4. Bölüm

2916 Words
Hikayeme oy vererek destek olmayı unutmayın ? Keyifli okumalar ? Bol bol yorum yapmayı da unutmayınız ? Önceki bölümde 10k olmamızı kutlarken bir haftada 20k olduk ?? Buzdan Gol için yaptığınız editleri bana i********: hesabımdan gönderebilirsiniz. ~ 4 ~ "Çok abartı olmadım değil mi?" Dedim aynadan kendimi incelerken. "Nesi abartı bunun? Allah aşkına sen her gün böyle giyiniyorsun Beren." Diyen kuzenimle ona doğru döndüm. Evet gündelik hayatımda da giyinmeme özen gösterir genelde şık olurdum ama şimdi buluşacağım adama yanlış bir izlenim vermekte istemiyordum. Sonuçta akvaryum gezecektik sadece. "Evet ama akvaryum için düşün?" Diyerek tedirginliğimi dile getirdim. Arya kafasını iki yana sallayıp yanıt verdi. "Gayet ideal, ayrıca artık çıkman gerekiyor geç kalacaksın." Dediğinde kafamı salladım. Hızlıca çantamı toparlamaya başlamıştım. İçimde amansız bir heyecan vardı. Dün gece resmen düşünmekten uyuyamamıştım. Kafamdan bin türlü senaryo geçmişti. Ya gazetecilere denk gelirsek, ya babam onunla görüştüğümü öğrenirse, ya Kuzey Karahanlı kim olduğumu öğrenirse diyerek devam eden bin türlü felaket senaryosuydu hepsi. Gergin bir nefes verip tüm kötü düşünceleri attım kafamdan. Çantamı koluma takıp Arya'ya döndüğümde hemen söze girdi. "Unutma, aileden bahsetmek yok. Sanmıyorum sana aileni sorsun ama sorarsada geçiştir işte. Ayrıca onunla fazla muhatap olmayacaksın, tüm ilgin ufaklıkta olacak. Oraya sadece onun için gidiyorsun." Diyerek ardı ardına kuralları sıralamıştı. Zaten oraya Alya için gidiyordum, bunu söylemesine gerek var mıydı? Yine de kafamı sallayarak onayladım onu. "Tamam tamam, hadi ben gidiyorum artık. Fazla geç kalmam ama sen bekleme beni." Dedim evde beklememesi için. "Bugün burada kalıyorum canım, kaçısın yok. Geleceksin ve dedikodu yapılacak. Hem teyzemle eğleniriz biz evde merak etme sen." Demişti yanıt olarak. Tekrar onu onaylayıp evden ayrıldım. Arabama bindiğimde ilk işim navigasyondan akvaryuma rota oluşturmak oldu. Sonrasında yol tarifini takip etmeye başladım. Akvaryuma ulaştığımda arabamı otoparka park ederek indim. Gözlerimle etrafı tararken aradığım kişileri görememiştim. Telefon numaralarımızı almadığımızdan içeri girip girişte beklemenin en mantıklısı olduğuna karar verdim. Akvaryumun girişinden içeri girdiğimde mermer zeminde topluklu çizmelerimin sesi yankılanmaya başladı. Kasaya gidip giriş biletlerini almayı planlarken kasanın hemen yanında bekleyen ikiliyi gördüm. Çoktan gelmişlerdi anlaşılan. Adımlarımı onlardan tarafa yönelttiğimde küçük Alya beni fark etmişti. Bana doğru geldiğinde eteğime dikkat ederek dizlerimin üzerine çekip sarıldım ona. "Öğretmenim geldi!" Cıvıl cıvıl sesiyle gülümsedim. "Geleceğim dedim Alyacığım, tabii ki geleceğim." Dedim durumu açıklamaya çalışarak. Alya kollarımın arasından çıkıp dayısına bir bakış attıktan sonra bana döndü tekrar. "Dayım gelmeyebileceğinizi söyledi ama ben dedim gelecek diye." Dediğinde kaşlarımı hafifçe çatmıştım. Neden çocuğa gelemeyeceğimi söylüyordu ki? "Dayın yanılmış, hadi bakalım gidip gezelim şu akvaryumu." Dedim konuyu dağıtarak. Alya heyecanla ellerini çırparken dizlerimin üzerinde doğrularak ayağa kalktım. Yanımıza gelen Kuzey Karahanlı'ya kısa bir merhaba demenin mantıklı olacağını düşünürken o benden önce davrandı. "Merhaba." Demişti aklımı okuyarak. Aynı şekilde karşılık verdim ona. Ardından Alya'nın ikimizin elinden tutup çekiştirmeye başlamasıyla Kuzey Karahanlı'ya döndüm. "Bilet almadım ben." Dedim. "Hallettim ben." Dediğinde benim içinde bilet aldığını anladığım. Gelmeyeceğimi söyleyip bilet alıyordu. Dengisiz adam! Hızlı bir teşekkür edip Alya'nın bizi sürüklemesine izin verdim. Biletleri okutup turnikelerden geçtiğimizde Alya ellerimizi bırakıp içeriye doğru koşturdu. Onu kaybetmemek için adımlarımı hızlandırırken Kuzey Karahanlı'da yanımdan geliyordu. Alya gördüğü balıklara heyecanla bakarken bazen bize dönüp bir şeyler anlatıyordu. Oldukça mutlu görünüyordu. Bu sırada Kuzey Karahanlı'yla muhattap olmak yok diyen Arya'nın sözünü çiğneyerek konuştum. "Alya'nın annesi, yani ablanız nasıl oldu?" Diye sordum merakla. Niyetim onunla konuşmak değildi, gerçekten kadının durumunu merak ettiğim sormuştum. "Gayet iyi, zaten ufak bir baygınlık geçirmiş. Sanırım bu hamileliği biraz yorucu geçecek." Dediğinde şaşırarak ona döndüm. "Hamile mi? Çok sevindim, tebrik ettiğimi iletirsiniz." Dedim içtenlikle. "İletirim tabii, yalnız Alya'nın henüz haberi yok. Yani yanında bir şey söylemezsen seviniriz." Dediğinde kafamı salladım. İlgimi yeniden Alya'ya yönelttiğimde aramıza sessizlik girmişti. Alya'yla balıklar hakkında konuşarak vakit geçirmeye başlamıştım sonrasında. Ona balıklarla ilgili bildiklerimi anlattıkça mutlu oluyordu. Arada bana merak ettiği soruları da sormayı ihmal etmiyordu. "Ama şimdi bu balıklar mutlu değil mi burada?" Diye yeni bir soru sorduğunda yanıt verdim. "Mutlular canım, neden olmasınlar?" "Mutlularsa biz onları neden pişirip yiyoruz?" Diye sorduğunda afallamıştım. Ne diyeceğimi bilemez bir halde kalırken Kuzey Karahanlı'yla dönüp yardım isteyen bakışlar gönderdim. Ne denirdi şimdi küçücük çocuğa? Mutlular ama denizden alıyoruz, bol yağda kızartıyoruz mu? "Dayıcığım balıklar çok büyüyüp yaşlandığında ölüyorlar. O zamanda onları denizden almamız gerekiyor." Dediğinde her ne kadar pişirip yemizi açıklamasada denizden almamızı bir çocuğa anlatabilecek en uygun şekilde anlatarak açıklamıştı. Alya zaten fazla sorgulamamış akvaryumda ilerlemeye devam etmişti. "Bazen bana öyle sorular soruyor ki senin gibi kalıyorum bende." Dediğinde gülümsedim istemeden. "Her şeyi merak edip sorguluyorlar, bazen bizim bile açıklayamacağımız sorular soruyorlar." Diyerek devam etmişti. "Yine iyi kurtardınız ama." Diyerek yanıtladım. "Tecrübe kazandım diyelim. Bence sende artık bana 'siz' diye hitap etmeyi bırakabilirsin." Dediğinde kafamı iki yana salladım. "Aramızda bir resmiyet olması daha iyi bence." Dediğimde sırıtarak önüne dönmüştü. Komik bir şey mi söylemiştim ben şimdi? 32 diş sırıtılacak ne vardı yani? Sinirimin bozulmasıyla ona görmesede ters bakışlarımı gönderip bende önüme döndüm. Geri kalan akvaryum yolculuğumuz daha sakin geçmişti. Akvaryumun sonuna geldiğimizde hatıra fotoğraf çektirenleri gören Alya bizide sürüklemişti. Mecburen çektirdiğimiz fotoğraftan birini ben alırken diğerini onlar almıştı. Fotoğraf Alya dayısının kucağındaydı ve tek koluyla bana sarılıyordu. Haliyle ortaya çıkan tablo mutlu bir aile görüntüsü olmuştu. Fotoğrafı çantama atıp Alya'nın uzattığı elini tuttum. Diğer eliylede dayısının elini tutuyordu. Üçümüz akvaryumun çıkışına ilerlerken sessizliği bozan Alya oldu. "Benim karnım acıktı dayı." Diyerek dayısına söylenmişti biz akvaryumdan çıkarken. "Eve gidiyoruz dayıcığım, eve gidene kadar dayanabilir misin?" Diye sormuştu karşılığında Kuzey Karahanlı. "Ama çok acıktım, şimdi yesek olmaz mı?" Diye sorduğunda olumlu yanıtını almıştı. Akvaryumun çıkışına geldiğimizde Alya'nın elini bırakarak onlara döndüm. "Sanırım artık vedalaşmalıyız..." diye girdiğim cümle aynı hızla Kuzey Karahanlı tarafından bölündü. "Yemeğe gelmeyecek misin?" Bu adamın benimle yemek yeme isteği gözlerimi yaşartıyordu artık. "Yok, size afiyet olsun." Dedim sakince. "Ama ben hamburger yiyeceğim, akvaryumda sizde çok seviyorum demiştiniz öğretmenim." Dayı yeğen beni yemek yemeden rahat bırakmayacaklardı anlaşılan. "Bu seferlik geleyim o halde." Cümlesi çıkmıştı en sonunda ağzımdan. Alya mutlu olurken Kuzeye Karahanlı'dan tepki gelmedi. Hoş bir şey demesini zaten beklemiyordum ama gelmemden rahatsız gibi görünüyordu sanki. "Tabii size sorun olmazsa?" Dedim kendimi rahatsız hissederek. "Neden sorun olsun?" Demişti cevap olarak. "Sonuç olarak tanınmış bir kişisiniz ve yarın gazetelere olur olmadık şekilde çıkmak istemezsiniz, keza bende istemem." Derken aslında amacım gazetecilerden korunan bir yere gideceğimize emin olarak kendimi güvene almaktı. "Güvenli bir yere gideceğiz merak etme." Kafamı salladım. Ardından anlaşarak arabalarımıza dağılmıştık. O önden giderken ben peşinde onun arabasını takip ediyordum. Beş dakika süren yolcuğumuz sonunda hiç bilmediğim ama dışarıdan ben ihtişamlıyım diye bağıran bir restauranta gelmiştik. Arabamı onun yanındaki boş alana park edip indim. Yemek boyunca sadece Alya ile konuşmuştum. Genelde o bana benim hayatımla ilgili meraklı sorularını sormuştu. Kuzey Karahanlı ise sessizce yemeğini yemişti. Bende her an birinin fotoğrafımızı çekme korkusuyla hamburgerimi tırtıklayıp durmuştum. Neyseki korktuğum başıma gelmemişti. En azından benim gördüğüm kadarıyla. Birisi gizlice çekmediyse rahat olabilirdim. Lavabo bahanesiyle kalktığımda hesabı ödemem kuzey Karahanlı'nın hiç hoşuna gitmemişti. Restauranttan arabaya gidene kadar bana söylenmişti. Neymiş beni davet eden oymuş, hesabı onun ödemesi gerekiyormuş. Bende önemsiz olduğunu söyleyip geçiştirmiştim. Arabalara geldiğimizde ise kısaca vedalaşıp oradan ayrıldım. Günlük kuzey Karahanlı dozumu almış eve giderken yine aklımda bir ton soru dönüyordu. Ne yapıyordum ben? Ne diye kendimi saklıyordum? Kuzey Karahanlı öğrenirse ne olacaktı belliydi. Bir daha benimle tek kelim etmeyecekti ama ya babam? Babam öğrenirse ne olcaktı? Öğrencimin dayısı olduğunu söylesem neden dışarıda görüştüğümü sorgulayacaktı? Babamın öğrenme ihtimali çok düşükken Kuzey'in ki bir o kadar fazlaydı. Ablası soyadımı biliyordu, Kuzey işimi biliyordu. Merak edip spor salonunun sitesine girse antrenörler kısmından hakkımdaki her şeye erişebilirdi. Ve ben bunun olmasını kesinlikle istemiyordum. Kuzey Karahanlı kafamı neden bu kadar işgal ediyordu onu bile bilmiyordum. Tamam hoş adamdı ama o kadardı işte. Düşüncelerim arasında arabamı garaja park ederek yolculuğum sonlandırdım. Garajın içinde ki kapıdan eve girdiğimde salondan gelen sesler karşıladı beni. Merakla salona doğru yöneldim. Salona girdiğimde gördüğüm manzarayla kaşlarım çatıldı. Arya abimin omzuna çıkmıştı ve annem hemen arkalarında onlara söyleniyordu. "Yahu çocuk musunuz siz? Oğlum indir kızı, düşüreceksin şimdi." Annem Arya düşecek diye endişelenirken onların peşinden koşturuyordu. "Ya Sarp abi, düzgün tutsana!" Dedi Arya abimin karnına ayağıyla vururken. "Kızım bir sabit durmuyorsunki düzgün tutayım. Elin kolun rahat dursun." Gördüklerime anlam veremezken salondan içeri girip onların görüş açısına girdim. Arya neden abimin omzuna çıkmıştı? Hadi Arya çıkmıştı ama abim neden kabul etmişti? "Sonunda aklı başında bir insan geldi, kızım bir şey de şunlara." Annem beni görür görmez topu bana atmıştı ama ben daha burada ne yaşandığını çözememiştim. Onun konuşmasıyla Arya'nın da gözleri bana dönmüştü. Beni gördüğü gibi abimin kollarına vurmaya başladı. "Ay Sarp abi, acil durum. İndir beni indir!" Çığlık çığlığa sanki canını alıyorlarmış gibi bağrınca abim yüzünü buruşturdu. "Hay ben senin sesine..." derken Arya'yı sırtının üstüne koltuğa bıraktı. Arya iner inmez benim yanıma gelip kolumdan tuttuğu gibi peşinden sürüklemeye başladı. Beni merdivenlerde çekiştirirken annem arkamızdan söyleniyordu. "Yok yok, şu evde bir tane aklı başında insan yok." "Arya bir dur ya, kolum koptu." Dedim elimi ondan çekerken. Arya hiç umursamadan diğer elimi tutup beni odama sürüklemeye devam etti. İçeri girdiğimiz gibi kapıyı kapatıp ikimizi birden odamdaki koltuğa oturttu. "Dökül hemen, neler yaptınız?" Diyerek bodoslama dalmıştı konuya. "Akvaryuma gittik, sonrada yemek yedik o kadar." Dediğimde kaşlarını çattı. "O kadar mı?" "O kadar." Dedim. "Yani iki kelime bile etmedin mi adamla Beren?" Bu sefer ben çattım kaşlarımı. Daha evden çıkmadan bana elli tane telkin verip sakın muhatap olma diyen o değil miydi? "Kızım sen demedin mi ilgin Alya'da olsun diye?" Dedim sorgularcasına. Onu dinlendiğimden değildi ama yinede dediğini yapmıştım sonuçta. "Yahu dedimde hiç konuşmayın da demedim." Demişti kızgın bir şekilde. "Yani merhabalaştık, bazen Alya ile ilgili konuştuk kısacık o kadar. Zaten yemekte hesabı ödedim diye sinirlendi." Diyerek olanı kısaca özetledim. Uzun uzadıya anlatacak bir şey olmamıştı zaten. "Hesabı mı ödedin?" Hesabı ödemem dünyanın sonuydu herhalde! "Ödedim diye sinirlendiğine göre ödemedim." Diyerek tiye aldım. "Neden ödüyorsun ki? Seni yemeğe davet eden onlar değil mi?" "Olabilir, akvaryum biletimi aldı zaten bende ödeyeyim dedim." "Erkeklik gururu zedenlenmiştir şimdi prens hazretlerinin." Dediğinde güldüm. İki hesap ödedik diye zedelendi mi beyefendi? "Zendelenmeseymiş ne yapayım? Ben ödeyemez miyim?" "Ödersinde işte şimdi seni çağıran o iken senin ödemen hoşuna gitmez elbette." "Aman Arya, şimdi durup hesabı ödedim diye zedelenen gururunu düşünemem onun. Zaten tamam, bu mesela saçma uzadı. Olmayacak bir şey için bu kadar düşünüp tartışmaya gerek yok." Dedim yol boyunca düşündüklerimi ona aktararak. "Ne demek gerek yok, ya bu adam senin ilgini çekiyor mu çekiyor." "İlgimi çekiyor değil, sadece hoş bir adam o kadar. Dışarı çıktığımda 10 adamda 3-4'ü gözüme hoş gelir zaten. Kuzey'in tek farkı babamın hoşlanmayacağı bir insan olması. Ayrıca bende onun için pek hoşlanacağı bir insan değilim. Yani burada oturup hesabı ödeyip gururunu zedeledim tartışması yapmanın anlamı yok." Türkiye adım atmaz hayatıma bir atraksiyon katmıştım resmen. 5 senedir spontane geçen hayatım birden ya o onu öğrenirse korkusuna dönmüştü resmen bir ayda. "Ya ne olmuş rakip takımın oyuncusuysa? Canını alacak değil ya eniştem." Değinde bende elbette biliyordum babamın bana bir şey yapmayacağını ama destekte olmayacaktı. Bununda gayet bilincindeydim. "Sorun sence sadece babam mı Arya? Allah aşkına hakkında tartıştığımız adam benim kim olduğumu öğrense bir daha yüzüme bakmayacak. Onu bile geçtim her röportajında hayatında aşka yer olmadığını söyleyen adam. Hadi bunuda geçtim ki kolay kolay geçilecek konular değiller ama farz edelim geçtim. Bu adamın bana karşı zaten o yönde bir davranışı yok." Dedim bir çırpıda. Bundan sonraki günlerimi bir bunu öğrenirse diye düşünerek geçirmek istemiyordum ve bunun için yapmam gereken tek şey Fenerbahçe'nin göz bebeğinin hayatımdan çıkmasıydı. "Daha tanışalı bir ay oldu, pat diye sana aşık olmasını zaten beklemiyorduk." Diyen Arya'ya gözlerimi devirdim. Karşımda resmen Kuzey'i savunuyordu bana. "Her neyse Arya, öyle ya da böyle benim için bugün kapandı bu konu. Yani biz sabaha kadar konuşsakta bir şey değişmeyecek." Dedim dürüştçe. "Değişecek." Dediğinde kafamı iki yana salladım. "Ben sana değişecek tek şeyi söyleyeyim. Biz konuşup, hakkında tartıştıkça benim hoşlantımın boyutu değişecek ve daha karmaşık bir duruma gireceğim. Bunu da kesinlikle istemiyorum. Lütfen konuyu burada kapatalım, onun hakkında konuşmak istemiyorum artık." "Yani, sen nasıl istiyorsan öyle olsun." Arya'da pes ederek kabul etmişti sonunda. O gün konuyu gerçekten kapatmıştık. Ne ben, ne de Arya adını tekrar anmamıştı. Sadece anmakta değil genel olarak onu düşünmemeye, kafamı başka şeylere yormaya çalışmıştım. Aradan geçen 5 günde onu hiç görmemiştim. Bir tek dün Alya'yı dersten almaya gelirse karşılarız diye gerilmiştim ama dersten Alya'yı almaya da babası gelmişti zaten. Görünen oydu ki bundan sonra karşılaşmayacaktık. Günler birbirini kovalarken ben kendimi derslere ve aileme odaklamıştım. Genel olarak Türkiye yaşantıma alışmış durumdaydım. Tek sorun Şubat ayını bitirmek üzereyken artık havaların ısınmasını bekleyen ailemdi. Onların bu isteğinin aksine İstanbul'a inatla fırtına derecesinde kar yağıyordu. "Beren, daldın gittin kızım. Bir sorun mu var?" Diyen babamla düşücelerimden sıyrıldım. Önümdeki kahvaltı tabağımla uğraşırken dalmıştım yine. Babamın sorusuyla annem ve abimde sanki bana bir şey olmuş gibi bana bakmaya başlamıştılar. "Yok babacığım, dalmışım öyle." Kafasını salladı. "Alıştın değil mi? Bir sorunun yok. Bak doğruyu söyle Beren, sonra bozuşuruz." Diyen bu kez abimdi. "Gerçekten yok, her şey yolunda." "Bugün ne yapıyorsun? Benimle gel şirkete istersen." Diyerek bir teklifte bulunduğunda kafamı iki yana salladım. "Yok abi, Arya'ların orda ki göl buz tutmuş. Paten kaymak istedi, oraya gideceğim." Dedim günlük planımı ona da aktararak. Arya sabahın köründe elli tane mesaj atarak beni çağırmıştı. Onunla paten kaymayalı uzun süre olduğundan bende kabul etmiştim. "Annenide al, kaysın sizinle." Diyen babama güldüm. Annem konudan hoşlanmayarak babama ters ters bakmıştı. "Dalga geçme artık Sinan. Üstünden 5 sene geçti unutamadın hala." Dediğinde gülüşümü zar zor bastırdım. Aklıma yine o görüntü gelmişti ve fazlasıyla komikti. "Unutulacak gibi miydi anne? Hayatımda gördüğüm en iyi manzaraydı." Abimin sözüne katılsamda sessiz kaldım. "Annenin buza düşüp kalçasını kırması mı komik oğlum?" Dedi annem kızgın bir şekilde. "Ee komik tabii." Annem sinirle çatalını masaya bırakıp bana doğru döndü. "Sen abini götür Beren, kendisi mükemmel kayıyor ya göstersin hünerlerini." "Tamam tamam, kavga etmeyin. Herkes güzel paten kayacak diye bir şey yok sonuçta." Diyerek kavgayı sonlandırmaya çalıştım. Abim gülerken annem sinirle yemeğini yemeye devam etmişti. Bende tabağımdakileri bitirip kalkmayı planlarken abim yine söze girdi. "Baba haftaya arkadaşlarla maça geleceğizde biletleri ayarlayabilir misin?" Demişti. "Kaç kişi, hepsinin bilgisini gönderirsin ayarlarım." Abim kafasını salladıktan sonra konuştu. "Yeni transferinizde çıkacak değil mi? Onu merak ettiğimden geliyorum sırf." "Çıkacak." Dedi babam. "Tuttuğunu koparıyorsun valla baba. Hemen aldın takıma adamı." "Her istediğimi alabilseydim şimdi daha iyi yerlerde olurdu takım." Diyerek ciddiyete bürünmüştü babam. "Alamıyor musun?" Dedim merakla. "Var birkaç tane alamadığım." Diyerek geçiştirdi babam. Bende uzatmayıp kafamı sallamıştım ama abim devam etti. "Kuzey Karahanlı mı?" Diye sordu. Adının geçmesiyle abime döndüm hemen. Günlerdir adını anmadığım adam yine bizim sohbet konumuz olmuştu ve ben konunun nasıl ona geldiğini bile anlamamışken babam kaşlarını çatarak baktı abime. "Oğlum sen Kuzey Karahanlı hayranı falan mı oldun? Adın ağzından düşmez oldu." Dedi ters bir şekilde. "Ne hayranı olacağım ben onun baba? Sen sorunca söyledim işte." Abim yanıtından sonra umursamadan yemeğini yemeye devam etti. Adamın adı geçtiğinde bile babam geriliyordu bende gidip akvaryum geziyordum tatlı tatlı. Hesabını falan ödüyordum işte. "Benim takıma isteyip alamadığım tek o mu var Sarp?" Bu kez bende kaşlarımı çattım. Babam Kuzey'i takıma almak istemiş ama alamamış mıydı? "Sen onu takıma mı almak istedin?" Diye sordum kendimi tutamayarak. Babamdan önce abim yanıtladı beni. "İstemez mi? Fenerbahçe'den daha iyi bir teklifle bile gitti ama helal olsun adama, tuttuğu takıma gitti yinede. Sözleşmesi imzalandıktan sonra bile bonservisi ödemeyi kabul ederek teklif gönderdiler ama yok, adam Fenerbahçe'ye kazık çaktı." Şaşırma sırası bana geçmişti bu kez. Belki babamın teklifini kabul etseydi onunla daha önce tanışacaktık. Ondan kim olduğumu saklamama bile gerek olmayacaktı. "İki dakika huzurlu kahvaltı ettirmiyorsun Sarp, çıkıyorum ben." Diyen babam, annem ve benimle vedalaştıktan sonra evden çıkmıştı. Annem abime kızarken bende kalkmıştım. Onlarla vedalaştıktan sonra eşyalarımı alarak çıktım. Arabamı gölün yakınlarında park ettikten sonra buz panterlerimin olduğu çantayı alarak indim. Telefonumu çıkarmış Arya'yı arayacakken onun gölde çoktan kaymaya başladığını gördüm. Adımlarımı oraya yönelttim. Donmuş göle geldiğimde kenarıya oturup ayakkabılarımı değiştirmeye başladım. Bu sırada Arya'da yanıma gelmişti. "Baksana unutmamışım, hala kalabiliyorum." Derken etrafında bir kaç tur atıp bana kayabildiğini göstermişti. Arya benim kadar olmasada iyi kayamasada birlikte gittiğimiz zamanlar temel olarak kaymayı öğrenmişti. Fakat o benim kadar hevesli olmadığından orta düzeyde bırakmıştı. Bazen birlikte gidiyorduk o kadardı. "Görüyorum görüyorum." Dedikten sonra ayağa kalkıp patenimi zemine sürttüm. "Arya iyice buz tutmuş değil mi? Valla buz gibi suda boğulur gideriz." Dedim donduğundan emin olmaya çalışırken. Patenlerimi sertçe bastırıp kontrol etmeye çalışıyordum bir yandanda. "Tutmuş tutmuş, kayıyorum 5 dakikadır henüz boğulmadım." Dediğinde kafamı sallayarak normal bir şekilde kaymaya başladım. Yaklaşıp 4 saat kadar buzun üstünde kalmıştık Arya'yla. O spin yapmayı öğrenmeye çalışırken bende yanında durmuş ona öğretmeye çalışmıştım. Hava kararmaya başladığında ise gölden çıkmıştık. Arya'yla vedalaştığımızda bende eve dönmek için arabama yerleşmiştim. Evin yolunu tutmuş ilerlerken yanımdan arka arkaya geçen ambulanslar dikkatimi çekti. Biraz ilerlediğimde ambulansları yol kenarında park halinde gördüm. Bir kaç polis arabası vardı ve ilerlediğimde zincirleme kaza olduğunu anlamıştım. Kimseye bir şey olmamış olması için dua ederek yoluma devam ettim. Eve ulaştığımda herkes çoktan gelmiş salonda oturuyordu. Üzerimdeki montu çıkarıp salona girdim. Yanı boş olan abimin yanına oturup kolunun altına girdim. Abim anında beni sarmalayıp saçlarımı öpmüştü. Bu halimiz annemle babamın hoşuna gitmiş olmalıydı ki gülerek bize bakıyorlardı. Annemin gözünde tam olarak iyi ki doğurmuşum bunları ifadesi vardı. Hep beraber oturmuş sohbet ederken abimin kahvesini elime almış içiyordum. Babamda televizyon kanallarını geziyordu. Sonunda bir haber kanalında durduğunda aşağıda büyük harflerle yazan isim dikkatimi çekmişti. Merakla televizyona kulak kesildim. "Olay yerinden görüntüler gelmeye devam ediyor sayın izleyiciler. Kuzey Karahanlı'nın da bulunduğu, 7 araçlık zincirleme kazadan henüz bilgi gelmedi. Sıkışan araçlardan kazazedeleri çıkarmak için olay yerine itfaiye ekipleri intikal edilmesi bekleniyor. Evet arkamda gördüğünüz zincirleme kazada Fenerbahçe'nin göz bebeği olarak tanıdığımız Kuzey Karahanlı'nın da aracı bulunuyor." ~ 4 ~ Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın ❤️‍? Yeni bölümden kesitlere i********: hesabımdan ulaşabilirsiniz. (Biryazarkus) • Buzdan Gol her Cumartesi yeni bölümüyle burada olacak ! Sizde bol bol yorum yaparak destek olursanız çok sevinirim ?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD