3. Bölüm

3777 Words
Hikayeme oy vererek destek olmayı unutmayın ? Keyifli okumalar ? Bol bol yorum yapmayı da unutmayınız ? Siz Buzdan Gol'ü okumayı çok sevdiniz, bende yazmayı ? Baktığınızda 10k çok az gibi gelsede 2 bölümü olan bir hikaye için çok güzel bir miktar. Bu yüzden size ne kadar teşekkür etsem az, hep söylüyorum ve söyleyeceğim. İyi ki varsınız ? ‼️ Y.N: Kitap gündemden önce yazıldığından içerisinde geçen Rusya ile ilgili detayları yanlış anlamazsanız sevinirim. ‼️ ~ 3 ~ "Şimdi gösterdiklerimi herkes anladı değil mi?" Diye sordum karşımda dizilmiş olan ufaklıklara. Kimisi kafasını sallarken kimisi 'evet' diyerek yanıtladı. "Çok güzel! Şimdi hepinizden benim yaptığımı tekrarlamanızı isteyeceğim. Sıradan başlayalım, gel bakalım Alya." Minik Alya sımsıkı tutunduğu camdan ayrılamadığında gülümsedim. Ayağımdaki patenlere biraz güç vererek kendimi ileriye ittim ve onun önüne gelip minik ellerini tuttum. "Şimdi birlikte ilerleyeceğiz, sen dengeni koruduğunda bırakacağım. Anlaştık mı?" Mavi gözleriyle bana bakıp kafasını salladığında kendimle birlikte ilerlettim onu pistin üzerinde. Biraz ilerledikten sonra eline verdiğim desteği azalttım fakat elimi çekmedim. Dengesini koruduğunu anladığımda ise elimi tamamen çekerek onu bıraktım. Başta adımları dengesini kaybetsede kendisini toplayıp ağır ağır kaymaya devam ettim. Benim gösterdiğim gibi ayaklarını ittirerek kaydıktan sonra gözlerini bana çevirdi. Bende bir onay beklediğini anladım hemen. "Çok güzel gidiyorsun Alya, hadi şimdi arkadaşlarının yanına git bakalım." Dediğim sevinçle gülümseyip arkadaşlarının yanına doğru kaymaya başladı buzun üstünde. Ve ben minik Alya bana sevinçle gülümsediğinde bir şeyi fark etmiştim. Ben doğru mesleği seçmiştim. Mutlu olduğum, severek yaptığım. Kendi içimde sevincimi yaşarken tekrar pistin karşı tarafında sırada bekleyen minik öğrencilerimin yanına gittim. Kalan 6 minik öğrencimede aynı hareketi yaptırmaya başladım. Ardından onlara kenarıdan tutunarak kendi dengelerini sağlamalarında fırsat tanıdım. Kimi zaman kenardan destek alıyor, kimi zaman kendi kendilerine ilerliyorlardı. Ben hemen yanlarında ağır ağır ilerleyip onları gözlemliyordum. Türkiye'ye geldiğimden beri zaman su gibi akıp geçmişti. Arya'yla maça gitmemizin üzerinden tam bir ay geçmişti. Bu süreçte buz pateni antrenörlüğü kursunu tamamlayıp ilk dersimi vermeye bugün itibariyle başlamıştım. Geçen bir ayda Arya ve Akın ilişkisi derken günler birbirlerini kovalamıştı. O maçtan sonra babamın iki maçına daha gitmiştik ve ben Akın ile Arya'nın flörtlerini izlemek durumunda kalmıştım. Arya aşkı konusunda level atlayıp Akın'ın hikayelerinden nerede olduğunu çözüp benide peşinde oraya sürüklemişti. Başarılıda olmuştu. Akın'la karşılaşmış ve ne tesadüf ayaklarına yatmıştı. O günden sonra birbirleriyle takipleşip ilişkilerine boyut atlatmışlardı. Şimdiyse Arya onun mesaj atmasını bekliyordu. "Öğretmenim." Duyduğum sesle bana seslenenin hangi öğrencim olduğuna bakındım hemen. İsminin Elif olduğunu hatırladığım ufaklığın yanına ilerledim hemen. "Efendim tatlım?" Bana ayaklarını gösterip konuşmaya başladı. "Benim ayaklarım hep kenarı gidiyor, neden?" Diye sorduğunda içimden gülmüştüm. Onun üzülmemesi için gülüşümü içime atıp kendi ayaklarımı gösterdim. "Bak, benim gibi ayaklarını böyle tutarsan kenarıya gitmez. Yap bakalım." Ayaklarını benim gibi yapıp kaymaya başladığında yüzünde beliren gülümseyi gördüm. "Oldu, oldu! Bakın öğretmenim, şimdi kayabiliyorum." "Görüyorum Elifciğim, aferin sana." Dedim gururla. Minik Elif geri kaldığı arkadaşlarının arkasına gitti kayarak. Saatimi kontrol ettikten sonra bende hızlıca onlara yetişip son bir tur attım onlarla. Kenardaki çıkış kapısına yaklaştığımızda önlerine geçtim yavaşça. "Evet, şimdi yavaş yavaş duralım bakalım." Hepsinin durmasını bekledim ve ardından devam ettim. "Bugünlük dersimiz bu kadardı, iki gün sonra yeniden burada kaymayı öğreneceğiz ama önce hepinizden bir söz istiyorum." Dediğimde bana merakla baktı hepsi. "Ailelerinize bilgi verdim, bugün hepsi size birer alet alacak ve ben sizden eve gittiğinizde onunla etrafınızda dönmeye çalışmanızı istiyorum. Anlaştık mı?" Hepsi kafasını salladığında gülümseyerek dersi bitirdim. Hepsi tek tek çıkıp onları bekleyen ailelerine gittiğinde en son pistten ben çıktım. Soyunma odasına geçip patenlerimi çıkardıktan sonra hızlıca ayakkabılarımı giydim. Montumu ve çantamı aldıktan sonra odadan çıktım. Buz salonunun çıkışına doğru ilerlerken adımın seslenilmesiyle durdum. "Beren hocam." Arkama doğru döndüğümde bana seslenen güvenlik görevlisini gördüm. "Efendim." Dedim. "Hocam buz pistinin bekleme alanında bir öğrenciniz var, kimse almaya gelmemiş. Bende bilemedim ne yapayım." Dediğinde kaşlarım çatıldı. Nasıl kimse almaya gelmemişti? "Ben bakarım, sağ olun. Kolay gelsin." Dediğimde kafasını salladı güvenlik görevlisi bana. Adımlarımı geldiğim yöne gerisin geri yönelttim ve buz pistine girdim. Bekleme alanında oturan Alya'yı gördüğümde hızlıca onun yanına ilerledim. Ayağında patenleri, oturmuş öylece bekliyordu. Bu görüntü bir anlığına beni darma duman etsede hızla kendimi toparlayıp yanına oturdum. "Alyacığım, neden burada tek başına bekliyorsun?" Dediğimde mavi gözlerini bana çevirdi. Buğulu gözlerini gördüğümde içten içe ailesine öfkelenmiştim. "Annem gelecekti ama gelmedi öğretmenim." Dedi titreyen sesiyle. Kafamı sallarken çantamı açıp telefonumu çıkardım. "Anneni arayalım hemen, geç kalmıştır belki." Diyerek teselli ettim onu. Telefonumu açtığımda gördüğüm 10 cevapsız çağrı yanımda oturan ufaklığın ailesine aitti. O an bir sorun olduğunu anlasamda belli etmeden geri aradım. Henüz bir kez bile çalmadan açıldı telefon. "Beren hocam, bizde size ulaşmaya çalışıyorduk." Diyen endişeli ses geldi karşı taraftan. "Evet, şimdi gördüm aramalarınızı. Dersteyken telefonuma bakamıyorum." "Kusura bakmayın lütfen bu kadar aradım ama Alya için aramıştım ben. Onu almaya gelirken ufak bir kaza geçirdiğim için hastaneye gelmek zorunda kaldım." "Geçmiş olsun, umarım bir şeyiniz yoktur." Dedim kısık sesle. Yanımdaki ufaklığı korkutmak son istediğim şeydi. "Bir şeyim yok, yani varda önemli değil. Ben asıl Alya için aradım sizi, dersi bitirdiniz sanırım. Ben almaya gelmeyince korkmuştur, orada mı acaba çıkmadıysanız bakar mısınız? Yani ben çok kötü hissediyorum kendimi, başına bir şey geldi di..." Karşımdaki kadının endişeli sesini ve korkusunu anladığımda araya girdim hızla. "Sinem hanım, Alya şu an yanımda. Güvenlik arkadaşlar bana durumu bildirdiler." Karşı taraftan bir rahatlama sesi duydum. "Çok sağ olun, çok endişelendim ben gelemeyince. Eşimde iş seyahatinde ama erkek kardeşim almaya geliyor. Rica etsem gelene kadar onunla kalabilir misiniz?" "Tabii kalırım, merak etmeyin." "Çok teşekkürlerler. Ben gerçekten çok mahçubum." Diyen kadına geçmiş olsun dileklerimi tekrar iletip konuşmayı sonlandırdım ve bana merakla bakan Alya'ya döndüm. "Annen birazcık hastalanmış o yüzden gelememiş ama şimdi seni dayın almaya gelecek." Dedim. "Annem çok mu dondurma yemiş yoksa?" Diye sorduğunda gülümseyerek kafamı salladım. Ardından onu elinden tutup öğrenci dolaplarının yanına götürdüm ve ayağındaki patenleri çıkarıp kendi ayakkabılarını giydirdim. Montunuda giydirdikten sonra önünde diz çökmüş halde kaldım. Buz gibi olan ellerini avuçlarımın arasına almış onları ısıtmaya çalışırken bana merakla bakıyordu. "Saçlarınız çok güzel, keşke benimde sarı saçlarım olsaydı." Dediğinde gülümseme yayıldı dudaklarıma. Benimkinden yalnızca bir kaç ton koyu olan saçları vardı. "Seninkiler çok güzel bir kere, keşke benimkiler öyle olsaydı." Dedim hemen. Söylediklerim onu mutlu etmiş olmalıydı ki gülümsemeye başladı. Sonrasında gözleri bir noktaya takılmış ve ellerini kurtarıp koşturmaya başlamıştı. "Dayı!" Olduğum yerde dönüp koşan ufaklığa baktım. Yüzünü görmediğim adam onu kucağına alırken bende diz çöktüğüm yerden kalktım ve Alya'nın eşya çantasını elime aldım. Sarılan ikileye doğru ilerken adamın yüzünü görmüştüm. Kuzey Karahanlı... Öylece donup kalırken onunda gözleri benimkilerle kesişti. Tıpkı benim gibi şaşkınlıkla bakarken kaşları hafifçe çatıldı ama Alya'nın sesiyle düzelip dönmüştü. "Dayı ben çok güzel kaydım biliyor musun? Öğretmenim öyle dedi." O hevesle bir şeyler anlatırken ben olayın saçmalığını idrak etmekle meşguldüm. Araştırmalarım sonucunda Kuzey Karahanlı'nın tek kardeş olduğunu öğrenmiştim ama şimdi ona dayı diyen bir ufaklık vardı. "Öyle mi? Aferin benim prensesime o zaman." Diyerek tombul yanaklarına öpücük koduran Kuzey Karanhanlı'yı izliyordum pür dikkat. "Annem çok dondurma yemiş, hasta olmuş dayı. Ben yediğimde kızıyor ama kendisi yemiş. Hem hava soğukken dondurma yenmezki." Bilmiş bilmiş konuşan Alya'yla toparlanıp onlara doğru ilerledim. Onların karşısına geldiğimde Kuzey kucağındaki ufaklığı yere indirip bana baktı. "Sadece Beren?" Dedi sorgularcasına. Unutmamış! "Kuzey Karahanlı?" Dedim bende onun yaptığı gibi. Hafif gülümseyip kafasını salladığında elimdeki çantayı uzattım ona. "Alya'nın eşyaları." Dediğimde uzanıp elimden aldı. O sırada Alya söze girdi. "Dayı, öğretmenimde senin gibi yaptı biliyor musun? Ellerim üşüyor diye sıkı sıkı tuttu." Dediğinde Kuzey bakışlarını yeğeninden çekip bana döndü. "Buz pateni öğretmeni sen misin?" Diye sorduğunda kafamı salladım. "İstanbul gittikçe küçük bir yer olmaya başlıyor." Diye sessizce söylendiğinde çok iyi duymuştum. Haklıydı da. Üçüncü tesadüfi karşılaşmamızdı ve Arya'nınkiler gibi planlı tesadüflerde değildi. Üstelik bu kez yeğeninin öğretmeni olmuştum. Bunca tesadüfün üzerine birde babamın kim olduğunu öğrense ne düşünürdü acaba? "Hadi dayı, gidelim de anneme kızacağım ben. Çok dondurma yenmez!" Diye dayısının elini çekiştiren Alya'yla kafasını salladı Kuzey Karahanlı. "Alya'ya baktığın için çok sağ ol. Zahmet olduk sanada." "Olur mu hiç öyle şey." Dedikten sonra gülümseyerek Alya'ya döndüm ve devam ettim. "Biz Alya'yla çok güzel sohbet ettik beklerken değil mi?" Diye sorduğumda Alya beyaz dişleriyle gülümseyerek kafasını salladı. "Yinede teşekkürler. Tutmayalım biz seni daha." Dediğinde bu kez ben kafamı salladım. "Rica ederim, Sinem hanıma tekrar geçmiş olsun dediğimi iletirsiniz." Dediğimde onayladı beni. "İyi günler o halde." "İyi günler." Diyerek onayladım. Ardından dayı yeğen el ele ilerleyerek uzaklaştılar. Anın şaşkınlığını üzerimden atar atmaz peşlerinden gitmeye başladım. Spor salonunun otoparkına çıktığımda onu yeğenini arbaha yerleştirirken gördüm. O beni fark etmeden ilerleyip kendi arabama bindim. Eşyalarımı yan koltıpa bırakıp üzerimdeki ağırlıktan kurtulduktan sonra arabanın start düğmesine bastım. Gözlerimi yola çevirdiğim an onunla göz göze geldim. Bana kafasını sallayarak selam verirken yanlızca gülümsemekle yetindim. Aklım karışıyordu. Kuzen Karahanlı aklımı karıştırıyordu ve bu beni rahatsız ediyordu. Şimdiye kadar farklı ülkelerde farklı farklı adamlarla tanışmıştım ama hiçbiri bana böyle huzursuzluk vermemişti. Ne huzursuz ediyordu beni? Sürekli karşılaşmamız mı? Yoksa rakip takımının teknik direktörünün kızı olmam mı? Olmayacağını bile bile saçma sapan şeyler düşünmeye başlamıştım. Ne bekliyordum ki? Soyadımı öğrenir öğrenmez benden nefret edeceğini bilirken ne bekliyordum ben? Hayatımda kız arkadaşa yer yok diye röportajlar veren adamdı karşımdaki kişi. Gelip beni hayatına alacak değildi ya. Keşke dedim o an. İlk defa keşke dedim. Keşke babam başka birisi olsaydı, mesleği bu olmasaydı. Ya da onun takımın teknik direktörü olsaydı. Fakat keşkelerle hayatın değişmeyeceğini öğreneli çok olmuştu. Kuzey Karahanlı hayatımda tatlı bir anı olarak kalacaktı. Bakışlarımı sürücü koltuğuna yerleşen Kuzey Karahanlı'dan ayırıp hızlıca ayrıldım oradan. Ayrılmasına ayrılmıştım ama bir gözüm dikiz aynasında, arkamdan gelen arabasını gözlüyordum. Daha ne kadar aynı güzergahta ilerleyeceğimizi düşünürken durduğum kırmızı ışıkta sağ tarafıma geçerek hemen yanımda durdu. İstemsizce oraya doğru baktığımda arka koltukta sevinçle bana el sallayan Alya'yı gördüm. Onun gibi gülümseyerek bende ona el salladığımda dayısana heyecanla bir şeyler anlatmaya başladı. Bu sırada Kuzey Karahanlı bana doğru dönerken ben bakışlarımı ışıklara çevirdim. Önce sarı ardından yeşil olan ışıkla gaza basarak ilerledim. Bir süre sonra aynaya baktığımda onun arabasını görememiştim. Sonunda güzergahlarımızın ayrılmasına sevinirken arabada telefon sesim duyuldu. Ortadaki ekrandan aramayı yanıtladım. "Beren kuşum!" Arya'nın sesi tüm arabada yankılanırken hızlıca uzanıp sesi kıstım. Bir gün Arya yüzünden sağır olacaktım ama hadi hayırlısı! "Efendim Arya." "Çıktın mı dersten? Gerçi açtığına göre çıktın, bize gelsene o zaman?" "Bir izin versende ben cevaplasam sorularını." "Hadi hadi naz yapmada gel." "Yorgunum Arya." "Partiye çağırmıyorum ya kızım, oturup sohbet edeceğiz. Kıracak mısın biricik kuzenini?" "Tamam tamam, hemen duygu sömürüsü yapma." "Bekliyorumm." Demişti sonunu uzatarak. Ardından çağrıyı sonlandırıp rotamı değiştirdim. Arya'ların evine yöneldiğimde boş yolların avantajıyla yalnızca 15 dakikada ulaşmıştım. Garaj kapısının hemen önüne arabamı park ettikten sonra çantamı alarak indim. Yere adım atar atmaz saatlerce giydiğim patenin ağrısı yeni gelmeye başlamıştı. Sipariş verdiğim yeni patenler bir an önce gelse iyi olurdu. Ağır adımlarla bahçe kapısından girip patika yoldan kapıya ulaştım. Daha ben çalmadan kapıyı açan Arya'yla afalladım. "Kapıda mı bekliyordun?" "İnanır mısın tam olarak öyle yapıyordum." Kafamı iki yana sallayıp ayakkabılarımı çıkarıp kenarıya bıraktım. Ezbere bildiğim evin salonuna geçip kendimi koltuğa attım ve ağrıyan ayaklarımı koltuğa uzattım. "Bir ders verdin ne oldu sana kızım? Pertin çıkmış." Bitik halimi sorgulayan Arya'ya dönüp yanıt verdim. "Çocuklara ders vermek tahminimden daha zormuş." Diyerek olanı açıkladım. "Alışırsın canım, daha ilk dersin. Yılların pantecisisin sen, hallederim." "Şu patenlerim yüzünden oldu kesin. Yeni aldıklarım yetişmedi derse." Muhtemelen eskiyen patenlerimi yüzündendi asıl ağrım. Kursta o kadar çok çalışmıştım ki 10 gün boyunca, patenlerim 10 günde mahvolmuştu. "Kardan her yer tıkanmış, gelir yarın öbür gün." Dediğinde kafamı salladım. "Sen niye çağırdın beni? Hayırdır?" "Ay doğru ya, ben seni ne için çağırdım. Akın mesaj attı bana Beren. Bende ne yazacağım bilemedim seni aradım hemen." Diye hemen heyecanla anlatmaya başladı. "Ne yazdı?" "Merhaba, nasılsın? Yazmış." Dediğinde gözlerimi devirdim ona. "Ay yuh Arya, çocuğa cevap veremediğin şey bu mu? İyiyim sen nasılsın yazacaksın, ne yazacaksın başka?" Dedim. Daha buna bile cevap yazamıyorsa Akın'ın Arya'yla çok işi vardı. Arya'nın heyecanlı ifadesi gitmiş anında somurtmaya başlamıştı. Telefonunu eline alıp bir şeyler yazdıktan sonra bana döndü. "Yazdım, inşallah geç cevap verdim diye yanlış anlamaz ya. Ben heyecandan ne yapacağım bilemedim ki." Diyerek yaşadığı duruma açıklık getirmişti. Anlayışla kafamı salladım. "Bir şey olmaz, düşünme bu kadar." "Sende ne var yok, birazda sen anlat ya." Diye söylendiğinde aklıma anında Kuzay Karahanlı geldi. Arya'ya anlatıp anlatmamak konusunda kararsız kalırken birine anlatmanın iyi gelebileceğini düşündüm o an. "Aslında var..." daha cümlemin devamı gelmeden Arya elindeki telefonu koltuğa bırakıp bana dikkat kesilmişti. "Ay gerçekten mi? Anlat hadi hemen." "Sakin ol, sakin. Anlatacağım." Kafasını salladığında devam ettim. "Hani sana söylemiştim ya havaalanında bana çarpan şu Fenerbahçe'li oyuncuyu." Dediğimde kafasını salladı bana tekrar. "O gün restaurantta o da vardı. Sen gittikten sonra benim arabam çalışmadı bende kaputa bakıyordum. Tam o an yanıma geldi, sonra bir şeyler yaptı araba çalıştı işte. Sonrada o gün çarptığı için özür diledi, adını söyledi benimle tanıştı." Arya pür dikkat beni dinlerken geriye bugünü anlatmak kalmıştı. "Sonra bugün bir öğrencimin annesi gelirken kaza geçirmiş, onun yerine kardeşi gelecekti almaya. Bende çocukla bekledim kimse olmayınca gelene kadar. Sonra birde gelen yine o olmasın mı?" Dediğimde açılan ağzına ellerini bastırdı. "Ay yok artık. Ben tesadüfleri bile planlayayım siz karşılaşıp duruyorsunuz." Söylediğine istemsizce gülümsedim. Gerçekten tesadüfleri fazlasıyla zorluyorduk. "Öyle yani, yine karşılaşınca benimde kafam karıştı. Fenerbahçe oyuncusu adam Arya." Dedim sonlara doğru kısılan sesimle. "Kim, adı ne? Ben biliyorumdur kesin." Dediğinde gözlerimi devirmek zorunda kaldım. Adamı tüm Türkiye biliyordu, Arya nasıl bilmesindi zaten. "Kuzey Karahanlı." Diyiverdim bir solukta. Arya şaşırma limitlerini zorlarken neredeyse küçük dilini yutacaktı. "Çimlerin kralı?" Dedi sorgularcasına. Kafamı salladım. "Fenerbahçe'nin göz bebeği?" Tekrar kafamı salladım. Evet Kuzey Karahanlı. Evet çimlerin kralı. Evet Fenerbahçe'nin göz bebeği. "Hani şu eniştemin deli gibi övdüğü ama kendi takımında olmadığı için kıskançlıktan kudurduğu ve sabah akşam sövdüğü Kuzey Karahanlı mı?" Tam olarak o Kuzey Karahanlı, 1 ay öncesine kadar adını bile bilmediğim ama Türkiye'ye adım attığımdan beri her yerde adını duyduğum adam. Aynı zamanda babamın ağzından da adı düşmeyen adam. Attığı goller yüzünden babamın kaybettiği maçları gittikçe arttıran Kuzey Karahanlı. "Evet Arya, ta kendisi. Şaşırma kısmını atlat artık." "Ama Beren kuşum sende çok mu aradın ya? Galatasaray'ın oyuncularına bir baksaydın önce." Dediğinde koltuktaki ayağımla poposuna vurdum. "Saçma saçma konuşma Arya ya, sanki etrafta adam arıyormuşum gibi. Karşıma çıkıp durdu işte ne yapayım?" Neden çarpmıştı ki benim valizime. Hepsi onun suçuydu. "Yani ne diyeyim ki şimdi ben? Biliyor mu kim olduğunu?" Diyerek elbette akla gelen ilk soruyu sordu. Kafamı iki yana sallarken konuştum. "Hayır." "Yani, bilse zaten yüzüne bakm..." derken ne söylediğini fark ettiğinde duraksamıştı. Bildiğim gerçeği başkasından duymak daha kırıcıydı. "Beren, özür dilerim. Öyle demek istemedim." Dediğinde derin bir nefes verdim. "Ben bilmiyor muyum bakmayacağımı Arya, ne için özür diliyorsun?" Sanki Kuzey Karahanlı yüzüme baksa babam çok sevinecekti olmayan ilişkime. Kendi kendime bir tesadüfe kapılmıştım. "Ne bileyim ben, ne diyeceğimi bilemedim ki. Madem bilmiyor bırak bilmesin. Nereden öğrenecek sanki? Eniştemin ailesini araştıracak değil ya sonuçta adam." "Arya adamla bir kaç kez karşılaştık diye kendi kendime geleceği düşünüp sorunları çözmeye çalışıyorum burada. Adamın umrunda değilim, bütün röportajlarda bas bas 'hayatımda kız arkadaşa yer yok' diyen adamdan bahsediyoruz." "Doğru, prens hazretleri öyle diyordu değil mi? Görmüştüm bir kaç röportajını. Ama ne demiş Şemsi Tebrizi, 'biri gelir, seni sen eder' demiş." "Sözün devamını söylememe gerek var mı Arya, muhtemelen ben devamına daha çok uyuyorum." "Hemen olumsuz düşünme ya kuşum." "Aman boşver Arya, iki karşılaştık diye benim ilgimi çekti sadece. Unuturum bir kaç güne, geçer gider." Dedim. Daha öncede görüp hoşlandığım insanlar olmuştu, sonrasında geçip gitmişti. Kuzey Karahanlı'nın tek farkı imkansız olmasıydı o kadar. "Geçer mi, geçmez mi bilemem ama sen boşver yinede bilmesin kim olduğunu. Bir şey olursa söylersin, olmazsada bir önemi yok zaten." Dediğinde kafamı salladım. Tam o sırada Arya'nın az önce bıraktığı telefonunun ekranının aydınlandığını gördüm. Gözlerimle telefonu işaret edip söze girdim. "Seninki yazdı herhalde, bak bakalım." Dedim konunun değişmesini umarak. Zaten Arya anında telefonunu eline almıştı. "Ay vallahi yazmış. İyiyim demiş. Ay yine yazıyor." Heyecanla bana aktarıyordu gördüklerini. Sanki dibimde durmuyor ve ben ekranı görmüyordum. Yine de sessiz kalıp onun heyecanını bozmadım. "Ay numaranı verirsen seninle konuşmak istediğim bir şey var diyor." Gözlerimi ekrandan ayırırken ayaklarımı indirdim koltuktan. "Hadi siz flörtleşin, bana yazarsın neler konuştuğunuzu. Ben eve gideyim daha mayışmadan." Dediğimde Akın'a hızlıca cevap yazıp telefonunu bıraktı. Her ne kadar gitme diyerek beni ikna etsede eve gidip uyumak istediğimden kabul etmemiştim. Sonunda o da pes etmişti. Toparlandıktan sonra Arya'yla vedalaşıp ayrıldım evden. Ertesi gün hala gelmeyen patenlerim sonucunda çıkıp bir mağazadan kendim almaya karar verdim. Yarın dersim vardı ve bir derse daha eski patenlerimle katılamazdım. Kahvaltıdan sonra hazırlanıp evden çıkmıştım. Gideceğim mağaza alışveriş merkezinde bulunduğunda rotamı oraya ayarlayıp yola koyuldum. Yarım saat süren yolculuğum alışveriş merkezinin otoparkına arabamı park etmemle sonlanmıştı. Alışveriş merkezinin içinde aradığım mağazayı bulduktan sonra girip içeriye girdim. Oldukça büyük olan mağazada kaykay, normal paten, buz pateni ve çok daha fazla spor ekipmanı bulunuyordu. Kendi ilgi alanım olan buz patenlerinin olduğu tarafa yönelip rafta dizili olan patenleri incelemeye başladım. Alacağım model belli olsada gelmişken diğerlerine göz atmıştım. Bu esnada yanıma gelen görevliden alacağım modelin numarasını istedim. Görevli depoya giderken ben diğer patenleri incelemeye devam ettim. Patenlerin hemen yanında duran bıçak koruyucuları görünce oraya yöneldim bu kez. Düz beyaz koruyucudan bir paket aldığım sırada görevlide istediğim patenleri getirmişti. "Deneyecek misiniz?" Diye sorduğunda kafamı salladım. Görevli kutuyu açıp panterleri çıkarırken denemek için sandalyeye oturdum. Patenleri hızlıca deneyip bir sorun olmadığından emin olduktan sonra koruyucuyla birlikte görevliye verdim. O kasaya götürürken ben kendi ayakkabılarımı giyiyordum. "Aa, Beren öğretmenim!" Diyen sesi duyduğumda şaşkınlıkla oraya döndüm. Kuzey Karahanlı elinden tuttuğu Alya'yla karşımda dikiliyordu. Yaşanan bilmem kaçıncı tesadüfle şaşkınlığımı bir kenara bırakıp ayakkabılarımı giydim hızlıca. Oturduğum sandalyeden kalktığımda onlara döndüm. "Merhaba Alyacığım." Dedim ufaklığa doğru. "Yoksa sizde mi paten alıyorsunuz?" Diye merakla sorduğunda kafamı salladım. "Evet canım, bende paten alıyorum." "Bende alacağım biliyor musun? Dayım beni paten almaya getirdi buraya." "Çok sevindim." Diyerek gülümsedikten sonra kaçırdığım bakışlarımı sonunda onunla buluşturdum. "Kaçıncı tesadüf bu?" Derken gülen adama ne diyeceğimi bilemedim. Evet tesadüfler artık fazla olmaya başlasada bu tesadüfümüz daha kabul edilebilirdi. Sonuçta yarın ders vereceğim çocuklardan biriydi Alya ve İstanbul'da paten satan iki mağaza olduğunu göz önünde bulundurursak karşılaşmamız çok normal gelmişti. Benden bir cevap gelmeyince devam etti. "Ama bu tesadüf aslında iyi oldu. Alya spor salonunun verdiği patenlerle pek rahat edememiş, yarın da dersi olduğu için paten almaya geldik ama pek bilgimiz yok tahmin edersinki." Dediğinde kafamı salladım. Belli ki paten seçimlerinde benden yardım istiyordu. "Ben yardımcı olurum tabii." Derken az önceki görevli gelip ürünleri kasaya bıraktığını söylemişti. Onu onayladıktan sonra çocuk patenlerinin olduğu tarafa döndüm. "Çocuk patenleri şurada, birlikte bakalım isterseniz." Dediğimde Alya dayısının elini bırakıp benim yanıma gelmişti. Paten alacağı için heyecanlı olduğu her halinden belli olan Alya'yla birlikte patenlerin oraya ilerledik. Önlerine geldiğimde ona dönüp sordum. "Senin beğendiğin var mı Alyacığım?" Gözlerini patenlerde gezdirdikten bana birini gösterdi. Dışı beyaz, içindeki tüylerin toz pembe olduğu pateni seçmişti ve modelide gayet iyiydi. Tek sorun bıçak kalitesiydi. Uzanıp gösterdiği pateni elime aldım. Kuzey Karahanlı'ya dönüp elimdeki pateni gösterdim. "En iyi markalardan birinin pateni, kendi patenlerimde bu markadan hatta. Rahatlığı gayet iyidir ama bıçakları pek kaliteli değil. Sadece ekstra bıçak alıp değiştirmeniz gerekir." Dediğim elimden alıp içini kontrol etti. "Deneyebilir değil mi?" Diye sorduğunda kafamı salladım. "Tabii ki, numarasını isteyelim." Dediğimde kendisi görevliye yeğenin numarasını söyleyerek istemişti. Görevli elinde kutuyla geldiğinde ben alıp Alya'nım giymesine yardımcı oldum. Patenin bağcıklarını bağladıktan sonra ona döndüm. "Ayağını acıtıyor veya sıkıyor mu canım?" Kafasını iyi yana salladığında elini tutup kaldırdım. "Birkaç adım at bakalım rahat mı?" Elinden tutmuş düşmesini engellerken birlikte bir kaç adım atıp geri döndük. Alya acıtmadığını söylediğinde çıkarma işini görevliye bırakıp dayısın yanına geçtim. "Sonradan bir sorun olmaz değil mi? Rahat eder yani?" Diye sorguladığında cevap verdim. "Sorun olmaz, başlangıç için en iyi patenlerden biri. Zaten Alya seviye atladığında ayak numarası büyür tahminimce, ona göre daha profesyonel bir paten alırsınız o zaman." Anlayışla kafanı salladığında devam ettim. "Ama dediğim gibi bıçakları pek iyi değil, kayarken sıkıntı olur." "O zaman zahmet olmaz hangi bıçağı almamız gerektiği konusunda da yardım edersen çok seviniriz." "Tabii, ben söylerim şimdi bıçaklarını değiştirip hazırlarlar." Dediğimde kafasını sallamasıyla görevliye bilgi verdim. Patenler hazırlanırken Alya'nın meraklı sorularını cevaplıyordum. "Dayı! Duydun mu? Öğretmenim Rusya'dan gelmiş, hemde orda donmuş gölün üstünde paten yapmış." "Duydum dayıcığım, çok güzel." "Bende Rusya'ya gidebilir miyim? Okulda öğretmenim bize göstermişti, çok güzel." "Okulun tatil olduğunda gidebiliriz prensesim." Alya aldığı cevapla mutlu olurken patenlerde hazırlanmıştı. Kasaya geldiğimizde önce ben kendi patenimin ücretini ödeyip teslim aldım. Ardından onları beklemiştim. Onlarda aldığında mağazadan çıktık birlikte. Ben yanlarından ayrılmak için duraksadım. "Ben otoparka ineceğim, görüşürüz o halde." Dediğimde Kuzey Karahanlı'dan beklemediğim bir teklif aldım. "Ayla'yla yemek yiyecektik, işin yoksa bize katıl. Alya çok sevinir." Dedğinde daha ben cevap veremeden Alya araya girdi. "Evet evet, sizde gelin öğretmenim. Hem size bir sürü soru soracağım ben." Heyecanla konuşan kızı kırmak istemesemde onlarla fazlasıyla içli dışlı olmuştum zaten. "Benim işlerim var, size afiyet olsun." Dedikten sonra Alya'ya dönüp devam ettim. "Alyacığım, sende merak ettiklerini yarın derste sorarsın olur mu?" Dedim üzülmemesi için. "Ama derste nasıl soracağım ki? Hep paten kayıyoruz. İhh, dayım yarın beni akvaryuma götürecek. Oraya gelseniz olur mu?" Neşeyle konuşan çocuğa hayır demek beni fazlasıyla zorluyordu. "Güzelim öğretmeninin işleri olabilir, derste sorarsın kayarken. Anlaştık mı?" Dayısının sözleriyle gözlerini hüzünle bana çevirdi. "Yarında mı işiniz var? Ama hep iş olmaz ki, annem dayıma hep öyle söylüyor." Dediğinde gülmemek için kendimi tuttum. Belli ki ablasıda futbolla hayatını dolduran adamdan şikayetçiydi. "Alya! Öğretmeninle güzel konuş lütfen." Sesi fazlasıyla ciddi çıkan adamla Alya bana döndü mahçup bir şekilde. "Özür dilerim öğretmenim." Kuzey Karahanlı'ya ters ters bakıp Alya'ya döndüm. Bunun için çocuğu üzmeye ne gerek vardı şimdi? "Önemli değil Alyacığım, hem annen doğru söylüyor. Hep iş olmaz." Der demez gülümsemeye başladı yine. "Yani geleceksiniz o zaman? Duydun mu dayı, bak işi yokmuş gelecek." Konunun nasıl buraya bağlandığına anlam veremezken Kuzey Karahanlı cevap verdi. "Öyle söylemedi öğretmenin Alya. Hadi artık bak, işi varmış. Tutmayalım öğretmenini." Dediğinde Alya kafasını salladı asık suratıyla. "Sanırım yarın bir kaç saatimi sana ayırabilirim Alyacığım." Dediğimde Alya sevinçle ellerini çırptı. "Tabii sizin için sorun olmazsa?" Diyerek Kuzey Karahanlıya yönelttim sorumu. "İşin varsa ben konuşurum Alya'yla, üzüldüğü için zorunda hissettime kendini." Dediğinde benim hala sizli konuşmam ve onun senli konuşması dikkatimi çekti. Arabamı tamir ettiğinden beri bir anda sen olmama anlam veremesemde kafamı salladım. "İşim yok merak etmeyin, Alya bana soracaklarını sorar sonrada ayrılırız Kuzey bey." Dedim sondaki bey kelimesini bastırarak. "Tamamdır o zaman, yarın dersten almaya geleceğim Alya'yı. Oradan gideceğiz." Dediğinde kafamı salladım. Alya'yla vedalaştıktan sonra Kuzey Karahanlı'ya döndüm. "Görüşürüz Kuzey bey." Dedim inatla. "Görüşürüz Beren." Dedi. Sinirle ona bakarken yeğeniyle birlikte ilerleyip gözden kayboldular. Sinir herif, sanki kırk yıllık dostuz bana senli benli konuşuyor. Arkamı dönmüş otoparka doğru ilerlerken bir gerçeği idrak ettim. Ben Alya'yı kırmamak için kabul etmiştim ama Kuzey Karahanlı faktörünü yeni idrak ediyordum. Kuzey Karahanlı'yla akvaryum mu gezecektim ben? ~ 3 ~ Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın ❤️‍? Yeni bölümden kesitlere i********: hesabımdan ulaşabilirsiniz. (Biryazarkus) • Buyrunuz Kuzey Karahanlı. Sizi bilmem ama bence tam futbolcu tipi var kendisinde. Benim kafamdakine en yakın kişide bu. Elbette siz hayal ettiğinizle devam edebilirsiniz. Buzdan Gol her Cumartesi yeni bölümüyle burada olacak ! Sizde bol bol yorum yaparak destek olursanız çok sevinirim ?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD