Soğuğun altında bahçede dimdik duruyordum. Son bir saattir gözlerimi dört açmış en ufak bir kıpırtıya bile tetikte bakıyordum. Sonra arka bahçeye giden taşlı yolun kıvrımında bir gölge seçtim. Tüm bedenim gerilip reflekslerim tetiğe geçti. Ama gölge yaklaşıp şekillenince az önce o yöne doğru düşünceli adımlarla ilerleyen Albay olduğunu fark ettim. Duruşumu hafif gevşettim ama yine de tamamen salmadım. Albay adeta ayakları yere sürterek, önüne bakarak, bitkin ve ağır adımlarla yanımdan geçip gitti. Kafasını kaldırıp bana bir bakış bile atmadı. Sanki ben bahçedeki bir heykel kadar ilgisizdim onun dünyasında. Ki öyleydim. Evin kapısının tam karşısında duruyordum ben. Albay evin kapısını açtığı an içerinin o sıcak, gürültülü ve yuva kokan atmosferi dışarı sızdı. Kulağıma içeriden gelen kaşık

