Zorlu Eğitim

1513 Words
İklim'in Anlatımından Devam Bandajımı yenilerken tekrar kanaması sinirlerimi bozmuş olsa da bir şekilde halledip çıkmıştım banyodan. Kıyafetlerimi de giymiştim, artık görevime başlayabilirdim. Bir buçuk sene Ankara'da bulunmuştum. Bu Teğmenliğimin ilk yılı değildi ama yine de çok gergindim. Ali abi nasıl yaptı etti bilmiyorum ama görev yerimi değiştirebildiği için mutluydum. "Çaylak?" Gelen sesle dün gece benimle konuşan kadın askere döndüm. Yıldızlarını şimdi görebildiğim için hızlıca selam verdim. "Teğmen İklim Polat! Emredin komutanım." "Rahat." dedi üsteğmenim. Rahata geçerken gülümsedi. "Kolun nasıl?" "İyi komutanım. Gayet iyi." "Sabah eğitimi için de iyi mi peki? Aral komutanım çok zorlar. Seni şimdiden uyarıyorum." Başımı salladım. Soyadına baktım. Melek'ti soyadı. "İyiyim komutanım. Teşekkür ederim." İçtenlikle gülümsedi. Gamze üsteğmen gibi değildi bu kadın. Belki de benden iki yaş kadar büyüktü. "Kaç yaşındasın İklim?" derken adımladı. Ben de hızlıca onu takip ettim. "Yirmi dört." dedim. Okulu kazanmak biraz zor olmuştu, iki sene kendimi toplayamamış ve asker olmak da istememiştim. Ama sonra en nihayetinde karar verip asker olmuştum. "Kaçıncı yılın?" "Bir buçuk senedir Ankara'daydım. İstanbul'a geçince görev yerim değişti." koğuştan çıktık. "Benim de üsteğmenlikte ilk yılım." nefesini bıraktı. "Simay adım, benimle resmi konuşmana gerek yok. Biz bizeyiz." Başımı salladım. "Olur mu öyle komutanım?" "Olur, buradaki herkes birbiri ile böyle konuşur zaten. Operasyonlarda ne diyeceğine dikkat etsen gerisi önemli değil." "Anladım komutanım." dediğimde hafifçe tebessüm etti. Ama ona daha ilk dakikadan Simay diyemezdim ki. Daha erkendi. Eğitim alanına geçerken Aral komutan da aceleyle dışarı çıktı. "Siz Turan timine girmek istiyor musunuz?" diye soruverdim. "Ben Kartal timindeyim. Ve Kartal timinde olduğum için hiç Turan timine girmeyi düşünmedim." güldü. "Muhtemelen sen de Kartal timine dahil olacaksın." "Neden komutanım?" dedim kaşlarımı çatarak. "Turan timine Aral komutanım herkesi almaz. Seçicidir. Üstelik iki tim oluşturma fikri ona ait. Seçilmeyenler Kartal timine geçer doğrudan." Umarım beni seçerdi. Kartal timinde olmak istemiyordum. "Hazır ol!" Aral komutanın sesiyle herkes hazır ola geçti. Sabahın bu saatinde bile nasıl bu kadar sinirli olabilirdi ki? "Selam dur!" diye bağırdığında sağ elimi alnıma götürüp bekledim. Ellerini arkasına yerleştirip yavaş adımlarla askerlerini inceleyerek bu tarafa doğru geldi. Tam yanımda durduğunu hissetsem de başımı çevirmedim. Çevirsem herhalde beni sürgüne bile yollardı. " Sol elinle." dediğinde kaşlarımı çattım. Sessizce söylemişti, bana mı söylemişti yoksa? Göz ucuyla ona baktığımda bana baktığını fark edip elimi indirdim. Sol elimi kaldırıp alnıma götürürken beni zayıf görmesin diye elimden geleni yaptım. Öyle ki, yüzümde mimik bile oynamadı. Hareket ettiğinde nefesimi bıraktım. "Rahat!" dediğinde ise en çok ben rahatlamıştım sanki. Elimi indirdiğim gibi nefesimi bıraktım. "Eğitim parkuru belli. On tur." dedi. Eğitim parkuruna bakındım. Kolay görünüyordu aslında, biz bundan daha zorlarını da yapmıştık ama ben bu kol ile yerde nasıl sürünecektim, o dikenli telin altından nasıl gidecektim bilmiyordum. "Sırayla! Başla!" düdük çalar çalmaz öndekiler başladı. Biz de yavaş yavaş hareket ederken önce koştuk. Daha sonra tekerleklerin içinden geçtik. Ondan sonra da küçük engellerin üzerinden zıpladık ve en son çamurlu zemine gelip eğildim. Kollarımdan destek alarak dikenli telin altından geçerken sol kolumdaki yaranın kanamaya başladığını fark edip gözlerimi kapatıp açtım. Pes etmek yok İklim. Hadi. "Daha hızlı!" diye bağırdı Aral komutan. Tepemde dikildiğini fark edip hızlanmaya çalıştım ama kolumdan destek aldıkça acısı giderek büyüyordu. "Teğmen İklim! Arkadakiler seni bekliyor!" "Emredersiniz komutanım." deyip hızlandım. "Duyamadım!" Hay senin kulağına! "Emredersiniz komutanım!" dedim bu kez bağırarak. Hızlandım ve koluma rağmen o parkuru da geçtiğimde nefesimi bırakıp ayağa kalkmak istedim ama sol omzumda hissettiğim acıyla farkında olmadan çığlık attım. "Ahh!" "Acıyor mu?" diye sordu Aral komutan. Omzuma basarken nasıl acımasın ki zaten? "Acımıyor komutanım." dedim inleyerek. "Hiç mi?" dedi. Biraz daha bastırdığında tüm vücudum yere yapıştı. Acıyla karışık iniltilerimi bastırmaya çalıştım. "Hiç!" dedim. "Acımıyor!" "Sürün o halde." dedi. Ayağı omzumdayken mi? Delirmiş olmalıydı ve kesinlikle çok ağır. Ama pes etmeye niyetim yoktu. Destek alarak doğrulmaya çalıştım. Ne kadar ağır da olsa doğruldum ama yerimden bir milim bile kıpırdayamadım. "Komutanım." dedim zorla. Ayağını çekti. "Ayağa kalk." dedi sakince. Dediğini yapmaktan başka çarem yoktu. Bu yüzden titrek bacaklarla ayağa kalkıp yüzüne baktım. Çok acımasızdı. Fazla acımasız... Bu her halinden ve yüzünden bile belli oluyordu. Koyu kahvelerinin ateş saçması beni bir tık korkutsa da güçlü durmak zorundaydım. "Ne bu asker?" "Anlamadım komutanım?" Başını çevirip öfkeyle soludu. "Yeni mezunları yollarlarsa işte böyle oluyor." deyip tekrar bana döndü. "Kendini ispat etmek mi istiyorsun?" "Benim teğmenlikte ikinci yılım dolacak bir kaç aya." dedim umarsızca. Dosyamda yazıyordu, okumamıştır ama kesin. "Yürü." deyip adımladığında mecburen onu takip ettim. Revire doğru hızlı adımlarla giderken kolumu tutup nefeslendim. "Deli mi ne bu da?" diye mırıldandım. Sonra sorumun ne kadar saçma olduğunu fark ettim. Adam deli olmasa timine sadece delileri almazdı. Revirin tam önüne geldiğimizde durdu. Aniden durduğunda neredeyse ona çarpacaktım da kendimi son anda tutup durdum. "Derdin ne senin!" kaşlarını çattı. "Sen kimsin ki benim askerime acı çektiriyorsun!?" Şaşkınlığımdan ne diyeceğimi bilemedim bir an. "Komutanım ben..." "Kes sesini asker!" sağ kolumu kavradı sıkıca. Başını eğip yüzüme yaklaştı. "Şimdi geçiyorsun içeri, tedavini oluyorsun. Benim askerime bir daha acı çektirmiyorsun. Bu kışladaki herkes benim sorumluluğum altında. Sen de dahil. Sen de benimsin. İşte tam da bu yüzden bir daha benimle inatlaşırsan senin canına okurum teğmenim." dedi. Revire doğru sürüklediğinde nefesimi tuttum. Hem kızıyor hem sahipleniyor. Nasıl bir adam bu böyle? "Bekir. İlgilen şununla, hastaneye sevki gerekiyorsa da sevk et." "Hastanelik bir şey yok." dediğim gibi bakışları tekrar beni buldu ve yer yarılsa da içine girsem diye düşündüm. "Bir daha bana itiraz edersen seni sürerim buradan." dedi. Başımı salladım. "Emredersiniz komutanım." deyip başımı eğdim. "Yarasına bak. Buradayım." deyip kenara çekildi. "Buyrun." dedi doktor. Muayene masasına oturup gömleğimin düğmelerini açtım. Üstüm başım çamur ve kan olmuştu. "Masa kirlenecek. En azından üzerimi değiştirip gelsem olmaz mı?" diye sordum doktora. "Sorun olmaz." dediğinde düğmelerimi açmaya devam ettim. Bir kaç tanesini açtıktan sonra kolumu çıkarmaya çalıştım. Çok acımış olsa da başardım ve gömleğin sol kolundan kurtuldum. Doktor sol tarafıma geçip bandajımı açarken bakışlarım Aral komutanı buldu. Sakince bizi izliyordu. Ben tedavi olmadan gitmeyecekti herhalde. "Çok kötü görünüyor. Bu nasıl pansuman böyle. İltihap kapacak." yüzünü ekşitti. "Çamur bile bulaşmış. Sen bir daha pansuman yapma." deyip benimle güzelce alay ettikten sonra utanıp başımı eğdim. Önce yarayı temizledi. Sonra da iyice bakındı ama yeterli olmadı. "Uzman bir doktorun görüşü daha iyi olur. Kurşun girip çıkmış. Sinir tahribatı var mı bakılsa iyi olur." "Hastaneye sevk diyorsun yani?" dedi Aral komutanım. Doktor başını sallayıp ona döndü. "Evet. Ben yarayı kapatacağım. Gerisi hastanedeki uzman doktorların bileceği iş." "Tamam. Hazırlayın çıksın. Ben araç hazırlatırım." deyip çıktığında tuttuğum nefesimi bıraktım. Adam bakışları ile bile öldürebilirdi beni. "Ben kapatayım, sen de gidip üzerini değiştir." "Peki." dedim. Yarayı kapattıktan sonra kolumu geçirip ayağa kalktım. Gömleğimin düğmelerini ilikleyip revirden çıktım. Kadınlar koğuşuna geçip bavulumun önüne oturdum. Açıp içindeki yedek formama baktım ama bu diğeri kadar şanslı değildi. Kurşun izini görünce ofladım. "İlk günden vuruldun, yetmezmiş gibi şimdi bir de giyecek kıyafetin yok İklim. Daha şanssız olamazdın sen." Bavulu kapatıp ayağa kalktım. Acaba kızlardan istesem yedek kıyafet veren olur muydu? Olur, neden olmasın. Bu halde hastaneye gidemezdim ya. Koğuştan çıkıp koridorda adımlarken Aral komutanı gördüm. "Sen daha hazırlanmadın mı?" dedi sinirli bir tonda. "Şey komutanım..." "Şey yok. Kem küm etme benim karşımda." Bu adam hep mi bu kadar gergindi? "Benim kıyafetlerim bavulumdaydı ve bavuluma ateş edilince çoğu parçalanmış." dedim hızlıca. "Yedek kıyafetim parçalanmış." "Bekle." dedi. Kapıya doğru adımladı. "Gamze!" diye seslendiğinde Gamze üsteğmenim koşarak geldi. Anında yanıma geldi ikisi de. "Emredin komutanım?" "Bu kıza kıyafetlerinden birini ver. Giyinsin. Sonra da ona hastaneye kadar eşlik et." "Çocuk bakıcılığı mı yapacağım?" dediğinde bozulmuştum ama belli etmedim. "Yok." dedi Aral komutanım. En azından beni koruyacak diye düşünmüştüm. Çocuk değildim sonuçta ben. "Bebek bakıcılığı yapacaksın." dediğinde bütün moralimin içine etmişti. "Sana emanet." deyip arkasını dönüp dışarı çıktığında sıkıntıyla nefesimi bıraktım. "Beni takip et." dedi Gamze komutan. Hızlı adımlarla yürürken onu takip ettim. Koğuşa geçtiğimizde dolabını açtı. Bir takım uzatmadan önce isim etiketini ve apoletlerini söktü. "Giy bunu." "Teşekkür ederim komutanım." dedim elinden alırken. Kendisi için de bir takım alıp banyoya geçti. O üzerini orada değiştirirken ben de koğuşta değiştirdim. Temiz kıyafetlerimi üzerime geçirdikten sonra kirlileri topladım. Gamze komutanım banyodan çıktığında duraksamadan konuştu. "Çıkıyoruz." dediğinde saçlarımı bağlamama fırsat vermeden kapıyı açtı. Sol koluma rağmen saçlarımı at kuyruğu yaparak çıktım koğuştan. Dışarı çıkana kadar saçlarımı yamuk da olsa toplayabilmiştim. Araç da hazırdı ve bizi bekliyordu. "Komutanım?" Aral komutanın yanında durup selam verdi. "Biz çıkıyoruz. Başka bir emriniz var mı?" "Yok Gamze. Gerisi sende. Ne yapacağını çok iyi biliyorsun zaten." Gamze komutan başını salladı. "Biliyorum komutanım." Böyle sanki bir malmışım gibi aralarında konuşmaları yok muydu... Sinir olmuştum. "Bin hadi." dedi Gamze üsteğmenim. Başımı sallayıp araca binerken Aral yüzbaşı da uzaklaştı. Gamze üsteğmenim de binince araç hareket etti. Buradan dönüş yok artık İklim. Adamın gözüne battın. Seni neden timinde istesin ki? "Hastaneden sonra üzerine başına bir şeyler almaya gideceğiz. Haberin olsun. Ona göre, hızlı davran." "Anlaşıldı komutanım." dedim. Bak işte bu kıyafet işi iyi olmuştu. Benimkiler giyilemeyecek haldeydi. "Askeri personel kıyafetini de dert etme. Orasını ben hallederim. Zaten aynı bedeniz. Gider senin için alırım. İşimiz erken biter." "Nasıl isterseniz komutanım." Başını çevirip camdan dışarıyı izlemeye başladı. Sessizliği bozup ona soru sormak istedim ama sonra canıma okur diye düşünüp vazgeçtim. Gamze üsteğmen çok sinirli görünüyordu. Bu timde normal biri yok muydu acaba? Mesela ağzından laf alabileceğim biri... Ve time girmeme yardımcı olabilecek biri... ~ ~ ~ ~ ~
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD