Salih'in işlek kafeteryasında aylardır kendime yer edindiğim aynı köşede aynı koltukta, telefon elimde otururken kim bilir kaç dakikayı heder etmiştim. Zamanın zamansızlığıma eşlik etttiği o dakikaları yaşıyordum yine. Boynumdan kollarıma doğru uzanan sızı dayanılmaz hâl alınca ancak telefonu masaya bırakarak biraz ara vermeye karar verdim. Kollarımı yukarı kaldırdım. Birleştirerek sağa sola hareket ettirdim. Oturduğum yerden bedenimi esnetmeye çalıştım. Oyle ki etrafımdakilerin ne yapıyor bu deli der gibi bakışlarına maruz kalınca ancak gerçek dünyaya geçiş yaptım. Telefonu elime almadan önce üç beş kişinin olduğu masalar hınca hıç dolmuştu. Kafe dolup taşmış, garsonlar ellerinde ki menüyle sağa sola koşturuyordu. Dışarı baktım hava çoktan kararmaya başlamıştı. Güya Salih aklım dağı

