8

1658 Words
o siparişi vermesi için adamı yönlendiriken ben olduğumuz durumu düşünmeye başladım. nasıl oluyor da hiç bir şey olmamış gibi davranabiliyoruz? benim tanıdığım erva olsa bu duruma saatlerce küçük bir kız çocuğu gibi ağlardı. ama ben ağlamak yerine sadece masaya odaklanıyordum. uğur da bu dalgınlığı mı fark etmiş olacak ki omzuma dokundu. "iyi misin erva?" "iyiyim uğur..." aslında değildim. töre uğruna ilk başta tanımadığım bir adamla sözlendim, daha sonra yine töre için hiç tanımadığım bana santaj yapan adamla nikâhım kıyıldı. ne kadar saçma ki biri bir mafya varisi diğeri ise aşiret çocuğu. ikiside benim için tehdit oluştururken kendimi uğura gözüm kapalı teslim edebiliyordum. "iyi değilsin, beni kandırma hissediyorum bakışlarından bir şeyler olduğunu" "hadi ya zihin okuyucu falan mısın?" "bilmem oladabilirim aslında ya... iyi para kazanırdım o iştende." aslında uğur sert yapısının altında mizahi bir yapıya sahipti. aşırı sempatik ve yerine göre espirili ama, sanki bir şeyler yine de eksik kalıyordu. sanki sorun uğurda değilde bendeymiş gibi. "her neyse sen takma böyle şeyleri kafana." "evet haklısın uğur... nasıl takmıyayım Allah aşkına? bir egzotik manyak benim peşimdeyken nasıl olurda bu kadar rahat davranayım. o kadar yoruldum ki her şeyden her sabah ağardığında başka bir şokla karşı karşıya kalıyorum." "biliyorum erva... yaşadığın sıkıntıyı anlamadığımı mı sanıyorsun?" "ben senin beni anladığını sanmıyorum uğur. çünkü sen dünyaya bir kadın olarak gelmedin, hayat senin onurunu gururunu ayaklar altına almadı. töreler, gelenekler seni hiç bir zaman etkilemedi. ama ben... ben töre yüzünden babamı kaybettim. babamın bana olan inancını yitirdim. bunu sana nasıl anlatayım? ben bu dünyaya kadın olarak geldiysem bile güçlü olan bir kadın olmayı dilerdim. ayak altında ezilip de sürekli bir erkek tarafından korunmak istemiyorum." "ben seni korumuyorum erva. beni yanlış anlayıp durman çok sinir bozucu. anlamıyorsun belki bu gün beni, ama sen çok güçlü bir kadınsın. inan bana baban seni kaybetti sen babanı kaybetmedin. baban kendi kafasını töre denen düzmecelerle bozmuş. ve seni de peşi sıra sürükleyip duruyor. sen bu yüzden canını sıktıkça daha kötü olacaksın. bazen boşvermek dünyanın en doğru şeyi gibi gelir. bırak biraz da başkaları üzülsün. sen hep başkaları için yıpranıp durma." tam söze girecekken yanımıza panikle uğurun en yakın arkadaşı caner geldi. "tüm sistemi hacklemişler!" "ne demek hacklemişler?" "bildiğin sistemin içine sızmışlar." "siz uyuyormuydunuz bunlar böyle orospu çocukluğu yaparken?" "abi nereden bilelim ki elleri bu kadar uzun?" "bileceksiniz caner! bileceksiniz! o sistem babam için ne kadar önemli bilmiyor musunuz?" caner başını büktü cevap vermedi. sistemde ne bu kadar önemli olabilirdi ki? uğur bana başını çevirdi. "yemekten sonra seni annemin yanına bırakıyorum. sonra kendi işlerimi hallederim bir süre annemin yanında kal..." nasıl yani? ne yapacaktı ki bu kadar uzun süre "kerem denen o pis adamla mı uğraşacaksın?" "bir de soruyor musun erva? o piç çok fazla oldu artık." "bende seninleyim o zaman." "hayır bizim gittiğimiz yerler öyle normal yerler değil." "umurumda bile değil çünkü, o adamın bana yaşattıklarını biliyorsun en çok ben o adam dan intikam almak istiyorum! ne olursa olsun bende seninle geliyorum." "erva sen annem ile birlikte kalacaksın!" "kalmak istemiyorum... lütfen izin ver seninle geleyim bana yaşatılan her şeyin bedelini ondan çıkarayım ne kadar bana acı çektirdiyse birbir hesabını sorayım... bunu bana çok görme uğur. lütfen... lütfen..." uğur sabır çekercesine arkasına dönüp nefes alıp bıraktı. "bak sana bir kez güzelce diyorum ki gelmiyorsun! sana kesin konuşuyorum değil mi erva?" "bende gelmek istediğimi söyl..." "gelmeyeceksin! annemle birlikte kalacaksın! başımızda onca risk varken bir de seni ateşe atamam." sustum. ama bunu çok iyi biliyorum ki ne olursa olsun onunla birlikte gidecektim. ne olursa olsun umurumda bile değildi. "caner siz ervayı annemin yanına bırakın." gözlerimi kaçırdım caner bana bakıp bazı şeyleri sezmişti. "düş önüme yenge." "sizde nezaketsizlik herhalde organize olarak işliyor." "yenge canım dan olmak istesem daha kolay ve basit yollar seçerim ve inan bu gün ölmem için pekde doğru bir gün değil. işimizi zor etme." dediğini yapıp arabaya doğru ilerledim. onlar istediğini düşünebilir. ama bende ervaysam dediğimi yaparım. caner arabayı sürerken ben caneri nasıl atlatacağımı düşünüyordum. pek mümkün gözükmüyor ama başka çarem de varmış gibi durmuyor. "bak erva aklından neler geçirdiğini biliyorum, şu an nasıl uğurun peşinden gideceğini düşünüyorsun ama ben buna izin veremem. zaten başımızda onca iş varken bir de bu durumla uğraşamayız." tek kaşımı kaldırıp canere döndüm. "pardon da neyle uğraşamazmışsınız?" "yenge bak bu kerem denen orospu çocuğu bizim elimizde bulunan tüm sisteme sızmış..." sözünü kestim, "ne sistemi?" bir şey diyecek gibi oldu ama sustu. "eğer ben uğurdan bir parçaysam bana karşı susman pekte doğru değil." "yenge çok karışma bu tür işlere, bak uğur istemeyerek de olsa bu bataklığın içine girdi." "umurumda bile değ..." sözümü tamamlayamadan bir anda önümüze beş tane araba kırdı. caner elini telefonuna götürürken aynı zaman da diğer elide belinde ki silaha gitti. "yenge şurda bir silah var al eline onu." dediğini yapıp hızlıca aldım. önümüzde ki siyah jeepden kerem indi. elinde silah vardı o silahı bana doğru doğrultmuştu. "yenge sakin ol ve arabadan inme bu araba da kurşun geçirme yok sadece sen sakin ol." "sakinim zaten caner... germe beni." "orospu çocuğu bilerek böyle yapmış ki bizi oradan çıkarıp yolda tutacaktı." "geri geri gidemez miyiz?" "hayır yenge arkayı da muhtemelen tutmuşlardır." "ne yapacağız?" "arabadan inmeyeceğiz, acil durum çağrısını bizimkilere yolladım bir kaç dakikaya tüm çete üyeleri burada olur. biz yeter ki onlar gelene kadar kendimize hakim olalım." kerem silahın tetiğini çekti ve bağırmaya başladı. "sen töreden kaçamazsın erva! sen bir kere töre ile anlıma yazıldın istediğin kadar şansını zorla yaptığın şeyler sadece senin ve çevrendekilerin nefes alma seviyesini düşürür." gözlerimde korku dolaşıyordu çünkü bu adamın neler yapabileceğini çok iyi biliyordum. "eğer inmezsen babanın cesedini önüne sererim." o an da tüm dünyam durmuş gibi hissettim. her ne kadar babam beni töreye kurban etmiş olsa da hayatımda bana kalan ve tek kan bağımın olduğu adam oydu. onu kaybetme korkusu ile arabanın kapısını açmaya çalıştım öyle bir korkuydu ki bu korku resmen kapının kilitli olduğunu bile unutmuştum. "aç kapıyı caner!" "yenge dur! seni manüple etmeye çalışıyor!" "aç dedim sana caner!" caner açmakta ısrar edince kendi imkanımla kapıyı açtım. aynı anda caner de benimle birlikte indi. kerem silahı benden canere çevirdi. o an tüm gücümle bağırdım. "eğer burada benim yada bu adamın burnu kanarsa! seninle gelmeyi geç burada vücudumda olacak mermi sayısını bile umursamadan senin canını alırım! anladın mı beni!?" "burada benimle gelmeye mecbursun erva! sana bir seçenek sunmuyorum!" "ama ben sana sunuyorum kerem eğer seninle olay çıkarmadan gelmemi istiyorsan, adam gibi duracaksın." kerem silahını indirdi, bende onun indirmesi ile silahımı bir köşeye attım caner ise çaresizce olanları izliyordu. kerem beni tuttuğu gibi kendine çekerken caner silahını kereme çevirdi. "o kız bana emanet bırak yoksa sıkarım!" o sırada caneri başka bir adam arkadan tutarak bir hamle yapmasını engelledi. neyin için de sürüklendiğimi hiç bilmiyordum. kerem öfke ile canere döndü "arabanın tekerleklerine sıkın bizi takip edemesin." kerem kolumdan tuttuğu gibi beni arabanın içine sürükledi. bir çöpmüşüm gibi beni arabanın içine savurdu. keremde yanıma otururken arabanın hareketlendiğini fark ettim. kerem gözlerini dikmiş bana bakıyordu. ben ise donuk bir şekilde beni dışarıdan fark edemeyen insanları izliyordum. "sence sana neden bu kadar kötü davranıyorum erva?" "çünkü, sen takıntılı bir psikopatsın." "yanlış cevap." "doğrusu neymiş?" dedim dolu gözlerimle. "senin beni sevmeni istedim erva... hayatımda ilk defa bir kadının beni gerçekten sevmesini istedim." "bu şekilde mi? babamın gözünde değerimi düşürerek mi? haberim olmadan fotoğraflarımı çekip beni kendine muhtaç ederek mi?" yüzüne biraz daha yaklaştım. "en önemlisi sevdiğini iddia ettiğin kadına tecavüz ederek mi?" kerem yüzünü çevirdi, "ne yapsaydım ya? ilk fırsatta benden kaçan bir kadına kendimi nasıl kanıtlasaydım." "sen beni sevmiyorsun kerem, sen sadece beni takıntı yapıyorsun." "takıntı falan yapmıyorum." artık ellerim titriyordu. "ne demek takıntı yapmıyorum ya! ne demek bu! sen kendi karına tecavüz etmeye adamlık mı diyorsun! uğur dediğin küfürler ettiğin adam bile istemediğim hiç bir şeyi bana yapmadı." "onu mu savunuyorsun bana?" "sadece onu değil ailesini de savunuyorum, senin evinde annen dışında baban ve kardeşin bana orospu dedi. oysa ki o fotoğrafları paylaşıp yayanda sendin. senin yaptığın pezevenkliği ben ödedim anladın mı?" "bunu zaten yaşayacaktın erva." "yaşamak zorunda değildim! töreymiş, töre dediğin şey sadece kadınlara özel olan bir şey mi kadının kadınlık gururunu ezmek mi!" "sus artık erva!" "ben seni hiç bir zaman sevmeyeceğim kerem! sevmek ile mecbur olmak arasında çok büyük farklar vardır. ve emin ol ben seni sevdiğim için değil, mecbur kaldığım için yanındayım." "sen neden böyle bir kadınsın biliyor musun? sen neden sürekli bir şeylere mecbursun biliyor musun?" "nedenmiş?" dedim önüme donukça bakarken. "çünkü sen hayatın boyunca annen olmadan yaşadın? sürekli düştün ve koşabilecek bir annen olmadı. bir çocuk yere düştüğünde ilk 'anne' diyerek ağlar. ama senin koşabileceğin bir annen olmadı. sen hep düştüğün gibi kalkmak zorunda kaldın. bu yüzden hep bir şeylere mecbur olarak yaşayacaksın. herkes koşarak annesine derdini anlatırken sen boş duvarlara ağladın bu yüzden sen karşında ki insanın kalbi taştan bile olsa dibine kadar ona muhtaç bir şekilde yaşayacaksın." bu kelimeler kalbimi darlamaya yetmişti. çocukken tazeliğini korurken bu acı gerçekle bir kez daha yüz yüze gelmiştim. belki de haklıydı derdimi anlatabileceğim bir annem olmadığı için insanlara karşı bir mecburiyetim oluyordu. geldiğimiz yer keremin evi değildi. yine saçma sapan bir yere getirmişti. burada kimsenin olmadığı belliydi. "in!" dedi sinirle az önce aldığım darbeler beni yeterince güçsüzleştirmişti zaten. artık kaderime razı bir şekilde yaşamayı öğrenmeliydim. eve geçerken kerem beni kendine çevirdi. "benden başka hiç bir adam seni kusurlarınla kabul edemez. eğer uğura geri dönersen sana yemin olsun önce senin aileni sonra onun ailesini yok ederim. bu küçücük evde benimle yaşamaya mecbursun." "haklısın mecburum. burada zaten sana aşık olduğumdan durmuyorum bu acı sana yeter de artar bence." gözlerim dolu bir şekilde rastgele bir odaya girip kapıyı kilitledim. olduğum yere çöküp gözyaşlarımın akmasına izin verdim. gerçekten bazen ne olursa olsun hayatın mecbur ettiklerine boyun eğmek benim kaderime olan borcum muş gibi hissediyordum. artık bu borcu bu bedeli tek başına ödemek zorundayım ne olursa olsun ne yaşarsam yaşayayım artık bazı şeylere mecburum ve ne olursa olsun bu bedeli tek başına ödeyeceğim bu duruma asla uğuru dahil etmeyeceğim. bir çocuk gibi dizlerimi karnımda birleştirip bir çocuk gibi sessice ağlamaya başladım. öyle sessiz ağlamaya çalışıyordum ki, nefes alırken bile zorlanıyordum. belkide kerem sonuna kadar haklıydı bir annem olsaydı bu kadar kötü bir durumda olmazdım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD