Irmak kaçmak istiyor

1494 Words
Bebek artık kuvözden çıkacak kadar toparlanmıştı. Minicik bedeni hâlâ zayıftı ama gözleri artık daha canlı bakıyordu. Dizdar o gün resmi işlemleri yaptı. Aile büyükleri de hastanedeydi. “Adı Baran olacak,” dedi net bir sesle. “Baran , benim oğlum güçlü oğlum ” Herkes başını salladı. Güçlü bir isimdi. Ağanın torununa yakışır bir isim. Irmak sustu. Gözleri bebeğindeydi. Kucağına aldığında dudakları titredi. Kimse duymadan kulağına fısıldadı: “Benim Enes’im…” "Enes'im güzel oğlum herşeyim " O an kalbi ikiye bölündü. Resmiyette Baran’dı. Ama onun kalbinde… Enes’ti. Kimse bilmiyordu. Dizdar bile.. Irmak’ın İç Savaşı başlamıştı, bebek doğunca gidicem demişti .Ama bırakıp gidemezdi oğlunu . Irmak kaç kere telefonu eline aldı. Numarayı ezbere biliyordu. Aramak istedi. Sadece sesini duymak. Sadece “İyi misin?” demek. Ama sonra aynaya baktı. “Sen evli bir kadınsın Irmak… sakın yapma yakışmaz bu sana sevmiyorsun Dizdar'ı ama olmaz.…” Telefonu kapattı. Her defasında. Kalbi başka bir yerdeydi. Ama hayatı bu konaktaydı. Trabzon Enes boş durmadı. Dizdar’ı araştırdı. Soruşturdu. “Güçlü adam.” “Zengin.” “Mardin’de sözü geçen ağa.” Her duyduğu cümle Enes’in göğsüne taş gibi oturdu. Bir akşam Selim’e baktı: “Adam güçlü olabilir… ama ben korkmam.” Ama içten içe korktuğunu biliyordu. Bu iş sıradan bir kavga değildi. Bu bir aşiret meselesiydi. Yine de vazgeçmeye niyeti yoktu. “Gidicem,” dedi. “Gerekirse kapısına dayanırım.”. " Hangi erkek kendisini sevmeyen kadını isterki " diye konuştu kendi kendine. O Gece – Konak Bebek eve gelmişti. Dizdar yorgundu. O gece erken uyudu. Irmak ise uyanıktı. Beşiğin başında oturuyordu. Ay ışığı odanın içine vuruyordu. Bebeği kucağına aldı. “Enes’im…” Minik parmakları Irmak’ın parmağını tuttu. Irmak’ın kalbi hızlandı. Planı hazırdı. Gece yarısı. Herkes uyurken. Bebeği saracak, çantasını alacak… Ve gidecekti. Nereye? Bilmiyordu. Ama burada kalmayacaktı. “Ben sen… ve…” diye fısıldadı. Cümleyi tamamlayamadı. Kapıdan hafif bir çıtırtı geldi. Irmak dondu. Ayak sesleri…geldi Yavaş. Ağır. Dizdar mıydı ? Yoksa biri mi uyandı? Irmak bebeği göğsüne bastırdı. Nefesini tuttu. Kapı kolu yavaşça oynadı… Dizdar aslında uyumuyordu. Irmak’ın saatlerdir yatakta dönüp durduğunu fark etmişti. Sonra kalktı. Yavaşça dolabı açtı. Bir çanta… Dizdar gözlerini araladı. Bebeği battaniyeye sardı Irmak. Titreyen eller. Kararlı ama korku dolu bir yüz. Dizdar her şeyi anladı. Ama kıpırdamadı. Sadece izledi. Irmak mutfak kapısından çıktı. Arka bahçeden. Araba anahtarı elindeydi. Motor sesi geceyi yardı. Dizdar yataktan kalktı. Yüzü kararmıştı. Telefonu eline aldı. “Tufan.” Karşı taraf uykulu bir sesle açtı. “Bütün çıkışlar kapatılsın. Şimdi. Irmak bebeği alıp kaçıyor.” Bir saniye durdu. “Göktürk’e de haber ver.” Sonra kendi arabasına bindi. Farları yakmadan bir süre uzaktan takip etti. Gözleri avın peşindeki bir yırtıcı gibiydi. Mardin Çıkışına kadar takip etti Irmak’ın kalbi göğsünü parçalıyor gibiydi. “Dayan oğlum… az kaldı… az kaldı…” Tam şehir çıkışına geldiğinde bir far patladı önünde. Siyah jip. Direksiyon sertçe kırıldı. Dizdar arabayı önüne kırmıştı. Irmak fren yaptı. Araba savruldu. Dizdar kapıyı öyle bir çarparak indi ki gece irkildi. Öfkesi gözlerinden taşıyordu. Irmak panikle kapıları kilitledi. Dizdar camın önüne geldi. Yumruğunu cama vurdu. “AÇ! Yoksa kırarım Irmak!” Irmak’ın elleri titriyordu. Bebek ağlamaya başladı. Bir anlık korkuyla kilidi açtı. Dizdar kapıyı açar açmaz saçından kavradı. Arabadan sürükleyerek indirdi. “Nereye lan?! Benim oğlumu kaçırmak ne demek lan?!” Irmak ağlıyordu. “Dizdar… ben seninle yapamam… olmaz… yapamıyorum…” “Kimle yapacaksın?! Enes’le mi?!” Bu isimle Dizdar’ın sesi kükremeye döndü. Irmak sustu. Bu suskunluk daha da öfkelendirdi adamı. Bir tokat sesi geceyi yardı. Irmak yere düştü. Dizdar nefes nefeseydi. “Defol git! Nereye gidersen git! Ama oğlum benimle!” Tufan arabadan indi. Bebeği aldı. Irmak çığlık attı. “Hayır! Hayır Dizdar! Ben onsuz yapamam! Ne olur!” Yerde sürünerek ayağa kalktı. Dizdar tekrar saçından tutup yüzünü kendine çekti. Yüzleri burun burunaydı. Gözlerinde öfke değil, kırılmış bir sahiplenme vardı. “Siktir ol git Irmak aşkına… Oğlun falan yok artık.” Bir tokat sesi daha yankılandı kızın yüzünde.Bu zamana kadar kimse vurmamıştı kıza . Dizdar'ın eli yumruk oldu . Irmak’ın dünyası o an durdu.Gözleri karardı... Dizdar onu sertçe itti. Irmak dizlerinin üstüne düştü. Dizdar arabaya bindi. Kapılar kapandı. Motor çalıştı. Irmak karanlık yolun ortasında kaldı. Arabanın arka camından bebeğin ağlama sesi geliyordu. Ve farlar uzaklaştı. Irmak’ın çığlığı geceyi parçaladı. Irmak bir süre yerde kaldı. Toprak dizlerine yapışmıştı. Dudağından kan sızıyordu. Yanağı şişmişti. Ama en çok canını yakan şey… Kollarının boş olmasıydı. Yavaşça ayağa kalktı. “Benim oğlum…” "Ben onsuz duramam ki .." Ayakta zor duruyordu ama yürümeye başladı. Karanlık yolda tek başına. Her adımda biraz daha kan, biraz daha gözyaşı. “Alamazsın onu benden .” diye fısıldadı. Ve konağa doğru yürüdü. Konak – Aynı Gece Dizdar hırsla içeri girdi. Bebek Tufan’ın kucağındaydı, hâlâ ağlıyordu. Annesi ayağa fırladı. “Oğlum ne oldu? Bu ne hal? Bebek niye bu saatte dışarıda?” Dizdar’ın gözleri alev alevdi. “O kız benim oğlumu alıp kaçıyordu.” Oda buz kesti. Annesi bir adım geri çekildi. “Ne diyorsun sen…” Nadim Ağa bastonunu yere sertçe vurdu. “Torunumu kaçırmak ne demek?!” Sesi duvarlardan yankılandı. Dizdar dişlerini sıktı. “Bu konak artık ona kapalı.” Kapıdaki adama döndü. “Bekir!” “Emret ağam.” “Irmak bu konağa girmeyecek. Kapıyı açmayacaksın. Ne olursa olsun.” Annesi araya girmek istedi. “Oğlum sakin ol… lohusadır… kafası karışıktır…” Dizdar sertçe döndü. “Ana! Bak sana söylüyorum… sakın sakın ola almayacaksın onu içeri ..” Kadın sustu. Gözleri doldu ama bir şey diyemedi. Irmak kapıya ulaştığında neredeyse düşecekti. Dudağı kan içindeydi. Yanağı morarmıştı. Kapıya vurdu. “Bekir…abi aç kapıyı…” Sesi çatlamıştı. Kapı arkasından bir gölge göründü. Ama açılmadı. “Bekir…abi oğlumu verin … ne olur…” İçeriden soğuk bir ses geldi. “Ağam talimat verdi. Giremezsin.” Irmak’ın dizleri çözüldü. Kapıya yaslandı. “Ben anneyim… açın… ne olur…” İçeride bebek ağlıyordu. O ağlama sesi Irmak’ın kalbini parçaladı. Kapıya yumruk attı. “Açın! O benim oğlum!” Ama kapı açılmadı. Pencereler karanlıktı. Kimse çıkmadı. Irmak kapının önünde çöktü. Sessizce ağladı önce. Sonra hıçkırarak. “Enes’im… Baran’ım… Oğlum…” İlk defa iki ismi bir arada söyledi. Ve o an Irmak’ın içindeki korku yerini başka bir şeye bıraktı. Öfkeye. Yavaşça ayağa kalktı. Gözlerinden yaş akıyordu ama bakışı değişmişti. “Alamazsın…” dedi dişlerinin arasından. “Hiç kimse beni oğlumdan ayıramaz.” Konak kapısında bir kadın değil, bir anne duruyordu artık. Ve bu savaş daha yeni başlıyordu Irmak kendini topladı. Gözlerinde hem öfke hem korku vardı. Bir nefes aldı, hıçkırıklarını bastırmaya çalıştı. “Bekir abi! Araba ver bana!” diye bağırdı. Bekir telefonu eline aldı, hızlıca Dizdar’ı aradı. “Ağam… gelin ağam, araba ister, vereyim mi?” Dizdar telefonu kapattı. “Taksi çağırsın, yok araba falan!” Irmak ağlayarak geri çekildi, ama bu kez daha kararlıydı. Koştu… kapıya… telefonunu çıkardı… İlk işi ablasını aramak oldu. “Nehir abla … beni Mardin'den almaniz lazım ne olur üzerimde çok az param var bilet al… uçakla Trabzon’a geliyorum!” Nehir saniye kaybetmeden bileti aldı. O gece Irmak havalimanına doğru yola çıktı. Trabzon – Irmak’ın Evi Irmak kapıda durduğunda dedesi İsmail beyi görünce gözleri doldu. Adam yüzüne bakıyordu, sinir sistemi yavaş yavaş çökmüş gibiydi. “Dede… senin yüzünden bu hale geldim… şimdi bana oğlumu versin o adam hemen!” Sesindeki öfke ve çaresizlik bir aradaydı. İsmail bey başını salladı, gözlerinde pişmanlık ve hiddet vardı.İsmail bey " Ben ne yaptım" dedi kendi kendine. Irmak gece boyu ağladı ablasının annesinin yanında. " Açıktı mı acaba anne " "Abla göğsüm ağrıyor." Ablası ağlaya ağlaya sütünü sağdı kızın . " Beni neden yaktınız anne , dedem beni neden yaktı.." " Bu evde size yük mü oldum ben " dedi ağladı... Ertesi Gün – Avukat Ofisi Irmak ve Nehir avukata geldiler. Velayet ve boşanma işlemleri için evraklar hazırlandı. İrmak titreyen elleriyle evrakları imzaladı, gözleri dolu doluydu. Nehir yanında destek olmaya çalışıyordu, sessizce kızını izliyordu. Trabzon Sokakları – Dönüş Irmak avukat ofisinden çıkar, Nehir arkada yürüyordu. Tam o sırada karşısına Enes çıktı. İrmak’ın elinden evraklar düştü yere. Gözleri doldu, hıçkırıkları sessizce duyuluyordu. Enes koşarak yaklaşmak istedi, ama Irmak eliyle dur işareti yaptı: “Enes…dur ben… evli bir kadınım… ben… dokunma!” Enes durdu, gözleri hüzünle doldu. Irmak’ın yanağı mor, dudağı patlamıştı. Hali perişandı… Birkaç saniye sessizlik… Enes sadece bakabildi, ne yapacağını bilemeden. İrmak gözyaşlarını sildi, avukattan aldığı evrakları tekrar topladı. İçten içe hem özgürlük hem de derin bir acı hissediyordu… Ama artık kararlıydı: Oğlunu geri almak, kendine ve oğluna sahip çıkmak. " Irmak ne bu halin o mu vurdu sana ? " Irmak bir şey demedi .Yere baktı. " Sen hala evlisin Irmak bakma bakma bakma" dedi içinden . Ama kalbi bir yandan oğlu diğer yandan aşkı ... " Enes ben evliyim hala , boşanma davası açtım .Oğlum o adamda ." " Güzelim ,çok özledim seni bir kere sarılsam " " Hayır Enes sakın" dedi kız bir daha. "Niye vurdu sana o it! " Nehir baktı "Bebek ile gelmek istemiş Irmak .İzin vermemiş " Enes yumruğunu sıktı gözlerini kıstı. " Herşey çok güzel olacak güzelim üzülme " Irmak kafa salladı ve yürüdü koşarak uzaklaştı. Anladı ki aşkın önüne geçen bir aşk daha varmış " Evlat ..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD