Derya
“Ben hasta değilim. Covid hiç değilim,” dedi Kaya, gözlerini kaçırmadan. Suçsuz bir çocuk gibi bakıyordu. Derin, kararlı ama bir o kadar da yumuşak.
"Nasıl bakıyormuşum sana?" dedim, çapraz kollarımla ona doğru dönerken. Maskem yoktu. Lanet olsun, bu odaya girerken de takmayı unutmuştum. Ve odada maske yoktu.
“Bak, ben senin yüzünden hasta olamam,” dedim. “Hastalarım var. Sorumluluğum var benim.”
“Sence ben boş gezen biri miyim?” diye karşılık verdi. “İşim başımdan aşkın. Pansumanım da bitti zaten. Gidiyorum. Teşekkür ederim hemşire hanım.”
Yatakta hafifçe doğruldu, sonra hiç acele etmeden üniformasını giymeye başladı. Ama ben olduğu yerden kalkmasına izin veremezdim.
"Hop! Dur bakalım. Nereye gidiyorsun sen? Test vermen gerek. O kadar hapşurduktan sonra elini kolunu sallaya sallaya çıkamazsın buradan."
Bunu dediğim anda ayağa kalktı. Tüm heybetiyle karşımdaydı şimdi. Sırtını doğrultmuş, gözleri dipdiri. Bir an için karşımdaki adamın sert bakışlarına rağmen bakmadan duramadım. Poseidon mu demişti kendine? Değildi elbette. Ama Kafkas Dağları kadar heybetliydi.
"Çekil yolumdan, hemşire."
"Çekilmem," dedim. Sesim sakindi ama tavrım netti. “Test olmadan çıkamazsın. Negatif çıkarsan zaten seninle işim olmaz.”
“Sana hasta değilim dedim!” diye üsteledi.
"Buranın havası kuru. Sadece üşütmüş olabilirim. Sen nereden bileceksin? Kışın burada nefesin donar. Kardan kadın bile olursun!"
Gözlerimi devirdim. "He he, çok komiksin gerçekten. Bayıldım gülmekten." Sinirim burnumda ama ağzımda istemsiz bir gülümseme kıvrılıyordu. “Otur! Otur ki bir testini yapalım. Ciddiyim, Kaya.”
“Ben de ciddiyim,” dedi. Sonra yanımdan geçmeye çalıştı. İşte o an omzuna dokunmak istedim. Ama olanlar saniyeler içinde gelişti. Birden bire kendimi yerde buldum — ve üstümde Kaya vardı. Bir kolunu kendine destek gibi yere koymuş, diğer eliyle başımın altına yastık niyetine destek olmuştu.
Şaşkınlıkla gözlerimi açtım. "Sen… neden yaptın?!"
“Bana böyle arkadan yaklaşma,” dedi kısık ama sakin bir sesle. “Olacaklardan ben mesul değilim.”
"Neden? Asker refleksi mi bu şimdi?"
“Hayır,” dedi hafif gülümseyerek. “Tikim var. Haberim olmadan biri bana dokunursa, bedenim savunmaya geçer.”
Bir anlığına hiçbir şey söyleyemedim. Ama gözlerim istemsizce elinin başımın altındaki yumuşak desteğine uzandı. Yani… canımı acıtacağını bilmiş ve düşerken korumuştu beni. Yüzümdeki öfke yavaş yavaş çözülmüştü bu nazik hareketinden. Gözlerim gözlerine takıldı. Gözlerindeki dalga dalga sıcaklığı hissetmemek mümkün değildi.
“O zaman bundan sonra seni uyarırım,” dedim yavaşça. “Sürprizlerle dolusun, asker.”
“Sen de fena değilsin, hemşire hanım.”
Kaya’nın sesi daha yeni kulaklarımda çınlamıştı ki, kapı bir anda açıldı. Ve… sanki bu yetmiyormuş gibi, Kaya yüzüme doğru hapşurdu. Yüzümdeki şok ifadesiyle gözlerimi bile kapatamadan öylece kala kaldım.
Rezillik.
Hem üstümde bir erkek, hem yüzüme doğru gelen virüs şüphesi… Bu utanç yetmezmiş gibi bir de içeriden Onur’un sesi duyuldu:
“Hemşire hanım, iş zamanı bu kadar laubali hareketleriniz hiç doğru değil.”
Sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşuyordu. Ne utanması vardı, ne sıkılması. Gözlerimi açtığımda ise ilk gördüğüm şey Kaya’nın bana uzattığı eliydi. Yerdeydim.
"Sevgilim, elini verir misin?" dedi Kaya.
Ne? Bana mı dedi? Hangi ara sevgili olmuştuk biz? Bu oyuna hâlâ devam mı edecekti? Ama şu an mesele bu değildi. Onur’un kapıda bekleyen yargılayıcı bakışları sinirimi tepeme çıkarmıştı. Hem, Kaya’nın oynadığı bu küçük oyun tam da şu an bana lazımdı.
Kaya’nın elini tutup ayağa kalktım, gözüm Onur’a kilitlenmiş halde.
“Teşekkür ederim sevgilim,” dedim. Ve onun elini hiç bırakmadan Onur’a döndüm. “Ve Onur Bey, iş saatinde kimin nasıl davrandığına karar verecek en son kişisiniz. Sevgilisi olduğu halde asistanıyla odasında kırıştıran ben değildim sonuçta. Hayatımda tek bir erkek var o da yanımda gördüğünüz askerdir. Biz yanlış bir şey yapmıyoruz.”
Sözüm bittiğinde Onur’un yüzü, güneş alamayan bitki gibi solmuştu. Mosmordu.
İçimden "iyi oldu" dedim.
“İzninizle, hastalarını muayeneye geçeceğim,” dedim soğuk bir tonla. Gözlerimi kaçırmadan Onur’un yanından geçtim. Kaya da yanımda geldi. Elimiz hâlâ birbirindeydi.
Koridorda yürürken Kaya sesini alçaltarak, “Bu adam senin tam olarak neyin oluyor?” diye sordu. Derin bir nefes aldım. Koridordaki konuşmalarımızı duymamıştı ve ben de onun her şeyi öğrenmesini istemiyordum. En azından şimdi değil.
“Artık hiçbir şeyim. Ve sen de şimdi gidip test oluyorsun. Lütfen daha fazla beni kızdırma.”
Kaya hafifçe gülümsedi. Alaycı ama yumuşak bir ifadeyle, “Peki komutanım... ama hâlâ söylüyorum; ben corona değilim.”
*****
Yazar anlatımı...
Geçmiş, Derya için sadece bir zaman dilimi değil, ağır bir ders olmuştu. Onur’a duyduğu güveni ve sevgisi; adamın ona ihanet ettiği o günle birlikte paramparça olmuştu. Ne bir hesap sormuştu ne de bir cevap istemişti. Sessizce, ardına bakmadan, geçmişini geride bırakıp şehir değiştirmişti. Hastanedeki çoğu kişinin bile bundan haberi olmamıştı. Ama insan geçmişinden kaçamazdı. Kaçtığını sandığı her şey, şimdi tam karşısındaydı. Onur tesadüf eseri onun çalıştığı hastaneye gelmişti. Oysa Derya'nın artık sahte de olsa bir sevgilisi vardı. Ve sahte de olsa, kalbini bu oyuna kaptırır mıydı? Kader...
Derya yüzünü yıkayıp kendine gelmiş, dezenfekte olmuştu. O sırada testler çoktan laboratuvara gönderilmişti. Gelen askerlerin ve Kaya'nın test sonuçları ertesi gün açıklanacaktı. O zamana dek, semptomları daha ağır olan hastalar gözetim altına alınmıştı. Kaya ise genel durumu daha iyi olduğundan, odada yalnız kalmıştı.
Koruyucu kıyafetlerini giyip, elinde yemek tepsisiyle odaya girdi Derya.
"Sana yemek getirdim. Aç kalma diye."
Kaya göz ucuyla ona baktı, sonra tüm yüzüyle gülümsedi.
"Üstündekiler yakışmış hemşire hanım. Bir tane de bana ayarlar mısın?"
"Hemşire mi olmak istiyorsun yoksa?"
"Yok. Senin hastan olmak daha iyi bir seçenek gibi duruyor. Ama şu kıyafet... ben giyemem. Boğar beni."
"Senin giydiklerin çok mu rahat sanıyorsun? Ayağındaki botlar kafam kadar."
Kaya güldü. Sonra gözlerini yere çevirdi.
"Ama alışıyorsun. İnsan bir şeye alışınca, zor olsa bile kolaylaşıyor. Önce acıtır, sonra seni sen yapar. Derya… özel değilse bir şey sorabilir miyim?"
"Soruna bağlı. Bilmiyorum… ama dene."
Kaya gözlerinin içini aradı. Ciddiydi.
"Onur doktorla eskiden şey miydiniz?"
‘Sevgili miydiniz’ demeye dili varmıyordu. Ama sormak zorundaydı. Onunla ilgili daha fazla susmak istemiyordu.
Derya kısa bir sessizlikten sonra kelimeleri birer taş gibi bıraktı.
"Eskiden sevgilimdi. Ama bana ihanet etti."
Kaya’nın boğazı düğümlendi.
"Ben olsam… sana ihanet etmezdim."
"Erkek değil misin? Sonuçta sen de ihanet ederdin."
Bir anda Kaya Derya’nın karşısına dikildi. Gözlerinde şaka kalmamıştı. Derya'nın maskesini yavaşça çıkardı.
"Bak bu gözlere… eğer bir gün sana ihanet edersem, senin yerine ben oyarım bu gözleri."
Derya’nın sesi hafifçe titredi.
"Ya bu gözlerdeki aşk sadece bir yanılgıysa?"
Bu soru bir itiraf gibiydi. Korkuyordu. Kalbini teslim etmek için hâlâ hazır değildi. Bir daha kırılmak istemiyordu. Ama Kaya'ya karşı farklı duygular hissettiğini anlıyordu.
Kaya’nın eli yavaşça yanağına uzandı. Başparmağıyla Derya'nın yanağını okşadı. İkisi de gözlerini birbirinden alamıyordu. Sessizlik arasında nefesleri karışıyordu.
"O zaman ben de yanılgıyla yaşarım," dedi Kaya usulca. "Seni bir kere sevdiysem, demek ki gerçek seni gördüm. Her şeyin ötesindeki seni gördüm."
Derya'nın kalbi hızla çarpmaya başladı. Gözlerini kaçırmak istese de yapamadı. Kaya’nın sözleri, onun tüm duvarlarını bir bir yıkıyordu.
"O gözler bana yalan söylese bile… ben yine de severim onları," dedi Derya, sesi artık bir fısıltı kadar hafifti.
"Gördün mü? Ben seversem gerçekten severim. Kadınımı da asla bırakmam." Kaya’nın sesi bir itirafdı adeta. Ama ardından bir adım geri çekildi.
"Anında çekimime kapıldın."
Bu cümleyle Derya sanki daldığı girdaptan çıkmıştı. Ne olduğunu tam çözememişti ama bir şeyler olmuştu.
"Sana ayak uydurdum sadece. Erkeklere güvenilmez. Tecrübeyle sabittir. Hem ben senin tipin bile değilim. Bunu söyleyen sen değil miydin?" dedi, kaçamak bir gülümsemeyle.
Kaya kaşlarını kaldırdı.
"Evet... öyle demiştim değil mi?"
Gülümsedi ama gözlerinde buruk bir parıltı vardı. Aslında Derya’yla aynı şeyleri hissediyordu. Kendini kaptırmıştı ama bu konuşmanın biraz daha sürmesi hâlinde, onu öpeceğini fark etmişti. Ve Derya’ya bunu yapamazdı. Ona sahte umut vermek istemiyordu.
*****
Bir gün geçmiş ve test sonuçları nihayet belli olmuştu. Beklenen haber, bir nebze olsun herkesi rahatlatmıştı. Evet, Kaya ve sadece bir asker dışında herkes pozitifti. Diğer asker yüksek ateşle grip olmuştu, ancak endişe edilecek bir durumu yoktu. Kaya ise- her zamanki gibi kendinden emin bir şekilde söylediği gibi- sadece üşütmüştü. Bu yüzden de o kadar çok hapşurmuştu. Şimdi gitmeden önce, belli ki kafasında kurduğu başka bir planla Derya’yı arıyordu.
"Derya hemşire nerede biliyor musun?"
Kaya, koridorda rastladığı Melek hemşireye doğru yaklaştı.
Melek şaşırmış gibi yapmadı. Zaten hastanedeki dedikodu akışını en çok seven kişiydi. Gözlerini kısıp merakla sordu:
"Ne yapacaksın Derya hemşireyi? Testin de temiz çıkmışken artık hemşirelik işin kalmadı."
Kaya gülümsedi. Hafifçe başını eğip Melek'in gözlerinin içine baktı, alaycı ama şirin bir ses tonuyla:
"Bulursam evlilik teklifi edeceğim. Sana ne Melek? Sen neden her şeyi bu kadar çok merak ediyorsun?"
Melek biraz bozuldu, biraz da kızardı.
"Benden asılı değil biliyorsun. Sormadan duramıyorum."
"Yani ‘dedi kodu yapmadan duramam’ desene sen ona," dedi Kaya, kahkahayı bastırmamak için dudaklarını ısırarak.
"Ama olsun, evet diyeyim. Bu da bir tahmin neticede."
"Ama gerçekten, ne yapacaksın Derya’yı? Dün de senin pansumanını o yapmıştı. Hissediyorum, burada bir şeyler dönüyor."
Tam o sırada Derya koridordan çıkageldi. Elinde birkaç test sonucu vardı. Kaya'nın yanına gelmiş, testlerinin iyi çıktığını haber vermek istemişti. Ama onun artık sonucu öğrendiğini bilmiyordu.
"Kaya," dedi Derya. Ses tonu işine odaklıydı ama gözlerinde Kaya iyi olduğu için mutluluk vardı. Kaya'nın ifadesi de çoktan değişmişti.
"Her yerde seni aradım sevgilim," dedi ve hiç vakit kaybetmeden Derya’ya sımsıkı sarıldı. Melek’in yüzü anında kızardı, sanki ani bir elektrik çarpması geçirmişti.
Derya kaskatı kesilmişti.
"Ne yapıyorsun?" diye fısıldadı, kollarını kurtarmaya çalışırken.
Ama Kaya onun kulağına aynı tonda bir fısıltıyla yanıt verdi:
"Çaktırma… Onur doktor bizi izliyor."
Sarılmasını bitirdiğinde, yüzünde sanki az önce olan hiçbir şey olmamış gibi masum bir ifade vardı. Melek’e döndü:
"Biz artık gidelim Melek. Malum işlerim var. Gitmeden sevgilime veda etmek istedim sadece."
Derya'nın elini tuttu, şaşkın bakışlar eşliğinde onu hastane çıkışına kadar götürdü. Dışarı çıktıklarında Derya elini hızla geri çekti.
"Deli misin sen? Neden olur olmaz yerlerde bana sarılıyorsun? Sevgilim diye tanıtıyorsun kendini!"
Kaya, tam bir pişkinlikle omuz silkti.
"Senin için. Onun seni kaybettiğini görmesini istedim. Pişman olsun."
"Onun ne düşündüğü ya da ne hissettiği beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Ama senin yüzünden şimdi tüm hastane sevgilin olduğumu düşünecek. Melek bu olayı kaç kişiye anlatır sence?"
"Melek susmaz. O konuşmak için yaratılmış. Onu susturan bir Allah kulu görülmedi."
"Off Kaya... başıma bela açtın."
Kaya gözlerini kıstı, sevimli bir gülümsemeyle başını hafif yana eğdi.
"Belanın ta kendisi karşındayken, başka dertleri boş ver. Onları zamanla hallederiz."
Derya gözlerini devirdi.
"Sana hiç güvenmiyorum."
"Farkındayım," dedi Kaya ve başını hafif eğerek selam verdi. "Ama seni bazen güldürüyorum. Bu da bir şey."
Yüzündeki gülümsemeyle, hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp park ettiği araca bindi. Derya ise istemsizce bakakaldı arkasından. Sanki gerçekten sevgilisiymiş gibi, o uzaklaşana kadar gözlerini ondan alamadı. Kalbi biraz kızgın, ama çokça karışıktı.
*****
Gelecek bölümden fragman...
Derya önde, Kaya ise dikkatli adımlarla onun peşinden yürümekteydi. Sessizlik içinde ilerliyorlardı. Deminki kavgaları yüzünden ikisi de konuşmuyordu. Ayaklarının altında ezilen kuru dalların sesi bile çıkmıyor, sadece nefesleri duyuluyordu. Ama beklenmedik bir şey oldu.
Derya'nın ayağının altından bir anda “tık” diye keskin ve metalik bir ses geldi. Zeminden gelen o ses, Kaya'nın içinde soğuk bir ürperti gibi yükseldi. Anında gözleri büyüdü.
“Dur!” diye sertçe seslendi, neredeyse bağıracak gibiydi.
Derya, ne olduğunu anlayamadan başını çevirip Kayaya bakmak üzereyken, Kaya iki adımda yanına gelerek onu omzundan tuttu.
“Hareket etme,” dedi, sesi bu kez daha yumuşaktı.
“Ne... Neden? Ne sesiydi o?” Derya'nın sesi titriyordu, gözleri korkuyla dolmuştu. Kaya yutkundu. Bakışlarını yere indirdi. Derya'nın ayağının tam altına odaklandı. Derin bir nefes aldı.
“Korkma, tamam mı? Ben halledeceğim. Sana bir şey olmayacak.”
Derya’nın dudakları aralandı. “Neyi hallediyorsun Kaya? Ne var ayağımın altında?” dedi ama cevabı duymaktan da korkuyordu. Tahmin etmişti ayağının altındakini.
Kaya dizlerinin üzerine çöktü. Cebinden çıkardığı bıçakla Derya’nın ayakkabısının hemen yanındaki toprağı dikkatlice kazımaya başladı. Parmak uçlarıyla, sanki en ufak bir yanlış dokunuşun ikisini birden havaya uçuracağını bilerek, ağır ağır ilerliyordu. Ve sonunda... metal bir yüzey ortaya çıktı. Kaya'nın yüzü düştü. Göz kapakları kısıldı. Nefesi sıklaştı.
“Mayın var...” dedi boğuk bir sesle. Gözlerini kaldırıp Derya’nın gözlerine baktı. “Ayağının tam altında, Derya.”