6. Bölüm

2699 Words
Not: Söylemem gerek var mı bilmiyorum ama kitapta geçen olaylar tamamen kurgu ve gerçek kişilerle alakası yok. Hikayeme oy vererek destek olmayı unutmayın ? Keyifli okumalar ? Bol bol yorum yapmayı da unutmayınız ? ~ 6 ~ Siktir! Koca bir siktir! Bu an yaşanmıyordu değil mi? Ben Kuzey Karahanlı'nın gizemli ziyaretçesi olarak kesinlikle haberlere çıkmamıştım. Ya da çıkmıştım. Baya baya çıkmıştım. Şu an ekranı kaydırıp bir kısmı görünen fotoğrafa bakmam gerekiyordu ama o cesaretin daha ilk harfi bile yoktu bende. Fakat biliyordum ki ben görmesem bile tüm Türkiye çoktan gördüğünden benimde bakmam, ve olası felaketlere hazırlıklı olmam gerekiyordu. Tüm gerginliğime rağmen parmaklarımı haraket ettirerek ekranı kaydırdım. Artık her kısmını görebildiğim fotoğraf Kuzey'in yanına gittiğim gün, pencereden ona bakarken çekilmiş bir fotoğraftı. Arkadan çekilmişti, yüzüm görünmüyordu. Pekala bu kötünün iyisiydi değil mi? Anlık rahatlamam aklıma gelenlerle çok kısa sürmüştü. Hızlıca haberi internette aratıp başka açıdan bir fotoğraf olup olmadığını kontrol ettim. Neyse ki sadece o fotoğraf vardı ve tüm siteler aynı fotoğrafla haber yapmıştı. Kim olduğum belli olmuyordu, bu noktada rahatlamıştım fakat büyük bir sorun vardı. O da fotoğrafı kimin çekiğiydi? Muhtemelen hemşirelerden biriydi çünkü o gün koridorda Arya, ben ve Kuzey'in uyuyan ailesi dışında sadece birkaç hemşire vardı. Yüksek ihtimalle elinde başka açıdan fotoğraflar olabilirdi ve her an yüzümün göründüğü fotoğraflar medyaya düşebilirdi. Bu gerçekleşirse hayatım ciddi anlamda mahvolurdu. İlk olarak Kuzey gelip gizlice onu ziyaret ettiğimi öğrenirdi ki bu çok utanç verici olurdu. Sonraki aşama ise kim olduğumu öğrenmesi olurdu. Son olarak ise ailem benim Kuzey'i ziyarete gittiğimi öğrenirdi ki bu da çok korkunç bir durum olurdu. Felaketler böylede bitmiyordu. Tüm ülke Galatasaray'ın teknik direktörünün kızının, Fenerbahçe'nin göz bebeğiyle olan ama olmayan ilişkisiyle çalkalanırdı. Siktir ya! Ben cidden sıçmıştım şu an. Aptaldım. Gerçek bir aptal. O hastaneye gitmemeliydim, Kuzey'i ziyaret etmemeliydim. Ben kimdim ki bir aydır tanıdığım adamı ziyarete gidiyordum? Aptaldım, gerçekten. Yüzümün görünmediği fotoğrafta belki kimse ben olduğumu anlamazdı ama Kuzey artık onu gizlice ziyarete gelen biri olduğunu biliyordu. Ufak bir ricayla bile o hastanenin kamera kayıtlarına ulaşıp kim olduğumu öğrenebilirdi. Muhtemelen bu an meselesiydi. O gün ailem dahil herkes gizemli kızı, yani beni konuşmaya başladı. Aradan sadece iki hafta geçmişti ve ben resmen tetikte yaşamaya başlamıştım. Ya Kuzey öğrendiyse korkusuyla geziyordum. Haberlerin çıktığı gün Kuzey'in de hastaneden çıktığını öğrenmiştim. Bu haberle birlikte korkum daha da artmıştı. Sanki her an bir yerden çıkıp 'beni niye ziyaret ettin?' diyecekmiş gibi hissediyordum. Sırf bu yüzden bir buz pateni dersimi bile hasta olduğumu söyleyerek iptal etmiştim. Hasta falan değildim. Kuzey hastaneden çıkmıştı ve gelirse diye dersimi iptal etmiştim fakat sonrasında iptal edememiştim. Etseydim eğer buz pateni kariyerim başlangıcında son bulacaktı. Bu yüzden isteğim sıfır olmasına rağmen, yine zamanında kalkıp hazırlanmış ve spor tesisine gelmiştim. Gelmesine gelmiştim ama neredeyse on dakikadır tesisin otoparkında arabamada oturuyordum. Bu iki haftada bende boş durmamış, Arya'dan hastanenin kamera kayıtlarına ulaşmasını istemiştim. Şanslıydım ki uzmanlık eğitimini yapan bir doktor adayı olduğundan işler daha hızlı hallolmuştu. Görüntülerde tamda tahmin ettiğim gibi bir hemşire fotoğrafı çekiyordu. Arya hemşireyle minik bir tehdit içerikli konuşma yaptıktan sonra elindeki fotoğrafları silmiş ve ortaya çıkan bir fotoğraf olursa kendisini hapiste bulacağına dair ufak bir uyarı yapmıştı. Hemşirenin korkusundan başka bir fotoğraf daha ortaya çıkarmayacağına emindim fakat yine de Kuzey'in beni bulabileceği ihtimali hala başlı başına bir felekatti. Öğrensin istemiyordum çünkü mantıklı bir açıklamam yoktu. Onu ziyaret etmemin hiçbir açıklaması yoktu. Olası bir karşılaşma durumunda ise bahanem olması için senaryolar kurmuştum bile. Örneğin kuzenimin o hastanede uznanlık eğitimi aldığı ve onu ziyarete geldiğimde görüp bakmam gibi. Evet kötü bir yalandı ama onu isteyerek ziyarete gitmiş olduğum gerçeğini bilmesinden iyiydi. Şunu da biliyordum ki sonsuza denk bu arabanın içinde oturup saklanamazdım. İnip o derse gitmem gerekiyordu. Derin bir nefes verdim ve çantamı da alarak arabadan indim. Kimseyle karşılaşmamak için hızlı adımlarla tesise girmiştim. İlk işim soyunma odasına giderek üzerimi değiştirmek oldu. Elimde patenlerimle buz pistinin girişine geldiğimde oturma yerinde patenlerini giyen öğrencilerimi gördüm. Üzerimdeki korkuyu bir kenarıya bırakarak gülümsedim ve onların yanına geçtim. Onlarla sohbet ederek kendi patenlerimi giymiştim. Sonrasında piste geçip derse başlamıştık. Çocukların meraklı soruları eşliğinde geçen dersimden sonra hepsini ailesinin aldığına emin olarak soyunma odasına geçtim. Üzerimi değiştirmiş, elimde çantamla odadan çıktığımda göz göze geldiğim kişiyle adımlarım savsakladı. Kuzey'in mavi gözleri bana dikkatle bakıyordu. Başta bunu kafamda kurduğumu düşünmüştüm. O kadar çok bu senaryoyu kurmuştum ki onlardan biri sanmıştım fakat bana doğru adım atmasıyla onun gerçek olduğunu anlamam çok sürememişti. Gerginlikle elimin asılı olduğu kapı kulpunu çekerek arkamdan kapattım kapıyı. "Kuzey... bey." Diye saçma bir cümle çıkmıştı ağzımdan. Karşımda durmuş öylece gözlerime bakarken başka ne diyebilirdim ki zaten. Gözlerim anlık şaşkınlığın etkisinden çıkar çıkmaz onun bedenini taramıştı. Alçıları ne çabuk çıkmıştı? Üzerine de basabiliyordu, fazla hızlı iyileşmemiş miydi? Sırf maçlara dönebilmek için sabah akşam egzersiz yaptığına o kadar emindim ki aslında şaşırmamalıydım. Tam Kuzey Karahanlı'nın yapacağı hareketti bu "Sanada merhaba Beren." Demesiyle yutkunmuştum. Pekala, onun öğrenmiş olma ihtimali vardı ve o konuyu açamdan benim bu konuşmayı sonlandırmam gerekiyordu. "Merhaba, bende çıkıyordum. Acelem var da." Dedim hiç düşünmeden. "Sana otoparka kadar eşlik etmek isterim. Sorun olur mu?" Demesini elbette beklemiyordum. "Hayır, sorun olmaz." Diyerek yanıtladım. Ardından eliyle koridoru gösterdiğinde birlikte ilerlemeye başladık. Ben ne kadar gerginsem Kuzey bir o kadar rahattı. Sanki kırk yıllık arkadaşıyla sohbet ediyormuş gibiydi. "Hep böyle sessiz misindir?" Otoparka doğru ilerlerken sorduğu soruyla ona döndüm. "Tanımadığım insanlara karşı, genellikle." Dedim. Tam o sırada Kuzey'in açtığı ve geçmem için tuttuğu kapıdan geçerek otoparka çıktım. Peşimden o da çıkarak yanıma geldi. İleriye doğru bir adım atacağım sırada söylediğiyle duraksadım. "Tanımadığın her insanı hastanede ziyaret eder misin?" Yutkunamadım. Gerçekten yutkunamadım ve kendi tükürüğümle, kendime ölüm tehlikesi yaşattım. Arka arkaya öksürürken Kuzey'in elini sırtımda hissettiğim an ileriye doğru hızlı bir adım atarak ondan kurtuldum. Öksürüklerim kesildiğinde bana merakla bakan Kuzey'in gözlerine baktım. "Anlayamadım tam olarak ne demek istediğini." Dedim hızlıca. Elbette inkar edecektim. Kuzey güldü. Cidden güldü. Baya baya otoparkın ortasında kahkaha attı. Komik olan bir şey mi vardı? Kaşlarımı çatarak ona baktığımda gülüşü sona ermişti. "İnkar edecek misin gerçekten?" Diye sorduktan sonra konuşmama fırsat vermeden devam etti. "Ziyarete gelmene şaşırdım doğrusu. Benden pek haz etmiyor gibisin." "Sizden haz etmediğim falan yok Kuzey bey. Benim için öğrencimin dayısı ve başarılı bir futbolcusunuz. Yani size karşı ekstra bir duygu beslemiyorum." Dedim duygusuz bir şekilde. "Bu beni ziyarete gelmeni pek açıklamıyor sanki?" Diyerek konuyu değiştirmeme fırsat bile vermemişti. "Sizi ziyarete gelmedim." Dedim inatla. "Kamera kayıtlarında gözüken sen değilsen bir ikiz kardeşin olmalı. İkiz kardeşin var mı?" Diye keyifle sormuştu. Baya eğleniyordu şu an bu durumdan. O kamera kayıtlarına lanet olsun. Beni o hastaneye götüeen ayaklarıma da lanet olsun. Ya da onlara olasındı. Paten kayarken lazım oluyorlar. Ne saçmalıyorsun Beren, şu an sırası mı? Kafamı iki yana sallayarak silkelendim ve söze girdim. "Bak, bakın Kuzey bey. Ben özellikle sizi ziyaret etmek için gelmedim oraya. Zaten oradaydım ve sonra siz getirildiniz. Benim tek amacım ablanıza geçmiş olsun dileklerimi iletmekti ama orada değildi." Diyerek yalan söyledim. Hiç kekelemeden, oldukça rahat bir şekilde söylemiştim. Kuzey kısa bir an afallamıştı. Bunu eğlenen hallerinin sona ermesinden anlamıştım. "Doğrudur tabii. Bana neden yalan söyleyesin ki değil mi?" Diye sormuş ve cevap vermeme izin vermeden devam etmişti. "Yine de basına gizemli bir sevgilim olduğu haberiyle çıkmak istemezdim, tahmin edersin." O hemşireyi öldürmek istiyordum, fakat içimdeki saf kalpli Beren buna engel oluyordu. "İsteyerek yaptığım bir şey değildi, emin olun bende sizin gizemli sevgiliniz olarak basına düşmek istemem. Ben fotoğrafı çeken hemşireyle görüşüp elindeki diğer fotoğrafları aldım, herhangi bir başka fotoğraf ortaya çıkarsa hapise gireceğini biliyor. Yani rahat olabilirsiniz." Dediğimde şaşırmış gibiydi. "Sen her şeyi halletmiş zaten." "Olması gerekeni yaptım. Merak ettiklerinize cevap bulduysanız artık gitmem gerekiyor." Gerekmiyordu ama gitmek istiyordum. "Bir şeyi daha merak ediyorum aslında..." bana doğru bir adım attı ve devam etti. "Havaalanında karşılaştık, restaurantta karşılaştık, yeğenimin öğretmeni oldun, birlikte akvaryuma bile gittik..." "Alya için." Diyerek araya girdim hemen. Konunun nereye gittiği önemli değildi ama bu detay önemliydi. "Evet, sonuç olarak dışarıda vakit geçirdik. Gizemli kız arkadaşım bile oldun ama hala bana bey demekten vazgeçmiyorsun." Soracağı soruya anlar anlamaz duruma açıklık getirdim. "Aramızda bir samimiyet yok çünkü. Bende sizin ısrarla bana karşı olan samimiyetinizi anlamıyorum." Dedim. Tek kaşını kaldırdı ve söze girdi. "Bu seni rahatsız mı ediyor?" "Hayır ama doğru değil." "Göreceli bir kavram." Dediğinde artık konuşma beni germeye başlamıştı. "Şu an felsefe yapmayacağız değil mi? Dersten çıktım ve yorgunum, üstelik yetişmem gereken bir yer var." Dedim artık bir an önce gitmek istediğimi belli ederek. Sanki her an 'kim olduğunu öğrendim' diyecekmiş gibi hissediyordum ve bu beni korkutuyordu. Başta bu kadar dert etmemiştim ama onunla her karşılaşmamızda bu korkunun boyutu artıyordu. "Bir gün bana da öğretmeni isterim." Dediğinde neyden bahsettiğini anlayamadım. Kaşlarım istemsizce çatıldığında hafif gülümseyerek söze girdi. "Buz pateni diyorum, bana da ders verirsen hayır demem." Diyerek açıklamıştı. Kuzey benden ona buz pateni dersi vermemi mi istiyordu? Toparlan Beren, aptal gibi bakma adama. "Tabii, bir gün neden olmasın." Dedim hemen. "İstersen bende sana futbol oynamayı öğretirim. Hoş sen zaten biliyorsundur değil mi?" Son cümlesiyle tüm bedenim birden gerildi. Gülen yüzüm yavaş yavaş soldu. Kuzey biliyordu. Kim olduğumu, kimin kızı olduğumu biliyordu. "Anlamadım?" Dedim hiç vakit kaybetmeden. "Abinden bahsetmiştin akvaryuma gittiğimiz gün Alya'ya. Abin öğretmiştir diye düşündüm." Dediğinde gerilen bedenim kendini birden salmıştı. Hiçbir şey bildiği yoktu ve ben yakında akli dengemi kaybedecektim bu yüzden. "Hayır. Abim ve ben futbolu pek sevmeyiz. O yüzden öğreten biri olmadı." Diyerek yanıt verdim. "Öğretebilirim." "Çok iyi bir öğretmen olacağınızdan şüphen yok ama dediğim gibi, futbolu sevmiyorum. Oldukça iyi görünüyorsunuz fakat yine de geçmiş olsun. İyi günler Kuzey bey." Dedim kaçarcasına. Ve tek bir kelime bile etmesine izin vermeden arabama doğru ilerledim. Her attığım adımda gerginliğim artıyordu. Arabama biner binmez derin bir nefes bırakmıştım. Yalan söylemek istemiyordum. Yalan söylemekten nefret ediyordum. Yalan söylemek beni yoruyordu. Ona doğru kim olduğumu söylemek istiyordum ama bundan sonraki her karşılaşmamızda benimle göz göze gelmekten bile kaçınacağını biliyordum. Ve nedensizce bunu düşünmek bile rahatsız ediciydi. En azından şu an iki tanıdık olarak konuşabiliyorduk ama öğrendiğinde bu değişecekti. Arabamı çalıştırken onunda arabasına doğru gittiğini gördüm. Göz göze gelmemek için yola odaklanarak otoparktan ayrıldım. Rotamı eve doğru planlarken çalan telefonumla ekrana döndüm. Elbette beni her an arayan tek insan Arya'dan başkası değildi. Cevapladığım aramayla sesi arabanın içinde yankılanmıştı. Akın'la buluşmuşlardı ve beni yanına çağırıyordu. Yanlarında üçüncü kişi olmak istemediğimi ısrarla söylesemde kabul etmemiş, üzerine ben kabul edesiye kadar ısrar etmişti. Sonucunda kazanan o olmuştu. Eve doğru oluşturduğum rotam Arya'nın attığı konuma dönmüştü. Kafenin önünde geldiğimde arabamı park ederek indim. İçeri girer girmez, fazla kişinin olmadığı kafede Arya'yı görmüştüm. Masaya doğru ilerlerken Akın dışında başka birisinin daha olduğunu görmüştüm. Arya beni görür görmez ayağa kalkmıştı. Onunla sarıldıktan sonra Akın'la da selamlaşıp boş sandalyeye oturmuştum. Akın'la, Arya sebebiyle defalarca görüştüğüm için yabancı değildi ama yanımda oturan adamı kesinlikle tanımıyordum. Bu noktada Arya devreye girerek beni durumdan kurtarmıştı. "Beren, bu Ozan. Takımdan Akın'ın arkadaşı, Ozan sen zaten Beren'i tanıyorsun." Diyerek durumu açıkladığında adının Ozan olduğunu öğrendiğim adama döndüm. Ellerimizi aynı anda uzattığımızda bu durum beni istemsizce güldürmüştü. Fazlasıyla gergin olduğum için gülecek bir şey arıyordum ve bu çok iyi fırsattı. "Memnun oldum." Dedim elini sıkarken. Aynı şekilde karşılık vermişti bana. "Anlaşılan senin maçlarla pek aran yok." Demişti gülerek. Onu tanımıyor oluşum elbette onun bunu anlamasına sebebiyet olmuştu. Yüzümü buruşturarak kafamı iki yana salladım. "Hemde hiç yok." "Sinan hocanın çocuklarını futbol bağımlısı olarak büyüttüğüne neredeyse emindim." Dediğinde ikimiz arasındaki derin bir sohbeti başlatmıştı hiç fark etmeden. "Bunu denedi, fazlasıyla çabaladı ama abim ve ben onun çabalarını boşa çıkarınca sonunda pes etmek zorunda kaldı." Dedim gülerek. O an aklıma babamın bana ısrarla top oynattığı günler gelmişti. Tam bir işkenceydi. "Fazlasıyla çabaladığına inanıyorum, bu konuda çok iyidir." Dediğinde neysen bahsettiğini anlamam zor olmamıştı. "Sizi mahvediyor değil mi?" Diye sordum masumca. "Tam olarak öyle yapıyor ama takımdan kimse Sinan hocanın çabalarının bizi daha da iyi bir noktaya getirdiğini inkar edemez. Bence baban kesinlikle bu iş için doğmuş." "Bak işte bende buna inanırım." Dedim onu taklit ederek. "Sen iş yapıyorsun peki?" Diyerek konuyu başka bir yöne çekmişti. Sandalyemi hafifçe ona doğru döndürürken cevap verdim. "Ben aslında İtalyan dili ve edebiyatı okudum ama şu an buz pateni dersi veriyorum." "Baban futbolda başarılı olamasada içine spor aşkını işlemiş belli ki. İtalyan dili nereden çıktı peki?" "Sanırım ortaokuldaydım, İtalyancayı merak edip kursuna başlamıştım ve sonrada İtalya'ya yaşamak istediğim için orda bir üniversite tercih ettim. Dili de biliyorken edebiyat okumak istedim, öyle gelişti yani." Dediğimde konu ilgisini çekmiş gibi gözleri parlaşmıştı. "İtalya rüya gibi bir yer değil mi? Bende hayatamın bir dönemini orada geçirmiştim." Yanıtıyla birlikte bu kez heyecanla konuştum. "Gerçekten rüya gibi, sen neresinde yaşadın?" Diye sordun merakla. Sonrasında sanki hayattan kopmuş gibiydim. Tüm endişelerimden sıyrılmıştım. Ortak zevklerimin olduğu bir insanla konuşmak bana o kadar iyi gelmiştiki bir an bile sıkılmamıştım. Arya ve Akın aralarındaki ilişkiyi ilerletirken ben saatlerce Ozan'la konuşmuştum. Sanki onu yıllardır tanıyormuşum gibiydi. Konuştukça başka bir konu açılmıştı ve ben bir an olsun sıkılmamıştım. Üstelik onunla konuşmama engel hiçbir şey yoktu. Babamın takımındaydı ve bu harikaydı. Bana asla rakibiymişim gibi bakmayacaktı, veya babam öğrenirse diye kormayacaktım. "O zaman sözünü aldım, ilk maça izlemeye geliyorsun." Dedi Ozan benden bir söz beklerken. Hepimiz ayaklanmış ve vedalaşmıştık. Ozan gider ayak benden aldığı sözü garantilemek istiyordu. Hemen kafamı salladım. "Kesinlikle geleceğim." Dedim. "Görüşürüz o zaman." Dedi. Tekrar vedalaştıktan sonra Arya'yla birlikte kafeden ayrılmıştık. Onu Akın evden aldığı için benim arabamla gelecekti. Yolun hemen karşısına park ettiğim arabama doğru giderken Arya konuşmaya başladı. "Ozan'la baya iyi anlaştınız siz." Diyerek açmıştı konuyu. "Yani, ortak zevklerimiz var ve tam benim kafamda birisi. Konuşacak ortak konumuz fazlaydı." Diyerek yanıtladım. "Senden hoşlanıyor." Duyduğum şeyle kaldırımın ortasında duraksayarak ona doğru döndüm. "Efendim." Dedim şaşkınlıkla. "Akın söyledi. Sen geldiğinde, ilk maça gittiğimiz zaman görmüş seni. O zamandan beridir de aklındaymışsın kısacası." Afallamıştım. Bunu kesinlikle beklemiyordum. "Sende bu buluşmayı mı ayarladın?" Diye sordum. "Hayır tabii ki. Akın'la buluşacaktık biz, sonra Ozan'da geldi onunla. Ozan benden seni çağırmamı rica etti, bende belki anlaşırsınız diye çağırdım. Öyle de oldu, fazla iyi anlaştınız. Maça bile gideceksin onun için." Derken kendisinin masum olduğuna beni ikna etmeye çalışıyordu. "Yinede önceden bana söylemen gerekirdi Arya." Dedim durumundan hoşnutsuz bir şekilde. Hiç belli etmemişti. Onun neredeyse 3 saat sohbet etmiştim bana karşı olan davranışlarından hiçbir şey anlamamıştım. "Sana söyleseydim eğer, sırf senden hoşlanıyor diye mesafe koyacaktın. Ben sadece mutlu olmanı istiyorum. Beren, Türkiye'ye adım attığından beri Kuzey Karahanlı hayatının merkezine yerleşti resmen. Ben bundan rahatsız değilim, Kuzey'le olmanı istemediğimden falan değil. Yanlış anlama. Sen Kuzey'le olma fikrinden bile rahatsız oluyorsun, ben bunu anladım. Sende bırak artık. Her an babam öğrenirse, Kuzey öğrenirse diye tedirginsin. Hayatını böyle geçiremezsin." Dediğinde haklı olması canımı daha da sıkmıştı. Gözlerimi ondan kaçırdım. "Dersten çıktığımda Kuzey oradaydı." Dedim ona anlatma ihtiyacıyla. "Ne? Neden gelmiş?" Diye sordu hemen merakla. "Tahmin ettiğimiz gibi kamera kayıtlarına bakmış ve ziyarete gelen kızın ben olduğumu öğrenmiş. Neden orada olduğumu sordu." "Sen ne dedin?" "Yalan söyledim." Dedim utançla. "Yalan söylemek istemedim Arya ama ona seni merak edip geldim diyemezdim ki." "Söyleyebilirdin Beren, söylemek istemedin. Çünkü o zaman yakınlaşacaktınız ve sen bunu da istemedin." Arya'nın her zaman hislerimi anlayıp yüzüme çekinmede vurması alıştığım bir huyuydu ama yine de kendime söyleyemediklerimi bana söylemesi beni çok daha fazla rahatsız ediyordu. "İstemedim." Diyerek onayladım onu. "Zaten hastenede olduğumu ve onun getirildiğini gördüğümü söyledim. Ablasına geçmiş olsun demek istediğimi söyledim. Yalan söyledim." "Böyle bilmesini istedin ve artık böyle biliyor." "Muhtemelen bir daha yüzüme bakmayacak çünkü onu tersledim." Anlayışla elimi sıkarak beni rahatlatmak istedi. "Akışına bırak Beren, bak Ozan'la gerçekten iyi anlaştınız ve o senden artık çok daha fazla hoşlanıyor. Ona bir şans verebilirsin." "Onu tanımıyorum, şans verebilmem için tanımam gerekli." Dedikten sonra duraksadım ve derin bir nefes alıp devam ettim. "Tanımak için çabalamayacağım ama onun kendisini tanıtmasına da engel olmayacağım." Der demez Arya sevinçle üzerime atlayıp bana sarılmıştı. "Çok mutlu ol Beren, bunu çok istiyorum." Dedikten ayrılıp gözlerimin içine baktı, gülerek. "Ben zaten mutluyum Arya." Dediğimde bana gözlerini devirdi ve hiç umursamadan arabaya doğru ilerlemeye devam etti. Onun peşinden ilerlemeden önce arkamı dönerek kafeden içeriye baktım. Ozan ve Akın hala sohbet ediyorlardı. Babamın futbol bağımlılığını gördükten sonra hayatıma futbolla ilgili bir şey almacağıma neredeyse emindim ve hep uzak durmuştum. Şimdiyse tam tersiydi. Bir anda hayatıma fazlaca futbolcu girmişti ve duruma alışmam zaman alacak gibi görünüyordu. Özellikle kafamda Kuzey ve Ozan savaşı başlamışken. ~ 6 ~ Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın ❤️‍? Yeni bölümden kesitlere i********: hesabımdan ulaşabilirsiniz. (Biryazarkus) Ozan hakkında ne düşünüyorsunuz? • Buzdan Gol her Cumartesi yeni bölümüyle burada olacak ! Sizde bol bol yorum yaparak destek olursanız çok sevinirim ?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD