Yüzbaşı Aral Kağan Tuğdeniz'den...
Dün gece ele geçirdiğimiz teröristi teslim ettikten sonra ellerimi belime yerleştirip arabanın uzaklaşmasını seyrettim bir süre. Bir beladan daha kurtulmuştuk işte. Ve yavaş yavaş bu dağları temizleyecektik.
"Komutanım?"
Deniz'in sesiyle o tarafa döndüm. "Ne var?"
Elleri cebinde yanıma yaklaşırken başıyla saat iki yönünü işaret etti. "Şu kız neci?" dediğinde o tarafa döndüm.
Gözlerini doğrudan bana diken kızı görünce bir kaç saat öncesi geldi aklıma. Bu oydu değil mi? Odamın önünde dikilen kız.
Bakışlarını kaçırmadan doğrudan bana bakmaya devam ederken Deniz'e döndüm. "Ne bileyim ben..."
"Belli ki sizi bekliyor."
"Beklesin. Çoluk çocukla uğraşamam." deyip içeri geçtim. Deniz de arkamdan geldi.
"Kız teğmenmiş ama. Görev yeri burası çıkmış."
"Sen de hemen her şeyi duyuyorsun."
"Duymazsam ağzıma sıçıyorsunuz sonra." Sesini kalınlaştırıp taklidimi yaptı. "Deniz, ne bokuma gelip söylemedin bana bunları!"
Kapı kulpunu tutup Deniz'e döndüm. "En sevmediğim şey ne biliyor musun?" nefesimi bıraktım. "Yeni mezunları doğrudan buraya göndermeleri. Sahada hiç bulunmayan elemanları doğrudan terörün göbeğine gönderiyorlar. Ayar oluyorum." deyip kapımı açtım.
Odaya girerken Deniz kahkaha attı. "Komutanım, senin ayar olmadığın bir şey yok ki." doğrudan sandalyeye kuruldu. Ben de yerime geçip kızın dosyasını açtım.
"Kız harp akademisini birincilikle bitirmiş." dedim şaşırarak. "Bak bunu beklemiyordum işte."
"Harbi mi?"
Başımı salladım. "İklim diye isim mi olur lan?" kaşlarımı çattım.
"Ayıp ediyorsunuz komutanım. Benim ismim de Deniz mesela. Olmamış mı?"
"Olmamış. Deniz diye erkek ismi mi olur?" dediğimde küçük bir kahkaha attı.
"Unisex bir isim komutanım."
"Seksli meksli konuşma utanmaz herif. Biliyoruz herhalde o kadarını."
Sırıttı. "Eee başka ne yazıyor dosyasında?"
"İstanbul bebesi olduğu yazıyor. Silahı doğru düzgün bile tutamıyordur bu şimdi."
"Fazla mı önyargılıyız acaba?"
"Önyargılı değilim Deniz. Buraya gönderiyorlar yeni mezunları. İlk çatışmada ya silah tutmayı beceremiyorlar, ya zoru görünce korkuyorlar, ya da..." nefesimi bıraktım. "Ya da şehit oluyorlar."
"Özür dilerim komutanım. Ben hatırlatmak istememiştim." dediğinde omuz silkip arkama yaslandım.
"Boşver." dedim. "Zaten unutmadım." bir yıl oldu kardeşim şehit düşeli. Ben onu ne zaman unuttum ki?
Buna önyargı mı denir bilmem, ama elimden geldiğince korumak istiyordum onları. Ama hangi biriyle uğraşacaktım ki?
"Komutanım, kız orada mı bekleyecek sizi?"
"Yerini gösterin geçip yerleşsin."
"Bizimkiler söylemiş de kalkmamış yerinden. Siz onu çağıracakmışsınız. Onu bekliyor."
"Benim onu çağırmamı mı bekliyor?"
Başını salladığında pencereye doğru baktım. Ayağa kalktım. "Deli mi bu kız? Def olup gitsin yerleşsin işte odasına." pencereye yaklaştım. Bir kez daha onunla göz göze geldiğimde gözlerimi yüzünden ayırmadım. "Keçiye bak. Gözlerini de ayırmıyor hiç. Bunun psikopat falan olmadığından emin miyiz?"
Bir kez bile kırpmadı gözlerini. "Deli işte komutanım. Buraya akıllısı gelmez."
"Deli ha?" diye mırıldanıp arkamı döndüm. "Bakalım ne kadar deliymiş." yerime geçip oturdum. "Kimse dışarıdaki keçi ile konuşmayacak, yemek ya da su vermeyecek. Bakalım ne kadar oturacak orada."
"En az bir gün oturur." dediğinde yüzümü buruşturdum.
"Siktir lan. İki saat bile dayanamaz."
"Var mısınız iddiasına komutanım?"
"Nesine?"
"Çarşı izninizi alırım." dedi.
"Tamam lan. Varım iddiasına. Bu kız iki saatten fazla oturamaz orada."
"Ama komutanım kızı çağırmak yok. Hile olur."
"Lan tamam... Yok." zaten dayanamaz. Kadın sonuçta, mutlaka ihtiyacı olacak ve yerinden kalkacaktı.
Orada ne kadar oturup kalabilirdi ki?
~ ~ ~ ~ ~
12 Temmuz 23.34
Sıkıntıyla nefesimi bırakıp ayağa kalktım. Odanın içinde tur atarken gözüm pencereye takıldı. Işıklar kapalı olduğu için o tarafa yaklaşıp dışarıdaki kıza baktım. "Keçi. İki gündür orada oturuyor."
Tuvaleti bile gelmemiş miydi? Ya da acıkmamış mıydı?
Ama madem karşımızda bir Harp akademisi birincisi var, bu olanlar ne ki? O tüm bunlara dayanabilir.
Tekrar yerime oturdum. Bir askerim dışarıda öylece otururken dün uyku uğramamıştı. Belli ki bugün de uğramayacaktı.
İnat etmeyi bırakıp buraya gelse... Yok ama, çağırmadan gelme dedik diye bu kadar inat edilir mi?
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. İşin yoksa bir de bu laf anlamazlarla uğraş dur.
Gözlerimi açıp ayağa fırlayıp odadan çıktım.
Dışarı çıkıp doğrudan kızın yanına doğru adımladığımda beni fark edip başını kaldırdı. "Kalk ayağa!" diye bağırdımda hızlıca doğrulup hazır ola geçti. "Kimsin?" deyip ellerimi arkada birleştirdim.
"Teğmen İklim Polat! İstanbul! Emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım!" diye bağırdı tüm gücüyle.
"Rahat." rahata geçti. "Hazır ol!"
Tekrar hazır ola geçtiğinde tam önüne geçtim. Başımı eğip yüzünü inceledim. Gece kadar karanlık saçları ve gökyüzü kadar mavi gözleriyle harika bir tezata sahipti. "Rahat." dedim.
Bir kez daha rahata geçtiğinde nefesimi bıraktım. "İki gündür neden burada oturuyorsun?"
"Ben çağırmadan gelme dediniz komutanım."
"Sen de dışarıda beklemeye mi karar verdin? Neden içeride değilsin?"
"Size tekmil vermeden yerleşemezdim komutanım."
"İyi halt ettin." geceleri buz gibi olurdu burası. "Kızlar koğuşuna git, boş yatak vardır."
Hazır ola geçip asker selamı verdi. "Emredersiniz komutanım!" diye bağırdığında vücudu öne doğru sarsıldı. Kurşun sesiyle kolunu tutup onu kendime çektiğim gibi arkamı dönüp eğildim.
Kızı göğsüme çekip başımı eğdiğimde silah sesleri arttı. Şu an gayet açık hedefken arkamda küçücük bir bavul vardı sadece.
"Mevzi alın!" Deniz'in sesiyle bizimkiler karşılık vermeye başlarken başımı eğip kollarımın arasındaki kıza baktım.
"İyi misin?" titreyen vücudunu gizleyip başını kaldırdı.
"İyiyim." dediğinde Deniz yedek HK416 ile yanıma geldi. Hemen yanıma çöküp ateş ederken bakışları beni buldu.
"Komutanım iyi misiniz!"
"Kız yaralandı. Çabuk onu buradan çıkar. Ben sizi korurum." dediğimde başını salladı.
Silahı alıp İklim'e bakıp dudaklarımı araladım ama lafımı kesti. "Komutanım ben iyiyim. Ben de çatışırım. "
"Defol git İklim." dedim. Deniz'e döndüm. "Götür şu kızı."
"Emredersiniz komutanım." dediğinde geri çekildim. İklim'in omzundan vurulduğunu o zaman fark ettim. Ve hâlâ çatışmaya katılabilirim diyordu. Aklından zoru olduğu kesindi.
Deniz dikkatli bir şekilde onu aldığında arkamı dönüp koruma ateşi açtım. Gözlerimi kısıp ışıkların yayıldığı yerlere odaklandım.
Gece ya da gündüz... Onlar her zaman hedef olmak zorundaydı.
Mevzilerden birine geçip arkamı kontrol ettim. Deniz ve o kız içeri girdiğinde önüme dönüp çatışmaya devam ettim.
"Bir kaç terörist öldürmek için harika bir hava değil mi komutanım?" deyip güldü Mehmet.
Yanımda olduğunu fark edip küfür ettim. "Siktiri boktan esprilerini yanımda yapma sakın."
"Bugün espri yok, bugün şiir var komutanım." dedi keyifle.
Kaşlarımı kaldırıp ateş ettikten sonra tekrar yerime oturdum. "Sen ve şiir ha? Şaşırtıcı."
"Komutanım ben hayatımda bir tane şiir biliyorum ezbere zaten. İzin verin okuyayım." dediğinde doğrulup ateş ettim.
Tekrar çöktüğümde başımı arkaya attım. O da yerine oturduğunda nefesimi bıraktım.
"Oku lan."
Boğazını temizledi.
"Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum."
Kaşlarımı çattım. "Senin ebeni sikeyim ben." deyip doğruldum. Ateş ederken kahkahası duyuldu.
"Lisede aşık olduğum kıza okumuştum."
Tekrar yerime oturdum. "Ne dedi?"
Sesini inceltti. "Off, ergen misin ya?"
Gülümsedim. "Cidden ergen misin oğlum? Bu şiir ne?"
"Güzel ama komutanım."
"Güzel ama biraz boş yapmışsın sanki."
"Tabi siz hiç şiir okunacak güzel kız görmediğiniz için."
"Gerizekalı. Benim yüz tane sevgilim olmuştur lisede." dedim. Doğrulup ateş etmeye devam ettim. "Sik kafalı orosbu çocukları." deyip tekrar yerime oturdum.
"Ee yüz tane sevgiliden hangisi yanınızda ki şu an?"
"Ulan dinime küfreden müslüman olsa! Senin de sevgilin yok, biz bir şey diyor muyuz!"
"Ama komutanım, yüz tane sevgilisi olduğunu iddia eden sizsiniz! Ben değilim." deyip yarım ağız gülümsedi.
"Mehmet çatışmanın ortasında senin ben sohbetini sikeyim." deyip doğruldum. "Sık lan!"
"Emredersiniz!" derken oldukça laubaliydi.
Nefesimi bırakıp çatışmaya devam ettim. Bunlar göz korkutmak için yaptıkları huzur kaçırıcı ataklardan biriydi ama yine en çok zararı onlar görecekti.
Ulan şunlarda beyin olsa yirmi kişilik ekiplerle koskoca kışlaya saldırı mı düzenlenirdi amına koyayım!
"Komutanım, çekiliyorlar sanırım." dedi Mehmet.
"Farkındayım." deyip yerime oturdum. "Piç kuruları."
"Neydi şimdi bu? Beş dakikalık eğlence mi olur?" Ofladı. "Peşlerine mi düşsek komutanım?"
"Sonra Mehmet. Şimdi sırası değil. Bırak çekilsinler." deyip ayağa kalktım. Son kez ateş ettikten sonra geri çekilmelerini izleyip nefesimi bıraktım.
"Komutanım?" Deniz yanıma geldi. "Bitti mi?"
"Kaçırdın eğlenceyi." diye mırıldandım.
"Hadi be." deyip yakındı.
"Kız nasıl?"
"Omzundan vurulmuş. Kurşun çıkmış ama. Durumu iyi."
Başımı salladım. "İyi bari. Burası sende."
Silahımı ona verip revire doğru adımladım. Başka yaralımız olmadığı için şanslıydık. Bir tek şu yeni gelen kız yaralıydı işte.
"Ya iyiyim ben." dedi revirin önünde durduğumda. "Bırakır mısınız beni?"
"Hastaneye sevk etmeden önce bir bakmam lazım."
"İstemiyorum." deyip kapıya doğru adımlarken önünde durdum.
"Nereye?" irkilip bir adım geri giderken elini yarasına bastırdı. "Keleş mermisi acıtır. Tedavini ol."
"En azından uyuşturalım diyorum ama dinlemiyor." dedi doktor.
"İyi böyle. Bir şeyim yok benim."
"Adın neydi?"
"İklim..." dedi mırıldanarak. Başımı salladım ağır ağır.
"Tekmil ver asker!"
Sağ elini alnına götürüp selam durdu. "Teğmen İklim Polat! İstanbul! Emret komutanım!"
"Diğer elinle." dedim sakince. Önce anlamadı. Sonra da yavaşça sağ elini indirip sol elini kaldırmaya çalıştı. Yüzünü buruştursa da, eli zangır zangır titrese de selamını verdi.
"Teğmen İklim Polat! İstanbul! Emredin komutanım!"
Doktora döndüm. "Bırak, iyi bu. Tedaviye ihtiyacı yok."
"Kan kaybediyor."
"Böyle kalacak." dedim. İklim'e döndüm. Alnındaki ter damlaları süzüldü. Eli hâlâ alnındaydı.
"Rahat." dediğimde elini indirdi. Rahatlamış gibiydi. "Koğuşuna geç." dedim sakince.
Yarasına bastırarak yanımdan geçip gittiğinde doktor yanıma yaklaştı. "Kan kaybediyor." dedi tekrar.
"O sorun etmiyorsa bizim de etmemize gerek yok. Bırak öyle kalsın." deyip revirden çıktım.
Tekrar dışarı çıkıp hasar kontrolü yaparken Teğmen İklim de sarsak adımlarla bavuluna yaklaşıp eğildi. Kurşun izlerine bakarken canı sıkılmış gibiydi ama yine de bavulunu alıp tekrar içeri girdi.
Nefesimi bırakıp elimi belime yerleştirdim. "Sancar?"
Sancar sesimi duyunca hızlı adımlarla yanıma yaklaştı. "Emredin komutanım."
"Var mı yaralı?" emin olmak için tekrar sordum. Gözden kaçırdığım başka bir şey var mı diye sormak istedim.
"Yok komutanım. Herkes iyi."
"Camlar çerçeveler indi. Sabah halledilsin."
Başını salladı. "Emredersiniz komutanım."
"Etrafı kaba taslak toparlayıp koğuşlara geçsin herkes. Ben durum bildirimi yaparım."
"Emredersiniz komutanım."
Sancar uzaklaşırken ben de etrafa bakınıp çok büyük hasar olmadığını fark edip durum raporu vermek ve yazmak için odama girdim.
Belli ki gece uzun olacaktı.
~ ~ ~ ~ ~
İklim'in Anlatımından Devam
"Daha ilk günden vurulamazsın." deyip bavulumu ittirdim. Kızlar koğuşuna girerken içeride kimse yoktu.
Dağılmamış bir yatak bulup oturduktan sonra gözlerimi kapatıp yarama baskı uyguladım. "Acı çekmediğimi düşünsün diye tedaviyi reddettim de sabaha ölmem umarım."
Gör işte ya, gör. Delilikse delilik işte. Al beni timine.
Yüzümü buruşturdum. "Aynen, adam da seni time almak için yer arıyordu." Ofladım. "İki gün orada oturdum boş boş. Umarım işe yarar." başımı eğip yarama baktım. Kurşun girip çıkmıştı da yine de tedavi olmam gerekiyordu.
"Sinirlere zarar vermiş midir acaba?"
Parmaklarımı kıpırdattım. "İyi gibi."
Bavulumu önüme koyup açtım. Kıyafetlerime baktım. "Aman ya..." dedim kısık sesle. Üniformam sağlamdı da tişörtlerim delinmişti. "Çarşı iznine çıkınca yenilerini alırım." diye mırıldanırken kapı açıldı. Kızlar tekrar odaya girdiğinde biri doğrudan oturduğum yere yaklaştı.
"Kalk, orası benim yerim."
Bu oydu. Gamze Sevim Bakır. "Yatak bozulmamıştı, ben de boş sanmıştım."
"Değil. Yukarı." dedi. Ayağa kalkmadan önce bavulumu kapattım.
Başımı sallayıp ayağa kalktım. "Buyur." dedim. Çok gergin görünüyordu, üstüne gitmedim. Üsteğmen sonuçta.
Üzerini değiştirmeden yatağına uzandığında bakışlarımı ondan alamadım. Hiç de dost canlısı görünmüyordu.
"Boş boş yüzüme bakıp duracak mısın sen?"
"Pardon." diye mırıldandım. Hazır ola geçip başımı eğdim hafifçe. "Teğmen İklim Polat ben."
"Umrumda değil." diye mırıldandı. Gözlerini kapattı. "Beni rahatsız etme."
"Sen yaralı mısın?"
Başka biri konuştuğunda ona döndüm. "Önemli bir şey değil." dedim. Rütbesini aradı gözlerim ama karanlıkta seçemedim.
"Peki, iyi geceler."
Herkes yataklarına çekilirken ilk yardım dolabını görüp o tarafa yaklaştım. Dolaptan gerekli olan ilk yardım malzemelerini alıp banyoya geçtim.
Üzerimdeki tişörtün sol kolunu çıkarıp sonra da başımdan çıkarıp yarama baktım. Antiseptik ile temizleyip gazlı bez bastırdıktan sonra flaster ile bantladım. Arka tarafı için de aynı işlemi zorla yaptıktan sonra yüzümü buruşturdum. "Off."
Ses çıkarmadan işimi halledip tişörtümü tekrar başımdan ve kolumdan geçirip banyodan çıktım.
Kızlar uyuklarken ses çıkarmadan ranzaya yaklaştım. Üst kattaki ranzaya çıkmak için alt kattaki yatağa bastım.
Sağ elimden destek alarak basamakları çıkıp kendimi yatağa bıraktım. "Ses çıkarma." dedi Gamze.
"Emredersiniz komutanım." diye mırıldandım. Nefesimi bırakıp omzuma dokundum. Ağrıyordu. İlaç alabilirdim en azından ya.
Gözlerimi sıkıca kapatıp nefeslendim. Başladın bir işe İklim. Devam ettir. Devam ettirmek zorundasın. Bu time girmek için acıdan kıvransan da ağzını açmayacaksın. Başka şansın yok.
~ ~ ~ ~ ~