1. Bölüm - Part 1
- EYŞAN -
Gemballa Hypercar ve SSC Tuatara yolu gaza boğuyordu. Henüz kimse yarışı başlatmamıştı ama bu zaten sadece bir gövde gösterisiydi. Starter kızlar olarak pistin kenarında ayakta laflıyorduk. SSC Tuatara'nın sahibi adam olduğumuz tarafa bir puma gibi bakıyor, muhtemelen içimizden birini seçiyordu. Gemballa'nın sahibi ise çoktan kızını seçmişti. Yan koltuğa oturtulacak kız sokak yarışlarının olmazsa olmazı değildi ama bazen olmazsa olmazı oluveriyordu işte. Özellikle mevzu bahis yarışçılardan biri ünlü playboy Gustavo Auclair olunca. Gustavo bizi boydan boya süzerken arkamı döndüm. Onunla bir kez takılmıştım; bir daha aynı hatayı yapmaya hiç niyetim yoktu. Parası var diye her şeye sorgusuz sualsiz sahip olabileceğini sanan tipik ahmaklardan biriydi sadece. Her şey onun malıydı ve malının bir önemi yoktu. Ayrıca... Çok sert takılıyordu.
Pikarist'ti. Kanı en fazla erkeğimin sırtını çizdikten sonra tırnaklarımda görürsem memnun olurdum. İş üstündeyken kesilmek asla fantezim değildi.
Her neyse. O da benden çok hoşlanmamış olacak ki tek gecelik takılmamızın devamı olmadı.
Koyu kestane kızıl dalgalarımı fularımla başımın tepesinden toplayarak yol kenarlarına toplanan insanları süzdüm. Gustavo yanımıza gelen deri şortlu, yırtık file çoraplı, croptop giymiş bir kızın yanına gitti. Kız buralarda yeni yeni takılmaya başlamıştı. Ki muhtemelen Gustavo'nun o kızı seçmesinin en büyük nedeni de kızın yeni bir yüz olmasıydı. Yirmili yaşlarının başında minyon bir tipti. O yüksek topukluların bir sebebi olmalıydı elbette. Dümdüz uzun, siyah saçları kalçalarını okşuyordu. Birbirine yakın kahve gözleri vardı ve belli ki burnunu yaptırmıştı. Üzerinden yayılan fazla şekerli koku burnumu kırıştırmama sebep olurken Gustavo'nun onu seçmesiyle genişçe sırıtmaya başlayan kız, dudaklarıyla seyircilere ama daha çok Gustavo'nun kollarına atılmak isteyen kızlara dönerek öpücük attı.
Gözlerimi arabalara çevirip direksiyon başlarına geçen sürücüleri süzdüm. Kızlar yavaşça yol kenarına doğru çekilirken çelik gibi bakışlarımı arabalara çevirdim. İşte şimdi yol egzoz dumanıyla kaplanmıştı. Starter kızlara yakışan bir şekilde kedi yürüyüşü yaparak iki arabanın önüne ve tam ortasına geçtim. Arabalar sırasız ve duraksız bir şekilde sokağı dumana boğarken tiz ve yüksek bir ıslık sesi duyuldu. Sesi duymamla saçlarımdaki fuları çekip saçlarımı omuzlarıma saldım. Arabalar yanımdan yıldırım hızıyla çıkış yaptığında fularım yere bile düşmemişti henüz. Arabaların rüzgârıyla nemli dudaklarıma yapışan saçlarımı kurtarıp dağınık bir şekilde sırtıma doğru sallandırdım.
Arkamda egzozdan bir yol bırakan iki arabaya bakıp aheste adımlarla yol kenarına çekilirken yolun karşısında Natt'i gördüm. Buğday renkli saçlarını geriye taramış, yanındaki kızı süzüyordu. Kızın hiç şansı yoktu. Natt oldukça yakışıklı bir adamdı ama piçti. İlişkileri gecelik ve bazen sadece saatlikti. Üstelik para kazanmak için yaptığı işlerin pek çoğu... İllegaldi.
Ev arkadaşımdı. Gözleri varlığımla buluştu. İki parmağıyla bir asker selamı çakıp göz kırparken sanki benimle iletişimde değilmiş gibi yanındaki kızla konuşmaya devam ediyordu. Selamını havada kapıp diğer herkes gibi yükselen müziğin sesiyle görünmeyen arabalar için çığlıklar ve sloganlar atmaya başladım. Bu gece Gemballa'nın sahibini tutuyordum ama henüz adını bile bilmiyordum. O yüzden sadece "Gemballa!" diye çığlıklar atıyordum. Birden bir adamın belimi sardığını hissettim. Sırnaşık değildi. Yanında bir başka erkek daha vardı ve diğer kolunu onun omzuna atmış benimle birlikte "Gembella!" diye çığlıklar atıyor ve ıslık çalıyordu.
Bu kalabalık yalnızlığımın yegane armağanıydı. Tanımadığım insanlarla tanışmamın, kaynaşmamın tek yoluydu. Elimi adamın beline atıp beraberimde zıplamasını sağlarken bu kez hiçbir şey demeden çığlık atıp gecenin harmonisine bir renk kattım.
Arabaların gürültüleri yolun diğer ucundan yükselirken ıslıklar çok daha arttı. Müzik sesi sondaydı ve yanımdaki çocuk gibi pek çokları renkli sis bombalarını hazırlamıştı. Adam elini belimden çekip duman konfetisini hazırladı. Görünen Gemballa'ydı. Renkli sis konfetileri gökyüzüne doğru salındığında Gembella taraftarları zafer çığlıklarıyla zıplamaya, ıslık çalmaya başladılar. Haliyle bende zıplayarak patinajla duran Gemballa'ya doğru koşmaya başladım. Birkaç kişi salladıkları ucuz şampanyaları fışkırtarak zafer kutlayanların üzerini ıslatırken Gemballa'dan bir numara kesilmiş saçlar ve keskin hatlı çenesinde dolgun dudakları olan, kaşında bir piercing ve elmacık kemiğinde küçük bir dövmesi bulunan, ürkütücü bakışlı bir adam indi. Minik bir zafer tebessümü dudaklarını ısırsa da suskunluğunu ve asaletini koruyordu. Yanındaki kız sürtünerek adama sarılmaya başladığında, umarım burada sevişmezler diye düşünmeye başladım çünkü kızın böyle bir meyli var gibiydi.
Gustavo tıpkı Gemballa'nın sahibi gibi drift yaparak sokağa girerken hiç ama hiç temkinli değildi. Sanki sokak boştu. O kadar rahat hareket ediyordu ama hayır. Bir sürü insan koşar adım kayan arabadan uzaklaşırken sırtımı Gemballa'ya çarptım. Daha da geri çekilmek üzere arkama baktığımda Gemballa'nın sahibini gördüm. Bakışları kısa bir an beni süzse de hemen ardından birkaç adımla önüme geçip arabasına doğru kayan Gustavo'ya baktı. Ben bu sırada birkaç küçük adım daha kaçmıştım.
Gustavo'nun gözleri öfkeyle kararmıştı. Kapısını o kadar büyük bir güçle kapattı ki arabanın sallandığını fark ettim. Peşi sıra inen kız koşar adım Gustavo'nun arkasından gelirken Gustavo'yu tutan taraftarlar arkasında toplanmaya başlamıştı. Şimdi sırada Gustavo istemese de SSC Tuatara'nın ruhsatını ve anahtarı verme faslı vardı. Kaybetmeyi sevmeyen birisi için fazla ağır bir yenilgi yaşıyordu Gustavo.
Gustavo ruhsatını ve anahtarını verirken yol ortasında bir ateş yakılmaya başlamıştı. Paris'in gettolarında sıradan bir sokaktı burası. Dar, çatlak yolları, hırsızları ve düşkünleriyle polis buraya dönüp bakmazdı bile. En fazla sivil polisler basarsa ya da ciddi bir ihbar alınırsa ancak gelirlerdi. Bunun yanı sıra maceraperest milyarderlerin şımarık çocukları bu gettoda takılmaya bayılırdı.
Büyük showun bitmesiyle partilemeye başlayan güruh tüm sınırları zorlarken sokak kenarındaki eski, kirli bir koltuk ateşin önüne çekildi. Normalde pireli ya da hastalık dolu olduğunu düşünüp yanından bile geçmeyeceğiniz bir koltuktu ama bu gece Gemballa'nın sahibinin tahtıydı. Adam tahtına yerleşirken etrafına kızlar doluştu. İnanılmaz yüksek müzik, içki ve cigara etkisiyle zaman geçtikçe etrafta sevişmeye başlayan çifteler çoğalmaya başladı. Bu sahneler bir sokak yarışı için sıradan sayılabilirdi ancak kuytu bir köşede oral yapan çifti yanlışlıkla gördükten sonra gözlerim Natt'i aramaya başladı. Bu resim, eve gitme zamanının geldiğinin bir göstergesiydi.
Polis sirenleri caddenin başından yükselince ateşi sönmeye başlamış parti çocukları koşuşturmaya başladı. Haliyle bende ama çok fazla votka içmiştim ve kafam bir dünyaydı. Ayrıca yüksek topuklar da işimi kolaylaştırmıyordu. Hızlı hareket etmeye çalışıyordum ama bu da midemi bulandırıyordu ve Natt muhtemelen çoktan topuklamıştı.
Kendim kaçmalıydım fakat adım atacak tek bir halim kalmamıştı. Bana en yakın arabaya atlayıp şoförü beklemeye başladım. Kimse arabasını bırakmazdı nihayetinde.
Gemballa'nın sahibi yanıma bindi ve olduğum tarafın kapısı açıldığında adam üzerimden uzanıp sertçe kapıyı kapattı. Buğulu gözlerimden gördüğüm kadarıyla kız bu gece Gemballa'da oturan kızdı. Arka kapıya yeltendi ama adam çoktan gaza basmıştı. "Kemerini tak." Sesi toktu ama tonunda keskin bir emir vardı. Biraz sonra bu emrinin altında yatan sebebi anladım. Dar ve ara sokakları bitirip ana yola indiğinde adam radarları umursamadan önce 140 km'ye arkamızda polis aracı fark ettiğinde ise 160 km'ye kadar çıktı. Yaptığı sert manevralar yüzünden sürekli kemere tutunmak zorunda kaldım. Midem hala bulansa da adamın açtığı pencerelerden yüzüme çarpan ılık hava sayesinde soluklandım. Ama o hızla gittiğimiz için içeri giren hava içimi açmak yerine beni dövüyordu sanki. Öne eğilip torpido gözüne tutundum. Siren sesleri uzaklaşmıştı ama son hız gitmeye devam ediyorduk. Ve birden dönen katlı otoparka girdik. Bu dönüş mideme hiç iyi gelmiyordu doğrusu. Bir elimle midemi tuttum. Biraz daha durmazsak arabanın içine kusacaktım.
Neyse ki sert bir manevrayla arabayı durdurdu. Kendimi Gemballa'dan atarak taşıyıcı kolona tutundum ve fazla votkayı kusmaya başladım. Yine her zamanki gibi fazla alkolü içimde tutamamıştım. Aralık dudaklarımdan derin nefesler alırken adam elleri belinde beni bekliyordu. Yüzünde yine ifade yoktu. Lütfen ama insan bu kadar donuk olamazdı. En azından biraz iğrenmesi gerekmiyor muydu?
İğrenmiş bir tavrı yoktu. Sadece bekliyordu.
"Su var mı?" Diye sordum elimin tersiyle ağzımı kapatarak. Gemballa'dan başka bir arabaya gidip bir şişe su getirirken merakla onu izledim. Hiçbir şey demeden suyu bana uzattı. Ben gargara yapıp ağzımı silerken yine tepkisizdi. Sarhoşluktan açmakta zorlandığım bakışlarımı adama çevirdiğimde ürkütücü bir sessizlikle beni izlediğini fark ettim.
"Arabaya kusmadın." Dedi bir süre sonra. Arkasına dönmeden önceyse. "Sevdim seni." diye ekledi.
Sağ olsun.
"Neredeyiz?" diye sordum. Gettoya dönmeliydim ancak getto da yaşayan biri olmama rağmen ben bile bu geç saatte o sokaklardan tek başıma geçmemeliydim.
"18. Bölgedeyiz." Dedi bir binek otosuna doğru ilerlerken. "La butte - Montmarte."
İç geçirdim. "Ah, bu kötü. "
Dönüp bakmakla yetindi. Bir cevap bekliyordu ama ortada soru yoktu. Yine de aptal değildim. "Evim 17. Bölgede."
Adam anlamış gibi başını salladı yavaşça. "Seni bırakmam."
Sağ ol ya. Dudaklarımı ıslatıp telefonuma baktım. Saat sabahın dördüydü. Başka bir şey demeyen adama bakıp arkamı döndüm. Fransızlardan iyilik beklemek aptallıktı. Ellerimi çıplak kollarıma sarıp otoparktan inmeye başladım. Cebimi kontrol etmeye gerek bile yoktu. Yanımda sade 20 Euro vardı. Bu taksi parasına yetmezdi. Bir an için Natt'i aramayı düşündüm ancak yanındaki kızla çoktan işi pişirmeye girişmişlerdi muhtemelen. Asla gelmezdi. Paytak adımlarla döne döne otoparktan çıkıyorken bir an için ucuz bir motelde kalmayı düşündüm ama bu paraya motel falan bulamazdım. Ne kadar istemesem de yürümek zorundaydım. Otoparktan caddeye çıkarken havanın iyiden iyiye soğuduğunu hissettim. Belki de kustuğum için alkolün verdiği sıcaklık azalmaya başlamıştı.
Yanımdan bir binek otosu normal bir hızda geçip gitti. İç geçirip ayağımdaki topukluları çıkarttım. Biz Türklerin dediği gibi, tabanlara kuvvet.
Topuklularım elimde, çıplak bacaklarım soğuktan titreyerek birkaç blok ilerledim. Şimdilik herhangi bir evsiz ya da sarhoşla karşılaşmamıştım. Aslında Fransa'nın daha nezih bölgelerinde böyle bir durum için kaygılanmama gerek bile olmazdı ama gettoya yaklaştıkça korkularım nesnel bir hale bürünüyordu. Üstelik sarhoş kafayla ne kadar ayık takılmaya çalışırsam çalışayım yine de sallanıyordum. Karşıdan gelen bir araba bana yaklaştıkça yavaşlamaya başladı. Üstüme başıma bakılacak olursa bir fahişeye benziyordum. Mini pilili bir etek, yırtık siyah çoraplar, derin göğüs dekolteli dar siyah bir tişört, bir dolu bilezik, bozulmuş imajı verilmiş makyaj ve dağınık saçlarla beni görenin başka bir şey düşünmesi zordu zaten. Kaldırımın en uzak köşesine geçip yürümeye devam ettim ancak yaklaşan araba selektör çakıyordu. Kollarımı göğsümde bağlayıp önüme bakmaya devam ettim. Araba hizama geldiğinde durup penceresini açtı.
"Hey."
Cevap vermedim.
"Biraz takılmak ister misin?"
Adamın tipine göz attım. Teklifini düşündüğümden değil. Laf anlayacak türden biri mi diye baktım ama yüzünde faça izi olan esmer bir adamdı. Konuştuğunda ortodontik sorunları olduğunu fark ettim. Yüzündeki çirkin gülüş ve gözlerindeki karanlıktan laf anlayan birisi olmadığı ortadaydı.
Orta parmağımla hareket çekerek yoluma devam ettim. Araba birkaç saniye duraksadı ama tavrımın net olduğunu gören adam yoluna devam etmeye karar verince derin bir nefes aldım. Sonraki birkaç blok karanlık ve sessizlik eşliğinde geçti. Biraz sonra ise karşıdan yine bir araba göründü. Yüzümü buruşturdum. Hem yorulmuştum hem uykum vardı ve kimseye laf anlatmak istemiyordum. Araba son sürat gelirken bakışlarımı yola çevirip tüm özgüvenimle yürümeye devam ettim ancak gelen araç bir binek otosu olsa da içindeki Gembella'nın sahibiydi. Yaklaştıkça yavaşladı. Tam önümde dururken bende aracının farlarına karşı kirpiklerimi kırpıştırdım. Açtığı penceresinden başını uzatıp "Buralardasın?" dedi ama sesinde soru tınısı vardı.
"Gidiyorum." Dedim ben de dümdüz.
"Araban yok mu?"
Var gibi mi görünüyordu? İç geçirip yoluma devam ettim. Aleni olanı sorgulaması sinirimi bozdu. Elbette beni eve bırakmak zorunda değildi ama hiçliğin ortasında, gecenin karanlığında bırakıp giderken bunu hiç sorgulamamıştı.
Arabasıyla usulca kat ettiğim mesafeyi kapatıp tekrar sordu. "Evin nerede?"
Beni bırakıp gitmeden önce söylediğimi tekrar ettim. "17. Bölgede."
Adam sertçe burnunu çekip kısa bir an süzdü beni. Aynı soğukluk ve duygusuzluk. İç geçirip yoluma devam ettim. Yine aynı şekilde arabasıyla açtığım mesafeyi kapattı ama bu sefer bir şey demeden yolcu kapısını açtı.
"Atla."
Bunu beklediğimi söyleyemezdim. Bir arabanın açık kapısına baktım bir de bitmeyecek gibi görünen uçsuz bucaksız yola. Adamın nezaketsiz olduğunu kabul etsem de baskın karizmasını ret edemezdim. Ayrıca çok yorulmuştum. Arabasına binip kemerimi taktıktan sonra adres tarifimi verdim. "Batignolles - Monceaux Bölgesi."
"Seni evine bırakacağımı söylemedim."
-
Bölüm Sonu Notu: Merhaba arkadaşlar, Uzun zaman sonra tekrar Paris'te Gece Yarısı ile birlikteyiz. Daha önce okumuş olanlara hoşgeldin derken ilk defa okuyacak olanlara kitabın onlar için güzel bir macera olmasını dilerim. :))
-
1. Bölüm - Bilinmeyen Kelimeleri
Picarist: Cinsel birleşme sırasında partnerini kesmekten ve delmekten hoşlanan kişi. Bu kişiler keserek, delerek, kan akıtarak tahrik olur.
-
Bana ulaşabileceğiniz sosyal medya hesaplarım
Facebook: https://w**************m/angelina.ivashkov/
Instagram: https://www.instagram.com/purebloodgl/
Tiktok: https://www.tiktok.com/@purebloodgl
Paris'te Gece Yarısı'nın tanıtım videoları için beni i********: ve t****k hesaplarımdan takip edebilirsiniz :)