Bölüm 4

1146 Words
Küçük Park’ta bir kafeye oturduk. Burası, her zaman geldiğim küçük ama sıcak bir kafeydi. Küçük olmasına rağmen mahremiyete önem verilmiş, masalar aralıklı yerleştirilmişti. Duvarda Türk sinemasının ünlü isimlerinin fotoğrafları vardı. Buğra’ya bakmamak için gözlerimi o fotoğraflarda gezdiriyordum. Ama bir süre sonra sessizliği Buğra bozdu: — “Evet Sahra, anlat bakalım. O gün neden kaçar gibi gittin evimden? Ne oldu?” — “Yo, kaçmadım. Ebru ‘Geldim’ deyince ben de çıktım.” — “Hımm… Peki, sen kimsin?” — “Nasıl yani? Ne demek ‘sen kimsin’?” — “Seni tanımak istiyorum, Sahra. Biraz kendinden bahseder misin?” — “Ben iş için üç yıllığına İzmir’e geldim. Özel bir şirkette mühendis olarak çalışıyorum. Genelde işten eve, evden işe giderim. Sıradan bir hayatım var. Bu şehirde fazla arkadaşım da yok. Bir ev arkadaşım var, Ebru. Bir de iş arkadaşlarım.” — “Evet, geçen gün Ebru’yla da tanıştım. Peki, İzmir’e nereden geldin?” — “İstanbul’dan.” — “Öyle mi? Ailen İstanbul’da mı?” — “Evet. Annemle yaşıyorum orada.” — “Ben de İstanbulluyum.” — “Yaa, demek bir ortak noktamız var! Peki sen kimsin Buğra?” — “Ben İstanbul’da doğdum. Ailem hâlâ orada. Burada özel bir hastanede doktorum. Geldiğin evde tek başıma yaşıyorum. Genellikle hafta sonları kardeşim Güneş geliyor. Onun da evimde bir odası var ama yurtta kalıyor. Üniversite öğrencisi, iki yılı kalmış. Ben de sıradan biriyim; ev-hastane arasında geçiyor günlerim. Genelde çok yoğunum. Sizin evin kapısını zorladığım gün de zor bir ameliyattan çıkmıştım. O kadar yorgundum ki muhtemelen fark etmedim. Seni bayağı korkuttum.” — “Şimdi gülüyorum ama… Geldiğim ilk gündü, gerçekten çok korkmuştum.” — “Kusura bakma, hâlâ mahcubum.” — “Önemli değil,” dedim ve gözlerimi kaçırdım. Allah’ım… Ne kadar da güzel gözleri vardı. En kısa sürede kalkıp gitsem iyi olacaktı. Konunun aileye gelmesini hiç istemiyordum. Henüz duymaya hazır değildim. Hem… kalbimin çarpma hızına da yetişemiyordum. — “Kalkalım mı artık?” dedim. — “Tamam. Peki bir daha ne zaman görüşürüz?” — “Bilmiyorum. Bu aralar işlerim çok yoğun. Hatta mesaiye bile kalmam gerekecek. Bir ara görüşürüz yine,” dedim. Kaçamak bir cevap veriyordum. Aslında “hiçbir zaman” demek istiyordum ama diyememiştim. Aklım uzak durmam gerektiğini söylerken, kalbim koşar adım ona gidiyordu. — “Peki. En kısa sürede birlikte yemek yiyelim,” dedi tatlı bir gülümsemeyle. Apartmana doğru yürürken çok fazla konuşmamıştık. — “Tekrar görüşelim,” dedi ve ayrıldık. Evde beni yemeğe Ebru bekliyordu. O gün işten benden önce çıkmış, yemek hazırlayıp beni beklemişti. — “Geç kaldın Sahra, merak ettim!” — “Buğra’yla kahve içtik. Her zamanki gittiğimiz kafede.” — “Üst komşu Buğra mı? Hımm…” dedi manalı manalı. — “Ebru, sandığın gibi bir şey yok. Sadece arkadaş olduk o kadar!” — “Hoş çocuk ama!” — “Bilmem, fark etmedim,” dedim. Ama fark etmemek için kör olmak lazımdı. — “Yani aranızda bir şey yok?” — “Tabii ki yok!” — “Tamam canım, kızma. Bir şey demedim,” dedi ama yüzüm her şeyi anlatıyordu sanki. Yemekten sonra erkenden yattım. Çocukluğumdan beri en sevdiğim şey, kulaklıklarımı takıp kendimi tüm dünyadan soyutlamak olmuştu. Son ses, en sevdiğim şarkıyı açtım: Küçük bir ana kendimizi hapsedip Or’da yaşayamaz mıyız? Kimse bilmesin ve kimse duymasın Tüm şartlar aynı kalsın… Sabah erkenden kalktım. Zaten gece de pek uyuyamamıştım. Buğra’nın ilgisi hoşuma gidiyordu ama ondan uzak durmak istiyordum. Sonuçta o adamın üvey oğluydu. Ben, ne babamı görmek, ne de onunla ilgili bir haber duymak istiyordum. Ve benden onunla ilgili bir haberin ona gitmesini de… Hazırlanıp Ebru’yla birlikte evden çıktık. İşyerinin kapısında Gökhan’la karşılaştık. — “Kızlar, günaydın! Birazdan toplantı var. Öncesinde kahveye ne dersiniz?” — “Allah deriz!” dedik Ebru’yla birlikte. — “Tamam o zaman, kahve alıp geliyorum.” Gökhan hâlâ bana karşı çok ilgiliydi ama ben arama mesafe koyuyordum. Bu ilgisi Duru’nun da dikkatini çekmiş olmalıydı. Çünkü bana oldukça mesafeli, hatta soğuk davranıyordu. Duru’nun Gökhan’a âşık olduğu, bir kilometre öteden bile belli oluyordu. Ebru da fark etmişti. Zaten evde küçük çaplı dedikodusunu yapmıştık. Aynı iş yerinden biriyle ev arkadaşı olunca, işyerindeki gelişmeler ister istemez akşam oturumlarında masaya yatırılıyordu. Gün boyunca toplantıdan toplantıya koştum. Telefonumu elime hiç alamamıştım. Bir mesaj gelmişti: “Selam Sahra, nasılsın görüşmeyeli? Ben Buğra.” Şaşkınlıkla baktım. Ben numaramı vermemiştim ki! Nereden bulmuştu? Sonra birden aklıma geldi ve Ebru’nun yanına gittim. — “Ebru’cuğum, canım arkadaşım… Acaba benim numaramı birine vermiş olabilir misin?” — “Hımm, düşüneyim… Mesela kime?” — “Mesela Buğra’ya!” — “Komşuluk öldü mü canım? Üst komşumda numaran kalmamış, ben de verdim,” dedi, sırıtıyordu. — “Ebru!” — “Kızma… Zaten bu akşam yemeğe beraber gidiyoruz. Hem doğum günüm, beni kıramazsın. Başka arkadaşlar da olacak.” — “Evde görüşeceğiz seninle! Ben gelemem akşam bir yere.” — “Gelirsin, gelirsin… Hatta el arttırıyorum: Geleceksin.” — “Ebru!” — “Hadi Sahra’cığım, işim var. Sonra konuşuruz.” Mecburen masama döndüm. Gel de şimdi işe adapte ol! Kaçmaya çalıştıkça her yerden beni sıkıştırıyordu. Akşam yemeğe gitmemek olmazdı; Ebru’nun doğum günüydü. Şimdi mesaja cevap versem olmazdı, vermesem olmazdı. “Offf, işi bırakıp anacığımın yanına mı dönsem acaba?” diye düşünürken, Gökhan geldi. — “Sahra! Dalmışsın… Nerelere gittin? Sana kahve getirdim.” — “Teşekkürler, Gökhan.” Duru, bizi baş başa görünce hemen yanımıza geldi. — “Akşam Ebru’nun doğum günü yemeğine geleceksiniz değil mi? Sahra, sen ev arkadaşısın, kesin gelirsin de… Ya sen Gökhan, sen de gelecek misin?” — “Evet, ben de geleceğim.” — “Akşam geçerken beni de alır mısın evden, Gökhan?” — “Tabii, alırım.” — “Akşam görüşürüz,” diyerek uzaklaştı. Duru’nun Gökhan’a olan ilgisi o kadar belliydi ki… Gökhan hâlâ farkında değil mi, anlamıyorum. Bazen erkekler gerçekten kör olabiliyor. Bir kız olsa, bir bakıştan anlardı. Eve döndüğümüzde hazırlanma telaşı başlamıştı. Önce yemek yiyecek, sonra canlı müzik olan bir yere geçecektik. Her zamanki gibi siyah bir elbise tercih ettim. Diz kapaklarımın hemen üzerinde biten, omuzları açık sade bir modeldi. Saçlarımı topladım. Beyaz inci küpelerim ve takım kolyemle oldukça zarif görünüyordum. Ebru ise renkli kişiliğini yansıtan bir elbise seçmişti. Saks mavisinin üzerine turuncu çizgiler vardı. Saçlarını düzleştirmiş, makyajı da rengârenkti. — “Tam bir doğum günü kızısın Ebru! Çok güzel olmuşsun.” — “Teşekkür ederim Sahra’cığım, o senin güzelliğin!” dedi ve tam o sırada zil çaldı. — “Kapıya bakabilir misin Sahra?” — “Birini mi bekliyoruz?” diye sordum kapıya giderken. Kapıyı açtığımda karşımda tabii ki Buğra vardı. — “Sahra… Çok güzel olmuşsun,” dedi gözlerimin içine bakarak. Ebru: — “Buğra! Hoş geldin, gelsene içeri. Birazdan hazır oluruz.” — “Ben sizi aşağıda bekliyorum. Çok bekletmeyin,” dedi ve gitti. — “Ebruuu!” — “Canım hadi, komşumuzu bekletmeyelim. Hazırsan çıkalım,” dedi ve göz kırptı. Yine kurbanlık koyun gibi çıkmıştım evden…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD