1.Bölüm
Ne kadar olmuştu canını kaybedeli.?
1 ay mı.? 7 ay mı.? 1 yıl mı.? Yada 2.
Hayır bugün tam anlamıyla 4 sene oluyordu.
4 senedir her Allahın günü canından can gidiyor, yüreği parçalara bölünüyordu. Onu düşünmediği bir an bile yoktu. O günden sonra kendisini kaybetmişti adeta. Mesleğini bırakmış, herkesle iletişimini kesmiş, kapalı kutu haline gelmişti. Ne düzgün yiyor, nede düzenli uyuyordu. Tek yaptığı her sabah canı çıkarcasına yaptığı spordu. Ve yanına gitmeden önce duşunu alıyor, traş oluyor sevdiğinin karşısına öyle çıkıyordu.
O gittikten sonra hayatına tek bir kadını almıştı. Kendi kadınından sonra bir tek onu kabul etmişti. Başkasını yanına yaklaştırmıyor, kendisiyle konuşulmasını istemiyordu. Aslan Atay çok fazla değişmişti. Eskisi gibi değildi artık. Canını ve canından parçasını kaybettikten sonra kendisine iyi davranmamıştı.
"İyi misin.?"
Duyduğu sesle elinde ki çerçeveyi kenarı bırakıp kafasını salladı. İyi değildi bunu o da, kendisi de biliyordu.
"Göreve gitmem gerekiyor bu gece yokum, döndüğüm de Albay seninle de konuşmak istiyor.?" Aslan tekrardan kafasını sallayıp önüne döndü. Efruz'dan sonra biraz da olsa toplanmasına yardımcı olan kadın da gidiyordu. Bütün hayatını alt üst eden mesleğini yapmaya gidiyordu.
Aslan'da özlemişti.
Şerefsizleri acımadan öldürmeyi, bütün planlarına çomak sokmayı, hepsinin hakkından kolayca gelmeyi özlemişti.
Ama dönemiyordu. Karısını hatırlatacak olan, her yerde onun anılarının kol gezdiği mesleğine dönemiyordu.
Ömür evden çıktıktan sonra masanın üzerinde duran viski şişesini kafaya dikip çöker gibi yere oturdu. Her geçen gün iyi olmak yerine daha kötü oluyordu Aslan Atay. Karısının özleminden delirdiğini hissediyordu. Bir insan en fazla ne kadar sevilebilirdi ki.?
Efruz Atay kadar sevilirdi. Aslan onu ölürcesine seviyordu. Onun olduğu resimlere baktığında canı çıkarcasına seviyordu. Her baktığında aynısı olsa bile o bakmaktan asla vazgeçmiyordu. Her bakışında da aşık oluyordu. Tekrar...tekrar ve tekrar.
Bir insan hiç unutulmaz mıydı.? Unutulmazdı. Aslan gibi seviyorsa eğer unutulmazdı. Her gün daha fazla hatırlanırdı hatta. Her saniye biraz daha fazla. Her dakika bir öncekinde sevmemiş gibi sevilirdi. Hep daha fazlasıydı onun için. Efruz Atay, Aslan için her zaman daha fazlaydı.
Yerden destek alarak ayağa kalktı. Bir kaç adım sendelese bile kendisine gelmiş ve sert adımlarıyla yatak odasına girmişti. Girmesiyle de zil çalmıştı.
Sakince gözlerini kapatıp derin nefes aldı. Her gün aynı saatte çalan kapının ardında kimin olduğunu çok iyi biliyordu. Biliyordu ve durum yüreğini daha fazla parçalıyordu. Biliyordu ve kapının önünde ki kadını her gördüğün de bir kez daha ölüyordu.
Yüzünü sertçe sıvazlayıp odadan çıkıp kapıyı açtı. İzmir Şahsuvar zayıflamış bedeni, eskisi gibi parlamayan gözleriyle tam karşısındaydı. Yine ellerinde 3 kutu yemekle gelmişti.
"Anne lütfen." Cılız çıkmıştı sesi Aslan'ın. Gelmemesi için kızmak istese bile yapamıyordu. Yıllardır annem dediği kadına, omzunda ağladığı kadına kızamıyordu. Hem ona kızarsa karısı da kendisine kızardı biliyordu Aslan.
"İçeri girebilir miyim.?" İzmir'in sorusuyla kenarıya çekildi. Kapılarının ona her zaman açık olduğunu biliyordu fakat buraya gelip kendisini üzmesini istemiyordu Aslan. Her yer de Efruz'un resimleri asılıyken bunu istemiyordu. Duvar da, masa da, sehpa da, kitapların üstünde... her yerde o vardı. Bütün fotoğraflarını çıkarttırmış ve evin her yerini karısıyla bezemişti. Nereye baksa onu görmek hoşuna gidiyordu. Yanındaymış gibi hissetmek hoşuna gidiyordu.
İzmir yemekleri mutfağa bırakıp salona geçti. Her yer aynı bıraktığı gibiydi. Kızının resimleri her yerdeydi. Burukça baktı hepsine. Her fotoğrafta ayrı güzel gülmüştü Efruz. Gözlerinin içine kadar ulaşmıştı mutluluğu. Bu adamın kızını mutlu ettiğini hep biliyordu.
"Ömür yok mu.?"
"Göreve gitti. Babam nasıl.?"
İzmir kafasını önüne eğip başını olumsuz anlamda salladı. Efruz'un ölümünde en çok hasarı almış kişiydi Ali Gurur. Fiziken değildi belki ama ruhen öyleydi. Ölümünü kabullendiği gün başlamıştı her şey. Sinir krizleri geçiriyor, o anlarda kimseyi hatırlamıyordu. Saçının tek bir teli için bile dünyayı yakacak karısını dahi hatırlamıyordu. İlaçlarla ayakta kalıyordu çoğu zaman. Ali Gurur Şahsuvar çökmüştü adeta. Ülkesi için verdiği bir canla çökmüştü. Gururluydu da aynı zamanda. Efruz'un hep istediği olmuş, vatanını korurken yummuştu gözlerini. Uğurlanırken al bayraklı tabutun üstünde, sevdiklerinin omzunda uğurlanmıştı. Böylesini isterdi Efruz Şahsuvar Atay. Böylesine güzel uğurlanmak isterdi.
*********
Çalan telefonuna aldırmadan kum torbasına vurmaya devam etti. Kimseyle konuşacak vakti yoktu. Sabah sporunu tamamlamadan bir Allahın kuluyla konuşmayı sevmezdi fakat arayan kimse epey ısrarcıydı.
Sinirle telefonu eline alıp kimin aradığına bakmadan açtı Aslan.
"Sikecem sabah sabah aramanızı da ha.! Ne var.?!"
"Sakin ol şampiyon.! Görevden döndüm Albay seni bekliyor. İlk uçakla Hakkari'ye gidiyorsun.?"
"Albay Ankara'da değil mi.? Hakkari nerden çıktı."
"Görev dönüşü direk oraya uçtu, senin de gitmeni emretti. Emir demiri keser Aslan Atay."
"Ben artık bordo değilim Ömür. Emir de, demir de bir şeyi kesmez bende."
"İlk uçak Aslan Atay. İlk."
Ömür başına gelecekleri bile bile telefonu kapatıp dolabın içine bıraktı. Temiz kamuflajlarını giydikten sonra sırt çantasına eskileri tıkıştırıp yatağın üstüne oturdu. 3 yıldır yanında olduğu bu adama yardım etmek için elinden geleni yapıyordu Ömür. Kendi acılarını unutup onun yaralarını sarmaya çalışmış, başarısız olunca da bırakmıştı merhem olmayı. Artık sadece acısına ortak oluyor iyileştirmek için çabalamıyordu. Biliyordu Ömür, başaramazdı. Bu kadar derin yaraları olan adamı iyileştiremezdi ama yanında olabilirdi. Öyle de yapmıştı 3 yıl boyunca. Her anında yanında olmuş, düştüğün de uzattığı el olmuştu. Hayatına sadece kendisini kabul ettiğini bildiği için onun verdiği şansı iyi değerlendirmişti. Bundan sonra ise kendisine şans vermesi için elinden geleni yapacaktı. Her zaman ki gibi.
*****
Hakkari'ye adım attığı an bütün anılar doluşmuştu ruhuna. Soğuk bütün vücudunu ele geçirirken yine yaşamıştı her şeyi. Karısının her anını hatırlamıştı yine. Sahi ne zaman unutmuştu ki.? Hiç bir zaman. Onunla ilgili en ufak hatırasını bile unutmamıştı. Unutmayacaktı.
Taksiye binip komutanlığı söyledikten sonra arkasına yaslanıp geçtiği yolları izlemeye başladı. Her bir adımda anısı vardı. Her bir adımda sevdiği kadın vardı.
Taksicinin sesiyle kendisine gelip ona döndü Aslan. Ücreti ödedikten sonra inip bilindik kapının önünde durdu. Kapıda ki er tanımadığı adama sorgu dolu gözlerle bakıyordu.
"Neye baktınız.!" Er'in kendinden emin çıkan sesiyle hafifçe güldü Aslan.
"Muzaffer Albay'a Binbaşı geldi diyin." Er hemen selam verip onayladıktan sonra içeride ki arkadaşına haber verip kapıyı açtı. Aslan yavaş adımlarla 4 senedir önünden bile geçmediği bahçedeydi. Aşkı, mesleği, arkadaşları, gecesi, gündüzü...her şeyinin olduğu yerdeydi şimdi.
Uzaktan koşarak gelenlere baktı.
Komutanı Muzaffer Albay, Mustafa Yarbay, Kartal, Berat, Onur,Emre, Asya, Hilan, Ömer ve Ela hepsi yüzlerinde ki şaşkınlıkla kendisine doğru koşuyorlardı. Nihayet yanına geldiklerinde Aslan'ın ne olduğunu anlamasına izin vermeden çember içine alıp sarıldılar. Albay ve Yarbay bile nerede olduklarını unutup sıkıca sarılmışlardı. Aslan elinde ki çantayı yere bırakıp kollarının yettiğince sarmaladı hepsi.
Özlemişti. Komutanlarını, dostlarını hepsini özlemişti. Bunu anlaması için bu halde olması gerekmişti.
"Şükürler olsun."
Asya'nın boğuk çıkan sesiyle hepsi kendisine gelmiş Aslan'dan ayrılmışlardı.
"Toplantı odasına geçelim, bütün herkesin dikkatini çektik." Albay'ın söyledikleriyle hepsi göz ucuyla bahçeye baktı. Askerlerin hepsi durmuş komutanlarını izliyordu.
Daha fazla bahçede durmadan toplantı odasına girip eski yerlerine oturdular. Aslan karşısında ki koltuğa baktı. Tanımadığı bir kadın vardı şimdi. Yüzüne bakmadan Albay'a döndü. Biraz daha sevdiğini düşünürse yine içine kapanacaktı fakat bu sefer olmazdı. Yeri ve zamanı değildi.
"Neden çağırdınız komutanım.?"
Albay derin nefes alıp özlediği askerinin gözlerinin içine baktı. Uzun zaman olmuştu onu görmeyeli.
"Dönmeni istiyorlar Aslan.! Komutanlığa geri bekleniyorsun."
*********
Veee yine, yeniden, beraberiizzz. Efruz'u epeeyy özlemişim fakat yazarken zorlandım. Uzun zaman oldu ayrı kaldık o yüzden karakterleri, konusu konusunda biraz zorlanacak gibiyim. Ama Efruz benim göz bebeğim o yüzden hemen toparlarım gibide bilemedim şimdi.?
Lütfennnnn Efruz yaşasın, gelsin, dirilsin gibi şeyler söylemeyin yahuu. Bende özledim fakat bu kitap hakkında en ufak bile spoi vermeyeceğim. Ne olacaksa bölümlerde göreceksiniz ondan dolayı yorumlarınıza cevap vermezsem neden olduğunu anlarsınız ?
Umarım tekrardan destek olup yanımda olursunuz. Yorumlarda buluşalımmm ????