Sessiz Avcı

2329 Words
-FEZA- Helikopterin rotorları, geceye hırçın bir uğultu katıyordu. Ay ışığının dışında içerideki tek ışık Ilgaz'ın elindeki tabletten yansıyan mavi bir parıltıydı. Yüzü ekranın soğuk ışığıyla aydınlanmış, her kası gerilimle taş kesilmişti. Parmakları ekranda hızla kayıyor, SiHA kameralarını kontrol ediyordu. "Görüş iyi. Rüzgar hafif, kuzeybatıdan," dedi Ilgaz, sesi net ve odaklanmıştı. Karargahtaki gıcık adam değildi artık. Bu operasyonun soğukkanlı beyniydi ve ses tonu bile onunla birlikte devleşmiş gibiydi. "Ersin, Kudret. İniş için hazırlanın. Hedef bölgeye iki kilometre kuzeyde yüksek bir sırt var. Oradan tüm vadiyi kontrol edersiniz." Ersin ve Kudret ağır keskin nişancı tüfeklerini kavradılar. Ersin'le göz göze geldiğimizde kafamı salldım. Ardından ikisi birbirlerine baktılar. Helikopter alçalıp yerden birkaç metre yüksekte sallanırken, kapı açıldı ve soğuk gece havası içeriye tamamen doldu. İki keskin nişancı, ipe tutunarak karanlığın içinde kayboldular. "Keskin nişancılar iniş yaptı. Konumlarına ilerliyorlar." Ilgaz'ın sesi yeniden geldi. Gözüm helikopterin dışındaki dipsiz karanlığa takıldı. Boynuma astığım silahımı sıkı sıkıya kavradım. Yaklaşık yedi kilometre ötede, esir askerlerin tutulduğu tahmin edilen bina bir hayalet gibi siluetini saklıyordu. Saniyeler bir asır gibi geçiyordu ve her saniye çok değerliydi. Sonunda Ilgaz'ın sesi yeniden yükseldi: "Avcı Timi, iniş serbest. İniş noktanız hedefin beş kilometre kuzeyi. Kerem, haritayı yolluyorum." Kerem tablete baktı ve bana onay işareti verdi. Sırayla helikopterin kapısından aşağıya engebeli araziye ip yardımıyla atladık. Zaten helikopter yeterince alçalmıştı. Ayaklarımız yere değer değmez helikopter yükseldi ve gürültüsü uzaklaştı. Etrafa mutlak bir sessizlik hakim oldu. Sadece rüzgarın uğultusu ve kendi kalp atışlarımız duyuluyordu. "İndik," diye bildirdim kulaklıktan Ilgaz'a. "Hedefe doğru ilerliyoruz." "Rotanız temiz. Önünüzde yaklaşık 1000 metre açık arazi var. Tarama yaparak ilerleyin." Elimle timime işaret verdim. Uğur önde, Kerem ve Kaya yanlarda, ben ortada olacak şekilde bir ok düzeni aldık. Ayak uydurarak, neredeyse hiç ses çıkarmadan ilerlemeye başladık. Çalıların arasından süzülüyor, gölgelere karışıyorduk. Biz gecenin bir parçasıydık. Attığımız adım sesi bile duyulmuyordu. İçimden her zaman operasyona çıkmadan önce okuduğum ezbere olan kelimeleri mırıldanmaya başladım. Şu an Kaya'nın da aynısını yaptığını adım gibi biliyordum. Fetih suresi 1, 2 ve 3. Ayetini içimden söylemeye başladım. *"(Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru yola iletsin diye. Ve Allah sana üstün bir yardım ile yardım etsin diye.)" Duamı bitirdiğim an gözlerimi Kaya'ya çevirdim. Kaya yanımda yürürken kısa bir anlığına gözlerini kapatıp nefesini kontrol etti. Ardından yavaşça açtığında benimle göz göze geldi. Kafasını dikkatli olalım anlamında indirip kaldırdıktan sonra tüm ilgisini etrafı dinlemeye çevirdi. Kerem yürürken bir yandan elindeki tablette son verileri kontrol ediyor, Uğur ise her an birisini parçalayacakmış gibi keskinleştirdiği gözleriyle etrafı tarıyordu. Avcı Timi, avına kilitlenmek için sabırsızlanan bir canavar gibiydi. "Keskin nişancılar pozisyon aldı," diye duyurdu kulaklıktan Ilgaz. Sanki görebilecekmişim gibi Ersin'e bakma dürtümü bastırdım. "Görüş alanları mükemmel. Hedef binanın etrafında... dört nöbetçi görüyorlar. Kuzeybatı ve güneydoğu köşelerinde. Hareket halinde değiller. Tahmini varış süreniz nedir?" "Anlaşıldı," diye fısıldadım. Kerem anında yanıma gelip haritayı işaret etti. Konum arasındaki mesafeyi de hesaplamıştı. "2670 metre sonra varış noktasındayız. Biz ilerlemeye devam ediyoruz." Ah be Kerem, metresi metresine hesaplıyordu her zamanki gibi. Saniyeler bir asır gibi geçiyordu. Sonunda açık araziyi bitirip kayalık alana çıktık. Ilgaz'ın sesi kulaklığımızda çınladığında dur işareti yaparak timi durdurdum. Hepsi çömelip etrafı dinlerken bir kayanın arkasına pusup dürbünümle etrafı taradım. "Kuzeybatı yönünde ilerlemeye devam edin. Önünüz açık Avcı'lar." "Anlaşıldı komutanım" diyerek time yönü işaret ettim. Yeniden yürüyüş düzeni alırken ilerlemeye devam ettik. Kerem bize uyarak tablete baktı ve bana onay işareti verdi. Ilgaz bizi yönlendirdikçe haritadan işaretleme yapıyordu. Çünkü fark ettiğim bir şey de, Ilgaz bizi zigzak şeklinde ilerletiyordu. Yolumuzun üzerinde düşman unsurlarının çıkmaması için de yönlendiriyordu. Ilgaz ve Kerem'in yönlendirmeleriyle 4 buçuk kilometreden fazla yol alarak ierledikten sonra kamp olarak kurulan bölge sonunda görüş açımıza girdi. Hepimiz pusup dürbünlerimizle yapıları taradık. Burası terk edilmiş bir köy alanıydı. "Beş hedef girişte devriye geziyor. Çatılarda keskin nişancılar var. Köyün arka girişinde ağır silahlılar var. 7 tane park halinde motorlu araç ve evlere yakın 12 hareketli hedef görebiliyorum. Evlerin içi görüş dışı. Köye tüm giriş yolları kapalı. Şimdilik 200 metre ilerinizdeki kayalık bölgeye sığının. Ben köye girişiniz için uygun bir an bulana kadar beklemede kalın." "Anlaşıldı." İşaretimle timi kayalıkların arkasına aldım. Hepsi ipe dizilen boncuklar gibi uyum halindeydi. Kulaklığıma dokunup yeniden bağlantı sağladım. "Komutanım. Bundan sonrasını devralma talebi istiyorum. Timimi buradan yönetmem kopukluk olmaması adına şart. Gerekli yerlerde müdahale ederseniz bize daha çok yardımcı olursunuz." Ilgaz'ın karşı çıkacağını biliyordum ama bana gerekli her şeyi sihaların kameralarından görüp iletmişti zaten. Onun başka yapacağı bir şey yoktu. Şu an giriş yolu arıyordu. Onu bekleyemezdim. Benim yönetimi devralmam gerekiyordu. İzin vermezse de mecbur boyun eğecektim. Ama Ilgaz birkaç saniye daha bekledikten sonra "gerekli izin verilmiştir yüzbaşım. Çok dikkatli olun. Unutmayın, sessiz giriş yapacaksınız. Askerleri riske atamayız" dedi. Ardından ekledi. "Tüm timini ve Siper timini eksiksiz istiyorum. Allah ayağınızı taşa değdirmesin." "Emredersiniz komutanım" diyerek hattı değiştirdim ve Ersin'e bağlandım. "Avcı 1 konuşuyor, Şahin?" Bir yandan da kafamı çıkartıp dürbünle köye göz gezdiriyordum. "Şahin dinlemede komutanım" dediğinde konuşmamızı Ilgaz dahil herkes duyuyordu. "İçeri girilecek kaç nokta var?" Birkaç saniye bekledim. "Sıfır" diye yanıtladı Ersin. Bıkkın bir nefes vererek gözlerimle alanı taramaya devam ettim. O esnada Kerem bana parmağıyla tabletini işaret ederek bir giriş yeri gösterdi. Anında ona döndüm. "Komutanım. Bu noktadan girersek şansımız yüzde iki. En yüksek başarı olasılığı buradan." Şerefsizlerin en az sayıda olduğu yeri işaret etmişti. Burası Ilgaz'ın da tehlikeli olarak saydığı bölgelerdendi. "Ama herkesi başımıza toplarız değil mi?" Diye sorduğumda kafasını sallayarak onayladı. İçimdeki umut, keskin bir bıçak gibi söndü. Gözlerimi köyden ayırmadan, "Keskin nişancılar, nöbetçileri gözlemliyor mu komutanım?" diye sordum Ilgaz'a, sesimdeki gerginliği zorlukla gizleyerek. "Evet ama hareketlilik yok. Dinleniyor gibiler. Bekleme emri veriyorum ben size yüzbaşım. Uygun bir anda sessizce içeri sızmalısınız." Tam o sırada Ali'nin sesi karıştı araya, beni yerinden sıçratacak kadar ani bağırmıştı. "Komutanım, bölge etrafında turlayan iki devriyeden biri yönünü değiştirdi. Yaklaşık on beş dakika sonra sizin bulunduğunuz kayalık alandan geçecekler." "Kaç kişiler?" Diye sordum yerimde dikleşerek. "On iki saldırgan komutanım" dedi Ali. Ilgaz da ekledi. "Onlar yanınızdan geçip gittikten sonra harekete geçersiniz yüzbaşım. Unutma, tek emrim sessiz olmanız. Kamptakileri ürkütürseniz Siper timine zarar verebilirler." "Anlaşıldı" diyerek timime döndüm. İnşallah Siper timinden her asker sağdır diye de içimden geçirdim. Tek tek tüm arkadaşlarıma baktım. Bakışlarımı çikolata yiyen Uğur'dan çekip tabletine gömülmüş hesaplama yapan Kerem'e, oradan da Kaya'da durdurdum. O da zaten bana bakıyordu. "Ne düşünüyorsun?" Diye fısıldadım Kaya'ya. Ersin de giriş yok demişti ama bizim vakit kaybetmeden oraya girmemiz lazımdı. Sessiz girme emrimiz olduğu için de beklemekten başka çare yoktu. Devriye de buraya geliyordu ve asla ses çıkarmamamız lazımdı. Bu da çatışma yok demekti. Kaya diz çöktüğü yerden ayağa kalktı. Soğuk taşlara yasladım sırtımı. Kaya yanıma geldi. "Devriye?" diye sordu tek kaşını kaldırarak. Kafamı sallayarak Kaya'yı onayladım. Her zaman olduğu gibi yine aynı şeyi düşünüyorduk. Öz kardeş olsak bu kadar benzeyemezdik. Bakışlarımı Uğur'a çevirdiğimde silahını kaldırıp gösterdi ağzındakini çiğnerken. "On iki kişilermiş. Sessiz olmamız zor olacak" dedi Uğur sırıtarak. Bayılırdı çatışmaya. "Ama imkansız değil!" Dedik aynı anda Kaya'yla. Kerem de başını sallayarak onayladı. Kaya devam etti sözlerine. "Tamam o zaman. Kişi başı üç şerefsiz düşüyor. Beylik tabancalarımıza susturucu takalım." Kaya'nın da sesi heyecanlı geliyordu. "Emredersin reis" dedi Uğur yan yan sırıtarak. Bir an kulaklığımdan Ilgaz'ın itiraz sesini bekledim ama gelmedi. Ses çıkmasını kesinlikle yasaklamıştı ve biz şu an devriyeye saldırma planı yapıyorduk. Ses gelmeyince timime baktım yeniden. Kerem de tabletini bırakmış susturucuyu silahına takıyordu. Hepsi büyük silahlarını ve çantalarını bir çalılığın içine saklamıştı. Pantolonumun cebindeki dikiştutmaz komando bıçağımı çıkardım. Soğuk çeliği avucumda hissettim. Silahtan bile daha ölümcüldü. Bununla kestiğim deri bir daha kavuşmazdı. Tabancama susturucuyu takarken, timim de aynı hazırlığı yapıyordu. Büyük silahlarımızı çalılıkların arkasına sakladık. "En fazla dört kişiyi sağ bırakıyoruz," diye fısıldadım. "Geri kalanını hızlı ve sessizce temizliyoruz." "Emredersiniz," sesleri geceye hafifçe dokunup söndü. Hepimiz kendimizi bir yere saklarken pusu düzeni aldık. Düşmanın geldiği yönü açık bırakarak Hilal şekli çizmiştik. Ben hilalin ortasında dururken sağımdaki uçta Uğur, solumda Kaya ve diğer uçta Kerem vardı. "Devriyeye son iki dakika," diye duyurdu Ilgaz. Planımıza yardım ediyordu kavga veya gıcıklık çıkarmadan. Beni oldukça şaşırtıyordu bugün. "Dikkatli olun" diyerek sözlerini bitirdi. "Emredersin komutanım" diye fısıldadım. Ali'nin dediği gibi iki dakika geçmişti ki konuşa konuşa gelen devriye ekibi görüş açımıza girdi. Silahlarını boyunlarına asmışlar, yüzleri ve boyunlarına puşi takmışlar, gülüşerek yürüyorlardı. "Nasıl da kırdım dişini askerin" sözünün üstüne hepsinin kahkahası da eklenince gözlerimin önüne kanlı bir pus bulutu indi. Sinirle nefesler alıp vererek pisliklerin pusumuzun merkezine gelmesini bekledim. Tam istediğimiz yere gelince timime emir vermeme gerek yoktu çünkü herkes ne yapacağını çok iyi biliyordu. Kerem saklandığı yerden ses çıkardı. Anında pislikler susup etrafı dinlediler. Panikleyerek silahlarını da çekmişlerdi. İçlerinden lider olduğunu tahmin ettiğim kişi kafasıyla iki kişiye işaret ederek Kerem'in olduğu yeri gösterdi. "Gidip bakın!" Dediğinde ikisi öne fırlayarak Kerem'e doğru yürüdü. Gözden kaybolduklarında çıt bile çıkmamıştı. İkisi de kayalıkların arasında kaybolup bir daha geri dönmedi. Kerem onları hızlıca gebertmişti. Sadece Kerem'in "Temiz," fısıltısı kulaklığımızda çınladı. Arkadaşlarının geri dönmemesiyle iyice panik olduklarında, Kaya sırasının geldiğini anlayarak aynı Kerem gibi ses çıkardı. Paniğe kapılan grup, bu sefer Kaya'nın çıkardığı sese döndü. Lider dört kişiyi daha yolladı. "Gelin bakalım" diye fısıldadı Kaya kulaklıktan. Onlar da geri dönmeyince, geride kalan altı kişi çılgına döndü. "Kim var orada?" diye bağırıp korkuyla etrafa silah doğrulttular. "Uğur hareketsiz kal," diye fısıldadım ben de. Kerem'in Kaya'nın yanına geçtiğini hiç ses çıkarmasa da biliyordum. Sürekli bu sistemi kullanırdık biz. Kontrole giden dört kişi de geri dönmeyince devriye daha da gerildi. 6 kişi kalmışlardı. İçimden üçe kadar saydım ve gözlerimi kısarak saklandığım çalılıktan nişan aldım ve pfft sesiyle iki hedefi indirdim. Liderlerini sağ bırakacaktım. Uğur da bir tanesini, Kaya veya Kerem tarafından da koordineli atışlarla bir diğerini hakladılar. Bir saniye içinde aynı anda inmişlerdi ve sadece lider ve yanındaki son adam kalmıştı. Liderin silah tutan eline ateş ettim. Bir çığlıkla silahı düştü. Tam son adamında yaralı bırakacaktım ki, alnına isabet eden bir kurşunla yere yığıldı. Sadece lider sağ kalmıştı, yaralı eliyle kıvranıyordu. Toplamda bir kişi sağ kalmıştı. Biraz sinirlenerek saklandığım yerden çıktım. Diğerleri de dışarı çıkarak leşleri sürüklemeye başladılar. Kaya iki leşi yerde sürükleyerek tam ortaya getirip fırlattı ve dönüp mahçup gözlerle bana baktı. "Ateş açmak üzereydi. Alnına sıkmaktan başka çarem yoktu" diye açıkladığında ortaya topladıkları leşlerden gözümü çekip eli için ağlayan pisliğe baktım. Uğur çoktan onun silahını elinden almıştı. Kaya'ya, "hayatta kalan var mı kontrol et" diyerek yaralıya doğru yürüdüm. Tam önünde durup çömeldim ve elimi uzattım. Yaralı elini bir anda yakalayıp sıktığımda, adam deli gibi çığlıklar atmaya başladı. Kerem hemen elindeki bezi adamın ağzına bastırırken sesi boğuklaşarak kısıldı. "Selaam" diye neşeyle bağırıp çömeldiğimde korkulu gözlerini bana çevirdi adam. Kerem'e işaret verince bezi ağzından çekti. Ağzı açılır açılmaz anında yalvarmaya başladı. "Beni bırakın ne olur! Teslim olmak istiyorum, öldürmeyin beni!" "Kes lan!" Diyen Uğur adamın ensesine öyle bir patlattı ki adamın kafa öne doğru gidip yere yapıştı. Çenesini toprağa çat diye vurdu. "Hay elinin ayarına..." diyen Kaya leşleri tek tek kontrol ediyordu. Uğur bana bakarak yaramazlık yapmış çocuk gibi ellerini havaya kaldırırken kulaklıktan "OYALANMAYIN!" Diye bağıran Ilgaz'ın sesini duydum. Bu da böyle her şeye karışacak mıydı? Oyalanmıyorduk ki, rahatça konuşsun diye adamı korkutma aşamasındaydık şu an! Sinirimi gören timim gizli gizli sırıttı. Ama emir demiri keserdi. Mecbur, ses çıkaramazdım Ilgaz'a. Yerde yatan adama gidip saçlarını kavradım ve sertçe yattığı yerde sırt üstü çevirdim. Uğur silahını kaldırıp adamın ağzının içine sokarken saçını bırakıp yaralı eline ayağımla bastım. Adamın gözleri faltaşı gibi açıldı, ağzındaki metal yüzünden inleyemedi bile. "Askerler hangi binada?" diye sertçe sordum. "Immgh! Mmmgh!" diye sesler çıkarıyor, serbest eliyle işaretler yapıyordu. Kafamı öne eğerek ayağına biraz daha sert bastım ve sigara söndürür gibi çiğnedim. Postallarımın altı çoktan kan olmuştu. Adamın gözlerinden yaşlar akarken diğer eliyle sürekli ağzını işaret ediyordu konuşmak için. Bakışımı Uğur'a çevirdiğimde anlayarak silahı ağzından çekti. "Kırmızı tuğlalı ev... Liderin evi... Bodrum kattalar..." diye hıçkıra hıçkıra konuştu. "Neden askerleri esir aldılar?" Diye sordu Kaya. Çoktan kontrolü bitirip yanıma gelmişti. "Lider... Hırbo... öyle emir aldı... Bilmiyorum, vallahi bilmiyorum!" "Senin yeminine mi güveneceğiz lan? İçeride kaç kişi var?" Uğur'a daha da korkuyla bakan pislik irkildi onun sesiyle. "100 den fazladır. Evlerin hepsi dolu. Biz de buraya yeni geldik." Sıkıntılı bir nefes alırken pislik konuşmaya devam ediyordu. "Lider Hırbo'nun emriydi yemin ederim komutan. Ben masumum. Beni de zorla aldılar yanlarına. Elime silah verdiler artık buradasın dediler. Ne olur bırakın beni söz bir daha asla gelmeyeceğ..." Cümlesini tamamlamadan dikiştutmaz bıçağımı şah damarına sapladım. Sıcak kan bir fıskiye gibi fışkırıp koluma sıçradı. Yine mi bu isim? Hırbo ismini Ilgaz'la o gece muhtarın evine giderken de duymuştum. Büyük ihtimalle bu Hırbo denilen pislik Ilgaz'ı kafasına takmıştı ve ondan intikam almaya çalışıyordu bir şekilde. Neyse bununla sonra ilgilenirdim. "Gidiyoruz!" Diyerek bıçağımı sapladığım yerden çıkarttım ve kan yüzüme fışkırmasın diye kafamı geri çektim. Kana bulanmış bıçağımı adamın kıyafetinde temizlerken "Şahin1, Şahin 2" Diye seslendim kulaklıktan. "Şahin 1, dinlemede" dedi Ersin."Şahin 2, dinlemede" diyen Kudret'in sesi de hemen arkasından geldi. Adamı duyup çoktan kırmızı tuğlalı evi incelediğini biliyordum Ersin'in. "Biz içeri giriyoruz. Ben ve Kerem, Kaya ve Uğur birlikte hareket edeceğiz. Şahin 1 gözünüz bizde olacak. Şahin 2, sen de Kaya ve Uğur'u izleyeceksin. Ayağımızın önünde taş olsa bildireceksin. Anlaşıldı mı?" "Emredersiniz komutanım" dedi Kudret. "Nasıl dan diye gireceğiz?" Diye soran Uğur'a baktım. O esnada leşlerden birine yürüyüp yüzümü buruşturarak kıyafetlerini çıkarmaya başlamıştım. Ne yaptığımı görüp anlayan ekibim anında homurdanmaya başladı. "Saçmalama" diye fısıldayan Kaya'ya ters ters baktım. Kerem ve Kaya'da sanki bakışlarıyla tekrar öldürebilirlermiş gibi cesetlerin üzerindeki kıyafetlere ters ters bakıyorlardı. "Kerem'in yüzde iki ihtimalini yükseltiyorum" dediğimde bıkkın nefesler verildi. "Ne?" Diyerek onlara dönüp patladım. "Başka şansımız yok. Birazdan devriyenin neden geri dönmediğini sorgulayıp birilerini daha yollayacaklar. Onlar bizi ararken biz çoktan içeri sızmış olacağız." Uğur derin bir iç çekerek ilk yanıma gelen oldu. Ardından Kaya ve Kerem'de geldi. Kıyafetleri hızlıca çıkartıp üniformamızın üzerine geçirmeye başladık. En son yüzlerimize de puşileri takıp sadece gözlerimizi açıkta bıraktık ve birbirimize baktık. "İğrenç kokuyor" dedi Kerem. Kendi beylik tabancamı ve bıçağımı ceplerde birine koyarken yerdeki keleşi elime aldım. Mermilerini hızlıca kontrol ederken "midem bulanıyor. Yediklerimi çıkaracağım şimdi" diyerek öğürdü Uğur. Kulaklıktan Ersin'in kıkırdama sesini duydum. Uğur anında ona patlayıp, "tek kelime etme tek göz!" Diye havaya doğru bağırdı. Kaya da Uğur'un sırtına pat patladı. "Hadi oyalanmayın. Başlıyoruz. Dikkatli olun" diyerek kampa doğru yürümeye başladık. O kampa elimizi kolumuzu sallayarak girecektik...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD