5.bölüm

4826 Words
Şimdi ki zaman. Aradan 1 hafta geçmişti. Alpay yaptığı hatasını anlamıştı. Peki, özür diledi mi? Koca bir HAYIR. Erkekler ve onların tavan yapan egoları. Çok mu zordu ‘özür dilerim hata yaptım’ demek? Kardeşinden zorla Aslan denen adamın kim olduğunu öğrenmişti Alpay. Sadece ona yardım etmek isteyen bir sınıf arkadaşıymış. Ama yine de bundan pek haz edememişti. Bedenini saran bu anlamsız duygu onu rahat bırakmıyordu… Bu gün cumartesiydi. Yorgundu. Kafa dinlemek istediğinden genç adam bu gün işe gitmemişti. Onun boş vakti neredeyse hiç bir zaman olmuyordu. Kafasında gelecek hafta olacak büyük ihale vardı. Eğer ihaleyi kazanırsa mükemmel olacaktı. Güzellikle ya da zorlukla diğer iş adamlarını yolundan birer birer temizlemeliydi. Büyük salona vardı genç adam. Salonda büyük pencerenin yanında duran iki tane Osmanlı stili tekli koltukların birinde karısı bacaklarını toplamış bir vaziyette oturuyordu. Aslında sadece oturmuyordu, gene resim yapıyordu. Alpay’ın geldiğini fark etmemişti bile. Adam birkaç dakika kızı süzdü. Hala onu fark etmemişti. Belki biraz eğlenirim diye Alpay’ın dudakları hafifçe yukarıya doğru kıvrıldı. Kızın yanına yaklaşarak boğazını temizler gibi ses çıkardı. Zavallı Çiçek ürkerek elindeki kalemini düşürdü o sırada. Şaşırmış vaziyette Alpay’a baktı genç kız. Alpay biran kendini kötü hisseti, kızı korkutmak gibi bir niyeti yoktu sonuçta. Sessizce yerdeki kalemi aldı ve karsına uzattı. Çiçek’in kaşları havalandı. Bu adam ne yapıyordu? Hayretle elindeki kaleme baktı. “Alsana kalemini!” dedi birden adam. Çiçek çekine çekine elini kalemine uzattı. Adam hala kalemi ona uzatıyordu. Kaleme dokunduğu an hemen elini kendine çekmişti. Alpay homurdanarak karşısındaki tekli koltuğa oturdu. “Elini koparacak gibi mi görünüyorum?” diye homurdanarak yerine iyice yerleşti. Genç kızın ona ürkek bakışlarla bakmasından hoşlanmıyordu. Koltukta yerini aldıktan sonra bir bacağını diğerinin üzerine attı. Çenesini oynatıyordu. Karşısındaki kızı inceliyordu bir yandan da. Genç kızsa ne yapacağını bilemeden rahatsızca oturuyordu. Kalkıp gitse… bir problem çıkmazdı değil mi? Ona ‘otur’ diye emretmezdi değil mi? Başını kaldıramıyordu ve o adamın bakışları üzerindeydi. Bir bacağını diğerinin üzerine atmış, yavaşça çenesini ovalarken ona bakıyordu adam. Ara ara gizli bakışlar atıyordu Çiçek. Soğuk bakışları bu kez düşünceli bakıyordu. Yüzünde anlam veremediği duygu karışımı vardı? Tabi zaten nasıl anlasın, adamın onunla konuştuğumu var? Huyunu suyunu bilmiyordu ki? Neyi sever neyden nefret eder… Sadece dengesiz adamın biriydi işte! Bir an adamın elindeki deftere baktığını anladı. Çiçek refleks olarak defterine sarıldı, ne olur ne olmaz… az önce yerde ki kalemini geri verecek kadar centilmen olmayı başarabilse de gene parçalayabilirdi defterini bu dengesiz. “Boran!” diye bağırdı birden Alpay. Çiçek oturduğu yerden kocasının gür sesi yüzünden ürkerek sıçramıştı. Ne oldu ki şimdi? Neden birden Boran’ı çağırıyordu? Çiçek yutkunmasını zar zor saklayabilmişti. “Efendim abi?” Boran hemen gelmişti. Bir an bakışları Çiçek’e kaydı. Ona anlayışla gülümsedikten sonra “Bir şey mi istedin abi?” dedi hemen ciddiyetle. Alpay boğazını temizleyerek “Evet istedim aslanım, isteyeceğim” dedi, sonra karşısında oturan hala bakışları yerlerde olan karısına bakarak konuştu. “Kırtasiye dükkânına git. Resim yapmak için kullanılan ne varsa hepsini al gel. Boya, fırça.. artık ne bileyim Leonardo Davinchi Monalisa yı yaparken ne kullanmışsa al gel işte!” Boran’ın çenesi neredeyse yerlerdeydi. Doğrumu duydu? Alpay… deli Alpay bunları mı istiyordu? Aynı şoku Çiçek’te yaşıyordu. Kocasının resim yapmaktan hoşlandığını pek sanmıyordu. Niye şimdi böyle bir şey istedi ki? Anlam veremiyordu. “Sen hala duruyor musun lan? Gitsene hadi!” Alpay ona bön bön bakmakta olan Boran’a sinirlenerek kaşlarını çattı. “Abi sorması ayıp olmazsa.. Yengem için mi..?” “Yok rahmetli babam için! Gitsene oğlum!” daha sözünü bitiremeden Boran’a kükremişti Alpay. Niye aptal gibi soruyordu. O ne zaman oturmuş resim yaptı ki? Geri zekalı bile bunu karısı için istediğini anlardı da.. Ama yok bizimki illa kafa ütülemek istiyorum diyordu. Alpay Boran’a öfkeyle bakarken Boran, zavallı ne yapsın kafasını sallayarak tam gidecekken “Boran abi geçen hafta bana boyama seti almıştı…” diyerek Çiçek araya girdi. Bu adamdan bir şey istemiyordu. Yani eğer o şeyleri ona alıyorsa tabi. Muhtemelen kendisini suçlu hissediyordu geçen sefer yaşanan olay için. Eğer Alpay bunları bir nevi özür dilemek amacıyla ona alıyorsa… Ya da yanılıyordu… Ama eğer öyleyse, kesin olan bir şey vardı ondan özür manasında bir şey istemiyordu Çiçek. Ne o aklınca bu özür dilemek mi oluyordu? Bunu asla kabul etmeyecekti. Göz ucuyla Alpay’a bakında.. o sırada kocasıyla bakışları birleşti hemen gözlerini başka yere çevirdi. Neler oluyordu bu adama? Niye ona böyle bakıyor? “Boran!” dedi birden Alpay, bakışları eşinin üzerindeydi “Sen benden habersiz benim KARIMA bir şey mi aldın lan!” Cümlenin sonunda biraz sesi yükselmişti. Üstelik karım kelimesini basa basa söylemişti. Çiçek şaşırarak başını kaldırdı. Karım mı – bu adam ona karım gibi kelimeler kullanıyor muydu? Genç kız ondan bir şey istemiyorum derken şimdi de Boran’ın başını derde sokmuştu. Boran biraz çekinerek açıklamaya koyuldu hemen “Abi yanlış anladın sen…” “Neyi yanlış anladım! Aldın mı bir şey almadın?” Alpay’ın gür sesi salonu sarmıştı. Salona koşar adımlarla Meltem abla bile gelmişti. Zavallı Boran soğuk terler döküyordu. Gel de anlat şimdi olayı diye düşünüyordu. “Abi...” dedi büyük bir nefes alarak devam etti “Evet aldım… yengeme… şey için, d-doğum günü hediyesi olarak almıştım.. özür dilerim. Gene de sizden habersiz yengeye bir şey almamam gerekirdi.” Alpay bir an dondu kaldı. “Doğum günü hediyesi mi?…” dedi afallayarak. Bir Boran’a bir eşine bakıyordu “Peki neden benim bundan haberim yok!!!” Alpay yine bağırmıştı. Neden onun haberi yoktu. O kız onun karısıydı. Ona aitti! Çiçek içinden – Benden ne zaman doğum günün diye sordun mu hiç öküz – demek istiyordu ama dudakları adeta birbirine yapışmıştı. Tek bir kelime bile firar edemiyordu. “Umurunda mıydı abi sanki?” Bu kez konuşan Eylül’dü. Boran Eylül cadısını gördüğüne bu kadar sevineceğini tahmin edememişti. Teşekkür edercesine bakış atmıştı. “Üç gün önce yengemin doğum günüydü abi. Sen bütün gün işteydin. Bizde kendi aramızda küçük bir kutlama yaptık işte. Niye abartıyorsun. Sanki katıl desek katılacaksın da!” Alpay kaşlarını çatmış sinirle kardeşine bakıyordu ‘Sen nerden biliyorsun belki katılırdım’ demek istiyordu ama bunu hemen yanlış anlayacak biri varsa bu da cadaloz kardeşiydi. “Bu seni ilgilendirmez kardeşim” dedi Alpay dişlerinin arasından. Boran sessizce Meltem ablaya bakarak aradan sıvışmıştı. En iyisi buradan kaçmak olacaktı. Abi kardeş gene birbirine gireceklerdi. “Neden benim haberim yok. Bu evde bir çöp kıpırdasa benim haberim olacak! Burası benim evim! Olan biteni bilmek zorundayım!” Eylül dilini şakaklarında gezdirdi. Gözlerini devirdi. Başını iki yana sallayarak yengesine baktı. Ağabeyine cevap vermeyecekti. “Yengem hadi gidelim. Burada oturma sen!” ağabeyine imalı-imalı bakarak yengesinin yanına vardı Eylül. Tam Çiçek’te kalkacakken Alpay’ın sert sesi onu durdurmuştu. “Çiçek burada kalacak!” diye sertçe itiraz etti “Karımla konuşmam gereken özel bir konu var. Bizi yalnız bırak güzelim.” Kaşlarını çatmış kardeşinin gitmesini bekliyordu genç adam. Eylül’se anlam veremeyerek ağabeyine bakıyordu. Özel bir konu mu? Aklına ilk takılan ilk cümle buydu? Nasıl bir özel durum var ki? “Abi.. bu iyi bir fikir..” “Senden iyi bir fikir olup olmadığını sormadım güzelim!” Alpay’ın kendinden emin, soğuk tavrı Eylül’ün geri adım atmasına neden olmuştu. Yüzünü buruşturarak yengesine baktı. Çiçek adeta yalvarıyordu beni yalnız bırakma diye. Ama ağabeyini de tanıyordu Eylül. Bayağı iyi tanıyordu. Ve emin olduğu bir şey vardı. Ağabeyi yengesiyle ilgilenmeye başlamıştı. Bu fırsatı geri çeviremezdi. Ama ağabeyinin yanlış bir şey yapmasına da izin veremezdi. “Güzelim… Beni ikiletme en iyisi…” Alpay’ın tekrar konuşmasıyla Eylül başını peki anlamında sallayarak salondan ayrıldı. Artık Çiçek yalnızdı. Ne istiyordu bu adam ondan? Aklına bir şeyde gelmiyordu. “Başını kaldır.” Alpay’ın sesi emreder gibi çıkmıştı. Çiçek korkarak ne yapacağına karar veremeden tekrar duydu o sesi. “Sana başını kaldır dedim. Seninle konuşurken yüzüme bakmanı istiyorum.” Çiçek hafifçe başını kaldırdı. Niye şimdi yüzüne bakmasını istiyordu ki bu adam? Derdi neydi? Genç kız karşısındaki adamın yüz ifadesini görünce şaşırmadan edemedi. Yüz ifadesi… Yumuşamıştı sanki. Ama neden? Neredeyse gözleri samimiyetle bakıyordu. “Doğum günün olduğunu bilmiyordum. Bilseydim…” birden durdu, cümlesini bitirememişti genç adam. Çiçek gözlerini kırpıştırarak adama bakıyordu. Doğrumu duyuyordu? Alpay boğazını temizleyerek devam etti “Doğum günün ne zamandı?” Genç adamın ani sorusu Çiçek’in ağzının hafifçe aralanmasına neden olmuştu. Adam sorusunu tekrarladı “Sana doğum günün ne zaman diye sordum?” “27 ekim…” genç kızın fısıltıya yakın sesini Alpay zar zor duyabilmişti. Sinirlenerek kendi kendine homurdandı. Çiçek ne dediğine anlam verememişti. “Benden neden bu kadar korkuyorsun?” diye sordu birden. Genç kız ne cevap vereceğini kestirememişti ama bu zahmetten Alpay onu kurtarmıştı. Gene konuşmaya başlamıştı. “Benden korkmana gerek yok” dedi yumuşak ses tonuyla “Sana benden bir zarar gelmez.” Son sözünü duyunca Çiçek dayanamamıştı. Acıyla gülümsedi. Ondan bir zarar gelmezmiş… Gel de beni inandır buna demek istiyordu. “Bunda komik olan ne!?” Alpay’ın sinirli sesi genç kızı kendine getirmişti. Başını iki yana salladı. Bu kez adam daha da sinirlenmişti “Seninle konuşurken bu baş sallama olayına son versen! Adam gibi cevap vermek çok mu zor?” Haddinden biraz fazla yüksek çıkan sesi Çiçek’in gözlerinin dolmasına neden olmuştu. O böyleydi… ona biraz bağırsalar dayanamaz gözleri dolardı. Kalbi acı doluydu. Boğazı düğümlenir konuşamazdı. Narin bir yapısı vardı, fazla duygusaldı. Sessizce burnunu çekerek başını sallayarak “Peki” dedi kız. Alpay öfkeyle oturduğu yerden kalktı. Sinirle bir elini saçlarına daldırdı. Dişlerini sıkarak karısına baktı. “Lan bana vicdan mı yaptırmaya çalışıyorsun ben anlamadım ki?! Niye her dediğime TAMAM diyorsun! Hayır desene! Karşı çıksana!” Çiçek ağzı açık vaziyette önünde sinirle homurdanan adama bakıyordu. Bu adam gerçekten dengesizdi! Tamam dese problem hayır dese problem. Ne istiyordu? Ne hayır deyip onu öldürebilmesi için bir neden mi vermeliydi? Anlayamıyordu bu adamı. Adam gene sinirle kalktığı yere tekrar oturdu. Bir an boş bir kahkaha attı. Çiçek artık korkmaya başlamıştı. Üstelik gerçekten korkmaya. Bu adam manyaktı. Kesin manyak! Adam sinirle soluğunu verdi. Öfkesi aslında kendisineydi. Bu kız ondan korkuyordu. Bunu gözlerinden anlamak mümkündü. Kızın üzerinde baskı kurmak istemiyordu Alpay. Vicdanı sızlıyordu. Ah lanet olsun işte tuhaf olanda buydu! Onun ne zamandan beri bir vicdanı vardı? Biraz sakinleştikten sonra ona fal taşı gibi açılmış gözlerle bakmakta olan karısına bakarak konuşmaya başladı. “Bak Çiçek! Sana teşekkür borçluyum. Kardeşim senin sayende hayatta. Sana minnettarım” sesi sertti ama buna rağmen genç kız biraz tebessüm ederek gülümsemeyi başarmıştı. Eylül’e yardım etmekten pişman değildi sonuçta. Alpay ilk kez Çiçek’in gülümsemesine şahit olmuştu o an. Biranda bütün öfkesi, siniri yok oldu. Az önce o kızın kendinden bu kadar korktuğu için delirirken şimdi öfkesinden eser kalmamıştı. Onun yüzünde gördüğü bu gülümseme… Sanki aklını saniyeliğine de olsa aklını başından almıştı. Hayatında gördüğü en masum tebessümdü belki de az önce gördüğü o tebessüm. Kendine geldikten sonra boğazını temizleyerek daha samimiyetle konuşmaya başladı. “Sana borçluyum. Şu an seninle boşanamam bunun farkındasındır umarım. Organ bağışında bulduktan sonra senden hızla boşanmam şüpheleri baya üzerime çeker. Bu riski göze alamam. Doğrusu bütün dikkatleri bir senelik evliliğimden kurtularak üzerime çekmek istemiyorum. O yüzden daha buradasın… Bu yüzden aramızı iyi tutabiliriz. Misal doğum günün geçmiş olabilir ama sana hediye verebilirim ve itiraz kabul etmiyorum!” Son sözlerini vurgulamak için bastıra bastıra söylemişti Alpay. Çiçek merak etmişti şimdi. Ona nasıl bir hediye verebilirdi ki bu adam? O ne istiyordu ki? Üstelik itiraz kabul etmiyorum mu dedi az önce karşısında ki adam? İlla onun dedikleri olacaktı! O yüzden alaçsızca başını salladı. Alpay rahat bir şekilde “İstediğin özel bir şey var mı?” diye sordu. Al işte madem ne istediğimi bile bilmiyorsun neden bana hediye alacağını söylüyorsun be adam – keşke bu düşüncelerini dışa vurabilseydi Çiçek, fakat başaramamıştı. Hem ne istesin ki? Yani ne isteyebilirdi ki? O yüzden başını iki yana salladı. Alpay’ın bakışları sertleşti. Arkasına yaslandı. Ellerini bacaklarının üzerine koymuştu. İşaret parmağını aşağı yukarı hareket ettirerek diz kapağına vuruyordu. “Demek istediğin özel bir şey yok!” “Evet… yok” fısıltıya yakın sesi ile cevap vermişti Çiçek. “Resim yapmayı çok seviyorsun değil mi?” Adamın ani sorusu afallamasına neden olmuştu genç kızın, bunu zaten biliyordu, neden soruyordu ki? Ama başını evet anlamında sallayabilmişti. “O zaman neden bu alanda kendini geliştirmiyorsun? Okuya bilirsin. Bütün masraflarını karşılamak isterim. Sana destek olurum.” Alpay bunları içtenlikle söylemişti. Bu kızı üzgün görmek içini huzursuz ediyordu. Daha gençti. 19 yaşında… Dur, geçenlerde doğum günü olmuşsa 20 yaşına ayak basmış bir genç kızdı. Bu kızın yüzünün gülmesini istiyordu. Bu yüzden okumak isterse ona yardımcı olacaktı… Ama sonra... Bir anda bocaladı adam. Ne olmuştu? Şimdi ne dedi de bu kızın yanaklarından yaşların süzülmesine neden olmuştu. Kız resmen ağlıyordu. Gözleri acıyla parlıyordu. Minik elleriyle gelişi güzel yaşlarını siliyor burnunu çekiyordu. Alpay bir ara ne yapacağını kestiremedi, bu kızın böyle ağlamasını istememişti. İlk kez kalbi sızladı… Sanki ilk kez bu kızın önünde ağladığına şahit oluyordu. Belki bundan öncede ağlamıştı ama hiç bir zaman fark etmemişti. İnci taneleri gibi gözyaşları sicim sicim süzülüyordu yanaklarından. “Ben yanlış bir şey mi dedim? Anlamadım? Neden ağlıyorsun?” “H-hayır..” yutkunarak cevap verebilmişti Çiçek. Alpay “Neden ağlıyorsun o zaman? Açıklayabilir misin?” diye nazikçe sordu. Kızın üstüne gidip de daha da ağlamasını sebep olmak istemiyordu. Lanet olsun o pek nazik adam olmayı da beceremezdi ki? Garip hissediyordu kendini. “İstesem de okuyamam ki..” Alpay kaşlarını çattı. Ne demek oluyordu bu. “Nedenmiş o?” Çiçek buruk gülümsemesiyle kocasına baktı. Nereden ortaya çıktığı belli olmayan cesaretle konuşmaya başladı “Babam sizinle beni zorla evlendirdi… B-beni size sattı. Ben daha liseyi bile bitirememiştim oysa…” yanaklarından akan gözyaşlarını bir kere daha sildi güzel kız “Oysa ben çok istemiştim… ama artık, artık istemiyorum..” Alpay sinirle soludu. Hem kendine hem de Esat’a kızıyordu. Bu zavallı kızın hayatını mahvetmişti. Bunu geçte olsa fark etmişti ama o kadarda geç değildi sonuçta.. İsterse hayatına yeniden başlayabilirdi. “İstersen ben her şeyi hazırlar… hatta lise mezu..” “İstemiyorum.” Genç kızın ani itirazı sözünü yarıda kesmişti Alpay’ın. Bir an afalladı adam. Sonra başını salladı. Tamam, bu konuda zorlamayacaktı onu. “Başka bir şey istersen…?” “Sizden hiç bir şey istemiyorum” genç kızın sesi bu kez soğuk çıkmıştı. Tam kalkıp gidecekken “Ama.. mümkünse bir izin istiyorum” dedi, son anda aklına bir şey gelmişti. Evet, bir şey isteyebilirdi. Eğer bir gün bu evden gidecekse, yanına para lazımdı. Kendi başını sokabileceği bir eve ihtiyacı vardı. Yaşamak zorundaydı… Hayata devam etmek zorundaydı. Alpay memnun bir ifadeyle biraz gülümsedi “Ne istersen?” dedi kendinden emin bir tavırla. “Çalışmak istiyorum…” “Anlamadım ne?” “Çalışmak istiyorum” diye tekrarladı Çiçek “Zamanı gelince bu evden gideceksem bana para lazım olacak” sesi boğuk çıkmıştı. “Buradan gideceğin gün seni beş parasız bırakacak değilim elbet!” Alpay’ın sesi aniden sertleşmişti. Omuzları gerildi. Ne yani bu kız onu kafasında bu kadar şerefsiz, zalim, acımasız ve düşüncesiz olarak mı belledi? Onu hiç bir şeysiz, beş parasız sokağa atacağını mı sanmıştı. Çiçek başını salladı hemen “B-ben öyle bir şey ima etmedim. Sadece.. sadece kendi paramı kendim kazanmak istiyorum…” Alpay dişlerini birbirine kenetledi. Şimdi izin verse… kız gidip ne iş yapacaktı? Lise mezunu bile olamamışken nasıl bir iş bulabilirdi ki? En fazla bir restoranda falan çalışırdı. Alpay Kurdoğlu’nun karısı restoran köşelerinde çalışıyor dedirtmezdi kimseye. Düşüncelerine dalmıştı… “Neden cevap vermiyorsunuz?” Alpay bir elini saçlarına daldırdı. Bıkkın bir edayla “Ne iş yapabilirsin ki sen?” diye sordu. Senin de alay yoktu aslında biraz endişe vardı. “Ben bakarım bir çaresine.. beceriksiz değilim” solgun yüzü daha da solmuştu bir an genç kızın. Ah, çok güzel al işte onunla alay ettiğimi düşündü – diye geveledi içinden Alpay. “Ben onu demek istemedim.” Genç adam kıza ne demek istediğini açıklamalıydı. Yanlış anlaşılmak istemiyordu nedense “Sana demek istediğim.. Hala benim soyadımı taşıyorsun. Ucuz yerlerde beş kuruş para için çalışmana izin veremem!” Genç kızın yüzü düşmüştü. Anladım diye neredeyse duyulmayacak bir şekilde mırıldandı. Sonrada yerinden kalkarak hiç bir şekilde itiraz etmeden çekip gitmişti. Söylediklerine karşı çıkmamıştı. İtiraz etmemişti. Kavga etmemişti. Sesini bile yükseltmemişti. ‘Benim hayatıma karışamazsın ben senin kölen değilim!’ – Alpay bu kelimeleri duymayı bekliyordu. Ama o… Çiçek, kanadı yaralı bir kuş misali boynuna bükerek kaderine razı olarak çekip gitmişti. Genç adam büyük bir soluk verdi. O kızın gözlerine her baktığında hafiften hissetmeye başladığı vicdan azabı artıyordu. Özür bile dileyememişti üstelik. Şimdiyse gene kalbini kırmıştı. 27 yaşına gelmişti ve hiç bir kadın bu kadar tesir etmemişti genç adama. O kızın gönlünü alacaktı. Evet, nedense anlam veremediği bir şeyler olmuştu kalbinde. Ama hiç biri artık bu kızın mutluluğundan önemli değildi. Bu kızın gülmesini istiyordu. Neşeyle hayata devam etmesini istiyordu. O yüzden bu kızın hayat pınarı olmaya kararlıydı. Belki böylece bir nebze günahları da hafiflerdi. Bu kızın belki kocası olamayacaktı… ama boşanana kadar onun arkadaşı olmaya çalışacaktı. Onu hayata küskün olan tarafını iyileştirecekti. “Kendimi sana affettireceğim yaralı serçe…” *** Dün o adamla yaptığı tuhaf konuşmadan sonra çok düşünmüştü Çiçek. Her şeyden öte neden bu adam birden bire böyle olmuştu. Neden böyle değişmişti. Daha önce umurunda değildi ama şimdi..? Sanki onunla ilgileniyor gibiydi. Bir çıkarı vardır kesin demek istiyordu genç kız ama bir çıkar bile bulamıyordu. Aklına yatan hiç bir fikir bir sonuca varmasını sağlamıyordu. Ne diye birden birden bütün okul masraflarını karşılarım dedi ki? Bir şey isteyip istemediğini sordu… anlam veremiyordu. Acaba vicdan mı ediyordu? Aklına gelen ilk düşünce bu olmuştu genç kızın. O zaman izin verseydi çalışma isteğine… gerçi Çiçek’te fazla üzerinde durmamıştı. Gücü yoktu karşı çıkmaya, ne yapabilirdi ki? Adam istese o an alnında bir kurşunla yerde yatıyor olabilirdi genç kız. Belki bu yüzden karşı çıkamıyordu. Ölümden mi korkuyordu? Hayır, nedense ölümden korkmuyordu. Ölüm onun için ebedi bir uyku misali gibi bir şeydi. Onun kendine zarar vermesinden korkuyordu… Onu gerçek anlamda öldürmeden yaşayan bir ölüye çevirmesinden korkuyordu genç kız… Ona zorla dokunmasından korkuyordu… başka açıklaması olamazdı… Kapı çalınmıştı. Çiçek yine pencere kenarında oturuyordu. Başını kapıya doğru çevirdi. Kim kapısını çalıyordu? Eylül? O ne zaman kapı çaldı ki şimdi çalsın. Tekrardan kapı çalınmıştı. Çiçek kaşlarını çatarak “Girebilirsin” diye seslendi. Kapı açıldığında yüzünü buruşturdu. Gözlerini dışarıya çevirdi. Onun burada ne işi vardı? Ne istiyordu? “Hava ne kadar soğuk haberin var mı senin! Geçenlerde yataklara düşmemiş miydin? Neden pencereleri açmış önünde oturuyorsun! İnadına mı yapıyorsun ben anlamıyorum ki!” “B-ben.. şimdi iyiyim…” “Geç yatağına! Kendine dikkat etmen gerek. Zaten zayıfsın! Yatıp dinlenmem lazım!” Alpay odaya adımı attığı an kan beynine sıçramıştı. Bu kızın sorunu neydi? Niye kendine bakmıyordu? Sonra herkes ona kabasın falan diyor. Ses tonunun yükselmesini istemiyorlarsa adamı çileden çıkartmayacaklar arkadaş! Ne zaman görse ya balkonda ya da terasta oturuyordu bu kız. Şimdide pencerenin karşısında! Hem de bu soğukta! Genç kız pencereyi kapatarak yavaş adımlarla yatağa girdi. ‘Neden şimdi bana bağırıyor bu dengesiz, ne yaptım ki ben?’ İçinden geveliyordu Çiçek kocasına yandan bakarken. Yüzü asık bir şekilde yatağına girdi. Üzerine battaniyeyi çekti. Alpay sessizce bir sandalye çekerek oturdu. Sert bakışlarıyla Çiçek’e bakıyordu “Vitaminlerini aksatmadan alıyor musun?” diye sordu ses tonundan hala sinirli olduğunu anlamak mümkündü. Çiçek evet anlamında başını salladı. Alpay büyük bir soluk vererek gözlerini devirdi. Bu kız gene baş sallama olayına girmişti anlaşılan. Bu huyunu sevmiyordu. “Seninle konuşmam gereken bir konu var” diye söze başladı adam. Genç kızın yüzünü inceliyordu. Pek ifade değişikliği yoktu. Duygularını belli etmiyordu. “Çalışmana izin vereceğim!” Çiçek hayretle adama baktı “Ne?” diye sorabilmişti. Şaşırmıştı.. hem de çok. Ne yani şimdi dünden beri bunu mu düşünmüştü bu adam, çünkü yüz ifadesi o kadar düşünceli ve tuhaf bakıyordu ki… Alpay bir bacağını diğerinin üzerine attı. Yüzünde bir tebessüm belirirdi birden. “Sana küçük bir pastane aldım. Orası senin artık. Kendi iş yerini çekip çevireceksin!” Genç kızın birden yüzü soldu. Ondan böyle bir şey istememişti. Onun hiç bir şeyini istemiyordum. Onun parasına muhtaç kalmak istemiyordu. Onundu… her şey onun olacaktı. Çiçek, kazanacaksa kendi parasını kazanmak istiyordu. Onun yardımıyla başlamak istemiyordu. “Ben.. teşekkür ederim ama istemiyorum…” Alpay kaşlarını çatarak “Ne demek istemiyorum!” diye sordu. Sesi aniden sertleşmişti. Bu kızın sorunu neydi. Onu delirtmek mi istiyordu. Şimdi de en olur olmaz yerde ona hayır mı diyordu? “Ben o pastaneyi kabul edemem.. teşekkür ederim…” “Senden kabul edip edemeyeceğini sormadım zaten! Bütün işlemler hazır. Bir imza atman kaldı. Pastane binası senin adına!” Alpay’ın kendinden emin sesi Çiçek’in rahatsız olmasına neden oluyordu. Gıcık adam istemiyorum demek istemiyorum demek oluyor! “Çalışmak istiyorum dedin. Bende bir çare buldum işte! Artık bir şeye kafa yorarsın. Üstelik ben sana o pastaneyi keyfimden almadım!” son sözleri Çiçek’in dikkatini çekmişti, başını kaldırarak adama baktı “Önceden de söylediğim gibi sana borçluyum. Onu ödüyorum. O yüzden kabul etmek zorundasın. Böylece kimse kimseye borçlu kalmayacak!” Çiçek nedensizce gülümsedi. Acı dolu gülümsemeydi bu. Alpay denen bu adam onun çocuk olduğunu mu sanıyordu. Borçmuş? Hah! Hangi borçtan bahsediyorsa artık? “Siz babama ödemiştiniz borcunuzu?” Çiçek’in ani cevabı karşısında Alpay bir ara ne cevap vereceğini kestiremedi. Afallamasına neden oldu. Bir nevi doğru da söylüyordu bu kız. Oldukça yüklü bir miktarda para ödemişti o adama. Ama gene de… Bu kıza da borçluydu Alpay. Ve borcunu ödeyecekti. Aniden kaşlarını çatarak konuştu “Orası seni ilgilendirmez. Babana borcumu ödedim. Şimdi de sana karşı borcumu ödüyorum!” Soğuk bakışları ve sert ses tonu karşılık beklemediğini anlatıyordu genç adamın. Çiçek titrek bir şekilde nefes alıp verdi. Hafifçe başını salladı sonunda. Adamın itiraz kabul etmeyeceği belliydi. “Peki… madem öyle istiyorsunuz..” “Ne?” “Peki dedim.. öyle istiyorsanız… tamam!” cümlesini tekrarlamıştı Çiçek. Bunda anlam verilmeyecek bir şey yoktu. Niye bu adam ona tuhaf bir şekilde bakıyordu ki? “Ne yani şimdi kabul ettin mi?” Çiçek başını salladı. “Bu kadar çabuk mu?” Ne yani kabul etmeseydim mi be adam! – gene içsesi konuşuyordu zavallı kızın. “Ne bileyim ben… yok istemem diye tutturursun sandım bir ara!” Alpay aniden keyifle yerinden kalktı, kıza içten bir gülümsemeyle bakarak “O zaman hadi gidiyoruz!” dedi. “N-nereye?” “Gidince görürsün ufaklık. Hadi şimdi!” *** Çiçek şaşkınlıkla büyük binada geziniyordu. Alpay ona burayı mı vermek istiyordu? Bu muazzam binayı! Burası çok ama çok güzeldi… Ahşap dizayna sahip olan çoğu yerlerde kahve renginin tonlarının hakimlik tuttuğu çok güzel ve hoş bir yerdi. Ne yani artık burası gerçekten de ona ait miydi? Burayı gözünde sıradan bir esnaf lokanta olarak hayal etmişti genç kız. Ama şimdi büyük bir restoranın içerisindeydi adeta Çiçek. “Nasıl sevdin mi? Eğer dizayn hoşuna gitmediyse yenileriz elbet! Problem değil. Hangi tarzda seviyorsan bir aya kalmaz hazılarız!” Alpay’ın kendinden emin ve hoşnut sesi Çiçek’i düşüncelerinden kurtarmıştı. Adama şaşırarak baktı. Ne tuhaf adamdı bu böyle? Önce onu apar topar buraya getirmişti. Yeni iş yerini göstermek istemişmiş. Şimdide buranın dekoru ilgili soru soruyordu. Bu adam baya ciddiydi. Gerçekten burasını elini kolunu sallayarak ona mı veriyordu? Bu muazzam binayı! Burasının sahibi mi oluyordu şimdi? Hayır, hayır… Bunu kabul edemezdi o. Bu çok fazlaydı. “B-ben burayı kabul edemem..” dedi Çiçek birden. Neredeyse fısıldayarak konuşmuştu. Alpay’ın kaşları çatıldı “Ne demek kabul edemem! Benimle dalga mı geçiyorsun. Az önce tamam dedin ya. Yoksa beğenmedin mi? Beğenmediysen başka konu… O zaman değiştiririz! Sıkıntı yok.” “Hayır, hayır… burası muhteşem..” Çiçek aniden genç adamın sözünü bölerek araya girmişti. Onu yanlış anlamasını istemiyordu. Burasını elbette beğenmişti, beğenmemek elde değildi zaten ama kabul edemezdi. Bu kadar büyük bir şeyi… Asla kabul edemezdi. Alpay biraz şaşırmış bir halde “O zaman problem ne?” diye sordu. Çiçek önünde ellerini birleştirerek “Ben bu kadar büyük bir şeyi kabul edemem” dedi titrek bir sesle. “Nasıl yani?” “Bu… Bu çok fazla… Bu kadar pahalı bir hediye alamam ben. Teşekkür ederim.” “Sırf pahalı olduğu için mi kabul edemiyorsun?” Adamın sesinden hafiften güldüğü belliydi. Kız başını salladı hafifçe “Ben burasını… Küçük esnaf lokantası gibi bir şey sandım… Ama burası bambaşka.. Ben kabul edemem” hala sesi çok yavaş ve çekingen çıkıyordu. "Yani burayı reddetmen sevmemiş olman değilde pahali olması. Doğru mu anlamışım?" "E-evet..." Alpay o an dayanamayarak sonunda tutmakta olduğu büyük kahkahasını patlattı. Kızın az önceden beri utana sıkıla kendisini açıklamaya çalışması çok hoşuna gitmişti. Hem de komik gelmişti. Çiçek gülmekte olan adama hayretle bakıyordu. Yanlış bir şey mi söylemişti? Niye bu adam böyle gülüyordu anlamıyordu. Üstelik adamın kahkahası kulağının çınlamasına neden oluyordu. Bu adam onu sinir etmeye başlamıştı. Resmen şu anda onu güldüğü için tokatlamak istiyordu. Alpay hala gülüyordu. Bu kız gerçek miydi gerçekten? Bu kadar saf bu kadar temiz… ah bu kadar naif olacağı kimin aklına gelebilirdi. Hala yüzündeki kızarıklığı gitmemişti. Buraya ilk adımını attığından beri onu süzüyordu Alpay. Her yere hayretle bakıyor, inceliyordu Çiçek. Gözlerinde bu güne kadar görmediği bir ışık belirmişti bir an. Ama gene de burasını kabul edemem diyordu. Nedenmiş çünkü pahalıymış! Nasıl bir kızdı böyle? “Komik bir şey mi söyledim?” Niye bu adam böyle alay ediyordu onunla. Öldürsem yeridir şimdi diye düşündü Çiçek. “Ben gitmek istiyorum. Gülmeye devam edin siz!” Kaşlarını çatmış, dudaklarını büzerek çıkışa yönelmişti genç kız. Deli adam ne olacak diye düşünüyordu. “Nereye? Daha ben sana gidebilirsin dedim mi?” Alpay aniden Çiçek’in kolundan tutmuştu. Ses tonu yumuşaktı. Gözlerinde bir sıcaklık vardı. Bütün o sertliği buhar olup uçup gitmişti adeta. Yüzündeki tebessümle devam etti “Burası artık senin Çiçek. Bana karşı çıkmaman senin iyiliğine olur. Burayı da sevdin varsayıyorum her ne kadar pahalı olması senin için sorunsa bile benim için değil. Eve varınca imzalarsın evrak işlerini. Tamam mı? Cevap: evet tamam!” Çiçek ona şaşkın şaşkın bakıyordu. Bu adam kendi kendine ne güzel de onay veriyordu. Kafası mı iyi ne?! Sonra gözleri koluna kaydı. Alpay hala onu tutuyordu. Neden ellerini çekmiyordu üstelik. Çiçek rahatsız olmuştu. Bir adamın ona dokunmasından hiç bir zaman haz edememişti. Ani bir huzursuzluk kaplıyordu bedenini. Adam aniden elini çekti. Hemen ellerini ceplerine attı. Kaşlarını çatarak boğazını temizledi “Hadi gidiyoruz. Acıktım ben” dedi sert bir şekilde. Birdenbire gerilmişti. Bakışları, sesi her şeyi sertleşmişti. Kıza bakmadan çıkışa yönelmişti. Ne diye elini tutmuştu ki zaten! Çiçek kocasına bakmaya devam ediyordu ama o çıkışa yönelmiş arkasına bakmadan ilerliyordu. Omuzları bile gerilmişti. Oysa hiçbir şey anlayamamış öylece duruyordu. Nasıl bir adamdı bu böyle! Manyak adam ne olacak. Deli ve dengesiz! Yarım saat sonra bir kafede oturuyordular gençler. Siparişlerini bekliyordular. Pastane binasından çıktıktan sonra kimse konuşmamıştı. İkisi de sessizliğini koruyordu. Çiçek zaten konuşmazdı da… Alpay da tuhaf bir şekilde aniden sertleşmiş ve susmayı tercih etmişti. Ne olmuştu ki bu adama birden bire. Bir an kahkaha atıyor gülüyor, sonra aniden öfkeli bir canavara dönüşüyordu, genç kız bunları düşünüyordu durmadan. Aniden o kızın kolundan tutmak iyi bir fikir olmamıştı. O yüzden sinirlenmişti Alpay. Sanki bedeninde tuhaf bir elektriklenme oluşmuştu. Bu his sanki kıyafetlerini hızla üzerinden atarken minik bir elektriklenmenin üzerinde yarattığı etki gibi bir şeydi ama yine de sanki… sanki değişikti. Tuhaf bir elektrik akımına girmişti sanki. Kelimelerle anlatılmıyordu, anlatılamıyordu. Sanki o elektriklenme kalbine de dokunmuştu ama karşısındaki kız bir gram etkilenmişe benzemiyordu. Belki de bu yüzden bozuntuya vermişti. Ah anlaması zordu işte. Kendine sinirleniyordu. Ergenler gibi davranıyordu. Ve neden bu kız hiç konuşmuyordu! Alpay delirmek üzereydi. İç sesi üzerine-üzerine geliyordu. İLLA BENİM Mİ KONUŞMAM LAZIM diye bağırmak istiyordu da.. bu ayılığa girerdi şimdi. O konuşana kadar konuşmayacağım diye düşünmüştü Alpay ama fazla dayanamayacaktı. Bu kızın konuşacağı yoktu çünkü. Ona kalsa bütün gününü susar geçirirdi. Sonunda konuşmaya karar vermişti genç adam, başka çare yoktu. “Neden hiç konuşmuyorsun?” Alpay’ın ani sorusuna karşı Çiçek sadece gözlerini kırpmakla yetindi. Bu adam ciddi miydi? Gerçekten bunu mu merak ediyordu. Şimdi üstelik. Ona uzun süre süzdü süzdü ve bunu mu sordu. Onun mu konuşmasını bekliyordu? Çiçek sessizce ona bakıyordu. “Sana bir soru sordum!” Alpay’ın sesi sertleşmişti. Adam gene konuşacakken garson siparişlerini getirmişti. O yüzden susmak zorunda kaldı. O gidene kadar sessizce durdu. Çiçek’se Alpay’ bakarak en iyisi cevap vereyim diye düşündü. “Duydum” dedi genç kız garson gider gitmez. Gözleri tabağındaydı bu kez. Karşısında ki adamsa ona bakıyordu. Bunu hissedebiliyordu. Bakışları üzerindeydi. Bu kendini tuhaf hissetmesine neden oluyordu. Diken üstünde gibiydi. Bakmasana be adam! Alpay önündeki bardaktan bir yudum su içti. Sakinleşerek “O zaman neden cevap vermiyorsun?” diye sordu bu kez. Bu kızda amma katır çıktı diyordu içindeki ses. Çiçek yarım ağız gülümseyerek bakışlarını karşısında oturan adama dikti. Madem o kadar meraklı “Açık konuşabilir miyim” diye sordu birden, Alpay bir kaşını kaldırarak gülümsedi, başını evet anlamda salladı. Çiçek “Neden?” diye sordu havadan bulaşan cesaretle, soracaktı artık sormak istiyordu. Konuşmak sesini duyurmak istiyordu. Onun sessizliğini güçsüzlüğü olarak algılamasın insanlar, bunu istemiyordu genç kız. “Neden bunları bilmek istiyorsunuz? Neden birden bire benimle ilgilenmeye başladınız. Neden? Bana doğruyu söyleyin o zaman bende sizin sorularınıza cevap veririm.” Sesinin olabildiğince sert çıkmasını sağlamıştı Çiçek. Birazda olsun kendinden emin görünmek istiyordu. Bu adamın baskıcı tavırlarının altında kalmak, ezilmek istemiyordu. Ezilen taraf olmak istemiyordu. Daha fazla katlanmak istemiyordu ama isyan etmeye de gücü yoktu işte. Ne tuhaf bir durumdu… Hele hele eşi olan adama siz diye hitap etmesi. Olacak iş miydi? Alpay sessizce eşini dinledi. Evet, bir bakıma kendi açısından doğru söylüyordu bu kız. Merak etmesi normaldi. Ona doğruyu söylemeliydi ya da en azından bir açıklama yapmalıydı. “Söyledim sanıyordum aslında, sana borçluyum. Ve birde rahat konuş benimle.” Çiçek o an bu bir rica mı emir mi diye sormak istedi ama yapamadı. Gene. Gene iç sesini içinde bıraktı. Fakat buda bir gelişmeydi. Artık bu dengesize siz demek zorunda değildi. Sonra sessizce düşündü genç kız. Adamın söylediklerini düşündü. Gerçekten nedeni bu mu? “Nedense inanmak istemiyorum.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD