1. Bölüm - Part 2
Part 1'den
Biraz sonra ise karşıdan yine bir araba göründü. Yüzümü buruşturdum. Hem yorulmuştum hem uykum vardı ve kimseye laf anlatmak istemiyordum. Araba son sürat gelirken bakışlarımı yola çevirip tüm özgüvenimle yürümeye devam ettim ancak gelen araç bir binek otosu olsa da içindeki Gembella'nın sahibiydi. Yaklaştıkça yavaşladı. Tam önümde dururken bende aracının farlarına karşı kirpiklerimi kırpıştırdım. Açtığı penceresinden başını uzatıp "Buralardasın?" dedi ama sesinde soru tınısı vardı.
"Gidiyorum." Dedim ben de dümdüz.
"Araban yok mu?"
Var gibi mi görünüyordu? İç geçirip yoluma devam ettim. Aleni olanı sorgulaması sinirimi bozdu. Elbette beni eve bırakmak zorunda değildi ama hiçliğin ortasında, gecenin karanlığında bırakıp giderken bunu hiç sorgulamamıştı.
Arabasıyla usulca kat ettiğim mesafeyi kapatıp tekrar sordu. "Evin nerede?"
Beni bırakıp gitmeden önce söylediğimi tekrar ettim. "17. Bölgede."
Adam sertçe burnunu çekip kısa bir an süzdü beni. Aynı soğukluk ve duygusuzluk. İç geçirip yoluma devam ettim. Yine aynı şekilde arabasıyla açtığım mesafeyi kapattı ama bu sefer bir şey demeden yolcu kapısını açtı.
"Atla."
Bunu beklediğimi söyleyemezdim. Bir arabanın açık kapısına baktım bir de bitmeyecek gibi görünen uçsuz bucaksız yola. Adamın nezaketsiz olduğunu kabul etsem de baskın karizmasını ret edemezdim. Ayrıca çok yorulmuştum. Arabasına binip kemerimi taktıktan sonra adres tarifimi verdim. "Batignolles - Monceaux Bölgesi."
"Seni evine bırakacağımı söylemedim."
Part 2
Sesindeki tekdüzelik sinir bozucuydu. Kaşlarımı çatarak adama döndüm. "Yorgunum." Dedi. "Evime gidiyorum."
Başka bir şey söylemedi. Onda kalmak isteyip istemediğimi sormadı. Gerçi beni evine alacak mıydı bilmiyorum ama sokakta bırakacak olsa arabasına almazdı herhalde.
İnmem gerektiğini biliyordum ama şimdi evime yaklaştığımdan çok daha uzaktım. Üstelik ben de yorgundum.
Adam zifiri karanlık sokaklarda süratle ilerliyordu bense arabanın kliması önünde artık iyice mayışmış, jöle kıvamına gelmiştim. Başımı cama yaslayıp akan yolu seyrettim. Gün alacakaranlığa dönerken gözlerimin kapandığını hissediyordum. Derin uykuya teslim olacaktım ki adamın tok ve yüksek sesiyle kırpıştırdım kirpiklerimi. "Uyan."
Topuklularımı elime alıp arabadan inen adamı takip ettim. Korkmaya gerek yoktu. Daha önce de adını bilmediğim adamların evinde gecelemiştim. Sarsak adımlarla adamı takip ederken artık 18. Bölgede olmadığımızı biliyordum. Uykulu gözler ve hafif sarhoş kafayla nerede olduğumu çıkartamıyordum ancak uzaktan Eiffel'in gölgesini gördüm. Adam yolumu bulmam için eliyle beni belimden yönlendirince etrafı gözleyen bakışlarımı adama çevirdim. Mesafeli biri için nazik davranıyordu.
Yönlendirmesiyle asansöre bindim. Küçük, dar bir asansördü. Adamla neredeyse göğüs göğseydik ve bu gereksiz yakındı. 7. Kata basmıştı. Sallantıdaki bedenimi asansöre yaslayıp gözlerimi kapadım. Bu aramızdaki keskin yakınlığı bozmaya yetmemişti elbette ama bir yere dayanmam şarttı ve adama dayanamayacağım da aşikârdı. O sırada elinin tersiyle saçlarımı takip ettiğini hissettim. Önce saçlarımı başımın üzerinden çeneme doğru okşadı; çene hizamda bekleyen elleri biraz duraksarken başımı kaldırdım. Yüzü yine donuktu. İfadesiz gözlerinde herhangi bir arzu olmamasına rağmen hareketlerinin net bir tavrı vardı. Elleri çenemi okşarken birden boğazıma inip sıkmaya başladı.
Arkadaşım, hayır! Fena yorgundum ve aramızda sekse dair bir enerji akışı bile olmamıştı! Bir elimle boğazımı tutan koluna uzanıp itmeye çalıştım. Elbette ondan çok daha cılızdım ve kaslarım da geçen o kadar yıldan sonra erimişti ama bu ona direnmeyeceğim anlamına gelmiyordu. Fakat uzun boyum, erimeye yüz tutmuş olsa da kaslarım ya da çevikliğim onu benden uzak tutmaya yetmedi.
Bir eli kalçama doğru kayarken elleri arasındaki vücudum çırpındı. Bunu gerçekten istemiyordum ama hain fizyoloji hormonlarıma seslenmişti. Biraz daha devam ederse ben de akışa kapılabilirdim.
Biraz daha devam etti. Asansör Titanik zamanından falan kalmış olmalıydı ki bir türlü 7. Kata ulaşamıyorduk ama Gemballa adam hızla üçgenime doğru ilerliyordu. Boğazımdaki eli ağzıma kaydığında adam kalçamı sıkmayı bırakmış üçgenime gelmişti bile. Parmakları çorabımın üzerinden okşarken ellerimi ağzıma götürüp elinden kurtuldum. Dudaklarım serbest kalmasına rağmen konuşmam zaman aldı. Nitekim o tehlikeli noktanın sınırını aşmıştım.
Tüm irademi toplayıp başparmağıyla dudaklarımı okşayan ve parmağını ağzıma zorlayan adamı bir kez daha itmeye çalıştım ve aklı başındaki kelimelerimi soludum. "Bırak lütfen." Dedim emir veren bir tonda. Göğüslerime dikkat kesilmiş gözleri yüzümle buluşurken ilk kez güldüğünü gördüm.
"Peki." Dedi üzerimden ellerini çekerek.
Boşluğa yuvarlanmışım gibi titredim. Üzerimdeki ağırlığıyla beni ısıttığını fark etmem zaman almadı. Benden uzaklaştığında fazlasıyla ısınmış bedenim asansörün apartman boşluğundan emdiği soğuğu hissettim. Bilinçsizce kollarımı bedenime sardığımı gören adam buna da güldü. Başımı başka tarafa çevirmek istesem de asansör küçük ve dardı. Dudaklarımdan titrek bir nefes soluyarak asansörün kata gelmesini bekledim. Gemballa adamsa az önce ret edilmemiş gibi umursamaz ve tepkisizdi. Asansör nihayet kata geldiğinde elbette çıkmamı beklemedi. Sadece ona özel değil, tüm erkeklerden nezaket beklemeyi bırakalı epey olmuştu.
20. Numaralı dairede oturuyordu. Kapısını üç ayrı kilitle açtıktan sonra içeri girdi. Evi oldukça sadeydi. Bir uyum yoktu ama kahverengi ve siyah ağırlıklı döşenmişti; göze batmıyordu. Kahverengi koltuğu hafif tozlu görünüyordu, ortadaki sehpada yemek kalıntıları vardı. Mutfak barı olduğumuz yerle mutfağı ayıran tek sınırdı. Mutfakta yıkanmamış bir sürü bardak olduğunu gördüm. Bakışlarımı içeriye tekrar çevirdiğimde bir müzik seti gözüme çarparken ayakkabılarımı yere bıraktım. Ayakkabıların yere düştüğünde çıkardığı ses Gemballa adamın dikkatini çekmişti. Dönüp ne yaptığıma baktı. Bir şey yapmıyordum, sadece koltuktaki tozları silkelememek için kendimi zor tutuyordum, o kadar.
Bir süre hareketlerime baktı. Hareketsizliğimi izledi. Hemen ardından ise içeriye açılan bir başka kapıdan geçerek gözden kayboldu. Önce tereddüt ettim ama sonra tozlar yüzünden alerjimin tutacağını düşünerek kanepeyi silkelemeye çalıştım. Ellerimle nazik bir şekilde tozları süpürüyordum ki bir elin baldırlarımda gezdiğini hissettim. Sıcak parmaklar aç bir kurt gibi baldırımdan kalçama doğru çıktı. Parmaklarını tenime öyle bastırıyordu ki acıdan inledim. Elimle beni pençeleyen adamı ittirmek için hamle yapacaktım ki adam havadaki elimi bileğinden yakalayıp bel boşluğuma bastırdı.
"Bu gece kimseyi becermeyi planlamıyordum aslında." Dedi adam üzerimden eğilip kulağıma doğru. Pençesini baldırımdan çekip boğazıma götürmüştü. Arkamda olmasından ve boğazımı yakalamasından dolayı kalçalarım yusyuvarlak ortaya çıkmış, belim neredeyse kırılacak kadar gerilmişti. İşin açıkçası tam olarak pozisyondaydım. Kıpırdandım ama buna izin vermedi. Kasıklarını kalçalarıma bastırdığında adamın çoktan erekte olduğunu hissettim.
Ve işin kötüsü şu ki ben de ısınıyordum.
Boğazımdaki elini çeneme çıkartıp arkama bakmamı sağladı. Üzeri çıplaktı ama altında hala pantolonu vardı. Hareket etmeyeceğimden emin oluncaya kadar pozisyonumu sabit tutmaya ve erkekliğini sürtmeye devam etti. Arkamdaki gittikçe büyüyordu ve ben asansörde aştığım o sınıra yine yaklaşıyordum. Çıkıntısını o kadar sert bastırıyordu ki tangamın kumaşı resmen içime gömülmüştü ve aslında sınırı aştığımın en bariz ispatı dudaklarımdan akan zevk suyumdu. Tangamı ıslatmıştı. Bu farkındalıkla adama bakarken dudağımı ısırdım fark etmeden. Adam sinyal buymuş gibi boynumdaki pençesini sırtımdan kaydırarak kalçama getirdi ve oldukça gaddar bir şekilde kalçamı tokatladı. Adamın gözlerinde ilk defa bir duygu yakaladım. Şehvet. İçime girmek için sabırsızlanıyordu.
Artık onun için bacaklarımı aralayacağımdan emin olan adam sertçe beni koltuğa iterken kendi pantolonunu çıkarmakla meşguldü. Koltuğa düşüp döndüm. Çorabımı çıkartıp önünde efendisini bekleyen bir köle gibi beklemeye başladım. Domine edilmekten hoşlanırdım. Belli ki adam da domine etmekten hoşlanıyordu.
Erkekliği tahminimden büyüktü. Kadınlığım gibi ağzım da sulanmıştı doğrusu. Bana bakarak sıvazlamaya başladı. Bu sırada eteğimi yukarı çıkarmış bacaklarımı elleriyle aralamıştı. Göz kontağını kesmeden tangamı sıyırıp kendimle oynamaya başladım.
"Dokunma." Diye emir verdi sertçe. Hemen ardından beni koltuktan çekerek dizlerimin üzerine çöktürdü. "Akmanı istiyorum." Diyerek başımdan tutup ağzıma vermeye başladı.
Hiç acıması yoktu. Bir alışma süreci bile tanımamıştı. Gırtlağıma kadar bastırıyordu. Hazırlıksız yakalandığımdan nefessiz kalmıştım. Öğürüyor, nefes almaya çalışıyordum ama buna bir süre izin vermedi. Gırtlağımda git gel yapıyordu ve aletini asla ağzımdan çıkartmıyordu. Görünürde zevk almıyordum ama kadınlığım sırılsıklamdı. Nefessizlikten yaşaran gözlerimi kapatıp kendime lanet ettim. Yine her zaman olduğu gibi azdığımda terbiyeyi elden bırakıp bir fahişe gibi düşünmeye başlamıştım.
Nihayet ağzımdan çıktığında dudaklarımdan salyalar akıyordu ve nefes nefeseydim. Nemli kirpiklerimi kırpıştırıp adama baktım. Elime aletini verip toplarına yönlendirdi bu sefer de. Aşağıya eğilerek ilgilenmeye başladım. Erkekliği elimi becerirken bir yandan da göğüslerimi okşuyordu. Arzudan vücuduma yayılan kanın akışını duyuyordum adeta. Şehvetten bir nabız gibi atan kadınlığım kulaklarımı yırtıyor, ihtirasla yanan kanım vücudumu alev alev ısıtıyordu. Birden saçımdan yakalayıp ayağa kaldırdı beni. Şaşkınlıktan savrulan bedenim her şeyini bırakmıştı. Buna kızar gibi elimi erkekliğine götürüp okşattı. Bir kez göstermesi devam etmem için yeterliydi. Ben ellerimi onun için kullanırken o kadınlığıma dokundu. "Sırılsıklamsın." Dedi tehlikeli bir tonda. Dudaklarımı okşayıp orta parmağını içime soktu birden. İnledim. Ya ön sevişmeden hoşlanmıyordu ya da yöntemi buydu. Bilmiyorum hangisi ama acıyla zevki aynı anda tattırıyordu.
Parmaklarıyla içimi, erkekliğiyle elimi beceriyordu. Göğüslerimi sırayla ama sabırsızca emiyordu. Diğer eli bedenimi sabit tutmak için belime dolanmıştı. Koordineyi sağlayacak üçüncü bir eli olsa ağzımı da boş bırakmayacağını anladım.
Tüm noktalarımdan uyarılmak bedenimi sınıra taşısa da bu bana yetmemeye başladı. Erkekliğini içimde hissetmeliydim. "İçime gir," Diye inledim tiz bir şekilde. İçimdeki parmak sayısını ikiye çıkartıp parmaklamayı hızlandırırken dudaklarını kulaklarıma çıkardı. Hem içime parmaklarını sokuyor hem de parmaklarını içeride sağa sola ittiriyordu. Zevkten gözlerim kayarken soludu.
"Ne yapayım?"
Yalvarırcasına inledim. "İçime gir!"
Daha da hızlandı. "Anlamadım."
Yalvarmamı istiyordu. Bu kadar tahrik olmuşken elbette yalvarırdım. "Becer beni."
"Daha açık konuş." Dedi tehlikeli bir tonda.
Geriye doğru gerilirken inledim. İstediğini söylemediğim için daha sert parmaklıyordu şimdi beni. Nefes nefese boynuna tutunup dişlerimi omzuna geçiriyorken üçüncü parmağını zorladığını fark ederek kendimi kastım. Geniş bir erkekliği zor da olsa içime alabilirdim ama üç parmak... Benim için zordu.
"Sik," dedim soluk soluğa parmağından kaçarak "Sik beni." Parmaklarını son bir kez tüm gücüyle içime iterken
"Fahişe." Diye soludu. Beni kucağına alarak kollarını bacaklarımın altından geçirip kasıklarımı karnına yasladı. Erkekliğinin başı kadınlığımın dudaklarını yalıyordu. Kollarını indirerek başını dudaklarımın arasına soktu. Erkekliğinin ıslak kadınlığımın ağzında kayışını hissediyordum ve birden kendini içime ittirdi. Yine bir ön sinyal yoktu. Zevkten başımı geriye atıp dudaklarımı ısırdım. Uzun zamandır sevişmemiştim ve erkekliği içimin darlığını yırtıyordu.
"Evet, bebeğim, kas kendini." Dedi zevkle. Bunu bilinçli yapmamıştım ama emreden tonuyla içimi kasmamı söyleyince daha da kasarak ikimize birden zevk vermeye başladım. "Fahişe," dedi tekrar. Dirty talktan hoşlanırdım ama başlatan taraf olmazdım ama adam bana fahişe dedikçe gaza geldim. Kalçalarımla daireler çizerek kucağında yükselip alçalmaya başladığımda adam memnun bir ifadeyle "Çok fenasın." diye homurdandı
Konuşması beni delirtiyordu. Zıvanadan çıkmış gibi inip kalkıyordum zevkle. Boynuna tutunup kalçalarımı sallarken gözleri kaydı zevkten. Bu kez ben inletiyordum onu. Bu hoşuma gitti ama kontrol hala ondaydı. Kanepenin ucuna oturup kollarımı belime bastırarak genişçe açtığı bacaklarıyla kadınlığımı ortaya serdi. Onun üzerinde, bacaklarım ikiye ayrılmış vaziyette, göğsüne yaslanmış haldeydim. Oldukça seri hareketlerle içime girip çıkmaya başladı. Alnından ter süzülüyordu ama hızını asla kesmiyordu. Titremeye ve kasılmaya başlamıştım. Zevkten yerimde duramıyormuş gibi başımı sağa sola sallıyordum ve birden patladım. Bunu fark ederek olabilirmiş gibi daha da hızlandı. Belimdeki kollarıma sertçe bastırarak "Geliyorum." dedi güç bela.
"İçime gelme." Dedim ama çok geçti.
Son kez abandığında içime fışkırdığını hissettim. Soluk soluğa kalktım üstünden. Hemen tuvalete giderek temizlenmeye çalıştım. Aptal herif. Tek gecelik ilişkilerde içeri gelmemesini herkes bilirdi. Ya döngümün en verimli günündeysem ve hamile kalırsam?
Gerçi bunun ihtimal dâhilinde olmadığını biliyordum ama yine de...
Aptal herif!
Geri döndüğümde kanepede boxerıyla oturmuş sigara içiyordu. Pencereden giren güneş ışığına gözlerim kamaşarak bakarken ben de yerden tangamı alıp bacaklarımdan geçirdim. Hareketlerimi takip ediyor ama asla bir mimik yapmıyordu. Sanırım en çok mimik ve jest yaptığı, en azından konuştuğu zaman seks yaptığı zamandı. Yırtık çorabımı da bacağıma geçirdikten sonra yanına çökerek bir sigara da ben yaktım.
"Chase." Dedi.

Demek adı Chase'di. Gemballa adam demekten daha kolaydı en azından. Ama adını söylemesinden hoşlanmadım. Bu tek seferlik bir şeyse ki öyle olmasını istiyordum, tanışmamıza gerek yoktu. Erkekler eğer devamı olsun istiyorsa tanışırlardı. Kötü sevişmiyordu ama gecenin dördünde beni yolun ortasında bırakıp gitmişti. Yani bey efendi baştan kaybetmişti!
O yüzden aklıma gelen ilk ismi söyleyiverdim. "Zoe."
Bir an bana döndü baktı ve önüne dönerken parmağıyla boynumu işaret etti. "Morarmış."
Elim otomatik olarak boynuma gitti. Hard takılmıştık, savaş yaralarım olduğunu tahmin ediyordum doğrusu. Mesela kollarımda da muhakkak parmaklarının izi vardı.
Elimi geri indirip Chase'e döndüm. "Birkaç saat kestirebilir miyim?"
Derin bir nefes alıp tekli koltuğunda duran yastığı ve battaniyeyi göstererek "Keyfine bak." Dedi. Koltuk pek rahat değildi ama en azından Chase'le yaptığımız boğa güreşinden sonra üzerinde toz kalmamıştı. Birkaç dönme, oflama, puflamadan sonra nihayet uyudum ve uyandığımda saat öğleden sonra ikiye geliyordu. Gözlerimi ovuşturup koltukta toparlandım. Telefonumda Natt'ten gelen mesajlar ve aramalar vardı. Birisinde eve hatun atacağından bahsediyor ve eve gelmememi istediği bir mesaj yazıyordu. Dün geceki hatunu eve atmış olmalıydı. Diğeri ise daha yeni atılmıştı ve peşi sıra birkaç arama vardı.
'Sana uygun bir işim var. Çabuk dön bana.
Natt'
Aslında bundan emin değildim. Natt tekin işler yapmazdı; bana son işi düştüğünde üçüncü sınıf bir kumarhanede ki batakhane çok daha doğru bir terim olurdu, kurpiyer olmuştum. Daha sonra bir polis baskınındaysa beyaz kadın ticareti yapan bir batakhane olduğu tescillenmişti zaten ama öte yandan paraya ihtiyacım vardı. Genelde sabah on ile öğleden sonra on beş arası bir kafede ressamlık yapıyordum ancak o da bir turist resmini çizdirmek isterse para ediyordu. Günlük işler iyiydi ama elime düzenli para geçmesini tercih ederdim. Natt'i arayıp koltukta oturdum.
"Hey fıstık." Diyerek açtı telefonu. "Nerelerdesin?"
"Bir yerlerde işte." Diye geçiştirdim. Sormazdı da zaten.
"Peki, lafı uzatmayacağım." Dedi yekten. Natt'in en sevdiğim özelliği buydu. Lafı uzatmazdı. "Birkaç saatliğine rol kesebilir misin?"
Oyunculuğum fena değildi. Son beş yıldır pasaportsuz bir Türk olarak doğuştan bir Fransız'mışım gibi burada takılıyordum, değil mi? Birkaç kez polis çevirmesine takılmıştım ve akıcı Fransızcam sayesinde hiçbir şey çakılmamıştı ve elbette akıcı Fransız hareketlerim sayesinde de.
Teşekkürler sevgili dadım, Madam Lane.
"Tabii." Dedim Natt'i daha fazla bekletmeyerek. "Yaparım. Peki, ne yapacağım?"
"Şu büyükler için şakalar hazırlayan şirketi hatırlıyor musun?"
Hatırlıyordum. Sevimli bir mizah anlayışları olduğunu söyleyemezdim. Natt son işinden döndüğünde iki dişi kırıktı ve sol kolu çatlamıştı. Bir cinayet gördüğünü iddia ederek mekândan kaldırdıkları adamı tartaklayıp korkutacaklardı güya. Sonra da bu olayların kamera kaydıyla, arkadaşınız size bu şakayı satın aldı, yapacaklardı adama.
Şaka yaptıkları adam Ninja çıkmıştı.
"Bu gece için bir kadına ihtiyaçları var."
Sağ olsunlar ama ben almayayım. Kıçımı elime verecekleri bir organizasyona dâhil olmak istemiyordum. "Seçici biri olmadığımı biliyorum Chase ama ben bir fahişe değilim."
Ahizenin ucundan yükselen soluklanma yanlış anladığımın işaretiydi. "Hayır fıstık. Öyle bir iş değil." Açıklamaya başladı Natt kendini. "Tek yapman gereken iş ortaklarıyla yemek yiyen bir adamın masasına çöküp onu rezil etmek."
Bu insanların hiç mi mizah anlayışı yoktu? Komik değildi ki bu. Sadece rezillikti!
İç çekerek "Bak Natt," diye girdim olaya. "Bu biraz riskli değil mi?"
"Tek bir gece ve 500 Euro tak cebinde."
Tek bir gece için iyi paraydı doğrusu. "Detayları şirket verecek zaten," dedi Natt ısrarla. "Talimatları uygula o kadar."
Cüzdanımda kuzu kuzu yatan 20 Euro'ya baktım. Tek başına üşüyor olmalıydı.
"Ve artık benden para istemenden de bıktım." Dedi Natt biraz sonra kızgın bir tonda. Haklıydı, ne diyebilirdim?
"Peki," Dedim gönülsüzce. "Bana patronun adresini ver de ne yapacağımı, adamı nerede bulacağımı öğreneyim."
***
Bölüm Sonu Notu: Valla Amelia'cığım Allah'tan sevişesin yoktu. Ah bir de sevişesin olsaydı nasıl takılırdınız Allah bilir 😂 Neyse bakalım, sizce Matt nasıl bir iş buldu ve bu iş hikayeye nasıl hizmet edecek, fikri olanları yoruma bekliyorum 🌸 diğer bölümde görüşmek üzere :))
-
Bana ulaşabileceğiniz sosyal medya hesaplarım
Facebook: https://w**************m/angelina.ivashkov/
Instagram: https://www.instagram.com/purebloodgl/
Tiktok: https://www.tiktok.com/@purebloodgl
Paris'te Gece Yarısı'nın tanıtım videoları için beni i********: ve t****k hesaplarımdan takip edebilirsiniz :)