Fatih, cezaevindeki hücresinde sessizce oturuyordu.
Gözleri boşluğa dalmış, elleri titriyordu.
Kendine dönük sessizliğin içinde son kararını verdi.
Bir kağıt bir kalem aldı ..
" Irmak güzel gözlüm, mavişim.Sen şu an benden nefret ediyorsun biliyorum.Artik şansım yok bunuda biliyorum. Kaç kere denedim senden vazgeçmeyi ama olmadı .Yemin ederim olmadı.Sen Enes'in elini tutarken ben delirdim .Sen onu seviyorum dediğinde ben bittim .Aşkım hasretim güzel yüzlüm .Bebeğin doğmuş mutlu ol .Enes ile olur musunuz bilmem artık .Ama ben sensizliğe dayanamam daha fazla .Seni seviyorum mavişim
Hoşçakal Fatih .....
Ertesi sabah haber geldi: Fatih intihar etmişti.
İrmak, bunu duyduğunda sadece kaşlarını çattı.
Gözlerinde öfke ya da acı değil; sadece soğuk bir kabul vardı:
“Hak ettiğini buldu,” dedi sessizce.
Duygusal bir tepki vermedi, içinde yalnızca dingin bir boşluk vardı.
Trabzon –
Enes, serbest kalır kalmaz soluğu Trabzon’da aldı.
Adımlarını hızlandırdı, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyordu.Bir buçuk iki sene sonra nerdeyse tekrardan evi , yuvası ocağı ..
Direkt Irmak’ın evine geldi.
Kapının önüne geldiğinde durdu, nefesini tuttu.
Ama kapı kilitli, ev sessizdi.
Duvara yaslandı, gözleri dolu doluydu, kalbi sıkıştı.
O sırada komşu kadın bahçede işini yapıyordu.
Enes hızla ona seslendi:
“Nigar teyze… Irmak… evde değil neredeler acaba döndüm ben olanlardan haberin vardır .?”
Kadın Enes’i görünce gözleri doldu, sesi titreyerek cevap verdi:
“Ah , Enes oldu tabi oldu .O Allah'ın belası adam yapmış herşeyi .Zaten dün haber geldi gebermis içerde .Birde şey oğlum… Irmak evlendi… Mardin’de, bebeği olmuş… Ailesiyle birlikte orada.”
Enes’in tüm vücudu dondu.
Ayakta durmakta zorlanıyordu, elleri duvara dayandı.
Yıkılmıştı.
Dünyası başına yıkılmış gibi, gözleri dehşet ve boşlukla doluydu.
“Olmaz olamaz ki o bırakmaz beni duymadı mi yaşadığımı …” diye mırıldandı kendi kendine.
Ama artık çok geçti.
Enes, komşunun sözlerini duyunca olduğu yerde çöktü.
Gözleri dolu, nefesi kesik kesikti.
“Hayır… olamaz… bu… bu nasıl olur?” dedi kendi kendine.
Bir yandan öfke, bir yandan acı içindeydi.
“İrmak… seni sevse… gitmezdi… evlenmezdi… bebeği olur muydu hiç?”
Sesi titriyordu, kelimeler boğazında düğümleniyordu.
O sırada annesi yanına geldi koşarak , elleri titreyerek oğlunun omzuna dokundu.
“Enes… oğlum… ben de… biliyorum… çok zor… çok acı…” dedi.
"Ama evlenmiş işte ."
Gözlerinden yaşlar süzüldü, başını eğdi.
Enes kafasını ellerinin arasına aldı.
“Anne… o çok aşıktı bana nasıl nasıl olur .?
Bebeği olmuş anne bebeği…”
Annesi sessizce başını salladı, hıçkırıklarla oğlunu teselli etmeye çalıştı:
“Biliyorum oğlum… senin kalbin şu an paramparça… ama Irmak… o da… hayatına devam etti… sen de… sen de hayatına bakmalısın artık .”
Enes, annesinin sözlerine rağmen olduğu yerde diz çöktü, gözleri dolu dolu.
“Anne… ben… nefes alamıyorum… ne yapacağım şimdi…?”
Annesi omzuna dokundu, gözyaşlarıyla birlikte:
“Oğlum… seni sevseydi… gitmezdi… ama gitmiş… şimdi sen de yaşamak zorundasın.”
Annesinin bu sözleri oğlu artık vazgeçsin diyeydi .
Enes sessizce başını salladı, ama içi parçalanmıştı.
Gözlerinin önünden Irmak’la hayal ettiği her an, birlikte kurduğu bebek hayalleri geçiyordu.
Hepsi bir anda yok olmuştu.
O gün Enes, Trabzon’un soğuk sokaklarında yıkılmış, acı ve çaresizlik içinde dağıldı.
Annesi yanındaydı ama onu tutacak gücü neredeyse kalmamıştı.
Yakın dostu , Selim geldi .
" Kardeş , Irmak hiç evlenmek istemedi emin ol .Ama dedesi , her seferinde ısrar etti .Adam Mardin'de ağa ."
Enes boşluğa bakıyordu elinde sigara gözleri kızarık.
" Ağa ? " dedi fısıltı ile .
"Oğlu olmuş birde , bizim kurduğumuz hayali başkası ile yaşıyor şimdi " Rüzgar " koyar adını belki ha " dedi dalgaya alarak.
Selim sırtına vurdu
" Kız intihar etti oğlum senin acından.Kızı suçlama lan ."
Enes gözlerini kapattı bu söz ile .
" İntihar mı?"
" Evet oğlum , bileğini kesti lan .O it kurtardi kızı dağıldı Irmak ölü gibiydi. "
Enes bu cümleler ile daha çok dağıldı .
" Ne çektin bensiz Irmak , ne yaptılar sana " dedi .
"Dünya'nın en büyük yüküdür; aklı sende olmayanı, ısrarla yüreğinde taşımak.”
" Ama aklı sende olanın zorla başkasının yanında olması da adam olana daha zordur"
Enes ne yapacağını şaşırdı..ne
Nefes aldı verdi .
Kaç şişe içki bardağını boşalttı bilinmez .
"Ölseydim lan keşke öldürseydi beni ! "
" Bu kadar çok acı cekmezdim lan ! "
Selim sigara yaktı üfledi
" Git getir kızı , madem sevmiyor o adamı "
Enes kafa salladı
" Getircem , çocuk da başımın üstüne bakarım ben "
Selim sırtına vurdu
"Adam olanda bunu yapar zaten ...."
Irmak ise bugün ilk defa bebeğini emzirecekti.Ama aklı fikri ,bir oglunda bir de Enes'teydi ...
" Döndü mü acaba , bize gelmiştir şimdi "
" Beni sordu mu.Evlendi dediler mi ona "
" Canı yandı şimdi ...." diye düşünüyordu .
Bebeği getirdi hemşire .
Çok minnak bir bebekti...
Kırmızı , iki kilogram var yok .
Irmak hıçkırıklar ile ağladı ..
" Bebeğim ..." diyerek.Kucakladı zorluk ile .
Dizdar izliyordu . Yaklaştı minik elini tuttu. Öptü kokladı
" Dayan babasının aslan oğlu dayan .." dedi .
Irmak’ın elleri hâlâ titriyordu.
Hemşire minik bebeği kucağına bırakırken temkinliydi.
“Dikkatli olun… çok güçsüz hâlâ,” dedi yumuşak bir sesle.
Onu göğsüne yaklaştırdı.
İlk defa emzirecekti.
Ama bebek başını çeviriyor, dudaklarını zorla oynatıyor ama gücü yetmiyordu.
Emmeye çalışıyor, sonra bırakıyordu.
Irmak’ın kalbi sıkıştı.
“Hayır… hayır… ne olur…”
Göğsünü tutup biraz daha yaklaştırdı.
“Al oğlum… al… lütfen…”
Bebek zayıf bir ses çıkardı.
Sonra yine gücü tükendi.
Irmak’ın gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
Hıçkırıkları odanın içinde yankılandı.
“Ben sana yetemiyor muyum?
Ben seni nasıl büyütücem güzel oğlum … şimdi bile yetmiyorum sana ?”
Dizdar kapının yanında izliyordu.
Yüzü sertti ama gözleri doluydu.
Yaklaştı.
Minik elini tuttu.
Öptü.
Kokladı.
“İrmak yetersin sen ona , duygusallık var sende şimdi .Bak emicek yakında canavar gibi olacak ağlama artık …” dedi.
Irmak başını kaldırdı.
“Çok güçsüz…” diye fısıldadı.
Hemşire yeniden yardımcı oldu, bebeğin ağzını doğru yerleştirdi.
Bu sefer minik bir çaba…
Zayıf ama gerçek bir emiş.
Irmak nefesini tuttu.
“İşte… işte… aferin sana…”
Bebek bir iki kez daha emdi.
Sonra yoruldu ama bu kez tamamen bırakmadı.
Irmak gözlerini kapattı.
Ve içinden bir ses yükseldi…
“Enes’im…”
Kalbi sızladı.
“Oğlum… Enes’im…”
Kimse duymadı.
Dizdar bile.
Ama o an Irmak, bebeğinin adını kalbine yazdı.
“Sen benim Enes’im olacaksın…”
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
Bebeğinin saçsız başını öptü.
“Güçlü olacaksın… kimse seni benden alamayacak…”
" Ben sen , ve ...."