SİSLİ PERDE

2656 Words
Seni bulmaktan önce aramak isterim Seni sevmekten önce anlamak isterim. Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de, Sana hep, hep yeniden başlamak isterim. ÖZDEMİR ASAF Gözlerimi açtığımda siyahlarla bezeli bu oda yüreğimi gölgelendirdi. Onun odasındaydım. Dün gece dizlerimde uyumuştu ve onu uyandırmamak için yerimden kımıldayamamıştım. Dizlerimin uyuştuğunu hissettim. Tüm gece hareketsiz kalmak bana iyi gelmemişti. Göz ucuyla ona baktığımda hâlâ uyuduğunu, gecenin hatırasından rüyalara sığındığını fark ettim. Uyumak pek çok şeyin ilacı gibiydi. Dinlenen beyin biraz olsun rahatlıyor ve doğru düşünceleri kovalayabiliyordu. Ona acıyordum. Dün belki de hayatının en büyük travmasını yaşamıştı. Annesi olarak tanıdığı bir kadının aslında hiçbir zaman annesi olmadığını, her daim kendisinden nefret ettiğini öğrenmişti. Psikolojik açıdan ne kadar yıprandığını tahmin edebiliyordum. Hayal kırıklığı, reddediliş, ötekileştirilme… Her şey onun için kâbus gibi olmalıydı. Dayanabileceği tüm kapılar bir bir yüzüne kapanmıştı. Dizlerimde çocuksu bir hüzünle uykuya dalmışken, geldiğimiz bu anı düşündüm. Sevdiği pek az şey vardı; sevmediği şeylerse sevdiklerinin karşısında koca bir dağ gibiydi. Beni tüm öfkeme rağmen seviyordu; Dicle ise onu tamamlayıp aklayan bir masumiyet şelalesi gibiydi. Siyahı seviyordu, yemek pişirmek, resim yapmak, kitap okumak onun için bir tutkuydu. Sevmediği şeyleri sıralamaya kalksam sayfalar dolusu yazı yazmam gerekirdi. Kola tarzı şeyleri sevmez, onun yerine acı bir Türk kahvesini tercih ederdi. Az uyur, hareketli yaşardı. İtaatsizlikten ve ihanetten hoşlanmazdı. Anne-babasını ve Gülnaz'ı sevmediğini bilirdim. Yapay şeyler yiyip içmez, doğala yönelirdi. Genellikle ağır giyinir, yanına çok konuşan insanları kabul etmezdi. Sebzeden hoşlanmaz, et yemeklerini tercih ederdi. Kendisine dokunulmasına müsaade etmez, el öpmezdi. Sıcağı sevmezdi, soğuğu her daim tercih ederdi. Bense üşümekten hiç hoşlanmazdım. Kimsenin bedenine belli bir mesafeden daha yakın olmasını arzulamaz, en yakınlarıyla bile arasına sınır koymaktan çekinmezdi. Sanırım hevesle temas ettiği tek varlık bendim. Sevgiyle yaklaştığı bir de Dicle vardı. Ona olan sevgisi diğerlerinden çok farklıydı. Kıpırdandı. Dizlerimin uyuştuğunu, hareket ettikçe bacaklarımın karıncalandığını ve iğnelerin istilasına uğradığını hissedebiliyordum. Ah dediğimde siyah gözleri usulca açıldı. Dün gece bir ejderha gibi ateş püskürmüştü. Uyandığımda aynı gazap elbisesini üzerine geçirmesinden korkuyordum. Gözleri baş aşağı bir şekilde üzerime dikildi. Eli, yüzünde bıkkın bir edayla dolaştı. Alnı, bacaklarıma değdiğinde yüzüm acıyla kasıldı. "Tüm gece dizlerini istila ettim." Başımı eğip gözlerimi kaçırdım. Bana söylediği tehdit dolu sözleri unutamıyordum. "Ne kadar korkunç bir ailem olduğunu gördün. Bu evde ne kadar değersiz olduğumu da!" Haklıydı. Dilim ona cevap vermek istemiyordu ve gözlerine bakamıyordum. Bu adam nefretini haykırırken bile gözlerinde hüzünlü bir çocuğu kucaklıyordu. Siyah perdelerin ardındaki o ağlayan çocuk, maviliğime feryat ederken zihnimi toparlayamıyordum. Öyle ki bazen ondan nefret bile edemiyordum. Yine tüm gardım düşmüştü. Umutsuzca uyuşuk, hareketsiz dizlerime baktım. Gözlerini hayranlıkla yüzümde, dudaklarımda gezdirdiğini hissedebiliyordum. Kavisli, kalın dudakları aralanmış, dünkü gergin yüz hatları tutkulu bir sarhoşu andıran yumuşak bir kisveye bürünmüştü. "Dün gece olanlar için..." Ona baktım. Mervan Hanzade özür mü dileyecekti? Sustu. "O aşağılık adam sana bulaşınca dayanamadım, seni benden alma ihtimaline bile tahammül edemiyorum." Sol eliyle yanağımı kavradı. Bir cesetten farksızdım. Umutsuzluk yüreğimi bir ağ gibi sarmış öfkemin şakaklarında yeller estiriyordu. Donmuştum sanki, durulmuştu yüreğim. Öğrenilmiş çaresizlik diyorlardı buna sanırım. Düşen her damla zamanla mermiyi bile aşındırırmış; ne tuhaf! Benim deli yüreğim de aşınmıştı sanki. Dudaklarını dudağıma yaklaştırırken yüzümü ondan uzaklaştırmak için geri çekildim. Yanağımdaki eli birkaç santimden fazla mesafe koymama izin vermeyecekti ne yazık ki. Avuçları tenimi kavrayınca yüzümün acı çekiyormuşum gibi kasılmasına engel olamadım. Ellerini yanağımdan çözmek isteyince daha fazla inat etmedi ve beni usulca bıraktı. Bunu asla yapmazdı, bilirdim. O beni bana rağmen bırakmaz; iplerin kendisinde olduğunu haykırırcasına sahiplenirdi. Belki de dünkü sabrıma ve merhametime bir teşekkürdü nezaketi. Bu ikramlara alışkın değildim; alışacağım kadar da uzun süreceğini sanmazdım. Güç bela ayağa kalktım. Bacaklarımın uyuşukluğu geçmemişti; fakat buna rağmen ayaklanmakta tereddüt etmedim. Odasını onun ilgili, imalı bakışları arasında dolaşmaya başladım. Büyük bir aynası vardı ve siyah mobilyaları. Koyu renk perdeler ve parlak siyah biblolar... Pufları ve şöminesi de yerli yerinde duruyordu. Odasının tüm bu siyahlığa rağmen iyi dekore edildiğini itiraf etmeliyim. Kullandığı eşyalar bile karakterinin yansıması gibiydi. Etrafa gelişigüzel göz gezdirdim. Geçen günkü baskınımdan sonra ortalıkta dosya ve belge bırakmıyordu artık. Gerçeklerin peşini asla bırakmayacağımı bildiği halde zavallı oyununa devam etmekten vazgeçmeyecekti. Çekmecelerine yaklaşıp göz ucuyla ona baktım. Beni gözlerini ayırmadan takip ediyordu. Yarım ağız tebessümü ve imalı mimikleri yine yerli yerindeydi. Tepki göstermeyeceğinden emin olduktan sonra çekmeceyi açtım. İçinde düzenli bir şekilde yerleştirdiği kol düğmeleri ve saatleri bulunuyordu. O kadar çoktu ki bunca malzemeden koca bir koleksiyon rahat bir şekilde çıkartılabilirdi. İkinci çekmecede birkaç parça kişisel eşya ve kravatları yer alıyordu. Tekrar ona döndüğümde istifini bozmadan hâlâ bana baktığını gördüm. Kendini yatağa sere serpe bırakmış; odasına olan merakımı takip ediyordu. Verdiği sınırsız izin ve müsamahayla hevesimin geçip gitmesini beklediğini biliyordum. Cam kapıyı aralayıp terasa çıktım. Siyah mermerden bir masa ve iki sandalye havuza ve arka bahçeye bakacak şekilde yerleştirilmişti. Masasındaki antika kâse dikkatimi çekti. Kâsenin içindeki çakıl taşlarının arasında bir anahtarlık gözüme çarptı. 5 farklı anahtar, yuvarlak bir parça ile bir araya getirilmiş öylece duruyordu. Sırtım Mervan’a dönüktü ve neyle uğraştığımı görebileceği bir mesafede de değildim. Kaşla göz arasında kâseye uzanıp anahtarları aldım. Elleri belimi arkadan sardığında irkilmekten kurtulamadım. Anahtarlık oldukça büyüktü ve çoklu olması ses çıkarmasına sebep oluyordu. Onu avcumun içinde var gücümle sıktım. Gövdemi kollarının arasına hapsetmişti. Omzuma küçük bir buse bırakıp yanağını sırtına gömdü. "Seni yanımdayken bile özlüyorum! Tüm öfkene ve nefretine inat seni sevmekten kurtulamıyorum." Fısıltısı kulaklarıma sıcak bir meltem gibi dokundu. Hiçbir şey olmamış gibi yüzümü ona döndüm. Ellerimi belimin arkasına gizleyip, "Biliyorum!" diye sayıkladım. Olabildiğince doğal görünmeye çalışıyordum. Samimiyetten uzak bir tebessümle yüzüne baktım. "Bana su getirir misin?" Beklenmedik isteğim sol kaşının şaşkınlıkla kalkmasına ve yüzündeki o samimi tebessümün silinmesine sebep oldu. Bir şey demeden odasındaki mini bara yöneldi. Ona belli etmeden anahtarlığı kendi odamın terasına doğru fırlattım. Neyse ki amacıma ulaşmıştım. Çıkan çınlamayı duymamıştı; yani en azından ben öyle olduğunu sanıyordum. Elinde, kapalı bir bardak suyla döndüğünde olabildiğince gerginliğimi gizlemeye çalıştım. Bir tuhaflık olduğunu sezmiş gibiydi. Anahtar sesini duymuş olabilir miydi? Ben suyu dudaklarıma götürürken keskin gözleriyle etrafı taradı. Gözlerimi ondan kaçırdım. Telaşını fark ettiğimi belli etmek istemiyordum. "Ne oldu, bir sorun mu var?" Şüpheli bakışları yüzümde gezindi. "Yok bir şey!" diye dudaklarını kıvırdı. Teşekkür edip bardağı uzattı. Tekinsiz bakışları hâlâ etrafı didikliyordu. Arkamı dönüp odayı terk etmek istedim. "Bir şey unutmadın mı?" Sesi yüreğimin deli gibi çarpmasına sebep olmuştu. Yutkunup usulca ona döndüm. Karşı karşıya geldiğimizde elleri omuzlarımdan belime doğru kaydı. Sıvazlayışından bir şeyler aradığını fark ettim. Bunu öyle sinsi bir şekilde yapıyordu ki dışarıdan biri bu dokunuşların sevgi dokunuşu olduğuna inanmaktan başka bir yol bulamazdı. Ellerini bir yelpaze gibi sırtıma sabitledi ve göğsümü usulca göğsüne yasladı. Kulağıma eğilip, "Sen yanlış bir şey yapmazsın, değil mi prenses?" diye fısıldadığında beynimin korkudan uyuştuğunu hissettim. Anahtarlığın yerinde olmadığını fark etmiş olmalıydı. Sorusuna tedirginliğimi gizlemeye çalışarak "Hayır!" diye karşılık verdim. Suçumu fark ettiğini kanıtlamak ister gibi, "Sen benim karşımda olmaman gerektiğini bilirsin. Avuçlarımdan, kollarından kurtulamayacağını tahmin edersin değil mi? Sen hata yapmazsın!" diye devam etti. Dudaklarımın titremesine engel olmaya çalışarak, olumlu anlamda başımı salladım. Şüpheli bakışlarını değiştirmeden alnımdan öptü. "İşe gitmem lazım, bir isteğin olursa kime gideceğini biliyorsun." Rahatladığımı belli etmemeye çalışarak, "Biliyorum" dedim. Bir an önce evden çıkmasını istiyordum; böylece anahtarları deneyip birtakım bilgilere ulaşabilecektim. Belki de kaçıp, kurtulabilecektim bu zindandan. Odayı terk edip kendi odama geçtim. Birkaç dakika sonra hazırlanıp odadan çıktı. Kapı aralığından merdivenleri indiğini görebiliyordum. Yaklaşık 20 dakika sonra arabasına binip evden çıktı. Onun gidişiyle biraz olsun rahatlamıştım. Yalınayak merdivenleri çıktım, üst kata çalışma odasına ulaştığımda kalbim deli gibi çarpıyordu. Bu odayı daha önce de ziyaret etmiştim; fakat kilitli çekmeceler yüzünden hiçbir belgeye ve bilgiye erişememiştim. Bu sefer öyle olmayacaktı. Aradığımı bulmadan asla burayı terk etmeyecektim çünkü. Elimde sımsıkı duran ve benim için bir hazine değerinde olan anahtarlara umutla baktım. Bu anahtarlar sayesinde, Mervan'ın tüm foyasını ortaya çıkaracaktım. Onun gizli kapaklı çevirdiği tüm işleri, yalan ve sırlarla dolu dünyasını ona rağmen avuçlarıma almaktan asla geri duramazdım. Birkaç denemeden sonra doğru anahtara erişmiştim. Kapı açıldı. Etrafı kolaçan edip usulca içeri süzüldüm ve ardımdan giren olmasın diye kapıyı yeniden kilitledim. Önceki ziyaretimde gördüğüm hiçbir yere tekrar bakmadım; çünkü Mervan değişiklikten hoşlanmayan bir adamdı ve eşyalarının yerini kolay kolay değiştirmezdi. Çekmecelerini kurcaladım; tahmin ettiğim gibi kilitliydi. En küçük anahtarı denediğimde içindekilere ulaşmayı başardım. Biraz karıştırınca oldukça pahalı ve kaliteli bir cep telefonuna eriştim. Sakladığı dosyayı bulduğumda hazine bulmuş gibi sevinmiştim. İçini merakla incelemeye koyuldum. Sayfaları çevirdikçe bazı garip adam fotoğrafları gözüme ilişti. Haklarında toplanan pek çok bilgi bu dosyada korunuyordu. Bir bellek, dosyanın içine gelişigüzel bırakılmıştı. Onu alıp bilgisayarın başına geçtim. İçinde ne olduğunu öyle çok merak ediyordum ki bilgisayarın açılmasını bekleyecek sabrı bile kendim de bulamadım. Laptop saniyeler içinde açıldı. Şifre? Şifre ne olabilirdi? Birkaç denemeden sonra doğru şifreyi yazmayı başardım. Mervan, evlendiğimiz tarihi ve ismimi ters bir şekilde art arda yazmıştı. Bu neredeyse tahmin edilmesi imkânsız bir şifreydi. “razan9102” Normalde bu şekildeki bir yazıyı tahmin etmem pek olası değildi; fakat özel defterlerindeki önemli bazı tarihleri ve isimleri ters ayna tekniğiyle şifrelediği fark ettiğimden bu şifrenin de ters yazıldığını anlamam zor olmadı. Bilgisayar açılır açılmaz aceleyle dosyaları karıştırdım. Anlam veremediğim düzinelerce belge gözlerime hücum ediyordu. El yordamıyla bir kısmına göz gezdirdim. Belgelerin bir kısmının banka hesaplarına ait dokümanlardan bahsettiğini anlamıştım. Pek çok kara para Pitbull isminde bir şahıs tarafından aklanmış ve özel hesaplarda saklanmıştı. Kurye olduğunu anladığım bir başka şahıs Tilki lakabı ile anılıyordu. Resmini dikkatle süzmeye başladım. Onu bir yerlerde gördüğümü hatırlıyordum. Kadir Bey'in sürekli yanında gezdirdiği adamlardan biri olmalıydı. Esas ismini bu belgelerde bulmak pek mümkün olmayacaktı ne yazık ki. Yapılan sevkiyat raporları, yol güzergahı ve tarihler belgelere işlenmişti. Kafam allak bullak oldu. Mervan neyin sevkiyatını yapıyor olabilirdi ki? Bu gizli bilgiler nasıl bir şifreyle kodlanmış olabilirdi? Belgelerin kopyasını yazıcıdan çıkarıp elime geçen şeffaf bir poşet dosyaya el yordamıyla yerleştirdim. Her an kapı çalınacakmış gibi yüreğim delicesine çarpıyordu. Tekrar mavi dosyaya yöneldim. Tehlikeli pek çok adamla ilgili bilgiler yer alıyordu ve yazılanlardan bazılarının uyuşturucu ticareti ve tarihi eser kaçakçılığı yaptığını anlamıştım. Bu belgelerin kopyasını almak istedim. Ne yazık ki çıkardığım belgeler tüm kağıtları harcamıştı ve yenisini nereden bulacağımı da bilemiyordum. Çekmecede bulduğum telefonu açtım. Yeni bir telefondu; hafızanın boşluğuna ve kabına bakılırsa ilk kullanan da bendim. Ne yazık ki hat yoktu. Alelacele adamların ve işlerinin yer aldığı kâğıtların fotoğraflarını çektim. Telefonu cebime atıp kağıtları yerine yerleştirdim. Daha fazla burada kalmamalıydım. Epey zaman geçmişti ve Mervan'ın buraya ne zaman döneceği hiç belli olmazdı. Bilgisayarı kapatıp ortalığı topladım. Elimdeki çipin ne işe yaradığı hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Kare şeklinde, küçük bir tableti andırıyordu; fakat önemli bir gereç olduğuna emindim. Aksi halde Mervan, bunu bu kadar gizli bir yerde saklamazdı. Onu da cebime attım ve bilgisayarı kapatıp kapıya yöneldim. Kapının önünde beklerken, buraya doğru yaklaşan adım sesleri tüm dikkatimi dağıttı. Anahtar deliğinden dışarıyı kolaçan ettim. Mervan'ın odaya yaklaştığını görmek yüreğimi ağzıma getirmişti. Yaklaşık 3 saattir buradaydım ve Mervan, gittiği yerden tahmin ettiğimden çok daha erken dönmüştü. Yakalanmam an meselesiydi. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Yalınayak içeride saklanabileceğim bir yer aramaya koyuldum. Tek çarem odasındaki büyük dolaptı. Buraya özel günlerde giydiği pahalı ve ağır olan takım elbiselerini koyardı ve içinde bol bol yer olduğunu bilirdim. Zayıf olduğum için dolaba sığmakta zorlamayacaktım. Kapı usulca açıldığında nefesimi tutmuş beni bulmaması için dua ediyordum. Anahtar deliğinden onu izlemeye başladım. Yorgun görünüyordu. Büyük koltuğuna yerleşip elini düşünceli bir şekilde saçlarında gezdirdi. Burada uzun süre kalması hâlinde ne yapacağımı bilemiyordum. Yanımda olmadığı zamanlarda vaktinin çoğunu burada geçirirdi ve kapalı kapılar ardında ne yaptığını hep merak etmiştim. Telefon çaldığında irkilmekten kurtulamadım. O telefona yan bir bakış atıp otoriter bir edayla kulağına götürdü. "Evet!" Kısa bir sessizliğin ardından, "Sevkiyat kararlaştırıldı." diyerek başı ile karşı tarafı onayladı. Hemen önündeki bardağı evirip çeviriyor, karşısında biri varmışçasına otoriter bir şekilde alışık olduğum Beylik tavırlara boyanıyordu. Yüzünün öfke kıvılcımları ile hemdem olduğunu, çenesinin kasıldığını fark ettim. Gözleri dolabın üzerinde gezinirken bu küçük delikten bile görülebileceğimi düşünüp irkilmekten kendimi alamadım. "Delirtme adamı Berzah, ne demek istemiyorlar?" Öfkeli haykırışı boğazımı düğümledi ve sesimi çıkarmamak için dudaklarımı iki büklüm olmuş dizlerime gömdüm. Elini sertçe masaya indirdi. Dişlerini sıkarak heceler tarzda son cümlelerini söyledi. "altı ay sonra bu sevkiyat olacak! Anladın mı? Sorun istemiyorum." Telefonu kapatıp gelişigüzel bir şekilde masaya bıraktı. Sol eli şakaklarında ve alnında gezinirken büyük bir gürültüyle kupasını itip yere fırlattı. "Aptal herifler!" Kupa yere düşer düşmez cam kırıkları gözlerime ilişmiş gibi kıpırdanmaktan kurtulamadım. Mervan'ın yumuşak davranmayı bildiği söylenemezdi. Evdeki temizlikçiler ve Raziye Hanım da dahil herkes onun kükreyişinden ve öfkesinden çekinirdi. Ona bağıran hatta vurmaya kalkan tek kişiydim. Çevresindeki hiç kimse buna cesaret edemez; hatta hayallerinde aksi bir durumu tasavvur ettiklerine bile ihtimal vermezdim. Nasıl bu kadar otoriter ve sert davranabiliyor diye düşünmeden edemedim. Sürekli kasılmak, ciddiyetle her şeyi kontrol altında tutmak kolay bir şey olmasa gerekti. Herkesin ondan korkması ve koşulsuz şartsız teslim olması zihnimi tarayan bir diğer meseleydi. İnsanlar onun zulmünden ve öfkesinden ne kadar eminse; merhametinden de o kadar şüphedeydiler. Ellerini ensesinde birleştirip sırtını geniş koltuğa rahatça yasladı. Gözlerini bir noktaya dikip sakinleşmeye çalıştığını görebiliyordum. Yüzünün yumuşadığını, gözlerinin dehşet giysisinden silkinerek soyunduğunu fark ettim. Tabloma bakıyordu. Benden gizli yaptığı o tabloya… "Makbule Hanım!" Sessizce olacakları izliyordum. Onu neden çağırmış olabilirdi? Makbule Hanım, endişeli ve mahcup bir edayla odaya girdi. "Buyurun Beyim!" Ilık sayılabilecek bir ses tonuyla, "Nazar Hanım odasında mı?" diye sordu. Makbule Hanım, sıkıntılı bir durum olmadığını sezince biraz olsun rahatlamıştı. "Evet Beyim, en son ordaydı." "Yemeğini yedi mi? " "Odası kilitliydi; çaldım, çaldım açmadı. Uyuyordur diye daha fazla rahatsız etmek istemedim." Mervan’ın değişen ifadesini fark etmiştim. Odada olup olmadığım konusunda şüphelenmiş olmalıydı. "Yüzüğüyle masayı hafifçe tıklattı. “Hiç çıkmadı mı oradan?" Makbule Hanım, "Hayır Beyim, bahçede ya da salonda görmedik." diye cevap verdi. Elleriyle kirli sakallarını sıvazladı. "Yemeğini götürdüğünde sana cevap verdi mi?" "Hiçbir ses gelmedi Beyim." Mervan, şüphelenmiş olmalıydı. Hızla ayağa kalkıp, kapıya yöneldi. Dudaklarını birbirine bastırdığını ve yumruklarını sıktığını o küçük delikten bile net bir şekilde görebiliyordum. "Bahçeyi didik didik edin. Hemen bulun onu. "Makbule Hanım, onu onaylayıp koşturarak dışarı çıktı. Mervan, bir süre daha kararsızca ayakta dikildi. Kapıya yöneldiğinde kalbimin durmak üzere olduğunu düşündüm. Yokluğum ne yazık ki hemen fark edilmişti. Sabah ki şüphelerini düşününce saç diplerime kadar titredim. Yokluğumdan ne çıkarmış olabilirdi? Kaçtığımı ya da intihar ettiğimi düşünmüş olabilir miydi? Vakit kaybetmeden dolaptan çıkıp kapıya yöneldim. Elimdeki malzemelerle yakalanmam sonum olabilirdi. Telaşla yalın ayak parke zeminde koştururken ani bir şekilde ayağım kaydı ve kendimi yerde buldum. Yalın ayak dolaşmam hiç iyi olmamıştı. Düşmemle birlikte dirseğime cam kırıklarının derin çizikler atması bir oldu. Gözlerimi yaralara çevirdiğimde içimin titrediğini, kalbimin deli gibi çarptığını hissedebiliyordum. Kan, vücudumun bir yanardağ gibi ısınmasına sebep olmuş; beni ılık ılık terletiyordu. Canımın yanmasına ve terimin kaynamasına aldırmadan silkinip hızla ayağa kalktım. Kapı aralığından her yerde beni aradıklarını görebiliyordum. Bu halde hiçbir şey olmamış gibi elimi kolumu sallayarak odadan çıkamazdım. Beni yaralarımdan çok Mervan’a vereceğim hesap endişelendiriyordu. Sahanlığa çıkmaya bile cesaret edemedim bir süre. Mervan, kapımın önüne dikilmiş kapıyı açmam için bağırıyordu. Alnında biriken boncuk boncuk terler, ne büyük bir korku yaşadığının kelepçeli şahitliğini yapıyordu. Kapıya kırarcasına indirdiği her darbe, kalbime buzdan bir duvar gibi çarpıyor; içimi dört mevsimin karmaşasına teslim ediyordu. Yumruklarının ve bağrışlarının işe yaramadığını anlamış olacak ki bağırmaktan vazgeçti. Birkaç adım geriye gidip sağ ayağı ile odanın kapısına sert bir tekme geçirdi. Kapı gürültüyle açılırken hiç vakit kaybetmeden odaya girdi. Hemen ardından kendimi göstermeksizin banyoya koştum. Her odada banyo ve tuvalet mevcuttu. Buna ek olarak konforu arttırma amacıyla genel bir lavaboyu da her kata iliştirmişlerdi. Şu an tek sığınağım bu banyo olabilirdi. Nefes nefeseydim ve şakaklarım ecel terlerinin istilasına uğramış gibiydi. Anahtar deliğinden odamı dikizlemeye başladım. Mervan, odanın içinde değildi; terastan dışarıyı izlediğini ve beni bahçede aradığını sezmiştim. Lavabodan çıktım ve o terasta oyalanırken elimdeki kağıtları odamdaki yatağın altına ittim. Beni bulduğunda alacağım her cezaya razıydım. Tek isteğim bulduğum belgelere, telefona ve çipe ulaşmamış olmasıydı. Terasta telefonla konuşuyor ve adamlarına beni bulmaları konusunda emirler yağdırıyordu. Lavaboyu çoktan kontrol ettiğini biliyordum; fakat aşağısı yukarıdan daha tehlikeliydi. En azından burada sadece Mervan vardı ve ben birçok kişiyle uğraşmak zorunda değilim. Beni bir mahkûm gibi yaka paça Mervan’ın önüne atmalarına asla dayanamazdım. Arkamı dönüp kâğıt havludan kalın bir tomar alıp yaralarıma bastırdım. Ellerimi alelacele yıkadım. Havluyu bastırdığım halde dinmeyen kanın revanına engel olamıyordum. Ben çırpınırken kapı ardına kadar açıldı. Arkamı dönüp kimin geldiğine bakamayacak kadar endişeliydim. Birkaç ürkek titreyişten sonra korkunun hapsolduğu yüzümü usulca ona çevirdim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD