Öğle yemeği için masamdan kalkmamıştım; canım bir şeyler yemek istemiyordu. Aklım hâlâ Ebru'yla Mete'deydi. Duygularımın adını tam olarak koyamıyordum... Kıskançlık desem, değil. Mete’yi hep dostum olarak görmüştüm ama sanırım bana olan ilgisi içten içe hoşuma gidiyordu. Belki de bu ilgiyi kaybetme düşüncesinin hüznü çökmüştü içime. Ama şunu da biliyordum: Mete mutlu olmayı çok hak ediyordu. Ve Ebru, onu gerçekten mutlu edebilirdi. İkisi de benim can dostumdu; en kötü zamanlarımda hep yanımda olmuşlardı. Onların mutluluğu, belki de kendi mutluluğum kadar kıymetliydi. Masamda düşüncelerle boğuşurken öğle arası sona ermişti. Arkadaşlar birer birer yerlerine dönmeye başlamıştı. Uzakta Ebru'yla Mete, yan yana yürüyerek göründüler. Gülümseyerek konuşuyorlardı; sanki dünya sadece onlara aitti.

