Kezbangül

1304 Words
İklim'in Anlatımından Devam Turan timi geri dönünce Mehmet yanıma gelmişti. "Sarı civcivim?" diyordu beni ararken. "Buldum seni." deyip elindeki paketi uzatırken koridorda karşılaşmıştık. Sarı civciv? Sarışın bile değildim ki ben. "Bu ne?" "Sana hediye aldım." derken elinden paketi aldım. "Ne hediyesi aldın ki?" dedim merakla. "Aç işte ya." dediğinde kutuyu açtım ama kutuyu açmamla örümceğin fırlaması bir olunca kutuyu fırlattım. "Mehmet!" dedim panikle. Fazla bağırdığımı fark edip elimi kalbime götürdüm. "Ödüm koptu." Mehmet kahkahayı basıp yerden paketi aldı. "Korkma kızım, oyuncak. Çarşıda görünce aldım. Senin dışında yedi kişiyi kekledim. Bir tek sen korktun." dedi güle güle. "Ya ben böyle aniden fırlayınca..." deyip nefeslendim. "Sevmiyorum böcekleri." yüzümü düşürünce dudaklarını büzdü. "Ooo, benim vahşi tırtılım korktu mu?" deyip yanaştığında geri çekildim. "Yapma Mehmet ya. Şu vahşi tırtıl, sarı civciv muhabbetini de kapatalım. Ben sarışın bile değilim." "Hakikaten ya." deyip kaşlarını çattı. "Sarı civcivim benim Helin'im ya. Eskiden Helin diye bir asker vardı da evlenince gitti o. Kocasıyla alıp başını gitti." "Sen herkese istediğini diyorsun herhalde." "Herkese derim. Kimse de rahatsız olmaz." deyip yaklaştı. "Aral komutanıma bile diyorum aşkım." deyip göz kırptı. Mehmet gerçekten fazla cesaretliydi. Ya da fazla deli. "Sen rahatsız oluyor musun?" Aslında olmuyordum. Sanki alıştım Mehmet'e. Dediği gibi o herkese karşı böyleydi. "Hayır, rahatsız olmuyorum. Yani en azından bazıları normal ama şu sarı civciv, vahşi tırtıl deme herkesin içinde." Kolunu omzuma atıp kendisine çekti. Bak işte bu gerçekten rahatsız ediciydi ama kötü bir niyeti olmadığını bildiğim için sesimi çıkarmadım. "Âmâzonn kadını dememe ne dersin?" "Bunu de. Bak bu olabilir." Mehmet'e döndüm. "Bunu Aral komutanımın yanında desene. Belki beni timine alır. Böyle sürekli öv beni." dedim. Deneyecek başka yol kalmış mıydı artık onu bile bilmiyordum. "Överim güzelim, överim ben seni." dedi. Dışarı doğru ilerlerken kolundan rahatsız olduğumu nasıl dile getirsem diye düşündüm. "Hava da çok sıcak." deyip nefesini bıraktı. "Komutanım üzerinizi değiştirsenize. Aral komutanım sizi sivil görmesin." "Görsün bir şey olmaz." deyip doğrudan Aral komutana doğru adımladı. Hayır bu kadar yakınlık doğru muydu ondan bile emin değildim. Aral komutan şimdi bunu da yanlış anlayıp bir dolu laf ederdi. Özellikle de bana. "N'aber aşklarım!" dedi Turan timine. Kendisi hariç herkes giyinmişken Deniz komutanın yüzündeki yaraları fark ettim. Dayak mı yemişti o? "Siz ne ayak lan?" dedi Selçuk. İkimizi işaret ettiğinde hızlıca kolunun altından çıktım. "Aşkımla geziyoruz. Sana ne pezevenk." deyip Selçuk'un yanına oturduğunda ayakta kaldım. Mehmet yaramaz çocuklar gibi Selçuk ile uğraşırken bakışları Gamze komutanı buldu. Fazla sessizdi. "Ürkek ceylanım?" dedi sakin bir ses tonuyla. "Kim karıştı benim ikinci aşkıma!" diye yükseldi Mehmet. "Mehmet otur, germe beni." dedi Gamze üsteğmen. Mehmet de direkt oturdu. Üstüne bile gitmedi. "İklim odama." deyip ayaklandı Aral komutan. İçeri doğru girerken arkasından bakakaldım. "Başladı bu kızın mesaisi yine." dedi Sancar. Haklıydı da yani. Başladı mesaim. Oflayıp Aral komutanı takip ettim. Ne için kızacaktı kim bilir? Şu kocacım olayına umarım bir şey demezdi. Odasına girdiğinde kapı kapanmadan içeri girip kapıyı kapattım. "Emredin komutanım?" Yerine oturup telefonunu çıkardı. "Sahte kimlikleri çıkaracak arkadaşı tanıyorum da özel istediğin bir isim var mı?" diye sordu. "Olmaz mı komutanım?" deyip yaklaştım. "Menekşe olsun. Ben çiçekleri çok severim." Başını salladı. "Benim adım ne olsun?" Abdulrezzak desem canıma okuyabilirdi. Bu yüzden onu diyemedim tabiki. "Abdullah olsun komutanım. Size yakışır." Tekrar başını salladı. "Ya soyadlarımız?" "Hımm.." deyip düşünmeye başladım. Menekşe'nin yanına yakışacak bir soy isim olmalıydı. "Çiçek olsun komutanım." dedim heyecanla. "Menekşe Çiçek. Çok güzel olmadı mı?" Başını salladı. "Çok güzel oldu. Otur." deyip sandalyeyi gösterdiğinde oturdum. O da arkadaşını aradı. "Selman, selam." dedi. "Albay sana bir görev vermiş duyduğum kadarıyla." başını salladı. "Şu kimlikler için sana verdiğim isimleri kullanır mısın?" Şaka maka cidden operasyona gidiyordum. Yarın çok güzel bir gün olacaktı. "Benim adım Ural Kaan olsun. Kardeşimin adı biliyorsun." dedi. Aral komutanım kardeşinin adını seçince yüzümdeki gülümseme kayboldu. Yine kendimi ona üzülürken buldum. Ailesini kaybetmişti, çok zordu. "Soyadımız..." deyip nefeslendi. Bana bakarken Çiçek soyadından pek hoşlanmadığını anladım. "Çiçek olsun." dediğinde önüme dönüp tebessüm ettim. Güzeldi, Çiçek soy ismi güzeldi. "Eşimin adına gelecek olursak..." dediğinde tekrar ona döndüm. "Rahime Kezban olsun." dediğinde kaşlarımı çatıp ayağa kalktım. "Komutanım..." dediğimde elini kaldırdı. Telefonda konuştuğu için sustum. "Kezban Gül mü olsa acaba?" dedi dalga geçer gibi. Ayağımı yere vurdum. "Komutanım yapmayın ya!" dedim kendimi tutamayıp. Gözleriyle resmen susup oturmamı işaret ederken yerime oturup kollarımı bağladım. "Tamam kardeşim, Rahime Kezbangül Çiçek olsun. Kezbangül bitişik." Utanmasam ağlayacaktım. İnsanda biraz vicdan olurdu ya! Rahime ne Kezban ne! Kezbangül'ler kovalasın seni. "Tamam, anlaştık. Görüşürüz kardeşim." deyip telefonu kapattığında sıkıntıyla dizimi sallayıp yüzüne bile bakmadım. "Şimdi bir daha kocacım de bakalım. Ben de sana herkesin içinde isminle seslenmez miyim." dediğinde ona döndüm. Nasıl da mutluydu, hain yüzbaşı. "İstediğinizi deyin komutanım. Herkesin içinde size kocacım deyip duracağım." nefeslendim. "Hatta alıştırma yapmak için yarın sabaha kadar size kocacım diyeceğim! Kocacım!" diye bastırdığımda kaşlarını çattı. "İklim kaşınma, kaşırım seni." "Kaşıyın!" deyip ayağa kalktım. "Ya yaptığınız çok ayıp artık. Beni görevlerden uzak tutmak, time almamak için kurduğunuz oyunlara bakın. İsmim Rahime Kezbangül olacakmış. Çok kötüsünüz komutanım." dedim. Hıncımı alamamıştım ama canıma okumasın diye sustum. "İklim sen fazla yüreklisin." deyip ayağa kalktı. İyi ki aramızda masa vardı. Yoksa boğazıma yapışabilirdi. "Ve ben haddini hududunu bilmeden konuşan insanlardan nefret ederim. Ben ne diyorsam o olacak. Kocacım yok. Unut onu." "Kocamsınız ama. Kocamsınız işte!" deyip inat ettim. "İsmimi daha uzun daha çirkin yapın. Kocamsınız benim!" "Kızım gerçekten evlenmişiz gibi konuşup durma!" "Biz mi? Güleyim de boşa gitmesin! Dünyada bir tek ikimiz kalsak ben size gözümün ucuyla bile bakmam. Direkt intihar ederim hatta! Allahım koskoca dünyada beni bu öküzle yal..." Aral komutan aniden adımladığında sustum. Korkudan nabzım 360'ları bulmadıysa hiçbir şey bilmiyordum. "İklim!" "Emredin komutanım!" diye bağırdığımda tam karşımda durup üstüme geldiğinde sandalyeye düştüm. "Bir daha..." deyip yaklaştı. Kaçacak yerim yokken aramızdaki mesafeyi kapattı. "...ağzını açıp da bana hakaret et bakalım sen." "Asla." dedim. Sesim fısıltı gibi çıkmıştı. "Asla komutanım." "Kocacım da yok." dedi sertçe. Başımı salladım. "Yok komutanım." "Aferin." deyip geri çekildiğinde doğruldum ama ayağa kalkamadım. Yapıştım sanki sandalyeye. "Çıkabilir miyim komutanım?" dediğimde sesim titredi. Adama bağır çağır sonra o kızınca böyle kedi ol İklim. Aferin sana. "Çıkma." deyip karşımdaki sandalyeye oturdu. "Bir hikaye uydurmalıyız. Lazım olabilir." "Siz nasıl isterseniz öyle olsun komutanım." "Kaç yıldır evliyiz?" "Siz seçin komutanım." deyip parmaklarımla oynadım. Bıkkınlıkla nefesini bırakıp konuştu. "İkimiz İstanbul'da tanıştık. Sen öğretmensin ben de avukat. Birbirimize ilk görüşte aşık oluyoruz, ben sana lunaparkta çok romantik bir şekilde evlenme teklifi ediyorum." Siz ve romantiklik? Aynı cümle içindeki tüm kelimeler kusuyor şu anda ya. "Sen kabul ediyorsun, bir törenle evleniyoruz ve bir yıldır evliyiz." Başımı salladım. "Düğün şarkımız ne komutanım?" dedim başımı kaldırmadan. "İklim düğün şarkısına ne gerek var?" "Komutanım siz erkeksiniz, ince düşünemiyorsunuz ama biz kadınlar her detayı sorarız birbirimize. Şarkımızı da seçelim." Bıkkınlıkla nefesini bıraktı. "Seç istediğini İklim. Beni muhatap etme şu saçma sorularınla." "Emredersiniz komutanım. Şimdi çıkabilir miyim?" "Bekle." dedi. "Korkuyor musun sen benden?" Gülmemek için kendimi zor tuttum. "Korkmuyorum komutanım." dedim. İki üç kızdı diye ondan korkacak değildim. Sadece biraz fazla gerildim. Dilimin de ayarı yok ki ama... Yüzbaşı kendini korkutucu sanıyordu belki ama şunları başkasına desem bana yapmadığını bırakmazdı. Ama Aral komutanım öyle değildi. Üzerime geliyordu ya da geldiğini sanıyordu ama bana içten içten kızmıyordu. Yoksa gerçekten canıma okurdu. Bu okumamış haliydi ve bu halinden korkmuyordum. "Niye bakmıyorsun yüzüme?" Kendi şuursuzluğumu biliyorum çünkü. Gülesim gelirdi şimdi. Biriyle kavga ederken gülesim geliyordu. "Öyle komutanım." dedim. Sıkıntıyla nefesini bıraktı. "Çık İklim." dediğinde baş selamı verip ayağa kalktım. "Emredersiniz komutanım." deyip arkamı döndüğüm gibi odadan çıktım. Çıkar çıkmaz derin bir nefes alıp verdim. "Öküz ya. Rahime Kezbangül diyor utanmadan. İsme bak... Daha uzunu yoktu sanki." hemen içimi dökmeye başladım. "Sabır... Sabır yoksa ben bu adamı öldüreceğim." Aynen İklim, aynen. Bak kesin öldürürsün. "Bu adamla dövüşeceğim ben ya. Bu adamı yere sereceğim." Ne yapıp edip onunla bir dövüş ayarlayacaktım kendime. İşte o zaman belki onu yenersem beni timine de alabilirdi. Şu egosundan da kurtulurdu belki. Ama benim bunun için kırk fırın ekmek yemem lazımdı. Adam dağ gibiydi, ben onu çalışmadan, strateji yapmadan hayatta yenemezdim. Acı bir gerçekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD