Lale Köyün serin havası tenime değdikçe içimde garip bir huzur oluşuyordu ama bu huzur, içimdeki fırtınaları dindirmeye yetmiyordu. Ahu, babaannesinin bahçesinde çay demlerken ben köyün sessiz yollarında yürüyordum. Düşünmemeye çalışıyordum ama beceremiyordum. Turan. Neden hala aklımdan çıkmıyordu? Onun varlığı, sesi, dokunuşu… Neden hâlâ iliklerime kadar hissediyordum? Olanları düşündükçe kalbime bir ağırlık çöküyordu. O gece… O sabah… Her şey bir anda olmuş ve ben sanki kaybolmuştum. Olanlara anlam vermeye çalıştıkça içimde bir savaş başlıyordu. Gitmekle kalmak arasında sıkışıp kalmış gibiydim. Ağaçların gölgesinde durup derin bir nefes aldım. İçimde yankılanan sessiz çığlıklara kulak vermemek için kendimi zorladım ama nafile. Tam o sırada Ahu’nun sesiyle irkildim. “Yeter artık Lal

