımın arasından fısıldadım: "Anne, sen de gördün, değil mi olanları? Sen bilirsin annem... Neden kalbim böylesine deli gibi çarpıyor?"
Derin bir nefes alıp arabanın motorunu çalıştırdım. Sanayiye doğru yol alırken, onunla yaşadığım her bir an, gözlerimin önünde bir film şeridi gibi defalarca oynadı. Her aklıma geldiğinde, kalbime saplanan o keskin ağrı, nefesimi kesiyordu.
"Ustam, ne zaman biter bu?" Sesim, kendi kendime bile yabancı geliyordu.
"Kızım, en kısa sürede bitirmeye çalışacağım ama yarından önce çıkmaz." Ustanın sesi, şefkatli bir teselli gibiydi.
"Tamam ustam, bir taksi çağırır mısın?"
"Tabii kızım, elemana söylüyorum, halleder."
Biraz bekledikten sonra taksi geldi. Eve vardığımda, kapıdan içeri girmeden önce bile üzerimdeki bu karmaşayı atmak istiyordum. Kendimi direkt duşa attım. Sıcak su tenime değdiğinde, sanki o yaşananlar bir sabun köpüğü gibi eriyip gidecekti. Ama neydi ki o yaşadıklarım? Sıradan bir şey değil, ruhumu altüst eden bir fırtına gibiydi.
Duştan çıkınca bol bir tişört ve şort giyip kendimi koltuğa attım. Ayaklarımı uzatıp TV karşısına oturduğumda, anneannemin yanıma oturduğunu fark etmedim bile.
"Hayırdır kız, ne bu halin? Aşık mı oldun?"