gözlerimi araladım ve uğura baktım, daha düne kadar nefret ettiğim adamın bu gün göğüslerinde huzur buluyordum. ne kadarda garip bir hayat öyle değil mi?
"uğur sana bir şey soracağım?"
"sor erva."
"o gün seninle karşılaştığımızda, beni bela olarak görmüştün. neden şimdi bana yardım ediyorsun?"
"o şerefsiz aramızda bir samimiyet görseydi sana zarar verirdi. bu yüzden seni tersledim."
"peki ya nasıl bu kadar elin kolun uzun olabiliyor?"
"oda bende kalsın ervacığım şimdi sen uyu."
yeniden gözlerimi uykuya teslim edecekken, odanın kapısı hiddetle açıldı. bu uğurun babası muratdı, anneside arkasındaydı.
"uğur bu kızın bura da ne işi var!?"
uğur ayaklanıp babasının karşısına dikildi. "erva benim sözlümdü baba bende sözlümü kaçırdım."
"bu kız başkası ile birlikte oldu hemde seninle sözlüyken!"
"olmadı baba, o senin hâlâ gelinin."
"böyle bir kız benim gelinim olamaz uğur!"
mehtap yanıma geldi, bana derince baktı. "seninle özel konuşabilir miyiz yavrum?"
uğur ve babası tartışırken ben ve mehtap dışarıya çıktık, "bana doğruyu söyle yavrum bende senin annen sayılırım."
"yemin ederim o çekilen fotoğraf nasıl çekildi bilmiyorum. en iyi bildiğim şey o gece çok derin bir şekilde uyuduğum onun dışında hiç bir şey hatırlayamıyorum."
çaresizce baktım mehtabın gözlerine "anlamazsanız da anlarım, babam bile inanmadı bana. ama size gerçekleri söylüyorum ben öyle bir kız değilim."
"ben sana inanıyorum yavrum, uğur senin yanında oldukça asla zarar görmezsin buna emin ol ama senden rica ediyorum biz seni temize çıkarana kadar sen insan içine çıkma. kötülüğün için demiyorum insanoğlu sonuçta çiğ süt emmiş sana bir şeyler yapmaya çalışırlar, çıkacaksan da benimle çık dışarıya."
mehtaba sıkıca sarıldım... babam bile bana inanmamıştı ama o bana gözü kapalı güveniyordu. içeriye geçtiğimizde murat bana pişmanlıkla baktı.
"kusura bakma erva, olayı tam bilemeden seni suçladım. ama sana söz kızım ben olduğum sürece değil bu şehirin aşireti, ülkenin aşireti bile sana zarar veremez. şimdilik benim biraz işim var. ben senin yanına yine uğrarım. mehtap da senin annen sayılır bir şekilde yardıma ihtiyacın olursa ona danışmaktan çekinme."
ben ne sevap işlemiştim de bu aileyi haketmiştim. ilk başta çok önyargılıydım ama, şimdi anlıyorum ki tüm önyargım boşaymış hepsi çok iyi insanlarmış. boşuna onların günahını almışım...
ikiside kulübe tarzı evden çıkarken, uğur bana döndü. "korkma erva, sana bunları kim yaptıysa bulup bedelini ödeteceğim."
"sen bedel ödetebilirsin uğur en çok zoruma giden babamın bana olan tepkisiydi..."
"baban yanlış anlama ama çok geri de kalmış bir insan gibi. evet gelenekler yaşatılmalı. ama artık töreydi, akraba evliliğiydi bunların hepsi mazide kalmış şeyler. bu işlere ne gerek vardı?"
umutsuzca gülümsedim "iyi ki varsın uğur."
uğur göz kırptı "salak şey yaa" dedi ağzını gererek. hemen de toton kalksın zaten iki iltifata gelmiyorsun.
"yemek yapsana." uğurun bu sözleri ile uğura döndüm. "ne yemeği?"
"hangi yemekleri biliyorsun?"
"makarna yapabilirim çok iyi yaparım." dedim heyecanla. uğurda yapmacık bir üzüntü ile "o kadar yorulmanı istemem ya kalsın, şimdi suyu koyarken narin ellerin yorulur falan canın yansın istemem."
"dalga mı geçiyorsun?"
"dalga geçmesem aklımdan şühe et erva" dedi gülerek. "iyi aç kal o zaman uğur aç kalki aklın başına gelsin."
"tamam be bir şey demedim, sen makarna yap bende menemen yapayım."
"tamam" deyip direkt mutfağa koştum. makarna için suyu koyduğum esnada uğurun, yumurta kırdığını gördüm panikle uğuru tuttum.
"uğurcuğum iyi misin canım benim?"
"iyiyim de niye bir anda sordun ki?"
"sence?"
"hassiktir..."
diye söylenip tavayı mutfak tezgahına fırlattı. uğura masumca dönüp "sen istersen mutfaktan çık."
"sen bana yeteneksizmisin demek istiyorsun erva?"
"demek istemiyorum zaten öylesin." hafif bir kahkaha tutmuştu beni. ben kahkaha atarken uğur beni izliyordu ama, sesimizi kurşunlar böldü. uğur anında beni kollarına alıp, masayı devirdi. ben ise korku ve panik ile, uğurun boynuna iyice yerleşmiştim. uğur sakin bir ses tonu ile "şşş geçti korkma..." diyordu. silah sesleri durduğunda ikimizde aynı anda ayaklandık.
"bu neydi?" dedim gözlerim dolu bir şekilde.
"erva sakin ol prensesim... lütfen..."
"o geldi, uğur kesin o geldi! ya beni yine kaçırırsa!?"
"uğur karanın sözlüsünü kaçırmak öyle kolay değil. götü varsa gelsin!"
"götüm varmış demek ki." içeriye kerem gelirken, uğur beni arkasına aldı.
"ne oldu karşındayım işte. ne yapabilirsin yarram?"
uğur bir anda kahkaha atmaya başladı otistik mi bu?
"benim mıntıkamdasın kerem yalçınkaya!"
"eeee?"
"yani ee si şu" dedi. ve iki adım önümüzdeki çekmeceden üç saniyede bir silah çıkardı. "benim mekânımdan sadece cesedin çıkar!" tam ateş edeceği sırada, içerisi bir anda sis bombası tarzında bir madde ile doldu. uğur bağırarak "erva ağzını ve burnunu kapat!" dedi. ağzımı ve burnumu mutfak bezi ile kapattım gözüm önümü görmezken, bir kol beni kendine çekti. sis dağıldığında kerem yanımızda değildi.
"özür dilerim..." dedim çaresizce. "neden özür diliyorsun?"
"böyle bir manyakla benim yüzümden muhattap oluyorsun."
"kızım sen olayı hâlâ ayıkmadın herhalde, benim babam mafya bende varisiyim."
"Eeee?"
"Eeeesi ben bunun belasını sikerim!"
"aynen gördüm az önce."
"uff makarnayı pişir bende o sırada babamı arıyayım"
fav otistiğim, az önce üçüncü dünya savaşı çıkıyordu hâlâ makarna istiyor. gelde sinir olma.
masayı hazırlamış beyefendiyi bekliyordum. yanıma oturdu, ve şaşkın bir şekilde bana baktı.
"olamaz!"
"ne oldu?" dedim bende panikle.
"bu gün maç var!"
"eee yani?"
"kızım sen hangi takımlısın?"
"galatasaray."
"tamam artık fenerbahçelisin."
"hayatta olmam."
"olacaksın?"
"hayır dedim uğur."
"kızım ne var bu galatasarayda kocanın dediğine uy sen."
"ne zaman kocam oldun beyefendiciğim?" beyefendiiğime özellikle vurgu yapmıştım.
"yani olacağız işte yavrum."
"ne zaman?"
"şu it kereme üç kere boş ol de olsun bitsin."
"alemsin uğur vallahi ya..."
"tabi alemim kızım, ama ortamda öyle söyleme şimdi birde karizmamız çizilmesin."
"karizma mı olmayan bir şey mi?"
"dalga mı geçiyorsun küçük hanım?"
"yok direkt yüzüne diyorum ne dalga geçeceğim."
"didişmeden duramıyorsun değil mi erva illa uğraşacaksın."
"evet seninle uğraşmasam duramam."
"uğraş yavrum ama sakın parçalama. dişi kaplanım benim..."
"manyak mıdır nedir?" bunu sesli söyledim.
"yani senin bu iç sesinle konuşmamız gerekiyor söz aldığımız günde, kendi kendini rezil ettin."
"napayım alışkanlık olmuş bende artık durduramıyorum kendimi."
"durdursan iyi edersin."
"off uğur vallahi insana kafayı yedirtirsin sen."
"biliyorum aşkım karım meleğim peteğim."
iki saniye bir bakışma geçti aramızda "ne oldu? karıma mı takıldın yine?" diye söylenince kahkaha attım "yok ilk defa hoşuma gitti." diye sözüne cevap verdim.
"bir şey ister misin sipariş vereyim?"
"makarnayı beğenmedin mi?"
"makarnanın neyini beğenmiyeyim kızım. zaten tuz ve su ile yapıyorsun."
"ee o zaman neden sipariş vermek istedin?"
"kızım film gecesi yapacağız seninle ondan diyorum ki bir şey istiyorsan aldırayım."
"haaa... mısır olsun."
"evde var kendin yap onu."
"hmmm... o zaman kola cips falan olsun."
"tamamdır yavrum... niyazi! lan niyazi!"
ben telefondan sipariş vereceğini sanıyordum ama, kendisi adamını çağırdı.