Giriş
-Harvey-
St. Tropez - 12 Temmuz 2019
İntikam biraz rahatsız edici bir duygu; itiraf ediyorum. Ama ben de sakin bir adam değilim. Çizdiğim resmin aksine.
İskelenin ortasındaki çardakta oturan adama baktım. Onu tanımıyor olsaydım yaptığı işin denizi izlemek olduğunu zannedebilirdim. Hayır, Bellamy'yi tanıyordum. Onu on üç yaşından beri tanıyordum ve o asla denizin huzuruna kapılacak bir adam değildi. Elindeki telefondan şimdi bile giden yük gemilerinin rotasını takip ettiğini aynı zamanda da kulağındaki kulaklıktan babamın cinayetinin araştırması için savcıyla konuştuğunu biliyordum. Telefonuma baktım. Aynı rota bilgileri bende de vardı ama asla bakmamıştım. Gerek yoktu. Bell bu tarz işler için her zaman buradaydı ve bana hiçbir zaman gerek olmamıştı.
Şimdiye dek.
1 Yeni Mesaj
Doktora tezinin taslağını Prf. Stewart'a gönderdim. Gelecek sene için başvuru yapmanı istiyor. Harvey, ısrarla istiyor...
Rosa
Araladığım dudaklarımı birbirine bastırırken güneşin denize gömüldüğü noktaya baktım gözlerimi kısarak. Oxford defteri kapanmıştı artık. Geri dönüşü de yoktu.
Jules yakınlardaki vitamin bardan soğuk su alıp geldiğinde güneş gözlüğümü takıp baktığım yeri kamufle ettim.
"Deniz ısınmıştır." Jules başındaki hasır şapkayı düzeltirken belime sarılmak istedi. Kıvrak bir hamle ile elindeki şişeyi alıp su içmek için arkamı döndüm. "Yüzelim."
Arkamdaki kadının benden beklentileri olduğunu biliyordum. Siktir! Dünyanın benden bir ton beklentisi vardı ama ben o noktada değildim. Şişeyi Jules'a geri uzatırken "İşlerim var." Dedim kısaca.
Ekrandaki mesajı silerek Bellamy'ye kısa ama önemli bir mesaj attım.
Konuşalım.
H.D
Bellamy'e uzaktan son bir kez bakıp oda kartını bileğimden çıkartarak Jules'a uzattım. "Sen yüz."
Bellamy cebindeki diğer telefonu çıkartıp attığım mesajı okudu. Gözleriyle etrafta beni arıyordu. Onu beklemedim. Jules'un tepkisini de beklemedim. Kadını arkamda bırakırken adımlarımı otele çevirmiştim. Her bir adımımda St. Tropez'in karanlığa gömüldüğünü hissedebiliyordum.
Otelin sınırlarına girdiğim anda kulağıma çalınan caz müziği gözlerime akan mavi aydınlatmayla bir oldu. Oteldeki herkes sakinliğin bin bir tonunu yaşarken benim içimde öfkenin katmerleniyor olması canımı bir kez daha sıktı. Sallanan hamakta sarmaş dolaş uzanan çift ya da karşılıklı kadeh tokuşturan kızlar... Hayat onlar için ne kadar basitti.
Lobiden bir haksızlığın içine gömüldüğümü bilerek geçtim. Sadece ben değil. Nichole de öyle. Shila ve Aimon da.
"Nichole."
Koyu turuncu pareosu içindeki kız kardeşim birkaç adım ötemde, otel koridorunda yürüyordu. Buraya geldiğimizden beri hiç odasından çıkmamıştı. O yüzden şimdi onu koridorda dahi olsa görmek şaşırtıcıydı. Nichole bana dönerken en az ben kadar şaşkın görünüyordu. Çatılmış kaşlarımdan olsa gerek bir açıklama yapması gerektiğini düşündü.
"Ben... Otel bahçesine" Sesi cümlenin ortasında kesildi. Gözlerindeki parlama son birkaç aydır hep olduğu gibi duygularının taşmasından sebepti ve bunu engellemeye çalışıyordu. "Bell beni iskeleye çağırdı." Diye itiraf etti sonunda dayanamayarak. Gitmesini isterdim ama henüz o güçte değildi. Odadan çıkmış ama bahçeye kadar bile inememişti.
"Bell ile konuşacaklarımız var." Dedim kederine saygı göstererek. Konuşmak istemiyorsa onu zorlamayacaktım. Nichole minnetle başını sallarken dudaklarını ıslattı. Salaş pareosunun püsküllerini parmakları ile çekiştiriyordu. Arkasını dönmek için hareket etse de tereddütle konuştu tekrar.
"Harvey,"
Konuşmasını bekledim. Kız kardeşimle hiçbir zaman fazlasıyla samimi değildik. İkizimle bile değildik. Ailenin bozuk genlerini toplamış o garabet olarak, ben hep biraz dışarıdaki o kardeştim. Ama artık Nichole ile baş başaydık. Birbirimizden başka kimseye sahip olmadığımız o küçük aileydik. Nichole'ün bana bakarken, benden bir ağabey şefkati beklediğini ama alamayacağını bildiği için bu çaresizliği de içinde yaşadığını biliyordum. Ama ben buydum. Ona otuz yıl sonra ağabey şefkati ile sarılacak olan o mükemmel adam değildim. O kişi Bellamy'ydi.
"Eve ne zaman döneriz?"
"Bu gece." Dedim. Öğrendiklerimden sonra artık burada zaman öldüremezdim. Babamın ve kardeşimin kanı üzerimize döküldüğünden beri bir işaret bekliyordum ve birkaç saat önce öğrendiklerimden sonra artık ne yapmam gerektiğini biliyordum.
***
Paris'te ki şirkete zaman zaman gidiyor olsam da St. Tropez'deki otelin yönetim katına daha önce hiç çıkmamıştım. Babamın adının yazdığı kapının önünden geçerken kursağımı yırtan yakıcı bir öfkenin mideme çarparak indiğini hissettim. Babam dünyanın en iyi adamı olmayabilirdi ama bu kadarına gerek yoktu.
"Mösyö Carpentier burada değiller."
Babamın odasına girmek istediğimde olmasını bekleyeceğim son şey birilerinin beni durdurmasıydı. Arkamdan gelerek beni durduran genç adama baktım. St. Tropez'in sıcağına yakışmayacak ölçüde bürokratik giyinmeyi başarmıştı.
Dudaklarımı ıslatarak şortumun arka cebinden cüzdanımı çıkarttım. Soyadımı görmesi yeterli olacaktı.
"Harv... Mösyö De La Cour!" Genç adam kimlikte yazan ismi solurken gergince yutkundu. "Özür dilerim." Dedi pişmanlıkla. "Burada olduğunuzu bilmiyordum."
"Sorun yok Chevell," Bellamy arkamdan gelerek omzuma dokundu. Chevell bir kez daha başını eğip özür dilerken doğrudan Bellamy'ye bakıyordu.
"Gel dostum."
Bellamy önden geçerek bana yol gösterdi. Bu konuşmanın ne kadar kritik olacağını bilir gibi koşar adım gelmişti. Ona hak verdim. Birlikte büyümüştük ama onunla hiçbir zaman kardeş olmamıştım. Dışarıdan bakan birisi için De La Cour'ların üvey oğlu bendim. Bellamy ise öz.
"Aimon'un koltuğuna geç."
Başımı sallayarak misafir koltuklarından birine oturdum.
"Calvin ile konuşuyordum." Dedi Bell derhal konuşarak. "Babanın arabasında bir suikast izi olmadığını söylüyor."
Sadece güldüm.
"Juliet öyle düşünmüyor." Dedim kinayeyle. Birkaç ay öncesine kadar Juliet'e bu konuda güvenmezdim ama öğrendiklerimden sonra Juliet çok daha güvenilir bir rapor veriyordu.
Bellamy çenesini sıvazlarken ben telefonumdaki belgeleri Bellamy'ye gönderdim. Bunlar babamın anlaşmaya vardığı karayolu güzergâhındaki kontrol noktalarıydı. Ve pek çoğu Du Pond'la anlaşmalıydı.
Bellamy telefonundan yükselen bildirim seslerine odaklanmışken ben ayağa kalkıp kahve makinesindeki demlikten viski bardağına bir shot espresso koydum. Ardından masada duran Sherry Cask'tan doldurdum bardağıma.
"Bunları nereden buldun?"
Bardağımdan bir yudum alarak gergince yutkundum.
"Harvey,"
"Önemli değil."
"Önemli." Bellamy telefonunu kenara koyarken bana bakıyordu. "Önce Shila, sonra Aimon."
Dişlerimi sıktım.
"Birileri sizinle uğraşıyor Harvey. Bu bir tuzak olabilir."
"Olabilir." Dedim kadehin tamamını dikmeden önce. "Ama olmayabilir de."
"Aimon Du Pond için bir tehlike değildi." Dedi Bellamy ciddiyetle.
Belki değildi. Ama ben denkleme dâhil olduğumda Du Pond'un paçalarının tutuştuğu da bir gerçekti. Özellikle de benim kokstarı yaptığımı duyduğunda.
Bana fazla tesadüf geliyordu! Babam bir yıldır Du Pond'un kontrol noktalarını ele geçiriyordu ve bir güzellik markası adı altında laboratuvar açma hazırlıkları yapıyordu. Buna rağmen ne Aimon ne de Shila tehdit bile dilmemişti. Ama babam, Aimon, benden kokstarı yapmamı istediğinde bir hafta içerisinde önce babam ölmüştü. Ve ikizim Shila...
"Harvey-"
"Silahımı ver." Boş bardağı ikimizin arasındaki sehpaya bırakıp Bellamy'ye baktım. Benden bunu beklemediği belliydi.
"Bunu ben halledebilirim." Bellamy'nin benim siktiri boktan otelime ya da lojistik şirketime göz dikmediğini biliyordum. Bellamy gibi bir adamın benim küçük servetimle ilgilenmediğini de. Hayır, o babama olan borcunu ödüyordu. Yeraltı dünyasının koca servetiyle yanına sığınan o küçük yetimi kurtlar sofrasında koruyan adamın intikamını almak için Aimon'ın psikopat oğluna yardım ediyordu.
Ama halledemezdi. "Halledemezsin." Bellamy belki babamın intikamını alabilirdi ama Shila'nın intikamını alamazdı.
Alabilmesi için önce beni öldürmesi gerekirdi.
-
Not:
Evet, daha önce bir giriş kısmı okumamıştık. Özellikle de serinin Harvey ile başlaması eski okuyucuları şaşırtmış olabilir ama yeni okuyucularım için biraz gizemli bir başlangıç olsun istedim :)) Peki sizce Shila'nın cinayeti nasıl gerçekleşti ve Harvey bu noktada nasıl sorumlu olabilir? Yorumlarda Buluşalım :))
Bana ulaşabileceğiniz sosyal medya hesaplarım
Facebook: https://w**************m/angelina.ivashkov/
Instagram: https://www.instagram.com/purebloodgl/
Tiktok: https://www.tiktok.com/@purebloodgl
Paris'te Gece Yarısı'nın tanıtım videoları için beni i********: ve t****k hesaplarımdan takip edebilirsiniz :)