Rüyamda sürekli onun gözlerini gördüm. Sahiden ne oluyordu bana? Üst komşum olması da kötü olmuştu. Her an yine karşılaşabilirdik. Ben bu heyecan duygusundan kurtulmak istiyordum. Erkeklerden uzak durmalıydım! Canım annemi, babam üzmemiş miydi? Hem de ne kadar güzel ve iyi kalpli olmasına rağmen...
Hemen kalkıp duş aldım, üzerimi giyindim. Ben uyandığımda Ebru çoktan uyanmış ve hazırlanmıştı. Hemen bir şeyler atıştırıp evden çıktık.
— “Sahra, dün gece rahat uyuyabildin mi? İlk gecendi.”
— “Evet, yorulmuşum, o yüzden mışıl mışıl uyumuşum.”
İşe geldiğimizde yeni iş arkadaşlarımızla tanıştık. Gökhan, Buket ve Duru... Onlar zaten İzmir’deki ofiste çalışıyorlardı. Gökhan; iri yarı, uzun boylu ve sarışındı. Çok konuşkan biri, konuşurken çok samimi geliyordu insana. Buket, yaş olarak bizden daha büyük ama çok çekici bir kadındı. Kumral, beyaz tenli, o da çok konuşkan ve samimi biriydi. Duru esmerdi, benim yaşlarımdaydı, uzun boylu ve konuşurken sıcak davranıyordu ama onda hoşlanmadığım bir şeyler vardı. Şu an tanımadığım için ne olduğunu anlayamıyordum. Zamanla öğrenirdim nasılsa. Yine de hepsini şimdiden çok sevdim, sıcak kanlı insanlardı. Bu projede üç yıl boyunca beraber çalışacaktık.
Ebru ve ben, isimlerimizin yazılı olduğu masalara geçtik. Masalarımızda küçük bir kutu vardı. Merakla kutuları açtık. İçinden bir kupa ve isme özel bir kalem çıktı. Üzerinde “Bu projede çok başarılı olacağınıza eminim” yazılı bir not vardı. Patronumuz ne kadar da ince bir beyefendiydi. Şimdiden motive olmuştuk bile. Yunus Bey, küçük şeylerle bile çalışanlarını mutlu etmeyi hep başarmıştır.
İlk öğle yemeğimizde hep birlikte bir kebapçıya gittik. Birbirimizi tanımak için birçok soru sorduk ama sanki yıllardır beraber çalışıyormuşuz gibi hissettik. Ebru ve beni hemen içlerine aldılar.
Gökhan:
— “Sahra, İstanbul’dan sonra İzmir sana küçük gelmiştir. Ama neyse ki İzmir’de İstanbul kadar trafik yok, rahat edersin o yönden.”
Ben:
— “Evet bence de, ilk günden anladım. İstanbul’da işe yetişebilmek için 6’da çıkıyordum evden. Ebru, ‘7:30’da çıksak yetişiriz’ dediğinde rahatladım.”
Herkes gülümsedi. Yemeğimizi yiyip ofise dönerek çalışmaya devam ettik. Zaman nasıl geçti anlamadım, akşam olmuştu bile.
Gökhan, bizim eve yakın oturuyormuş. Arabasıyla bizi bırakmayı teklif etti.
Ebru:
— “Sahra, üniversiteden arkadaşlarım yemeğe davet etti, sen de benimle gelmek ister misin?”
Ben:
— “Yok Ebru, ben eve geçeyim. Yorgunum, biraz uzanmak istiyorum.”
— “İki gündür seni evde yalnız bırakıyorum, kusura bakma lütfen.”
— “Olur mu öyle şey Ebru’cuğum, sen keyfine bak, sorun yok.” dedim.
— “O zaman sana zahmet Gökhan, sen Sahra’yı bırakırsın. Ben buraya yakın bir yere geçeceğim, yürürüm.”
Gökhan:
— “Tamam o zaman, Ebru görüşürüz. Sahra, araba şu tarafta!” diyerek eliyle gösterdi, o yöne doğru yürümeye başladık.
Tek başımıza kalmamız beni biraz rahatsız etmişti ama “tek gitmek istiyorum” desem ayıp olur diye sesimi çıkarmayıp mecburen kabul ettim.
Gökhan:
— “İlk iş günün nasıl geçti Sahra, sevdin mi ofisi?”
Ben:
— “Çok sevdim. Sanki uzun süredir beraber çalışıyormuşuz gibi hissettim.”
— “Evet, ofisteki herkes çok iyidir. Seveceğine eminim.”
Arabanın kapısını açtı ve bindim. “Gökhan ne kadar centilmen biri,” diye geçirdim içimden. Ayrıca çok da kibar biriydi.
Arabada kısa bir sessizlik oldu. Ondan bana karşı bir enerji hissediyordum. İçimden “Hayır, olmasın, bana ilgi duymasın” diye geçiriyordum. Hiç sevmezdim ofiste aşk olaylarını. Sonra da “Sahra, kendi kendine gelin güvey olma! Çocuk kibarlık yapıyor, art niyetli olma!” diye kendimi telkin ettim.
Sessizliği Gökhan bozdu:
— “Akşam ne yemek yiyeceksin? Eğer işin yoksa çok iyi bildiğim bir balıkçı var, gelmek ister misin?”
Nazikçe teklifini geri çevirmem gerekiyordu. Gerçi çok açtım ama kabul edersem başka türlü yorumlamasından korkuyordum.
— “Çok teşekkür ederim ama çok yorgunum ve eve geçip uzanmak istiyorum.”
Sesi kısıkça ve hafif bir gülümsemeyle sadece:
— “Peki.” dedi.
Apartmanın kapısının önünde durduğunda teşekkür edip arabadan indim ve onunla karşılaşmam bir oldu. Evet, üst komşum! Daha adını bile bilmiyordum. Onu görmemle kalbimdeki kelebekler tekrar uçmaya başladı. Komşum başıyla selam verdi, bir bana baktı, bir Gökhan’a. Sonra apartmana girdi. “Kesin sevgilim zannetti Gökhan’ı, ya off,” diye kendimi yedim. Ardından ben de apartmana girdim. Baktım, asansör bekliyor, yanında durdum. Dün hırsız sandığım adam, çok güzel giyinmişti. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Bir metre mesafeden gelen o güzel parfüm kokusunu içime çektim.
Asansör beklerken mahcuptuk. Ona doğru ruhumla çekiliyordum. Birbirimizin yüzüne bakamıyorduk. Asansör yavaş gelsin diye dua ediyordum ki o güzel kokuyu biraz daha içime çekebileyim.
Asansör kapısı açıldığında birlikte içeri girdik. Aynı anda:
— “Özür dilerim!” dedik ve göz göze geldik. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. “Umarım kalbimin sesini duymuyordur,” diye mırıldandım.
Yüzümüzde bir aydınlanma oldu.
— “Ben Buğra.”
— “Sahra!”
— “Memnun oldum Sahra,” dedi. İneceğim kat geldi.
— “Ben de,” diyerek asansörden indim.
Demek adı Buğra’ymış. Kendi gibi ismi de çok güzel. Yine kendim gibi değildim, aklım başımdan gitmişti sanki. Elim ayağıma dolaşarak anahtarı bulup eve girdim. Hâlâ kalbimin küt küt atması... Normal miydi? Yoksa ben aşık mı oluyordum?
Bir hafta geçmişti Buğra’yı görmeyeli. Utanmasam apartman kapısında nöbet tutacaktım sırf görebilmek için. Sabahları o kadar dikkatli etrafa bakıyordum ki belki karşılaşırız diye, Ebru bile fark etmişti.
— “Sahra, bir şeyini mi kaybettin?” diye sordu. İçimden “Kalbimi” diyecektim ama sadece:
— “Yok,” diyebildim.
Artık onu unutmaya başladığım bir günde, hiç aklımda yokken apartmana girdiğimde onu bir kızla asansör beklerken gördüm. Evli mi, sevgilisi mi vardı? Hiç düşünmemiştim. Yanındaki gayet güzel, oldukça samimi bir kızdı. Kalbimde bir ağırlık hissettim. Birden tüm duygularım darmadağın olmuştu. Eve çıkıp saatlerce ağlamak istiyordum. Yüzüme sahte bir gülümseme taktım.
Asansörün yanına geldiğimde:
— “Sahra merhaba!” dedi Buğra.
— “Merhaba Buğra!”
— “Nasılsın? Karşılaşmıyoruz ne zamandır!”
— “Evet, denk gelmedik,” dedim. Tam o sırada asansör kapısı açıldı, içeri geçtik.
— “Seni kız kardeşimle tanıştırayım. Bu Güneş. Güneş, alt komşumuz Sahra!”
İçimden istemsizce “Ohhh!” sesi çıktı.
Bir dakika… Ben bunu içimden dememiş miydim? Yoksa dışımdan mı söyledim?
— “Memnun oldum Sahra,” dedi Güneş gülümseyerek.
— “Ben de çok memnun oldum,” dedim aceleyle.
Çantamdan anahtarımı çıkarmak istedim ama... Anahtar yoktu!
— “Offf! Anahtarı evde unutmuşum. Ebru’yu beklemem gerekecek!” dedim yüksek sesle.
Olamaz… Bunu da dışımdan söyledim!
Güneş:
— “Bizde bekleyebilirsin, kapıda kalma.”
Telefonla Ebru’yu aradım. “En erken bir saat sonra gelebilirim,” dedi. İçimden “Bu bir fırsat olabilir” diye geçirdim.
— “Rahatsızlık vermeyeyim,” dedim.
Buğra:
— “Olur mu öyle şey, biz komşuyuz,” dedi o muhteşem gülümsemesiyle.
— “Tamam o zaman, çok teşekkürler.”
Onlarla birlikte üst kata çıktım. Evleri sade ve spor döşenmişti. İçeri girince anladım ki Buğra bu evde tek başına yaşıyordu. Ortalıkta hiç “kadın eli” değmemişti, her şey tam anlamıyla erkek düzenindeydi.
Güneş:
— “Sahra, burası oturma odası. Geç, rahatına bak. Biz geliyoruz,” deyip kıyafetlerini değiştirmek üzere odalara geçtiler.
Ben oturma odasında etrafa göz gezdirirken büyük bir kitaplık dikkatimi çekti. En sevdiğim r******r vardı. Birini elime aldım ve içindeki kitap ayracının arasında kalmış bir fotoğraf beni şoke etti…