Dizdar susmadı.
Konuşmadı da.
Sadece iz sürdü.
Fatih’in para trafiği.
Yılmaz’ın bağlantıları.
Amerika’daki adamları.
Enes’in yaşadığı evin görüntüleri.
Kız kardeşi. Annesi.
Hepsini tek tek topladı.
Sonra bir gün Irmak’a döndü.
“Ailen geliyor guzelim .”
Irmak şaşırdı.
“Nasıl yani?”
“Seni özlemişler.”
Ama Dizdar’ın gözlerinde başka bir şey vardı.
Mardin – Depo
Irmak’ın annesi, dedesi, aile büyükleri…
Hepsi getirilmişti.
Kimse ne olduğunu bilmiyordu.Herkes şaşkındı neden burdalardı.
Ortada büyük bir ekran vardı.
Depo kapısı açıldı.
Fatih içeri sürüklendi.
Eller bağlı.
Yüzü darbe izleriyle dolu.
Yanında Yılmaz.
Irmak dondu kaldı.
“Bu ne…ne oluyor ” diye fısıldadı.
Irmağ'ın annesi bağırdı
"Dizdar oğlum o benim yeğenim ne oluyor böyle ? "
Dizdar ağır ağır konuştu.
“Bugün herkes gerçeği öğrenecek.”
"Sakin olun ve bekleyin sadece "
Yılmaz sandalyeye bağlandı.
Kamera açıldı.
Kayıt alınmaya başlandı.
Dizdar tek kelime söyledi:
“Anlat.”
Yılmaz titreyerek her şeyi anlattı.
Düğün gecesi.
Tehdit.
Silah sesleri.
Ceset torbası oyunu.
Amerika.
Ekranda görüntüler açıldı.
Uzaktan çekilmiş bir video.
Enes.
Yaşıyor.
Bahçede annesiyle oturuyor.
Sağ. Nefes alıyor.
Irmak’ın dünyası durdu.
Ekrana doğru bir adım attı.
Eli titredi.
Sonra dizlerinin üzerine çöktü.
“Enes…”
Gözlerinden yaşlar boşaldı.
“Yaşıyorsun… yaşıyorsun sen…”
"Arıyordun beni sen.Dedim ben size dedim "
" Deli dediniz bana " diye bağırdı..
Depodaki herkes buz kesmişti.
Irmak’ın annesi bir anda Fatih’e koştu.
Yüzüne tokat indirdi.
“Pislik herif!”
“Kızım sana abi dedi!”
Irmak da ayağa fırladı.
Fatih’in karşısına geçti.
Elini kaldırdı.
Tokat attı.
“Ben sana abi dedim!”
“Seni dost bildim!”
“Sen bana göz mü koydun?!”
Fatih’in gözleri delirmiş gibiydi.
“Sevdim seni!” diye bağırdı.
“Yemin ederim sevdim! Onun için yaptım her şeyi!”
" Çok aşık oldum sana "
" Yemin ederim deli gibi sevdim seni "
" Kes sesini artık .Sus senden nefret ediyorum" diye bağırdı kız .
Dizdar öne çıktı.
“Sevgi mi?” dedi buz gibi bir sesle.
“İlaçları da sevgi için mi verdin?”
Irmak bir anda Dizdar’a döndü.
“Ne ilacı sakinleştiriciler mi ?”
Dizdar dosyayı açtı.
“Psikolojini bozmak için. Sana ‘panik atak’ dediler ya… o ilaçları Fatih ayarladı.”
"En son verdiği de koynuma girmemen içindi "
Dedesi İsmail bey ayağa kalktı vurdu Fatih'e
" Pislik herif!"
Babası koştu kızın
" Allah senin belanı versin pislük adam ! "
Irmak’ın yüzü bembeyaz oldu.
“Hayır…”
Yılmaz ağlayarak başını salladı.
“Doğru…”
Irmak’ın nefesi hızlandı.
“Ben… ben deli değildim…”
"Sen beni bu hale getirdin nefret ediyorum senden pislik adam . Nerede Enes , nerdee ! "
Ve kriz geçirmeye başladı.
Gerçek üstüne gerçek.
Göğsünü tuttu.
Bir sancı.
Bir tane daha.
Karnını kavradı.
Dizdar bir anda panikledi.
“Irmak?”
Irmak iki büklüm oldu.
“Dizdar… karnım sancım var …”
Yedi buçuk aylık.
Sancı şiddetlendi.
Annesi bağırdı.
“Doğuruyor! galiba çok erken ”
Depoda kaos başladı.
Dizdar Irmak’ı kucağına aldı.
“Dayan! Dayan güzelim!”
Irmak gözyaşları içinde hâlâ sayıklıyordu.
“Enes yaşıyor… yaşıyor…”
Bir sancı daha.
Dizdar’ın yüzü ilk kez gerçekten korktu.
Bu sefer kontrol onda değildi.
Bu sefer hayat ve ölüm arası bir çizgideydiler.
Hasteneye koştu nerdeyse adam .
Koridor beyazdı .
Işıklar keskindi .
Herkes suskundu.
Şok üstüne şok olmuştu herkes .Nehir ağlıyordu sesizce köşede.
Doğum erken başladı.
Yedi buçuk aylık.
Irmak ameliyathaneye alındığında Dizdar’ın elleri titriyordu.
“Dayan… ne olur dayan…” diye fısıldadı kapı kapanırken.
Saatler geçmedi aslında.
Ama Dizdar’a bir ömür gibi geldi.
Sonunda bir bebek ağlaması duyuldu.
Zayıf.
İncecik.
Hemşire çıktı.
“Erkek bebek… ama çok küçük. Küveze alıyoruz.”
Dizdar duvara yaslandı.
Gözleri doldu.
“Ya Irmak?” diye sordu sesi çatlayarak.
Hemşirenin yüzü ciddileşti.
“Anne yoğun bakıma alındı. Kanama fazla oldu. Durumu kritik.”
Dizdar’ın dizleri titredi.
Bir sandalyeye çöktü.
“Keşke…” diye mırıldandı.
“Keşke anlatamasaydım…”
Gerçeği söylemişti.
Ama bedeli bu muydu?
Irmak makinelere bağlı.
Yüzü solgun.
Bilinci kapalı.
Dizdar camın arkasından izliyor.
Elini cama koydu.
“Ben seni koruyamadım…” dedi fısıltıyla.
“Her şeyi kontrol edeceğim sandım… edemedim.”
Küvez odasında minik oğlu yatıyordu.
Ellerinden kablolar çıkıyor.
Göğsü minicik inip kalkıyor.
Doktor konuştu:
“Erken doğum. Akciğer gelişimi tam değil. Önümüzde kritik günler var.”
Dizdar başını eğdi.
Bir yanda oğlu.
Bir yanda Irmak.
İkisi de yaşam savaşı veriyor.
Irmak’ın annesi dua ediyor.
Nadim Ağa bastonuna yaslanmış suskun.İsmail bey gözleri kızarık , elleri açılmış dua ediyordu .
Buse babasının yanına yaklaşmış ama konuşamıyor.
Herkes bekliyor.
Fatih?
Delillerle birlikte polise teslim edildi.
Yılmaz da ifade verdi.
Savcı tutuklama kararı çıkardı.
Artık kaçış yok.
Ama Dizdar için zafer hissi yoktu.
Sadece ağır bir pişmanlık vardı .
Gece yarısıydı .
Dizdar yoğun bakım camının önünde tek başına.
“Yaşayın…” diye fısıldadı.
“İkiniz de yaşayın… ne olur…”
İlk kez güçlü adam yıkılmıştı.
Ertesi gün olmuştu .
Hastane – Gece 03:17 civarlarıydı ...
Koridor sessiz.
Dizdar küvez odasının camından oğluna bakıyor.
Minicik göğsü zar zor inip kalkıyor.
Aynı anda yoğun bakımda makinelerin ritmi düzenli.
Birden—
BİP BİP BİP BİP
Alarm sesi.
Hemşireler koştu.
“Satürasyon düşüyor!”
“Kalp ritmi gidiyor!”
Küvez odasında panik başladı.
Aynı saniyelerde yoğun bakımda başka bir alarm çaldı.
Irmak’ın monitörü düz çizgiye yaklaştı.
“Kalp duruyor!”
“Code blue!”
Koridor bir anda kaosa döndü.
Dizdar ne olduğunu anlayamadan iki farklı yöne koşan doktorları gördü.
“Ne oluyor?!” diye bağırdı.
Kimse cevap vermedi.
Küvez Odasıda hareketliydi ...
Minik beden hareketsizleşti.
Doktor kalp masajına başladı.
“Adrenalin hazır!”
“Devam et!”
Minik göğsü bastırılıyordu .
Makine düz çizgiye yaklaşıyordu .
Yoğun Bakım ise
Irmak’ın kalbi durmuşdu .
Doktorlar etrafında.
“Şok veriyoruz!”
“Clear!”
Vücudu hafifçe sıçradı.
Düz çizgi.
Dizdar camın arkasında donmuş halde.
“Hayır…” diye fısıldadı.
Aynı Anda
Küvezde küçük bir titreşim.
Minik bir ritim geri geldi.
“Ritim var! Devam!”
Yoğun bakımda ikinci şok.
“Clear!”
Bir saniyelik sessizlik.
Sonra—
BİP… BİP… BİP…
Irmak’ın kalbi yeniden atmaya başladı.
Doktor bağırdı:
“Geri döndü!”
Küvezde de monitör düzenli ritme geçti.
“Stabilize oluyor!”
Koridor.
Dizdar duvara yaslandı.
Nefesi kesildi.
Ağladı.
Sessizce.
Hiç kimsenin görmediği gibi.
Bir doktor yanına geldi.
“İkisi de geri döndü. Şu an için stabil. Ama hâlâ kritik.”
Dizdar gözlerini kapattı.
“İkisi de…” diye mırıldandı.
O an anladı.
Bu sadece bir çocuk ya da bir kadın değildi.
Bu onun ailesiydi.
Ve az önce ikisini birden kaybediyordu.
Sabahın ilk ışıkları.
Irmak hâlâ bilincini açmadı.
Bebek hâlâ küvezde.
Ama ikisi de hayattaydı .
Dizdar iki cam arasında gidip geliyordu .
Bir yanda eşi.
Bir yanda oğlu.
İlk kez gerçekten korkmuş bir adam.
– Bir Hafta Sonra
Odada sessizlik hâkim.
İrmak yavaşça gözlerini açtı.
İlk bakışı Dizdar’a takıldı; gözleri hâlâ yorgun ve uykulu.
Karnına hafifçe dokundu, elleri titriyordu.
“Bebeğim… nerde?” diye fısıldadı, sesi kısık ama panik dolu.
Dizdar hemen yanına eğildi, sesi sakin ama güçlü:
“Uyandın güzelim. Bebeğimiz… o şu an yoğun bakımda, birazcık küçük ve kırılgan. Ama hayatta, yakında kucağımıza alacağız güzelim .”
Hemşireler de yanına geldi, durumu tekrar açıkladı:
“Endişelenmeyin hanımefendi, bebeğiniz hayatta. Küvezde, izlem altında, ama çok iyiye gidiyor.”
İrmak gözlerini doldurdu.
Güçlükle ayağa kalktı, serumu tutmak için masadaki askıya uzandı.
Titreyen elleriyle serumu kavradı, çekip odadan çıktı.
" Güzelim dur , tamam gidelim tamam " diyerek gülümsedi acı ile . Kızın inadı herşeyden önce gelirdi .
Koridorda Dizdar arkasında yürüyordu, sessizce destek veriyordu.
İrmak, yoğun bakım ünitesinin camına geldiğinde gözleri doldu.
Minik bedeni orada yatıyordu, küçük elleri, minik yüzü…
İrmak dizlerinin üzerine çöktü, camdan parmaklarını bastırdı.
“Bebeğim… bebeğim…” diye hıçkırarak ağladı.
Gözlerinden yaşlar süzülüyor, kalbi sanki onunla birlikte atıyordu.
Dizdar sessizce arkasında duruyordu, omzuna hafifçe dokundu:
“Güzelim, o bizim bebeğimiz . Biz birlikte güçlüyüz. Sen oğlumuz ve ben herşey geçecek üzülme onun sana ihtiyacı var yavrum …”
İrmak yalnızca hıçkırıklarla cevap verdi, minicik ellerini camdan bebeğine doğru uzattı.
Kalbi korku, sevinç ve şefkatle dolmuştu.
O an, hayatta kalmak için verdikleri tüm mücadelelerin anlamı gözlerinin önünde canlanıyordu.
Bebeğin minik elleri camın diğer tarafında titriyordu, sanki annesini hissediyordu.
İrmak ağlaya ağlaya fısıldadı:
“Bebeğim… seni çok seviyorum… çok…”
Dizdar, gözyaşlarını saklamaya çalıştı ama kendini tutamadı.
Ona baktı; Irmak’ın o acı ve sevgi dolu hali, Dizdar’ın içini paramparça ediyordu.
“Biz bunu birlikte atlatacağız,” diye fısıldadı kendi kendine.